Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dülger balığının ölümü üzerine düşünceler

“Biyolog Richard Dawkins’in dediği gibi “Yaşam aynen satranç oyununda olduğu gibi, önceden öngörülemeyecek kadar çok olasılık sunar.” ve ekler “bu yüzden insanların talimatlardan daha fazlasına ihtiyaçları vardır”. İyi fikirler üretmek gibi…” Onur Hınçer “Dülger Balığının Ölümünü” yazdı.

Sait Faik’in “Dülger Balığının Ölümü” adlı hikayesini okudunuz mu? Ben bir şiir güzelliğindeki bu hikayeyi defalarca kez okumuşumdur. Ne diyordu Sait Faik “Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmaya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?..”

Yazar, tahmin edeceğiniz gibi balıklardan söz ediyor. Ama sonra bir bakıyorsunuz içlerinden birisini bütün bu balıkların dışında tutuyor. Bu balık dülger balığıdır. Öğreniyoruz ki bu balığın “ne yanar döner pırıltılı pulları” vardır ne de başkaca bir güzelliği. Sait Faik’in tarifiyle “Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır. Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Bir daha kapanmaz.”

Hikayenin hemen ilerleyen bölümünde görürüz; efsaneye göre bu balık eskiden dehşet saçarmış. O kadar ki “Akdeniz’in en gözüpek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, yağmurdan, beladan, işkenceden yılmaz korsanı; dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.”

Günlerden bir gün Hz. İsa dülger balıklarının kaynaştığı suya doğru yürümüş, tutuvermiş içlerinden birini ve kulağına bir şeyler fısıldamış. Bundan sonra dülger balığının ne dehşeti kalmış, ne korku bilmezliği. Görünüşte korkunç ama pek yumuşak huylu bir hayvan olmuş çıkmış.

Sait Faik “Onu kendi suyumuza yani atmosferimize alıştırırsak” diyor, “bayramlar edeceğiz.” Tutup yakalandıktan kısa bir süre sonra ölüp giden bu balığı diyor yaşatmayı bir becerebilirsek “dülger balığını aramızda bir işle uğraşırken görüvereceğiz sanıyorum.”

Suyumuza Alıştırsak mı, Alıştırmasak mı?..

Dülger balığının bu hikayesi bana Gary Hamel ve C.K. Prahalad’ın “Geleceği Kazanmak” adlı yapıtlarında okuduğum bir deneyi çağrıştırdı. Hamel ve Prahalad kitaplarında belli bir çevrede, bir örgütte yaşayan insanları bekleyen tehlikeleri vurgularlar. Bu tehlike bazı derinlere işlenmiş alışkanlıkların, davranış biçimlerinin, edinilmiş tecrübelerin bir yerden sonra bizi tutsak alabileceği gerçeğidir. Bunu da bir deneyle desteklerler. Şimdi size bu deneyi yazarların ağzından aktarmak istiyorum.

“Bu deneyde dört maymun bir odaya konur. Odanın ortasında, tepesinde muzlar asılı bir direk vardır. Karnı aç olan bir maymun bir muz kapabilmek için hızla direğe tırmanır. Tam muza ulaşmak üzereyken tavandaki duştan üzerine soğuk su püskürtülür. Bunun üzerine maymun muzu almaktan vazgeçip direkten uzaklaşır. Sonra öteki maymunlar sırayla muzları ele geçirmeye çalışırlar. Her biri aynı soğuk duşla karşılaşır ve hepsi de başarısız bir şekilde geri çekilirler.”

Tahmin edebileceğiniz gibi bunu birkaç deneme daha izler. Ama sonunda maymunlar bir sonuç alamayacaklarını öğreniler. Bir süre sonra maymunlardan birisini çıkarıp önceki gruba bir başka maymun eklenir. Bu yeni maymun muzları almak için direğe doğru atıldığında diğer üç maymun ona engel olur. Bundan sonraki aşamada tüm maymunlar sırayla değiştirilir. Bütün maymunlar değiştiğinde bile maymunların davranışlarında her hangi bir değişiklik olmamıştır. Böylece “Direğe Tırmanma!” uyarısı yaşamlarını yönetmeye başlar. O kadar ki duş tavandan kaldırıldıktan sonra bile hiçbir maymun muzlara ulaşmaya çalışmayacaktır.
Elbette bizler maymun değiliz. Ama bir örgütün, işletmenin ya da ailenin içinde olduğumuzda belli bir düzeye dekte olsa “öğrenilmiş derslerden” etkileniriz. Bir noktadan sonra farklı düşünemeyiz. Hep birlikte aynı şekilde düşünmeye, aynı şekilde davranmaya başlayabiliriz. Böylece çeşitliliğimiz azalacak ve tek tip haline dönüşeceğiz.

Dülger balığının başına gelen, maymunların başına gelen şeydir. Onu kendi atmosferimize alıştırmak, onu kendi suyumuza alıştırmak sonucunda kapalı bir akla, kapalı bir sisteme sahip olacağız.

Kısaca kapalı aklın özelliklerine değinelim. Bu akıl, kısaca söyleyelim, belli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra sınırlarını belirlemiştir. Açıkçası bir şeylere inanmıştır ve onların sorgulanmasına taraftar değildir. İşi belli bir biçimde yapmayı bilir ve daha iyi nasıl yaparım diye sormaz. Farklı düşünmeyi de, büyük düşünmeyi de besbelli hayalcilik olarak görür.

Kapalı aklın egemen olduğu kişisel yaşamda, her hangi bir örgütte veya işletmede Hamel ve Prahalad’ın deyişiyle “Dünün ‘iyi fikirler’i bugünün ‘politika ilkeleri’ haline gelmekte, bunlar yarına ‘talimatlar’ olarak aktarılmaktadır.” Bu genetik çeşitliliğin az olduğu bir dünyada yaşamaya benzer. Bir yerden sonra yaşamımız kurulaşmaya, katılaşmaya, renksizleşmeye başlayacatır.

Unutmayı Öğrenmek ya da Yeni Ufuklara Yol Açmak İçin Bir Yöntem Olarak Karşı Eylemde Bulunmak.

Bir dönem şimdi bana çok tutucu gelen alışkanlıklarım vardı. Bunlardan bir tanesini örnek vermek istiyorum. Ben ne zaman dondurma yiyecek olsam çikolatalı ve vanilyalı dondurmayı seçiyordum. Bunun dışındaki çeşitlerle pek ilgilenmiyordum. Açıkçası belki 15-16 yaşıma kadar ne limonlu, ne vişneli dondurmanın tadını öğrenebildim. Farklı olanı denemedim.

Şimdi bana çok tutucu gelen alışkanlığımın nedenlerini biliyorum. Birincisi çikoltalı ve vanilyalı dondurmanın tadını öğrenmiştim ve açıkçası bu tadı sevmiştim. Niye başkalarını deneyecektim ki…Oysa elbette böyle yapmakla kendi ağız tadıma da bir sınırlama getiriyordum.

Bu küçük alışkanlığımdan nasıl kurtulabilirdim?..Burada konuya uygun iki davranış biçiminden söz etmek istiyorum.

1. Karşı Eylemde Bulunmak

Yazar Danah Zohar, “Kuantum Benlik” adlı kitabında “bir alışkanlığı tekrarlarken, ne özgürlüğümü ne de yaratıcılığımı kullanırım.” diyor ve ekliyor “Düşük enerjili bir eylem olan alışkanlık beyne çok az enerji pompalar.(…)Bu yüzden yaratıcılığın hiç gerekli olmadığı bir eylemdir.”

Zohar’ın yolunu izlediğimizde görüyorum ki, farklı düşünmek, yenilikçi düşünmeye açık olmam için daha fazla enerji harcamam, bir seçim yapmam ve alışkanlığımın karşı yönünde bir eylemde bulunmam gerekir. Yani bir kararla vişneli, limonlu dondurmayı yemeye başlarım.

Bunu başka bir beceriyle destekleyebilir miyim?

2. Unutmayı Öğrenmek

Antropologlar kültürün gelişiminde anımsamanın rolü kadar, unutmanın rolü olduğunu söylerler. Ancak öğrendiği davranışları unutabilen insanlar yeni davranışları deneyimleyebilirler. Hamel ve Prahalad kitaplarında bu konuyu ele alıyor ve şöyle diyorlar “Çocuklar yetişkinlere oranla yeni becerileri niçin daha çabuk öğrenmektedir? Bunun nedeni, kısmen unutmayı öğrenmeleri gereken şeylerin daha az olmasıdır.”

Peki ben, benim örneğimde ne yaparım? Çok basit. Sanki yaşamıma hiç çikoltalı ya da vanilyalı dondurma girmemiş gibi yaparım, onun bana verdiği tadı unutur, benim için önemini gözden çıkarırım. Bu sayede ağzımı yeni bir tada açmış olurum.

*

Şimdilerde “Dülger Balığının Ölümü”nü hiç aklımdan çıkarmıyorum. Biliyorum ki kendimi her zaman bir alışkanlıkla yeni bir suya, atmosfere koyuverebilirim. Sonra kafamı bir kaldırır bakarım, yıllar geçmiş ben hala aynı yerdeyim. Kafamı kaldırır bakarım ve ne zaman bir şeyler yapmaya kalksam beni kolumdan çekip “Dur onu yapma” dediklerini görürüm. Bazen de ben kendi kendime sakın “Direğe Tırmanma” diye buyurmuşumdur, onu fark ederim.

Şimdilerde “Dülger Balığının Ölümü”nü hiç aklımdan çıkarmıyorum. Biliyorum ki her suya, her atmosfere alışmamamız lazım. Biliyorum ki çeşitliliğimizi korumamız lazım. Yoksa diyorum “Dünün ‘iyi fikirler’i bugünün ‘politika ilkeleri’ haline” gelir ve “bunlar yarına ‘talimatlar’ olarak” aktarılır.

Biyolog Richard Dawkins’in dediği gibi “Yaşam aynen satranç oyununda olduğu gibi, önceden öngörülemeyecek kadar çok olasılık sunar.” ve ekler “bu yüzden insanların talimatlardan daha fazlasına ihtiyaçları vardır”. İyi fikirler üretmek gibi…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND