Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dr. Bahar Eriş Malala’nın hikayesini yazdı: Adımız kaderimizi belirler mi?

Kız çocuklarının okutulmayarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi dünyanın en büyük sorunlarından biri. Okumak istediği için vurulan Malala’nın hikayesi de bu sorunun sembolik özeti. Her Çocuk Üstün Yeteneklidir’in yazarı Dr. Bahar Eriş, Malalanın dramatik ama ilham verici hikayesini yazdı. Yazının sonunda da bir kampanya başlattı. Okumadan asla!

Kız çocuklarının okutulmayarak erkeklere bağımlı hale getirilmesi dünyanın en büyük sorunlarından biri. Okumak istediği için vurulan Malala’nın hikayesi de bu sorunun sembolik özeti. Her Çocuk Üstün Yeteneklidir’in yazarı Dr. Bahar Eriş, Malalanın dramatik ama ilham verici hikayesini yazdı. Yazının sonunda da bir kampanya başlattı. Okumadan asla!

Adımız Kaderimizi Belirler mi?

Acaba ilk aşk deneyimi mi şekillendirir bütün hayatı? Yoksa efsaneler ve tarihin gücü mü?

Orhan Pamuk son romanında bu soruyu soruyor okurlarına.

Peki ya adımız ne kadar şekillendiriyor kaderimizi?

Dün If Film Festivali’nde, Malala Yusufzay’ın hayatı ve mücadelesiyle ilgili “Adımı Malala Koydu” adlı bir belgesel gösterildi. Malala, kız çocuklarının eğitim hakkını savunduğu için ülkesi Pakistan’da Taliban tarafından vurulan bir kız çocuğu… Ancak kafasına isabet eden kurşun onu öldürmeyip güçlendiriyor.  İyileştikten sonra amacına daha da sıkı sarılan Malala, bugün dünyanın her yerinden kızların okuma haklarını savunan bir aktivist… İlham verici konuşmalarıyla dünyanın sorunlarına dikkat çeken genç bir dünya lideri.

“Silahlar teröristleri öldürür, ama eğitim terörü öldürür”, diyor Malala.

Adın Cesaret olsaydı, hayatın nasıl olurdu?

Malala “cesaret” demek. Babası, cesur kadın savaşçı Malalai’ye olan hayranlığından, kızına da bu adı vermiş… Bir bebeğe verilen ad, o adı seçenin değerlerinin bir aynası değil mi?  Adımızı seçen kişilerin değerleri de şekillendirmiyor mu kaderimizi? Kızının okumasını istemeyen, sönük bir karakter yetiştirmek isteyen bir baba ona “cesaret” adını verir miydi? Herhalde öyle bir durumda cesaret yerine “esaret” daha uygun bir ad olurdu ve o değerleri benimseyen birinin yanında süren bir hayat, kim bilir hangi yöne akardı… Ya da bir yöne akmadan, bir göl sükuneti ve durgunluğunda mı devam ederdi?

Kulağına cesaret fısıldanarak dünyaya merhaba diyen Malala’nın dedesinden ve babasından geçen savaşçı genleri; özgürlük ve bağımsızlık aşığı babasından aldığı eğitim ve Pakistan tarihinde Taliban şiddetinin hakim olduğu talihsiz dönem … Bütün bunlar eşine nadir rastlanan biçimde aynı anda birbiriyle kesişince, olağanüstü bir lider çıkmış ortaya… Cesareti, sevgisi ve aklıyla şiddete meydan okuyan bir lider… “Bir kitap, bir kalem, bir çocuk ve bir öğretmen dünyayı değiştirebilir” diyen Malala, kız çocuklarının eğitim haklarını savunmak için yaptıklarıyla, 2014’te, henüz 17 yaşındayken Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Ya Malala Taliban’ın gazabına uğrayan Pakistan’da değil de refah içindeki İngiltere’de doğup büyüseydi? Adı Malala değil de, mesela Lola olsaydı? Babası idealist bir eğitimci olmasaydı? Radyo Molla yerine Radiohead dinleseydi?

“Radyo Molla: “Kızlar burkasız okuyamaz, haşaaa!”

Malala ve ailesi Taliban öncesi dönemde Pakistan’ın bir köyünde mütevazı bir hayat yaşıyordu. Taliban gelene kadar sakin bir hayat vardı Swat’ta… Taliban iktidara geldiğinde başta halk onları sevmişti, çünkü sahneye yumuşak bir giriş yapmıştı Taliban. En başta kızların eğitim haklarını, dini değerleri ılımlı bir biçimde savunmuştu. Evet evet, aynı Taliban…

Tencerede yavaş yavaş ısıtılan kurbağanın hikayesindeki gibi, köylüler de yavaş yavaş ısındı Taliban’a. Kendilerini az ötede bekleyen vahşetin farkına varamamışlardı henüz… “Radyo Molla” dedikleri bir Molla, camiden her gün halka vaaz veriyordu. Köy halkı seviyordu bu konuşmaları dinlemeyi… Radyo Molla halk üzerinde çok etkiliydi.

Bir taraftan bu ılımlı vaazlar devam ederken, öte taraftan Taliban yavaş yavaş diğer bilgi kaynaklarını etkisiz hale getirdi… Önce “dine uygun olmayan” kitaplar, dergiler, filmler meydanlarda yakıldı. Başka bilgi kaynağına erişim kalmadığından, artık bütün köy molla ne derse onu dinlemek ve ona inanmak zorundaydı. Modern toplumda güç sahiplerinin medyayı ele geçirip kendi çıkarlarına hizmet eden bilgileri tek gerçeklik gibi sunmaları misali, köyün tek yayın kanalı olan cami de Taliban’ın tekelindeydi.  

Önce kitaplar, sonra polisler, sonra okullar yok edildi…

Bir süre sonra Radyo Molla’nın o en baştaki ılımlı mesajları, farklı bir rotaya çark etmişti. Kitaplar, filmler yakıldıktan sonra sıra askere ve polis karakollarına geldi. Onlar da teker teker bombalandı, rejime karşı çıkanlar birer birer öldürüldüler. Başta Taliban’ı seven halk artık çok huzursuzdu. Ama huzursuz olduğunu söylemek bile yeterince suçtu.

Sonrasında sıra aşırı uçlar için tehlikenin en temelini oluşturan meseleye, yani eğitime geldi… Neden mi eğitim? Eğitim çocuklara sorgulamayı öğrettiği için, en azından böyle bir potansiyel taşıdığı için… Eğitim, bağımsız düşünmeyi teşvik edebileceği için. Okuyan çocuklar, baskıcı rejime tehdit teşkil edeceği için… Okullar birer birer bombalanmaya başlandı.

“Hele ki kız çocukların okuması aslaaa, haşaaa kabul edilemez” demişti Taliban. 2009’da kız çocuklarının okula gitmesini yasaklamış, sadece burka giyerlerse okula gidebileceklerini ilan etmişti. Oysa Malala yüzünü örtmek istemiyordu; onun için “yüzümü örtmek kimliğimi örtmek gibiydi”. Ama Taliban’ın emrine uymamak, ölümle cezalandırılmak demekti.  

Taliban, kendilerine karşı gelenlerin isimlerini caminin hoparlöründen bir bir bütün köye yayınlanıyor, tehditler savuruyor, buyruklara uymayanları öldürüyordu. Halk korku içinde sinmişti…

Taliban’ın baskısını ve zulmünü haber yapmak isteyen uluslararası gazeteciler her gün kapıları çalıp bilgi almak istese de, kimse korkudan konuşmak istemiyordu. Ama Malala’nın “sessiz kalmak yaşama hakkını kaybetmektir” diyen cesur babası, bir gün çok riskli bir karar alarak, okulunun kapılarını BBC muhabirlerine açmaya karar verdi.

Kimdi bu Gül Makai?

Gul Makai takma ismiyle, Taliban rejiminde yaşayan bir kız çocuğu olmanın ne demek olduğunu her gün bir bloğa yazdı Malala… Yazdıklarını her gün gizli gizli BBC muhabiriyle paylaşmaya başladı. Ta ki bir gün Taliban durumu öğrenene kadar…

Olanları öğrenince çılgına dönen Taliban, Malala’yı ve ailesini tehdit etmeye başladı. “Kim olduğunu biliyoruz, ayağını denk al, sonun kötü olur” nidaları yükselmeye başlamıştı Radyo Molla’dan. Ama kimse Taliban’ın çocukları hedef alacağını, o kadar da zalim olabileceğini düşünmüyordu, kurbağaların suyu iyiden iyiye ısınmıştı. Dinden imandan söz eden bir örgüt çocukları hiç öldürür müydü? Öldürmez diye düşünüyorlardı.

Ama yanılıyorlardı. Bir gün Malala ve kız arkadaşları okul servisiyle okuldan eve dönüyordu. Yüzü örtülü, silahlı bir Taliban militanı durdurdu servislerini: “Malala hanginizse ortaya çıksın!” diye bağırdı. Yoksa hepinizi vururum!” Yüzü korkuyla örtülü saldırganın karşısına açık ve korkusuz yüzüyle çıktı Malala, arkadaşlarını korumalıydı…

“Malala benim”.

Tek kurşunla vurdu onu militan. Üstelik Malala kendini ifşa etmesine rağmen, haince diğerlerini de vurdu.

Silahın sahibi saldırgan Malala’ya kıyabilmişse de, adeta silahtan çıkan kurşun böylesine güzel bir kalbe ve beyne kıyamamıştı.  Kurşun Malala’nın başına isabet etmiş, beynine ilerlemekten vazgeçip boynuna inmiş ve omzunda durmuştu.  

Çocuk, şans verilmeyi bekleyen umuttur. Umut, şans verilmeyi bekleyen çocuktur…

Doktorlara göre yaşama olasılığı çok düşüktü Malala’nın… Ama İngiltere’de gördüğü yoğun tedavinin sonunda bugün eskisinden bir farkı yok. Hala zehir gibi, hala cesur, hala sözünü sakınmayan muzip ve zeki bir kız çocuğu o…

Filmde beni belki de en çok duygulandıran sahnelerden biriydi Malala’nın iyileşme süreci. Ameliyat sonrasında tutmayan ellerinin, anlamsızca etrafa bakan gözlerinin,  tedavi, ilgi ve sevginin etkisiyle yavaş yavaş eskiye dönüşmesi… Bir çocuktan asla umudu kesemezsiniz, bunu bir kez daha gördüm. Çocuk henüz yetişmekte olan tohumdur, yaş ağaçtır, potansiyeldir, yolun başıdır, bilinmezdir, umuttur… Ve umut da, şans verilmeyi bekleyen bir çocuktur. Umuda şans verirseniz bir gün mucize sandığınız sonuçlar ortaya çıkabilir. Aynı ölecek gözüyle bakılan Malala’nın tüm gücüyle tekrar ayağa kalkıp dünyayı da ayağa kaldırdığı gibi…

Malala’yı Kim Vurdu?

Malala’ya sordular, seni vuran kişiye öfkeli misin?

“Zerre kadar öfke duymuyorum” dedi. “Benim dinim, hoşgörüyü, sevgiyi, anlayışı öğreten bir din.”

Malala’nın babasına  sordular. Malala’yı kim vurdu?

Verdiği cevap çok anlamlıydı: “Malala’yı biri vurmadı. Malala’yı bir ideoloji vurdu.”

O ideoloji Malala’yı hala gördüğü yerde vurmakla tehdit ediyor. Ama Malala ve babası sadece gülümsüyor ve dünyanın her yerinde kız çocuklarının eğitim haklarını savunmaya devam ediyorlar.

“Susmak, yaşama hakkını kaybetmektir” diyor baba… O “Cesaret”e hayat veren adam. Şimdi cesaretle başka kızlara da hayat vermeye devam ediyor.

“Aşırı uçtakiler kendilerini en çok neyin korkuttuğunu gösterdiler: Kitap okuyan bir kız.- Malala”

Geçenlerde sosyal medya sayfamdan kızlar okusun çağrısında bulundum, çünkü kızların okumasını istemeyen bazı güç sahibi kişiler, haberlere konu olmuştu. Asıl üzücü olan, bu çağ dışı düşünceleri, din kisvesinde meşrulaştırmalarıydı. Bunun üzerine kız çocuklarının okumasını desteklemek adına, “Okumadan Asla” diye bir kampanya başlattım.

#okumadanasla #bahareris hashtag’leriyle Facebook ve Instagram’dan kitap okurken fotoğraflar paylaşarak ve kitap okumanın değerine dair bir sloganla, kampanyaya destek verir misiniz?

28 Şubat 2016 Pazar akşamına kadar en yüksek oyu alan 2 fotoğraf ve slogana, Başarı Bilimi ve Her Çocuk Üstün Yeteneklidir kitaplarını hediye edeceğim.

Bu küçük bir kampanya, elbette dünyayı değiştirmek gibi bir iddiası yok. Ama sonuçta birkaç çocuğun bile dünyası değişse, sizce de bu ufak çabaya değmez mi?

Yazar: Dr. Bahar Eriş

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND