Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Düğmeci çocuk devler ligine girdi

Fakir bir ailede doğmak erkenden hayata atılmak demektir. Hayatın sorumluluğunu omuzlarına aldığında yaşıtları henüz okul sıralarında oturmaktaydı. Gömlek düğmesi dikerek başladığı hayat okulunda tornacılığa yükseldi tez zamanda. Ve torna tezgahında sıfırdan bir başarı öyküsü üretti…

Fakir bir ailede doğmak erkenden hayata atılmak demektir. Hayatın sorumluluğunu omuzlarına aldığında yaşıtları henüz okul sıralarında oturmaktaydı. Gömlek düğmesi dikerek başladığı hayat okulunda tornacılığa yükseldi tez zamanda. Ve torna tezgahında sıfırdan bir başarı öyküsü üretti…

İŞÇİ HASAN’IN BÜYÜK ZAFERİ

Hasan Danişment, iş yaşamıyla gömlek düğmesi dikerek tanıştı. Ardından okulu bırakıp tornacılığa girdi. Bunu bir fabrikadaki işçilik günleri izledi. 30 yıl once kardeşleriyle bir araya gelip, torna atölyesi kurduklarında, başarının ilk adımını da atmışlardı. Krediyle kurulan bu atölye, sonraki fabrikaların da habercisiydi. Siemens’le çalışmanın getirdiği büyüme, ardından diğer devlerin katılımıyla devam etti. Hasan Danişment, şimdi 8 fabrika, dünya devlerine üretim bir organizasyon ve yüksek rekabet gücüne sahip olduklarını söylüyor. Hedefini ise “10 yıl sonar dünya lideriyiz” şeklinde açıklıyor.

Onların hikayesi, aslında Türkiye’deki çok sayıda başarı öyküsünden, biri gibi görünnüyor. Ancak, işe başlama noktaları ve ulaştıkları düzey, Danişment Ailesi’ni biraz daha farklı kılıyor. Çünkü, onların öyküsü, gömlek düğümesi dikmekle başlıyor, dünya devlerine üretim yapan, Avrupalılarla rekabet eden bir grup yaratmaya kadar gidiyor.

Hikaye ise 35 yıl önce başladı. Hasan Danişment ve kardeşleri, annelerinin Mısır Çarşısı’ndan aldığı gömleklere düğme dikerek kazandıkları parayla hayatlarını devam ettiriyor, eğitimlerini sürdürüyorlardı. Ancak, Hasan ve Bahadır Danışment, parasızlık nedeniyle eğitimlerine ilkokuldan sonra devam edemediler. İki kardeş küçük yaşta iş yaşamına atılmak zorunda kaldılar.

İki kardeşin hayatlarının dönüm noktası sayılabilecek olay ise Bahadır Danişment’in gittikçe ustalaştığı tornacılık mesleğini Almanya’da sürdürmeye karar vermesi oldu. Dönemin beyaz eşya devi Siemens’in Almanya’daki fabrikasında çalışan Bahadır Danişment, bir yıl çalıştıktan sonra yurda geri döndü. Ancak, Siemens yetkilileri, Bahadır Danişment’i bırakmak istemediler, çalışmaya devam etmesini teklif ettiler.

Teklifi kabul eden Bahadır Danişment, kardeşi Hasan Danişment’i de yanına alarak İstanbul’da bir torna tezgahı kurdu. Bir, iki, üç derken torna tezgahları artmaya; atölyeler, fabrikalara dönüşmeye başladı. Sektördeki boşluğu görerek izledikleri doğru politikalar sayesinde sürekli büyüme temposunu yakaladılar.

1984’e geldiklerinde ise diğer iki kardeşin de katılmasıyla aile daha da güçlü hale geldi, grup kurumsallaşma yoluna gitti. Danişment Şirketler Grubu da işte bu tarihte kuruldu. Bir atölye ile başladıkları iş hayatına birleştirdikleri beş fabrika ile devam eden Danişment Kardeşler, şimdi yaklaşık 850 kişiye istihdam sağlayan, Arçelik, Bosch ve Vestel gibi sektör devlerine üretim yapan bir büyük grubun sahibi haline geldiler.

Danişment Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Danişment, aynı zamanda Beyaz Eşya Yan Sanayicileri Derneği (BEYSAD)’ın kurucu üyelerinden biri ve halen başkan yardımcılığı görevini yürütüyor. Hasan Danişment sektörün geleceği ile ilgili iddialı konuşuyor: “Türkiye’nin beyaz eşya sektöründe dünya çapındaki liderlik mücadelesi daha yeni başlamıştır. Türkiye’nin bu mücadeleden lider çıkacağına emin olun”.

Danişment Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Danişment ile otuz yıllık başarı öykülerini ve beyaz eşya yan sanayinin Türkiye’deki konumunu konuştuk:

Danişment Makine Sanayi’nin kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?

Danişment Makine’nin temelleri, 1971 yılında, iki kardeşin bir araya gelerek bir torna tezgahı kurmasıyla atıldı. Biz bu işe başlarken çok küçük bir sermaye ile yola koyulduk. 1970’li yıllarda bir hayli yaygın olan “Emniyet Sandığı” sayesinde oluşturduk bu sermayeyi… Bir kollektif şirket kurup, işe motor mili imalatı yaparak başladık.

Elektrik süpürgesi üreten o zamanlar adı Siemens olan Simtel için motor mili üretiyorduk. Daha sonra Simtel’in motor mili ihtiyaçları geliştikçe, biz de torna tezgahlarımızı artırdık. Bir, iki derken atölyemizi bir hayli büyüttük. 1980’li yılların ortalarına geldiğimizde, ferdi bir şirket olan Danişment Makine’yi anonim şirket yaptık.

Atölyeden seri üretime geçmeye başlamanız ve dolayısıyla büyümenizi sağlayan nedenler neydi?

O zaman ki sanayiciler de ileriyi görerek hareket ediyorlardı. Biz de bunun ışığında çalışmaya karar verdik. O zamanlar Profilo Holding için çalışmaya başladık. Bugün Profilo Alışveriş Merkezi’nin olduğu yerde, o zamanlar motor ve çamaşır makinesi fabrikası vardı. Bu fabrikada Lavamat ve Lavalux gibi markaların motorlarını yapıyorlardı.

Profilo ile çalışmaya başlamamız da, onların motorlarının millerini yapmayla oldu. Daha sonra motor kapaklarını yaptık. O zamanlarda yaptıkları elektrik motor fabrikalarındaki bütün makinelerinin parçalarını biz gerçekleştirdik. Profilo, Bosch ile ortaklığa girdikten sonra üretilen yeni model motorların parçalarını yurtdışından getirmeye başladı. Ancak, bugün hala Profilo’nun eski model makinelerinin motor parçalarını sadece biz üretiyoruz.

Bu sektöre girmenizin nedeni neydi, daha önce neler yapıyordunuz?

O zamanlar adı Siemens olan Simtel’e motor mili yapmak için kurulan ve bugün otomasyon sistemine dönüşen yatırımımız, bizim ilk işimizdir. Biz bu serüvene 1971 yılında başladık. Ondan önce bir firmada işçi olarak çalışıyordum. Kardeşim de işçiydi, ancak Almanya’da çalışıyordu. Kendisi çok iyi bir zanaatkardır. Siemens’ten gelen özel bir teklif sonucu Almanya’ya gitti. Oradaki fabrikada tornacı olarak çalıştı. Ancak, bazı şartlardan dolayı orada kalamadı ve Türkiye’ye geri döndü.

Siemens yetkilileri ise, “Sizi kaybetmeyelim, burada bir torna tezgahı kurun ve bizimle çalışmaya devam edin” dediler. Ve, bize motor millerini yapma fırsatı verdiler. O zamanlar bizim herhangi bir sermayemiz ya da altyapımız yoktu. “Emniyet Sandığı”ndan aldığımız parayla iki kardeş iş hayatına ilk olarak böyle başladık.

İşinizi büyütmenizi sağlayan nedenler neydi?

Bizim gelişmemizi sağlayan şey, Türkiye’nin o günkü şartları oldu. Türkiye’de o zamanlar üretim değil, montaj sektörü gelişmişti. Montaj ağırlıklı üretim yapılıyordu. Biz o dönemde dışarıdan mamül getirmek yerine, kendimiz üretmeyi tercih ettik. Çünkü, ithalat çok pahalıya mal oluyordu, döviz sıkıntısı vardı. İşte biz de pahalıya mal olan parçanın üretimini Türkiye’de yapmaya karar verdik. Ve böylece çok kar ettik. Çok yüksek karlarla çalışıyorduk o dönemde…

O dönemde beyaz eşyada çok büyük bir boşluk bir vardı. Biz de bu nedenle beyaz eşyaya girdik. Tabi o zamanki sanayiciler de ileriyi görerek hareket ediyorlardı. Sıradan firmalarla çalışmıyorlardı. Yatırımlarımız her sene artarak devam etti. Ve böylece işimizi büyütmeyi başardık.

Danişment Makine’de asıl değişim ne zaman yaşandı?

Danişmend AŞ.’nin gelişimi, beyaz eşya sektör üreticilerinin, yan sanayideki taleplerinin artması sonucu şekillenmiştir. Önce motor mili üretimiyle başladık. Sonra bizden bunların kapaklarını dökmemizi, millerini yapmamızı istediler. Bu talep daha sonra artmaya başladı. Bir süre sonra mil ve kapakla yetinmediler ve “bize motoru yapar mısınız” dediler. Ve sonuçta 1984’te iki kardeşin kurduğu Danişment Makine, Danişment AŞ.’ye dönüştü.

Yönetim kurulumuz, kardeşlerim Hüseyin, Bahadır ve Metin Danişment’ten oluşuyor. Ve biz bugün motor yapar hale geldik. Örneğin evlerimizde kullandığımız Arçelik ve Bosch gibi, Türkiye’nin en büyük markaların elektrikli fırınlarında bizim mamullerimiz kullanılıyor.

Biz şu anda Türkiye beyaz eşya yan sanayi sektöründe İtalyan ve İspanyol hakimiyetini yıkmış bulunuyoruz. Ayrıca, yaptığımız ürünleri Avrupa’da dünyanın devleri de kullanıyor. Çünkü, biz ürünlerimizi Avrupa’da satabilmek için gerekli olan CE ve VDE izin belgelerine sahibiz.

Kurumsal anlamda istediğimiz yere varabilmek ve rekabet ortamında yer alabilmek için kendimizi teknolojik açıdan geliştirdik. Örneğin, otomasyon konusuna çok önem verdik. Gün geçtikçe üretimde yüz binli rakamlardan milyonlu rakamlara geçiliyordu. Biz bu süreci şöyle kullandık: Ürettiğimiz parçaların bir kısmını manuel, bir kısmını ise otomasyon tekniği ile ürettik. Biz line’ın aralarına otomasyon koyduk ve işi yarı otomat bir sistemle götürdük. Bugün, Avrupa’daki elektrik motorları üreticileri gibi tam otomatik sistemlerle üretim yapmıyoruz, çünkü bu yatırımların maliyeti çok yüksek. Ve de işçiliğin öldürülmemesi gerekiyor. Bin kişiye istihdam sağlayabiliyorsak ne mutlu bize…

Kaç şirketiniz var ve buralarda ne üretimi yapılıyor?

Danişment Şirketler Grubu’na ait Manisa’da Danka Makine Ltd. ve Güven Kablo; İstanbul Yakacık’ta Danka Kablo Hayriye Danişment ve Danişment Makine AŞ.; Eskişehir’de de Danişment Makine Metal Enjeksiyon AŞ. adı altında toplam beş fabrikamız bulunuyor. Bu fabrikalarda fırın, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi, ütü gibi elektrikli ev aletlerin parçaları ve elektrik motorları üretiliyor.

Örneğin, bir çamaşır makinesi düşünün; üzerinde eğer plastik kompenat bir parça ya da “kablo ağacı” denilen kablo grubu varsa, bilin ki onu biz yapıyoruzdur.

İstanbul’da bulunan ve yaklaşık 200 kişinin çalıştığı elektrik motor fabrikamızda yılda 1 milyon adete yakın elektrik motoru üretiyoruz. Fırın motoru konusunda, Türkiye’de kalite ve fiyat açısından en avantajlı ve ilk sıradaki firma biziz. Buna bağlı olarak buzdolapların, çamaşır makinelerinin elektrik kabloları ile çamaşır makinesinin beyni olan alüminyum parçaların dökümleri yapılıyor.

Fırında elektrik motoru yoktur ancak içinde sıcak hava akımını sirküle eden “turbo motoru” da üreten Türkiye’deki tek üretici firma biziz. Eskişehir’deki yüz civarında çalışanı olan metal enjeksiyon fabrikamızda ise metal enjeksiyon ve alüminyum parçaları imalatı yapılıyor.

Yurtdışına yönelik, büyük şirketlere üretiminiz var mı?

Burada, dünya devi Alman Miele’ye kazanı çeviren alüminyum tambur grubunu yapıyoruz. Bu oldukça pahalı bir parçadır ve biz bu parça üretiyor ve yılda 250-300 bin adetini Miele’ye satıyoruz. Türkiye pazarında ise ayda kırk bin adet satıyoruz bu parçadan… Bu da çok büyük bir rakamdır.

Bir de Manisa’da Vestel Elektronik için kurulmuş üç yüz kişi kapasiteli Danişment Şirketler Grubu’na bağlı bir plastik fabrikamız bulunuyor. Bu fabrika Türkiye’nin en büyük plastik fabrikalarından biri… Burada, beyaz eşyada aklınıza gelebilecek her tür plastik ürünün dökümü yapılıyor. Peynir kutularından, sebzeliğe; yumurtalıktan, PVC’ye kadar estetiği hizmet eden her ürünün de imalatını bu fabrikamızda gerçekleştiriyoruz.

Geçtiğimiz yıl toplam cironuz ne kadardı?

2000 yılında tüm şirketlerin toplam cirosu yaklaşık 10 trilyon liraydı. Birtakım devlet büyüklerimiz istikrarlı büyüme için hedeflerini küçük tutabilirler ama bizim hedefimiz, istihdamı artırarak ortalama hedeflerin üstünde büyümektir.

İç pazarda satış gerçekleştirdiğiniz en büyük firmalar hangileri?

Biz genel olarak riski dağıtıyoruz. Ancak, toplam ciromuzun yüzde 60’lık kısmını şu üç büyük firmaya olan satışlarımız oluşturuyor: Arçelik, Bosch Profilo ve Vestel. Çok değişken parçalar sattığımız için Bosch, bizden en çok ürün alan firma konumunda. Bunun dışında yüzde 20’lik ciroyu büyüklerin arkasından gelen Auer, Teba, Rowenta gibi firmaların satışları oluşturuyor. Cironun kalan yüzde yirmisi de ihracattır.

1999 yılında aldığınız teşvikle yatırımlarınızı güçlendirdiniz… 2000 yılı son çeyreğinde yaşanan mali kriz yatırımlarınızı ve şirketlerinizi nasıl etkiledi?

Yüzde 1700’lere fırlayan faizler nedeniyle zor günler geçirdik. Ancak, bankaların yardımıyla, anlayışlı yaklaşmaları sayesinde kurtulduk bu darboğazdan. Bizim finans konularında çok sıkıntımız yok açıkçası… Biz artık Türkiye ekonomisinin “püf” deyince yıkılmayacağını biliyoruz. Hükümet-sanayici işbirliği sayesinde bunun daha da güçleneceğine inanıyoruz.

Beyaz eşya yan sanayi sektörünün bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Global ekonominin etkileri bizim sektörümüzde de çok hissediliyor. Bundan beş sene öncesine nazaran çok iyi bir grafik çizdiğimizi söyleyebilirim. Artık fiyatlar kontrol edilebiliyor, örneğin…

1970’li yıllarda fiyat açısından Avrupa’nın beş misli altındaydık. Verdiğimiz fiyatla bütün teklifler kabul ediliyordu. Her sene, çalıştığımız kadar iş yapabilecek yatırımı yapabiliyorduk. Yani yüzde 100 kazanıyorduk. Ama bugün o fiyatların altına o kadar indik ki, yine de Avrupalı rakiplerimizle rekabet edebiliyoruz. Şu an Avrupalı yan sanayici bazı parçalarda bizden daha ucuz kalabiliyor. Çünkü, buradaki firmalar yüzde 100 otomasyona girmiş durumda. Dolayısıyla firmalar ürünlerine, bu yüksek maliyet ve kaliteyi karşılayacak yüksek fiyatlar koymak zorunda…

Yurtdışında hangi ülkelere ürün satıyorsunuz?

İngiltere’deki firmalara elektrik motoru, metal ve alüminyum parçalar satıyorum. Almanya AEG’ye ise alüminyum parça satışımız var. Ayrıca, Alman beyaz eşya devi Miele’ye metal yıkama grupları satıyorum. Yunanistan’da ise Bosch için buzdolabı parçaları üretiyoruz.

Gelecekte gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz şeyler nelerdir?

Ben sektörümüzün geleceği konusunda çok iyimserim. Türkiye, 21. yüzyılın ilk çeyreği bitmeden, beyaz eşya ve beyaz eşya yana sanayinde dünyanın lider ülkesi konumuna gelecek. Bu benim iddiam. Çünkü, bizlerde, hedeflerimize ulaşma konusunda büyük bir azim var.

Karşımıza çıkan, Çin, Kore ve Tayvan gibi Uzakdoğu ülkelerinin ürün kalitesinin bizimkiler kadar iyi olmadığını Batılı sanayiciler de anladı. Uzakdoğulu üreticilerin fiyat avantajlarına rağmen Türkiye, Batı’nın karşısına kaliteli ve ucuz sayılacak fiyatlarla çıkmalıdır. İşte ben, beyaz eşya ve yan sanayinin bu yolda emin adımlarla ilerleyeceğine inanıyorum.

Danişment Şirketler Grubu olarak biz de sektörle paralel hedefler güdeceğiz. Düne kadar çekindiğim, ancak bugün global ekonominin de etkisiyle cazip bir hale gelen bir konu var; o da motor fabrikamın yabancı bir ortakla “evlilik” yapması…

Yeni yatırımlarınız var mı?

Şu anda Çerkezköy’de üç bin metre karelik alana yayılan, metal enjeksiyon ve kablo gruplamayla ilgili bir fabrika kuruyorum. Tesisin tüm altyapı hazır durumda. Orada bir fabrika kurmamızın nedeni, sadece Bosch’a üretim yapmak. Şu anda kar marjlarımız çok düşük. Yüzde 5 karlarla çalışıyoruz. Alıp satıyoruz ancak memnunuz… Çünkü, on trilyonda yüzde beş kar yılda beş yüz milyar ediyor. Dolayısıyla kazanıyoruz.

BEYAZ EŞYA YAN SANAYİNİN EN BÜYÜKLERİ

Sektörün panaromasını ortaya koymanızı istesek, pazar paylarıyla birlikte en büyük üreticiler hangileridir, sıralar mısınız?

Türkiye çapında beyaz eşya yan sanayi sektöründe faaliyet gösteren birçok firma var. Başkan yardımcılığını yaptığım Beyaz Eşya Yan Sanayiciler Derneği (BEYSAD) verilerine göre, bu sektörden yaklaşık 40 bin kişi ekmek yiyor. Ama ciddi anlamda istihdam sağlayan, ihracat yapan ve belli bir pazar payına sahip olan firma sayısı yaklaşık yüz kırk.

Ancak sektörün önde gelen firmalarını Türk Elektrik Endüstrisi (TEE), döküm firmalarımızdan Demisaş, bomin emaye üreticilerimizden Botel, beyaz eşyada her türlü cam eşyayı üreten Orim Cam ve Danişment AŞ olarak sıralamak mümkün…

Sizin pazar payınız nedir?

Danişment Makine olarak Türkiye’nin toplam pazarındaki aldığımız pay yüzde 25 civarındadır. Ancak, sektörün alt segmentlerinde bu oran değişebilir. Plastikte, metalde farklı elektrikli motor üretiminde farklı oranlara sahibiz. Sektörün geneline baktığımızda şunu söylemek mümkün; dörtte birlik payla biz kendi branşımızda sektörün bir numarasıyız…

“TÜRKİYE BEYAZ EŞYADA LİDER OLABİLİR”

Türkiye’de beyaz eşya sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de beyaz eşya sanayi şu anda belirli bir seviyede… Bu yabancı yatırımcıların dikkatini çekiyor, çekmiyor değil. Ancak, ben Türkiye’nin beyaz eşyada istediği yere gelebilmesi için en az 10 yılı olduğunu düşünüyorum. Türkiye, dünya liderliğine oynayacak potansiyele, teknolojik bilgiye sahip. Bugün, Arçelik, Bosch ve Vestel gibi firmalar ürünlerini yurtdışında da satabiliyor. Bu, ürün kalitesinin dünyayla yarışabilecek düzeyde olduğunun bir göstergesi… Şu anda bir durulma dönemi yaşanıyor, ancak çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Beyaz eşyanın tekrar hareketlenebilmesi için de küçük veya büyük üreticilerin, ihracata ağırlık vermeleri gerekiyor. Türkiye artık, tahıl ve tekstilden sonra gitgide sınai mamullerinde yoğunlaşmaya başlıyor. Ve beyaz eşya benim öngörülerime göre kısa vadede Türkiye’nin lokomotif sektörü haline gelecek. Ancak, büyük üreticiler çalışacağı yan sanayiciyi seçerken artık çok eleyici davranıyor. Yan sanayicilerini seçerken ihracat da yaptıklarından dolayı özel bir itina gösteriyorlar.

Çünkü, yaptığınız ufak bir hata malların piyasadan toplanmasına neden olabilir. Bu çok büyük bir risk. Bu nedenle biz en ufak hataya dahi mahal vermemek için tüm üretimimizi kayıt altında tutuyoruz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND