Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Düşüncenin gücü kanıtlandı

Düşünme ve dokunmanın gücü bilimsel olarak da kanıtladı. Araştırmanın özeti şu: İnsan, eliyle ağrılarını dindirir, düşüncesiyle hastalanır, yanmayan parmaklarının bile su toplamasını sağlayabilir. Peki, insan düşüncenin ’gücü’nü nasıl kullanır?

İngiltere’de yapılan bir araştırma, düşünme ve dokunmanın gücünü kanıtladı. Araştırmanın özeti şu: İnsan, eliyle ağrılarını dindirir, düşüncesiyle hastalanır, yanmayan parmaklarının bile su toplamasını sağlayabilir. Peki, insan düşüncenin ’gücü’nü nasıl kullanır?

Institute of Cognitive Neuroscience at University College in London’da yapılan bir araştırmanın sonuçları, aslında herkesin malumu olan bir gerçeğin bilimsel kanıtı niteliğinde: Düşünmenin ve dokunmanın gücü.

Nörolog Dr. Marjolein Kammers başkanlığındaki ekip, fiziksel beden ile zihinsel bedenin nasıl ortak çalıştığını bilimsel olarak ortaya koyan bir araştırmaya imza attı.

Aslında İngiliz bilim insanlarının yaptığı bu araştırma, insanın beden enerjisiyle ve dokunarak hem başkalarını hem de kendi bedenini şifalandırması esasına dayanan Uzak Doğu öğretisi reikiyle aynı noktada buluşuyor, yani araştırma, reiki felsefesini destekliyor.

Doktorlar da tıbbi tedaviyle birlikte önerilen ve kişinin pozitif enerjisini yükselten yöntemlerin hem hastaya hem de doktora önemli katkılar sağladığı görüşünde birleşiyor. ntvmsnbc, İngiltere’deki araştırmayı ve araştırma sonucuyla örtüşen reikiyi uzmanlarıyla konuştu, insanın düşünce gücünü nasıl kullandığını irdeledi.

BAŞKASININ ELİ DOKUNDUĞUNDA AĞRI ARTIYOR


Londra Üniversitesi Nöroloji Bölümü’nden bilim insanları, karmaşık bir fiziksel duygu olan ağrıyı azaltmak için ‘kendine dokunma’yı kullandı.

“Yaralandığınızda veya bir elinizi kestiğinizde ilk yapacağınız şey nedir?” sorusunu yönelten Dr. Marjolein Kammers, “Yaralandığınızda veya herhangi bir sebepten dolayı ağrınız olduğunda elinizi ağrıyan yerin üzerine koyun, ağrınız hafifleyecektir” diyor.

Dr. Kammers’a göre, insanların ağrıyan yerlerine ellerini götürmesi otomatik olarak düşünce gücünü harekete geçiriyor ve kişinin, o noktaya yoğunlaşmasını sağlıyor. Bu da beynin, bedensel duyumsal korteks denen somatosensory cortex bölgesini aktive ederek oluyor. Çalışmayı yapan uzmanlar, araştırmaya katılan hastalardan ellerini ağrıyan yerlerinden çekmeleri istendiğinde ve bir başkasının elinin o bölgede tutulması halinde ağrıda artış olduğunu belirtiyor.

AĞRI KONTROLÜNDE DÜŞÜNCE GÜCÜ MÜ AĞRI KESİCİ Mİ?


Dr. Kammers bunu, “Düşünce gücü ile fiziksel ve zihinsel bedenin ortak çalışması sonucu gelişen içgüdüsel bir tavır” olarak nitelendiriyor. Tıp dünyasında ağrı kontrolünün, ağrı kesicilerden ziyade düşünce gücüyle yapılması da aynı esasa dayandırılıyor. Ayrıca, kaza veya ameliyat sonrası kaybedilen uzuv ya da organın hala ağrıdığını hissetmenin de fiziksel aktivitelerin yanı sıra düşünce gücüyle oluşturulmuş ve ‘fantom ağrı’ olarak isimlendirilen merkezi ağrılar olduğu belirtiliyor.

YANMAYAN PARMAKLAR DA SU TOPLADI


Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı ısı çalışmasının sonuçları da bir hayli ilginç. Çalışmada, sadece bir tanesinin yakıcı özelliği bulunan 3 ayrı sıcaklıktaki noktaya elin 3 parmağı değdiriliyor. Diğer iki nokta soğuk olduğu halde kişi, 3 parmağı da yanmış gibi tepki gösteriyor. Hatta hiç yanmamış parmakları, yanmış parmakla birlikte su bile toplayabiliyor.

HASTALANDIRMA GÜCÜN VARSA, İYİLEŞTİRME GÜCÜN DE VARDIR


Bilimsel anlamda bunun açıklamasını tam olarak yapamayan araştırmacılara göre bu durum, hastaların düşünce güçleriyle kendi kendilerini hastalandırabildikleri gibi aynı güçle kendi kendilerini tedavi edebileceklerinin de göstergesi.

DOÇ. ÇİFTÇİOĞLU: BİLİM İNSANI OLARAK GÖRDÜĞÜME İNANIRIM


9 yıl NASA’da Astronot Sağlığı ile Uzayda Hayat Araştırması grubuyla çalışan ve 1998 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilen Klinik Mikrobiyolog ve aynı zamanda Habertürk Gazetesi Yazarı Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu da köşesinde, İngiltere’de yapılan ve dokunmanın gücünü kanıtlayan bu araştırmaya yer verdi.

“Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Bir bilim insanı olduğum halde, biliyorum ki bilimin açıklayamadığı, bu şekilde iyileşmiş çok hasta var” diyen ve köşesindeki yazısında, “Büyü, hastanın kendi kendisine dokunmasında ve iyileşmeyi gerçekten istemesinde!” diye yazan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, düşüncenin gücünün nelere kadir olduğunu başından geçen bir olayla şöyle anlatıyor:

“ÖLECEKSİN” KELİMESİYLE GELİŞEN PSİKOLOJİ


“11 yıl Finlandiya’da öğretim üyesi olarak çalıştım. Aynı üniversitede uzun yıllar çocuğu olmayan bir arkadaşım karnındaki şişme nedeniyle doktora gitti ve tetkikler sonucu yumurtalıklarıyla rahminde kanser olduğu ortaya çıktı. Kanserin çok fazla yayıldığını gören doktor arkadaşımın eşine,’Ben eşinizin uzun süre yaşayacağına ihtimal vermiyorum, onun için siz eşinizi alın, tatile gidin ve ne istiyorsa onu yapsın” demiş. Arkadaşım bizlerle vedalaştı, daha sonra Almanya’da yaşayan en yakın arkadaşına telefonda durumu anlatmış ve ‘Ben Hindistan’a gideceğim, orada kendimi rahatlatmak için yoga, meditasyon gibi yöntemlerle ilgileneceğim’ demiş. Ertesi sabah havaalanına gitmeden önce bir telefon almış ve bir gece önce vedalaştığı arkadaşının trafik kazasında öldüğünü öğrenmiş. O anda, kanser teşhisi alıp, ‘öleceksin’ lafını duyduktan sonra gelişen psikolojinin, yanlış bir psikoloji olduğuna karar vermiş.

RAHİM VE YUMURTALIK KANSERİYDİ, ANNE OLDU


Arkadaşım, Hindistan’da bir süre kaldı, ancak bu arada karındaki şişme devam etmiş. Bu şişliğin kitleden kaynaklandığı düşünülürken, kontrol amacıyla doktora gitmiş. Doktor muayene ve tetkikler sonunda büyük bir şaşkınlık yaşamış, çünkü kitlelerin tamamen yok olduğunu görmüş. Üstelik arkadaşımın 5 aylık hamile olduğu anlaşılmış. Arkadaşımın bu çocuğu şu anda 17 yaşında bir genç kız ve arkadaşım hala hayatta…

Şimdi buna ‘düşünce gücü’ denir veya herhangi bir şekilde başka bir açıklama getirilir. Ama bu olay o zaman bilimsel olarak yayınlandı. Arkadaşımın önceki filmleri, biyopsi sonuçları ve daha sonraki filmleri ile birlikte Finlandiya’daki doktorlar tarafından bilimsel rapor haline getirildi ve yayınlandı.”

“BU BİR HOKUS-POKUS DEĞİL”


Doç. Çiftçioğlu, arkadaşının içindeki enerjiden beslenerek böyle bir şey başardığını söylüyor. İnsanın düşünce gücüyle hastalıklardan korunabileceğini ve iyileşebileceğini yaşadığı bu olayla deneyimleyen Doç. Çiftçioğlu, “Bu bir hokus-pokus değil” diyor ve bilim insanlarının, özellikle de doktorların enerjinin ve düşüncenin gücüne temkinli yaklaşmasının nedenlerini şöyle açıklıyor:

DOKTORLAR NEDEN TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR?


“Kanser teşhisi almak gerçekten zor bir durumdur. Çünkü kanserin ismi bile çok soğuktur, kanserin adını duyduğunuz zaman immün sistem zayıflamaya başlıyor, bağışıklık sistemi kırıldıktan sonra da zaten aktif olan kanser hücreleri çoğalıyor. Dünyada kanser hastalarının en çok tedavi edildiği merkezlerden biri olan Houston’daki MD Anderson Kanser Merkezi’nde ilk verilen şey psikolojik tedavidir. Mesela Filiz Akın da orada tedavi gördü, orada kemoterapiden veya radyoterapiden önce psikolojik tedavi verilir.

Çünkü bu bir hokus-pokus değil. Bu tıbben açıklanmış bir olgudur ve ‘olur mu öyle şey?’ denecek bir durum değildir. Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Ancak arkadaşımın durumu, birebir yaşadığım ve gözlemlediğim bir olaydır.

Ama doktorlar bunu da tıbba bağlayarak ve psikoloji, immün sistem gibi kavramlarla açıklıyorlar. Ancak bunun daha ötesine gittiğiniz zaman açıklamasını yapamıyorsunuz, çünkü bir bilim insanı, bir hekim olarak gözle görülmeyen hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyorsunuz. Bu da çok doğal, doktor size, ‘düşünce gücünüz veya enerjiniz bunları yapıyor’ diyemez. Çünkü bunun bilimsel bir açıklaması yok.

BU TÜR OLGULARI SUİSTİMAL EDEN İNSANLAR OLABİLİR


Ancak bunu birileri söylediği zaman,’şarlatanlık’ oyarak nitelendiriliyor. Aslında bu konuda da çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü bu gibi fenomenleri kullanarak insanları suistimal eden bir takım kişiler de ortaya çıkabiliyor. Doktorların enerji gücüyle ilgili tutumları işte bütün bunlara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Yani hekimlerin bunu tamamen ve rahat bir şekilde dile getirmemelerinin arkasında böyle düşüncelerin olduğu görüşündeyim. Ama kendileri de birebir bunu yaşıyorlar, yaşamamaları imkânsız.”

NASA’da çalıştığı dönemde iki projede bilim direktörlüğü yapan ve insan vücudunda kireçlenmeye neden olan mekanizmayı açıklayan çalışmasıyla Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilen Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı araştırmanın önemine ise şu cümlelerle değiniyor:

BU ARAŞTIRMA, BİLİNÇALTININ BİLİMSEL AÇIKLAMASIDIR


“25 yıldır tıp biliminin içerisindeyim ve tıbbi araştırmalar yapıyorum. Bu nedenle enerjinin ve dokunmanın gücünün bir tıbbi araştırmayla ispatlanması gerçekten çok önemli. Çünkü sonuçları geçen hafta yayınlanan bu araştırma, aslında herkesin bilinçaltında yazılı olan bir gerçeğin bilimsel açıklamasıdır. İnsanın düşünce gücüyle neleri başarabileceğini göstermek için yapılan ısı çalışması da çok ilginç. Orada beyin, ‘yandım’ komutunu verdiği için yanmayan parmaklar da su topluyor, bu beynin ve bilinçaltının gücüdür. Araştırmanın altını çizdiği şey de zaten budur, yani insan isteyerek hasta oluyor veya acı çekiyorsa, isteyerek kendisini tedavi de edebilir, acıyı da dindirebilir.”

İşte reiki de aynen bunu söylüyor. “Başınız ağrıdığında elinizi başınıza koyun, karnınız ağrıdığında karnınıza… Elinizdeki o enerji belki ağrıyı yok etmiyor ama onu tolore etmenizi sağlıyor. Sizde hasta olacak güç varsa, iyileşecek güç de vardır ve bu güç bedeninizdedir” diyor.

İÇİNİZDEKİ GÜCÜN FARKINDA MISINIZ?


‘‘İnsan, bünyesinde taşıdığı ilahi öz ile her şeyi başarabilir, hasta ise sağlığına yeniden kavuşmayı, sağlığını korumayı ve geliştirmeyi… Yunus Emre’nin ’Bir ben var bende benden içeri’ sözünden kastettiği, içimizdeki bu ilahi öz’dür. Reiki, içimizdeki bu ilahi öz ile temas kurmanın yollarından biridir.”

Bu sözler de, “Yaşama Sanatında Reiki” adlı kitabın yazarı Tacettin Ocak’a ait. “Reiki, ‘her yerde var olan enerji” anlamına geliyor. Bu enerji bizim dışımızda değil, tam da özümüzdedir. Aslında her atomun çekirdeğinde bir enerji, bir hareket var ve bu hareketi sağlayan da reikinin kendisidir” diyen Reiki Eğitmeni Tacettin Ocak, İngiliz bilim insanlarının yaptığı araştırmanın, reiki felsefesini desteklediğini söylüyor.

“Aslında ellerdeki enerjinin, dokunmanın ve düşünce gücünün etkinliğini anlamak için araştırmalara ihtiyacımız yok ama bunun bilimsel olarak de kanıtlanması önemli” diye konuşan Ocak, reikinin genelde bir şifa tekniği olarak nitelendirildiğini ama bunun, her insanın içinde var olan enerjinin, bir mekanizmanın harekete geçirilme şekli olduğunu belirtiyor.

Duyguları yatıştıran, rahatlama sağlayan, zihni sakinleştiren ve mutluluk hormonunun salgılanmasını artıran meditasyon, yoga ve reiki gibi teknikler, ruhsal ve fiziksel sağlık ile bağışıklık sistemini güçlendirdiği için özellikle kronik hastalıklarla mücadele eden hastalara önemli bir psikolojik destek sağlıyor.

ZİHİNSEL RAHATLAMA VE STRESLE MÜCADELE YÖNTEMİ


Uzmanlar da reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin tıbbi tedaviyle birlikte uygulandığında, hastalıkların tedavisinde olumlu etki yaptığını söylüyor.

’Derin düşünme ve öze dönme’ olarak tanımlanan meditasyon, ’yaşam enerjisi’ anlamına gelen reiki, ’bedendeki enerjinin dönüşümü’ için yapılan yoga, özellikle son 50 yıldır daha çok zihinsel rahatlama ve stresle mücadele yöntemi olarak kullanılıyor. Ancak endişe ve gerilimi azaltıp insanın kendisinden memnun olmasını, üzüntülerini ve ağrılarını tolore etmesini kolaylaştıran, zihni sakinleştiren, sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için önerilen bu yöntemler, kanser başta olmak üzere kalp hastalıkları, diyabet ve felç gibi tedavisi uzun süren hastalıklarda özellikle tavsiye ediliyor.

Bir Japon doktorun Buda’nın öğrencilerine ait kitaplardan öğrenerek dünyaya tanıttığı reiki, insanın bedenindeki enerjiyle başkalarını ve kendi bedenini şifalandırması esasına dayanıyor. Ancak reikiye sadece şifalandırmak gözüyle bakmamak gerektiğini belirten Tacettin Ocak, reikinin bir ‘öze ulaşma’ yöntemi olduğunu söylüyor.

KİMİSİ ŞİFA OLARAK BAKAR, KİMİSİ ALLAH’A ULAŞMANIN YOLU


Reikiyi, ’konsantre edilmiş çok yoğun sevgi’ olarak da nitelendiren Ocak, reikinin insan ruhuna ve bedenine neden iyi geldiğini, özellikle de kanser hastalarının reikiden nasıl yararlandıklarını şöyle anlatıyor:

“Yunus Emre’nin bahsettiği, ’Bir ben var bende benden içeri’den kastettiği ne ise ‘Bu bendeki güç nasıl bir güç’ diye düşünen ve araştıran insanların reiki yoluyla buldukları şey de aynıdır. Yani içlerindeki ilahi özdür. Kimisi reikiye sadece şifa olarak bakabilir, kimisi de ’Allaha ulaşma yolu’ olarak görebilir.

Reikiyi en çok kanser hastaları uyguluyor ve bundan büyük yarar görüyor. Kanser hastasının çok zor bir tedavi sürecinden geçtiği herkesin malumu. Psikolojik destek ve pozitif düşünce olmadıktan sonra, bu tedavilerin çok
daha zor geçeceği de bilinen bir gerçek. Tacettin Ocak

Uzmanlar, kanserin bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ortaya çıktığını söylüyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en iyi yollarından biri de moraldir. Tedavinin başarılı olabilmesi için hastanın psikolojik durumunun mutlaka iyileştirilmesi gerekir. Hasta yüksek moral değerlere ulaştırılmalı ve özündeki güçle kanseri yeneceğine inanmalı. Reiki hastaya işte böyle bir destek sağlıyor.”

PROF. CANPOLAT: DESTEK TEDAVİ OLARAK İŞE YARIYOR


Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cengiz Canpolat da bilimsel tedavinin yanında destek tedavisi olarak reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin olumlu etkileri olduğu görüşünde. “Bizde yaygın değil ama reikinin çocuklarda da uygulandığına ve kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmada etkili olduğuna dair birçok yayın var” diyen Prof. Canpolat, şunları söylüyor:

“Özellikle kemoterapi sırasında gelişen bulantı, kusma ve ağrı üzerinde etkili olduğunu biliyorum. Ben şahsen kendi hastalarıma reiki yapmıyorum, ben hastalarıma sadece bilimsel tedavileri yapıyorum ama biliyorum ki ağrıları, bulantı ve kusmayı azaltıyor veya dindiriyor. Enerji metabolizmalarını düzenliyor ve hastaların yorgunluklarını azaltabiliyor.

Bilimsel tedavinin yanında bir destek tedavisi olarak işe yaradığını ve kanser hastalarının reikiden fayda gördüğünü söyleyebilirim. Uluslararası makalelerde ve tıbbi bilimsel dergilerde düşüncenin gücü, reiki, yoga ve biyoenerji üzerine yayınlanmış çok sayıda makale var. Ben de bunları
takip eden bir doktorum. Prof. Dr. Cengiz Canpolat

Ben sakinleşmek, rahatlamak ve stresten arınmak için kendime de reiki yapıyorum. Ama farklı gözle bakılabilir düşüncesiyle çocuk hastalarıma böyle bir şey uygulamıyorum. Zaten çocukların aileleri de böyle bir şey istemedi, benim muayenehanemde reiki şemaları asılıdır ama ‘hocam siz reiki yapıyor musunuz, bizim çocuğumuza da reiki yapın’ diyen kimse olmadı. Ben de yanlış anlaşılır düşüncesiyle herhangi bir teklifte bulunmadım ama reikinin böyle bir faydasının olduğuna dair bilgim var.”

VÜCUTTAKİ ENERJİNİN KULLANILMASINI SAĞLIYOR


Tacettin Ocak’a göre de reiki, bedende bulunan 7 ana enerji merkezinin enerjisini yükseltme yaklaşımına dayanıyor.

“Bedenimizi tepeden ayak parmaklarına kadar bir kanal gibi düşünelim, hastalıkların zaten var olmasının nedeni, o kanalda bazı tıkanmaların olmasıdır. Reiki, herhangi bir hastalığa karşı özel olarak uygulanan bir şey değildir, hastalık olsun, olmasın her insana uygulanır ve hangi kanal tıkalıysa, o kanal açılır. Enerji kanallarının açılmasıyla da hastalık ortadan kalkar, hasta olmayanların ise sağlıklarını korumaları sağlanır. Yani reiki vücuttaki enerji kanallarının açılmasını ve bu kanallardaki enerjinin kullanılmasını sağlıyor.”

HASTALIK YOK, HASTA VAR


“Eskiden ‘hastalık var’ denirdi ama artık ‘hasta var’ deniyor. Çünkü her hastalık her hastada aynı etkiyi yaratmaz. Artık olay, o hastanın iç dünyası, kendisine yaklaşımı, dünyayı algılayış biçimi, hastalığı nasıl tanımladığı ve moral durumuna döndü. Bu yüzden bilimin bu konuya araştırma için zaman ve enerji ayırması gerektiğini düşünüyorum” diye konuşan Ocak, şöyle devam ediyor:

“Biz hastalarda bilimsel yöntemlere yönelik soru işareti yaratmayız. Ama bilimsel tedavinin yanında reiki, meditasyon, yoga, dua gibi yöntemlerin sağladığı desteğin, hastaların ilaçlardan alacağı yararı ve olumlu etkiyi artıracağına inanıyoruz. Bu tür desteklerden sonra sonuçlara şaşıran doktorlar da var. Örneğin, reiki yapan hastaların kanserdeki ağır tedavi sürecini daha hafif geçirebildiklerini gözlemliyoruz. Ancak reiki gibi yöntemlerin düzenli uygulanması lazım. Reikinin altındaki ilahi enerji sorgulanırsa, insan kendi gücüne inanırsa ibre şifadan yana döner. Bu çok kolay bir süreç değildir ama gereği yapılırsa başarı sağlanabilir. Hastaya reiki uygulandığında otomatik olarak bağışıklık sistemi güçlenir. Yoğun reiki uygulamaları sayesinde bu etki artar ve hasta hem kendisini iyi hisseder hem de hastalığın seyri olumlu yönde gelişir.”

HER İNSAN KENDİSİNİ HASTA EDEBİLECEK KADAR GÜÇLÜDÜR


‘Yaşama Sanatında Reiki’ adlı kitapta reikinin nasıl uygulandığını anlatan Ocak, “Aslında her insanın kendisini iyi hissetmesi, stresten uzak durması, sağlığını koruması veya hastalanmışsa da şifa bulabilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjinin kendisinde mevcut olduğunu anlatmak istedim. Çünkü her insan, kendisini hasta edebilecek kadar güçlü bir varlıktır. İnsan o gücü, iyileşmek için de kullanabilir. Bunun için aslında reiki çok kolay bir yöntemdir. İnsan, tıbbi tedaviyle birlikte reikinin de desteği ile hastalıktan kurtulma şansına sahiptir. Ben bu kitapta insanlara içlerindeki şifa gücünü nasıl kullanacaklarını öğretmeyi amaçladım” diyor.

KİMİ ZAMAN BİR DUA, KİMİ ZAMAN GÜZEL BİR MÜZİK…


Reikinin sadece sağlık açısından değil, iş hayatında başarılı olmak için de önemli katkı sağladığını belirten ve kitabında, ‘İnsanın sevmekten başka çaresi yoktur’ diyen Tacettin Ocak, ’neden reiki?’ sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

“Önemli olan ne yaptığın değildir, önemli olan enerjidir. Yani adına reiki de demek zorunda değilsiniz, kimi yerde bu bir dua, kimi yerde bir tebessüm, kimi yerde bir güzel müzik veya güzel kokudur. Buradaki temel nokta; sorunu çözümlemeye gitmektir. Mesela iş dünyasında bazı yöneticilerin aslında yönetilmeye ihtiyacı var, bazı denetleyicilerin de denetlenmeye. Bu devlet kurumları için de özel şirketler için de geçerli. Sonuçta olay şudur; kendisiyle iletişimi olmayan bir insanın, başka birisiyle iyi iletişim içinde olmasını bekleyemeyiz. Mesele, herkesin kendisiyle barışık olması, içindeki ilahi gücün bedenine ve ruhuna yayılması meselesidir. Ben gelecekte iş dünyasındaki profesyonel insanlara bu konuda çok yoğun eğitimler verileceğine inanıyorum.

İNSANIN SEVMEKTEN BAŞKA ÇARESİ YOK

İnsan kendisini sevmedikten sonra başkasını sevemez. Biz başkasını sevdiğimizi düşündüğümüz zaman bile aslında bir şekilde ve çok derinlerde kendimizi seviyoruz demektir. Eğer birisini sevmiyorsak, bir şekilde kendimizi de sevmediğimizi söyleyebiliriz. Aslında bunu şöyle de nitelendirmek mümkün: Başka birinde bir eksik yön görüyorsan, sende de var olduğu için görürsün. Sende de o eksik yön olmasaydı, sen onu göremezdin. Başka birinin iyi yönünü görüyorsan, sende de var ki o iyi yönü görürsün. Bunlar yüzlerce yıldır söylenen sözlerdir. Ancak biz bunu kabul edip ona göre davranmaya ve yaşamaya çalışırsak her şeyin çok daha iyiye gideceğine inanıyorum.”

Kaynak: www.memurlar.net

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND