Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dr. Bahar Eriş Malala’nın hikayesini yazdı: Adımız kaderimizi belirler mi?

Kız çocuklarının okutulmayarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi dünyanın en büyük sorunlarından biri. Okumak istediği için vurulan Malala’nın hikayesi de bu sorunun sembolik özeti. Her Çocuk Üstün Yeteneklidir’in yazarı Dr. Bahar Eriş, Malalanın dramatik ama ilham verici hikayesini yazdı. Yazının sonunda da bir kampanya başlattı. Okumadan asla!

malala'nın hikayesi, dr.bahar eriş, adımız kaderimizi belirler mi

Kız çocuklarının okutulmayarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi dünyanın en büyük sorunlarından biri. Okumak istediği için vurulan Malala’nın hikayesi de bu sorunun sembolik özeti. Her Çocuk Üstün Yeteneklidir’in yazarı Dr. Bahar Eriş, Malalanın dramatik ama ilham verici hikayesini yazdı. Yazının sonunda da bir kampanya başlattı. Okumadan asla!

Adımız Kaderimizi Belirler mi?

Acaba ilk aşk deneyimi mi şekillendirir bütün hayatı? Yoksa efsaneler ve tarihin gücü mü?

Orhan Pamuk son romanında bu soruyu soruyor okurlarına.

Peki ya adımız ne kadar şekillendiriyor kaderimizi?

Dün If Film Festivali’nde, Malala Yusufzay’ın hayatı ve mücadelesiyle ilgili “Adımı Malala Koydu” adlı bir belgesel gösterildi. Malala, kız çocuklarının eğitim hakkını savunduğu için ülkesi Pakistan’da Taliban tarafından vurulan bir kız çocuğu… Ancak kafasına isabet eden kurşun onu öldürmeyip güçlendiriyor.  İyileştikten sonra amacına daha da sıkı sarılan Malala, bugün dünyanın her yerinden kızların okuma haklarını savunan bir aktivist… İlham verici konuşmalarıyla dünyanın sorunlarına dikkat çeken genç bir dünya lideri.

“Silahlar teröristleri öldürür, ama eğitim terörü öldürür”, diyor Malala.

Adın Cesaret olsaydı, hayatın nasıl olurdu?

Malala “cesaret” demek. Babası, cesur kadın savaşçı Malalai’ye olan hayranlığından, kızına da bu adı vermiş… Bir bebeğe verilen ad, o adı seçenin değerlerinin bir aynası değil mi?  Adımızı seçen kişilerin değerleri de şekillendirmiyor mu kaderimizi? Kızının okumasını istemeyen, sönük bir karakter yetiştirmek isteyen bir baba ona “cesaret” adını verir miydi? Herhalde öyle bir durumda cesaret yerine “esaret” daha uygun bir ad olurdu ve o değerleri benimseyen birinin yanında süren bir hayat, kim bilir hangi yöne akardı… Ya da bir yöne akmadan, bir göl sükuneti ve durgunluğunda mı devam ederdi?

Kulağına cesaret fısıldanarak dünyaya merhaba diyen Malala’nın dedesinden ve babasından geçen savaşçı genleri; özgürlük ve bağımsızlık aşığı babasından aldığı eğitim ve Pakistan tarihinde Taliban şiddetinin hakim olduğu talihsiz dönem … Bütün bunlar eşine nadir rastlanan biçimde aynı anda birbiriyle kesişince, olağanüstü bir lider çıkmış ortaya… Cesareti, sevgisi ve aklıyla şiddete meydan okuyan bir lider… “Bir kitap, bir kalem, bir çocuk ve bir öğretmen dünyayı değiştirebilir” diyen Malala, kız çocuklarının eğitim haklarını savunmak için yaptıklarıyla, 2014’te, henüz 17 yaşındayken Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ya Malala Taliban’ın gazabına uğrayan Pakistan’da değil de refah içindeki İngiltere’de doğup büyüseydi? Adı Malala değil de, mesela Lola olsaydı? Babası idealist bir eğitimci olmasaydı? Radyo Molla yerine Radiohead dinleseydi?

“Radyo Molla: “Kızlar burkasız okuyamaz, haşaaa!”

Malala ve ailesi Taliban öncesi dönemde Pakistan’ın bir köyünde mütevazı bir hayat yaşıyordu. Taliban gelene kadar sakin bir hayat vardı Swat’ta… Taliban iktidara geldiğinde başta halk onları sevmişti, çünkü sahneye yumuşak bir giriş yapmıştı Taliban. En başta kızların eğitim haklarını, dini değerleri ılımlı bir biçimde savunmuştu. Evet evet, aynı Taliban…

Tencerede yavaş yavaş ısıtılan kurbağanın hikayesindeki gibi, köylüler de yavaş yavaş ısındı Taliban’a. Kendilerini az ötede bekleyen vahşetin farkına varamamışlardı henüz… “Radyo Molla” dedikleri bir Molla, camiden her gün halka vaaz veriyordu. Köy halkı seviyordu bu konuşmaları dinlemeyi… Radyo Molla halk üzerinde çok etkiliydi.

Bir taraftan bu ılımlı vaazlar devam ederken, öte taraftan Taliban yavaş yavaş diğer bilgi kaynaklarını etkisiz hale getirdi… Önce “dine uygun olmayan” kitaplar, dergiler, filmler meydanlarda yakıldı. Başka bilgi kaynağına erişim kalmadığından, artık bütün köy molla ne derse onu dinlemek ve ona inanmak zorundaydı. Modern toplumda güç sahiplerinin medyayı ele geçirip kendi çıkarlarına hizmet eden bilgileri tek gerçeklik gibi sunmaları misali, köyün tek yayın kanalı olan cami de Taliban’ın tekelindeydi.  

Önce kitaplar, sonra polisler, sonra okullar yok edildi…

Bir süre sonra Radyo Molla’nın o en baştaki ılımlı mesajları, farklı bir rotaya çark etmişti. Kitaplar, filmler yakıldıktan sonra sıra askere ve polis karakollarına geldi. Onlar da teker teker bombalandı, rejime karşı çıkanlar birer birer öldürüldüler. Başta Taliban’ı seven halk artık çok huzursuzdu. Ama huzursuz olduğunu söylemek bile yeterince suçtu.

Sonrasında sıra aşırı uçlar için tehlikenin en temelini oluşturan meseleye, yani eğitime geldi… Neden mi eğitim? Eğitim çocuklara sorgulamayı öğrettiği için, en azından böyle bir potansiyel taşıdığı için… Eğitim, bağımsız düşünmeyi teşvik edebileceği için. Okuyan çocuklar, baskıcı rejime tehdit teşkil edeceği için… Okullar birer birer bombalanmaya başlandı.

“Hele ki kız çocukların okuması aslaaa, haşaaa kabul edilemez” demişti Taliban. 2009’da kız çocuklarının okula gitmesini yasaklamış, sadece burka giyerlerse okula gidebileceklerini ilan etmişti. Oysa Malala yüzünü örtmek istemiyordu; onun için “yüzümü örtmek kimliğimi örtmek gibiydi”. Ama Taliban’ın emrine uymamak, ölümle cezalandırılmak demekti.  

Taliban, kendilerine karşı gelenlerin isimlerini caminin hoparlöründen bir bir bütün köye yayınlanıyor, tehditler savuruyor, buyruklara uymayanları öldürüyordu. Halk korku içinde sinmişti…

Taliban’ın baskısını ve zulmünü haber yapmak isteyen uluslararası gazeteciler her gün kapıları çalıp bilgi almak istese de, kimse korkudan konuşmak istemiyordu. Ama Malala’nın “sessiz kalmak yaşama hakkını kaybetmektir” diyen cesur babası, bir gün çok riskli bir karar alarak, okulunun kapılarını BBC muhabirlerine açmaya karar verdi.

Kimdi bu Gül Makai?

Gul Makai takma ismiyle, Taliban rejiminde yaşayan bir kız çocuğu olmanın ne demek olduğunu her gün bir bloğa yazdı Malala… Yazdıklarını her gün gizli gizli BBC muhabiriyle paylaşmaya başladı. Ta ki bir gün Taliban durumu öğrenene kadar…

Olanları öğrenince çılgına dönen Taliban, Malala’yı ve ailesini tehdit etmeye başladı. “Kim olduğunu biliyoruz, ayağını denk al, sonun kötü olur” nidaları yükselmeye başlamıştı Radyo Molla’dan. Ama kimse Taliban’ın çocukları hedef alacağını, o kadar da zalim olabileceğini düşünmüyordu, kurbağaların suyu iyiden iyiye ısınmıştı. Dinden imandan söz eden bir örgüt çocukları hiç öldürür müydü? Öldürmez diye düşünüyorlardı.

Ama yanılıyorlardı. Bir gün Malala ve kız arkadaşları okul servisiyle okuldan eve dönüyordu. Yüzü örtülü, silahlı bir Taliban militanı durdurdu servislerini: “Malala hanginizse ortaya çıksın!” diye bağırdı. Yoksa hepinizi vururum!” Yüzü korkuyla örtülü saldırganın karşısına açık ve korkusuz yüzüyle çıktı Malala, arkadaşlarını korumalıydı…

“Malala benim”.

Tek kurşunla vurdu onu militan. Üstelik Malala kendini ifşa etmesine rağmen, haince diğerlerini de vurdu.

Silahın sahibi saldırgan Malala’ya kıyabilmişse de, adeta silahtan çıkan kurşun böylesine güzel bir kalbe ve beyne kıyamamıştı.  Kurşun Malala’nın başına isabet etmiş, beynine ilerlemekten vazgeçip boynuna inmiş ve omzunda durmuştu.  

Çocuk, şans verilmeyi bekleyen umuttur. Umut, şans verilmeyi bekleyen çocuktur…

Doktorlara göre yaşama olasılığı çok düşüktü Malala’nın… Ama İngiltere’de gördüğü yoğun tedavinin sonunda bugün eskisinden bir farkı yok. Hala zehir gibi, hala cesur, hala sözünü sakınmayan muzip ve zeki bir kız çocuğu o…

Filmde beni belki de en çok duygulandıran sahnelerden biriydi Malala’nın iyileşme süreci. Ameliyat sonrasında tutmayan ellerinin, anlamsızca etrafa bakan gözlerinin,  tedavi, ilgi ve sevginin etkisiyle yavaş yavaş eskiye dönüşmesi… Bir çocuktan asla umudu kesemezsiniz, bunu bir kez daha gördüm. Çocuk henüz yetişmekte olan tohumdur, yaş ağaçtır, potansiyeldir, yolun başıdır, bilinmezdir, umuttur… Ve umut da, şans verilmeyi bekleyen bir çocuktur. Umuda şans verirseniz bir gün mucize sandığınız sonuçlar ortaya çıkabilir. Aynı ölecek gözüyle bakılan Malala’nın tüm gücüyle tekrar ayağa kalkıp dünyayı da ayağa kaldırdığı gibi…

Malala’yı Kim Vurdu?

Malala’ya sordular, seni vuran kişiye öfkeli misin?

“Zerre kadar öfke duymuyorum” dedi. “Benim dinim, hoşgörüyü, sevgiyi, anlayışı öğreten bir din.”

Malala’nın babasına  sordular. Malala’yı kim vurdu?

Verdiği cevap çok anlamlıydı: “Malala’yı biri vurmadı. Malala’yı bir ideoloji vurdu.”

O ideoloji Malala’yı hala gördüğü yerde vurmakla tehdit ediyor. Ama Malala ve babası sadece gülümsüyor ve dünyanın her yerinde kız çocuklarının eğitim haklarını savunmaya devam ediyorlar.

“Susmak, yaşama hakkını kaybetmektir” diyor baba… O “Cesaret”e hayat veren adam. Şimdi cesaretle başka kızlara da hayat vermeye devam ediyor.

“Aşırı uçtakiler kendilerini en çok neyin korkuttuğunu gösterdiler: Kitap okuyan bir kız.- Malala”

Geçenlerde sosyal medya sayfamdan kızlar okusun çağrısında bulundum, çünkü kızların okumasını istemeyen bazı güç sahibi kişiler, haberlere konu olmuştu. Asıl üzücü olan, bu çağ dışı düşünceleri, din kisvesinde meşrulaştırmalarıydı. Bunun üzerine kız çocuklarının okumasını desteklemek adına, “Okumadan Asla” diye bir kampanya başlattım.

#okumadanasla #bahareris hashtag’leriyle Facebook ve Instagram’dan kitap okurken fotoğraflar paylaşarak ve kitap okumanın değerine dair bir sloganla, kampanyaya destek verir misiniz?

28 Şubat 2016 Pazar akşamına kadar en yüksek oyu alan 2 fotoğraf ve slogana, Başarı Bilimi ve Her Çocuk Üstün Yeteneklidir kitaplarını hediye edeceğim.

Bu küçük bir kampanya, elbette dünyayı değiştirmek gibi bir iddiası yok. Ama sonuçta birkaç çocuğun bile dünyası değişse, sizce de bu ufak çabaya değmez mi?

Yazar: Dr. Bahar Eriş

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Sosyal medya tüm hayatımızı etkiliyor

sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor, sosyal medya, Manşet, iletişim, boşanma, bağımlılık, araştırma, aile yapısı

Gün içinde zamanımızın önemli bir kısmını sosyal medyada geçiriyoruz. Çevremizdeki insanlarla yüz yüze iletişimden çok Facebook, Twitter, Instagram gibi platformlar üzerinden iletişim kuruyoruz. Peki, hiç düşündünüz mü, sosyal medya ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor?

“İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı en az %51 olarak görülüyor

Üsküdar Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre; yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve cep telefonu gibi faktörler, boşanmaları artırıyor.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen “Son Beş Yılda Türkiye’de Boşanmalara Etki Eden Bir Faktör Olarak Yeni Medya Teknolojileri ve Sosyal Medya” araştırmasına göre sosyal medya kullanımı, ailelerin dağılmasındaki önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. 

Sosyal medya boşanma sebepleri arasında

36 boşanma avukatı ile yapılan görüşme ve internet üzerinden 278 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, yeni medya teknolojileri ve sosyal medya, boşanma nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının aldatmayı kolaylaştığının belirtildiği araştırmaya göre; insanlar ailesine ayıracağı vakti sosyal medyada geçiriyor. Başka hayatlara imrenen kullanıcılar, farklı arayışlara başlıyor. Ayrıca sosyal medya paylaşımları, kıskançlıklara da sebep oluyor.

“İnternette çok zaman geçirmek aile yapısını bozuyor”

İnternet üzerinden gerçekleştirilen 278 kişinin cevapladığı ankete göre çalışma grubunun % 59.1’i sevgilisinin/eşinin internette neler yaptığını kontrol ediyor, %70.9’u sevgilisinin eşinin internette eski sevgilisi/eşiyle görüşmesini olumlu karşılamıyor ve en az %48’i internetin boşanma ve aldatmaları artırdığını düşünüyor. “İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı ise en az %51 olarak görülüyor. Verilen bilgilerde, sosyal medyanın aile yapısına olumsuz etkide bulunmasının sebeplerinden biri de internette çok zaman geçirilmesi olarak belirtiliyor.

“Eşim Facebook bağımlısı”

İnternette çok vakit geçirilmesi nedeniyle ebeveynler tarafından çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesi, eşe yeterli vakit ayrılmaması ve ev işlerinin yerine getirilmemesi vb. davranışlar, boşanma davası açılması durumunda boşanma nedeni olarak öne sürülebiliyor.

İnternet bağımlılığı nedeniyle açılan boşanma davası örnekleri incelendiğinde, genellikle eşler “Karım internetin başından kalkmıyor”, “Kocam sürekli bilgisayar başında…”, “Eşim Facebook bağımlısı”, “Eşim internet bağımlısı…”, “İnternet yüzünden eşim çocuklarla ilgilenmiyor”, “Eşim ev işlerini yapmak yerine internete giriyor” gibi şikayetlerde bulunulduğu görülüyor.

Boşanma davalarında sıkça görülen bir durum: Uygunsuz mesaj yakalama

Facebook, WhatsApp ve bunun gibi platformlardaki bazı içerikler boşanma davalarında artan bir şekilde delil olarak kullanılıyor. Görüşme yapılan avukatlara göre, eşin bir başkasına gönderdiği ya da bir başkasından aldığı uygunsuz mesajları yakalamak, boşanma davalarında sıklıkla görülen bir durum olmaya başladı.

Araştırmanın yürütücüsü İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, sosyal medyanın toplumsal etkilerinin bir süredir güçlü bir şekilde hissedildiğini, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde sosyal medya kullanımın yarattığı çeşitli sorunların günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bir durum haline geldiğine dikkat çekti. Atalay şu değerlendirmelerde bulundu: “Buradan hareketle bu etkiyi bilimsel olarak doğrulamak istedik. Boşanma avukatları ile yaptığımız derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın evliliklere olumsuz etkilerinin, öngördüğümüzün çok ötesinde olduğunu gösterdi.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

D vitamini takviyesi gerekli mi?

Manşet, D vitamini takviyesi, d vitamini ilaçları, d vitamini içeren meyveler, d vitamini eksikliği nedir, D vitamini

D vitamin nedir? D vitamini eksikliği hangi hastalıklara yol açar? Sağlıklı yetişkinlerin de D vitamini takviyesi alması gerekir mi? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

D vitamini takviyesinin yararı var mı?

D vitamininin yorgunluğa, depresyona, hatta kansere bile iyi geldiği söyleniyor. Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal kişilerin takviye almasını doğru bulmuyor.

Kuzey yarıkürede günler kısalıp güneş ışığı azalırken D vitamini eksikliği konusundaki kaygılar artıyor. Çoğu insan bunu gidermek için D vitamini takviyesine başvuruyor.

D2 ve D3 vitaminleri reçetesiz alınabiliyor. Bunların bağışıklık sistemini güçlendirdiği, yorgunluğa, kas zayıflığına, kemik ağrısına ve depresyona iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca kanserden ve yaşlanma kaynaklı sorunlardan korunmayı sağladığı ifade ediliyor.

İngiltere’de vitamin takviyesi alanların üçte biri bunlar arasında D vitaminini de sayıyor.

Ancak tüm yetişkinlerin D vitamini takviyesi almasıyla ilgili öneriler tartışmalı.

D vitamininin vücuttaki kalsiyum ve fosfatı dengeleyerek kemik sağlığı üzerindeki etkisi tartışmasız. Bu nedenle D vitamini eksik olanların bu sorunu gidermesi tavsiye ediliyor. İngiltere’de nüfusun beşte birinde D vitaminini eksiği olduğu sanılıyor.

Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal olanların ekstra D vitamini takviyesi almasının hastalıkları önleyici bir rolü olmadığını söylüyor. Peki doğrusu nedir?

ABD, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde bazı gıda ürünlerine D vitamini takviyesi yapılıyor.

Temel bilgiler

Adı öyle olsa da D vitamini aslında vitamin değil; vücutta kalsiyum emilimini kolaylaştıran bir hormon. Yağlı balık gibi bazı gıdalar dışında D vitamini ihtiyacını ortalama bir diyetle gidermesi zor. Ama derimiz ‘mor ötesi B’ (UVB) ışınlarına maruz kaldığında ihtiyacı olan vitamini kolesterolden üretebiliyor.

D vitamininin iki türü var: D3, balık da dahil olmak üzere hayvanlarda bulunuyor ve güneş ışığına temas halinde derinin ürettiği bu tür. D2 ise mantar gibi bitkisel gıdalarda var. D3 daha etkili olduğundan vitamin takviyelerinde bu tür tercih ediliyor.

İngiltere’de kamu sağlığı kurumu, sonbahar ve kış aylarında yetişkinlere 10 mikrogram D vitamini takviyesi almalarını öneriyor. Bu aylarda güneş ışınlarının dünyaya yatay vurması UVB ışınlarının atmosferden geçip bize ulaşmasını engelliyor. D vitamini seviyesi düşük olanlar ile koyu tenli olanların ise sürekli D vitamini takviyesi alması tavsiye ediliyor.

Diğer ülkelerde de benzer tavsiyeler geçerli. Kanada ve ABD’de yetişkinlerin günde 15 mikrogram D vitamini alması önerilirken, süt, yoğurt, kahvaltılık gevrek, margarin, portakal suyu gibi bazı gıdalara zorunlu D vitamini takviyesi yapılıyor.

Bu tavsiyeler, 20. yüzyılda raşitizm gibi kemik hastalıklarına karşı mücadele kapsamında gündeme gelmişti. D vitamini seviyesi düşük olduğunda vücuttaki kalsiyum da azalıyor ve kemik yoğunluğu düştüğünden özellikle bebek ve çocuklarda raşitizme yol açıyor.

Ayrıca D vitamini azlığı kaslarda da zayıflığa ve yorgunluğa neden olur. D vitamini bakterileri temizleyerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlar.

Bazı uzmanlar bazı sağlık sorunu olanlarda D vitamini eksikliğinin gün ışığına çıkmamaktan kaynaklandığına, yani bu hastalıkların vitamin eksikliğine dayanmadığına inanıyor.

Kemiklerde kırılma

D vitamininin önemli olması, bu vitamin seviyesi normal olan kişilerin takviye almasının yararlı olacağı anlamına gelmiyor. D vitamini takviyesinin temel nedenlerinden biri kemiklerin korunması.

Batıda ne kadar D vitamini almak gerektiğine dair resmi tavsiyeler için, bakım evlerinde yaşayan, güneşe çıkma olanağı fazla olmayan ve kemik erimesi ve kırık riski olan yaşlıların ihtiyaçları temel alınıyor.

Birçok araştırmayı değerlendiren analizlerde, genel nüfus açısından D vitamini takviyesinin sağlıklı insanlarda kemik kırılması riskini azaltmasının veya kemik yoğunluğunu artırmasının söz konusu olmadığı belirtiliyor, tavsiyelerin bunu yansıtacak şekilde değiştirilmesi öneriliyordu.

Ancak bazı uzmanlar da yeterli güneş görmediği için risk grubunda olanlara D vitamini takviyesi yapılması gerektiğine inanıyor. Mart-Ekim ayları arasında, güneş kremi sürmeden eller ve kollar açık bir halde birkaç dakika güneşte kalarak yeterli D vitamini alınabileceği belirtiliyor.

Bazı araştırmalar ise bugün alınan dozlarda tek başına D vitamininin kemiklerde kırılmayı önleyemeyeceğini gösteriyor. Hatta yüksek dozda alındığında yaşlılarda düşme ve kırık vakalarının yüzde 20-30 artabileceğini gösteren bulgular da var.

D vitamini ile diğer hastalıklar, hatta yaşlanma arasındaki ilişki konusunda da çelişkili araştırmalar var.

İddialardan biri D vitamini takviyesinin bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde. Bir araştırmada bu vitaminin solunum yolları enfeksiyonu riskini azaltıcı rol oynadığı görüldü.

D vitamini ile ömür uzunluğu arasındaki bağlantıyı inceleyen bir araştırmada D3 türünün hücrelerdeki protein düzenlemesini olumlu yönde etkilediği görüldü. Buradan yola çıkarak D vitamininin yaşlanmayı geciktirici etkide bulunabileceği ileri sürülüyor.

Vitamin takviyesi D vitaminini güneşten almak kadar etkili görülmüyor.

Hastalıklarla bağlantı

Ancak diğer araştırmalarda bu konuda kesin sonuca varılamadı. Ayrıca D vitamini ile kalp ve damar hastalıkları arasında da bir bağlantı olduğu, D vitamini eksikliğinin bu hastalıklara yol açmasından ziyade, bu hastalıkların D vitamini seviyesinde düşüşe neden olduğu tespit edildi.

D vitamini eksikliği ile hastalıklar arasında bağlantı kuran diğer çoğu araştırmada da aslında durum bundan ibaret.

Herhangi bir hastalık halinde insanların dışarı çıkıp yeterince güneş görme şansı azaldığından D vitamini eksikliği oluşabiliyor.

Araştırmalar D vitamini seviyesinin yüksek olması ile kalın bağırsak kanseri riskinin azalması arasında da bir bağlantı olduğunu gösteriyor. D vitamini yeni kılcal damarların oluşmasını ve hücreler arasında daha iyi etkileşimi mümkün kılıyor. Ayrıca kalın bağırsaktaki kalsiyum seviyesinin normal olmasını sağlayarak kanser riski taşıyan hücre büyümelerini yavaşlatır.

D vitamini ile karaciğer, meme ve prostat kanseri arasındaki bağlantıları inceleyen araştırmalarda, D vitamini eksikliğinin kanserli hücrelerin yayılmasında belli bir rol oynadığına dair bulgulara rastlandı. Bundan yola çıkarak bazıları vitamin takviyesi almanın kanser riskini azaltacağı sonucunu çıkarsa da, bunu kanıtlayan veriler bulunamadı.

Ruh sağlığı

Gün ışığı ile mevsimsel ruh hali değişimi arasındaki bağlantı eskiden beri biliniyor; ama bunun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığını kanıtlamak zor.

D vitamini, ruh halini düzenlemede etkili serotonin hormonu ile uykuyu düzenleyen melatonin hormonu seviyesini etkiliyor. Bu hormonların seviyesinde düşüş, ruh hali değişimine etkide bulunabilir. Ancak bu etkinin kanıtlanması gerekiyor.

Araştırmalar D vitamininin ruh sağlığından beyin gelişimine kadar geniş bir rol oynadığını gösteriyor.

Ayrıca D vitamini eksikliği ile depresyon arasında da bir bağlantı olduğu, ancak bunun, depresyonun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığı anlamına gelmediği belirtiliyor.

Güneş etkisi

D vitamininin etkisi konusunda araştırmaların kesin sonuca varamaması, bu çalışmalarda güneş ışığı yerine vitamin takviyelerine bakılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Bazı uzmanlar D vitaminini vitamin takviyesi ile almanın güneş yoluyla almak kadar etkili olmadığını söylüyor. Bu konuda araştırmalar sürüyor.

Buna rağmen, vitamin takviyesinin bile D vitamini çok düşük seviyedeki kişilere yarayacağına inanılıyor.

Ancak kişinin D vitamini rezervi ve kışın ihtiyaç duyacağı miktar cilt tonunun yanı sıra dışarıda ne kadar zaman geçirdiğine, vücuttaki yağ miktarına ve vücuttaki kemik yenilenmesinin hızına da bağlı.

Bu nedenle, D vitamini eksikliğinin sadece semptomlara bakarak değil kan tahlili ile belirlenmesi gerekir.

Takviye miktarı

Peki D vitamini eksikliği varsa ne kadar takviye almak gerekir? Günde 25 nanomol D vitamini takviyesi eczaneden reçetesiz alınıp kullanılabilir.

Bunun üzerindeki dozlar ender durumlarda bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Henüz kesin sonuca varılmış olmasa da aşırı D vitamininin kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceği yönünde iddialar da var.

Tersine, daha yüksek dozda D vitamini takviyesine ihtiyaç olduğunu savunan uzmanlar da var. Örneğin İngiltere’de D vitamini eksikliği çekenlerin sayısı fazla olduğundan, risk grubundakilere vitamin takviyesi yapılması gerektiğine inanılıyor.

Böylesi zıt veriler yüzünden, vitamin takviyesinin yararları konusunda uzmanlar arasında bile bu kadar çelişkili görüşlerin olması şaşırtıcı değil. Hatta bazıları D vitamini takviyesini savunanların milyar dolarlık vitamin sektörü ile bağları olabileceğini bile ileri sürüyor.

Bu bakımdan, Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı bir kadın hastanesinde 25 bin kişi ile yapılan araştırmanın sonuçları merakla bekleniyor. Burada D vitamini ve omega 3 takviyesinin kanser, inme ve kalp hastalıkları üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığına bakılıyor.

Bu yıl sonunda yayınlanması beklenen sonuçların bu tartışmayı sonuçlandırması bekleniyor. O zamana kadar ise kışın D vitamini takviyesi almak isteyenler açısından en kötü sonuç biraz para kaybı olacaktır.

Yazar:  Jessica Brown 
Kaynak:  www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Buzdağının görünmeyen kısmı

suçlama, söylenme, ördek sendromu, başarı

Ördek sendromu nedir? En belirgin özellikleri nelerdir? Hiç çalışmıyormuş gibi görünen ama başarılı olan insanlar bunu nasıl yapar? İşte tüm bunlara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

Ördek Sendromu: Neden Başkalarının Daha İyi Yaşadığını Düşünürüz

İş yerimizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan oldukça sakin bir eleman vardır; üniversitede hiç çalışmıyormuş gibi görünen, sürekli gezen ama sınavlarını AA ile veren bir arkadaşımız, hiçbir ölçü kullanmadan dünyanın en lezzetli yemekleri yapan komşumuz…

Sosyal medya hesaplarımızı turlarken kendi kendimize söylendiğimiz çok olmuştur: “Nasıl bu kadar iyi bir hayat yaşıyor bu insanlar, oysa ben sürünme konusunda yılanlardan halliceyim!”

Bu örneklerden çok daha fazlasının zihninizde canlandığı ve bunları düşünürken: “Ben bu kadar çabalarken ve onlar hiçbir şey yapmazken neden aldıkları sonucun yarısını bile elde edemiyorum? Bunu onlardan daha fazla hak ediyorum!” diyerek sitem ettiğimiz aşikar.

Bu yazı, dışarıdan “en” nitelendirmesiyle bahsettiğimiz insanların da aslında bizden pek bir farkı olmadığını bilmeniz ve kendinizi suçlamayı bırakmanız için yazıldı. Keyifli okumalar!

***

Pek çoğumuz suyun üzerinde dans eder gibi yüzen ördekleri seyredip hayran kalmışızdır. Suyun üst kısmından bakarken herhangi bir problem olduğunu düşünmeyiz, esas karmaşıklık suyun altındadır. Ördek o küçük perdeli ayaklarını hızlıca çırparak suyla mücadelesini sürdürmeye çalışır.

Stanford Üniversitesi tarafından öğrencilerin zorluklarını tanımlamak için ortaya atılan “ördek sendromu” kavramı, ördeklerin suyla mücadelesinden ilham alınarak adlandırılan ve günlük hayatımızı zorlaştıran bir düşünce sistemini özetlemektedir.

Aslında ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken dışarıdan sakin görünebilme yeteneklerini ifade etmek için kullanılmıştır.

Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının özellikle bilmesini isteyecekleri şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.

Örneğin bir üniversite öğrencisinin güzel bir filtre ile geliştirilmiş seyahat görüntülerini paylaşması ve akranları ile sosyalleşmesi, gece geç saatlere kadar kütüphanede kalmasını ya da projesi için yediği ret maillerini paylaşmasından daha olasıdır.

Aynı mantıkla etrafınızdaki insanların zahmetsizce yaşamaları, sınavlara girmeleri, stajlara katılmaları ve partilere gitmeleri esnasında dört sınavınız, dört saatlik uykunuzla birlikte üç projenizi yürütürken gezmelere çıkmanız biraz zor görünüyor.

Tabii ki arkadaşlarınızın başarılı olduğunu görmeyi seviyorsunuz ancak siz, kişisel yetersizlik hissiyle ayakta kalmaya çabalarken herkes nasıl bu kadar mutlu ve rahat olabilir?

Esas soru şu: “İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?”

Cevabı hepimiz biliyoruz: değiller. İnsanlar, günümüz “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Hepimiz, olmayı istediğimiz başkalarının da olduğunu zannettiğimiz muhteşem kareler içerisinde kayboluyoruz.

İş yerinizde her şeyi büyük bir titizlikle yapan ve oldukça sakin görünen o eleman sabahlara kadar bir sorun çıkmaması için çalışıyor, siz ortak olmayan bu süreci görmüyorsunuz.

Üniversitede gezilecek tüm mekânları bilen ama notları da AA altına düşmeyen o arkadaşınız bütün verimli ders çalışma taktiklerini zorluklarla öğrendi, ders çalışmak için ayırdığı vakitte sadece ders çalışmaya odaklanıyor.

Hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan komşunuz o raddeye gelene kadar pek çok kez yemeğini yaktı, pek çok kişiden olumsuz eleştiri aldı.

Sosyal medya hesabında az önce dünyanın öteki ucunda yemyeşil bir ormanda kamp yaptığını paylaşan arkadaşınız ailesiyle büyük bir tartışma yaşadı ve evden ayrıldı, siz bu olaydan haberdar değilsiniz.

En başarılı cerrah seçilen o tıp doktoru, siz o unvanı görmeden önce pek çok güzel şeyden vazgeçerek yıllarını kariyerine adadı.

“Buzdağının görünmeyen kısmı” sizin kendi içinizdeki yıkımları bilmeniz ama başkaları için -belki çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen- bunu hissedememenizdir.

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenesi değil. Kendinizi bir başkası gibi olmaya çalışmaya zorlamak, suyun altındaki ayaklara yapacağınız en büyük kötülük olur.

Sağlıcakla…

Kaynak:  www.matematiksel.org

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND