Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dr. Bahar Eriş: Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Aileler çocuklarına karşı nasıl bir yaklaşımda bulunmalı? Nelere itiraz etmeli, nelere etmemeli? Çocuklar nasıl eleştirilmeli? İşte çocuklarda yetenek gelişimi ve üstün yetenek eğitimi üzerine odaklanan yazar Dr.Bahar Eriş’in tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki röportajının tamamı…

Yaratıcılık için sıkılmak da gerekli

Üstün zeka ve yetenek eğitiminde uzman olan Dr. Bahar Eriş ‘Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun planlanmış aktiviteler çocukları geliştirir. Ancak özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir’ dedi.

Üstün zeka ve yetenek üzerine çalışmaları olan Dr. Bahar Eriş, Mümin Sekman’la birlikte iki kitaplık “Çocuklar Nasıl Başarır” serisinin yazarı. İkili seri için, dünya çapında binlerce araştırmayı tarayıp yaklaşık bin 500 araştırmanın sonucunu okura sundu. Araştırmalarda, “Ödevini yap”, “Ders çalış”, “Kitap oku” komutunu vermekten yorulan anne babalara iyi haberler var. Yeni eğitim öğretim yılı başlarken Dr. Eriş’le konuştuk. Bahar Eriş, başarının formülünü bir cümlede özetledi: Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak.

-Bütün incelediğiniz araştırmaları düşündüğünüzde başarının önde gelen sırrı ne?

Karakter, kabiliyet, kariyer üçlüsünün uyumu çok önemli. Karakter ve kabiliyet doğrultusunda bir hedef belirleyip, o hedef için bilinçli, disiplinli, sistematik bir biçimde çalışmak gerekiyor. Belirlenen hedef henüz karşılanmamış gerçek bir ihtiyacı da karşılıyorsa sonucunda başarı muhakkak gelecektir. Dünyada çözülmeyi bekleyen binlerce sorun var. Kendi hayallerine ve gerçeklerine en uygun olanı seçip o yolda azimle ilerlemek asıl mesele.

Bunu yapmak için irade de önemli bir bileşen. Araştırmalar çocukken sağlam iradeli olanların uzun vadede daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. İyi haber şu ki irade kasları geliştirilebilir. Bunu mümkünse hayatın ilk beş yılında oturtmak en iyisi. Her ne kadar beyin hayat boyu değişen bir organ olsa da, temel yapımız bu dönemde şekilleniyor. Ağaç yaşken eğiliyor.

Sebat ve esneklik de başarıda kilit rol oynuyor. Bu çağda daha da önemli hatta: Hayat uzadıkça insanlar daha fazla kariyer geçişi yapıyor. Defalarca iş değiştiriyor, bazen defalarca şehir değiştiriyor, daha fazla zorlukla daha uzun süreyle mücadele etmek gerekiyor. Bu geçişleri yaparken kırılmamak, muson yağmurlarında yerlere kadar eğilip fırtınadan sonra tekrar dimdik duran bir bambu gibi esnek olabilmek çok büyük bir güç.

ERGEN BEYNİ HİZMET DIŞI

-Aileler, çocuklarına “ders çalış” demekle, “çok zorlamamak” arasında ikilemde kalıyor. Denge nasıl bulunacak? Örneğin ergenlik çağı, sınavların bol olduğu hassas bir dönem…

Ailelerin çocuklarının gelişim aşamaları hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Böylelikle beklentilerini buna göre şekillendirebilirler. Ergenlik insan hayatında çok önemli, bazen çok zorlu bir geçiş dönemi. Hani bazı web sitelerini açınca, karşınıza “bu sitenin inşaatı devam ediyor” diye bir uyarı yazısı çıkar ya, ergen beyni de inşaat halindedir ve geçici olarak hizmet dışıdır!

Bu dönemde cinsiyet hormonları şahlanıyor ama tüm suç hormonlarda değil. Hormonların en büyük suç ortağı, gelişimi halen devam eden beyin. Beynin ön tarafında frontal korteks dediğimiz bir bölüm var. Bu ön lob, planlama, mantık yürütme, karar verme, görevleri organize etme, şuur gibi işlevlerden sorumlu. Yani beynimizin patronu gibi. İşte beynin bu yönetici bölümü, ergenlikte müthiş bir değişimden geçiyor. İnşaat devam ederken patron ortada yok gibi düşünebilirsiniz.

Ergenlik dönemi bir “rafine etme” ya da “hassas ayar” süreci. Bu süreçte beyin kullan ya da kaybet ilkesini izliyor. Kullanılan bağlantılar kalıyor, kullanılmayanlar çöpe gidiyor. Yani çocuk sürekli bilgisayarla oynuyorsa, sürekli TV izliyorsa, bunların oluşturduğu sinaptik bağlantılar beyninde yerleşiyor. Kitap okuyorsa, enstrüman çalıyorsa, spor yapıyorsa bunların getirdiği beceriler güçleniyor. Çocuk ne ekerse, beyin onu biçiyor. Bu budama ve ince ayar süreci ancak 20’li yaşlarda tamamlanıyor. O döneme kadar ailelerin çocuğun prefrontal korteksi işlevini üstlenmesi gerek. Aklı henüz başında olmayan bir çocuktan beklentiyi yüksek tutmak da akılsızca olur!

KURALLAR GEREKLİ

Şimdi bütün bu bilginin üzerine düşünelim; ergen kişiye “ders çalış”, “ödev yap” gibi komutlar vermek ne kadar etkili olur? Yapılabilecekleri birkaç maddede özetleyeyim:

1. Bir kere çocukla sevgi ve güven ilişkisi kurmak için ergenliği beklememek gerek. Özellikle ergenliğe kadar olan dönem, beyindeki kalıcı bağlantıların yoğun olarak kurulduğu zamandır. Çocukken kurulan güçlü bağlar, ergenliğin fırtınalı günlerini daha az hasarla atlatmayı da sağlar. Çocuk ve ebeveyn arasında zaten sağlam bir ilişki varsa, o zaman ödev yapmak ve ders çalışmak konusundaki telkinleri çocuk daha fazla dikkate alır.

2. Ders çalış demektense onun çalışmasını motive edecek bir ortam hazırlamak daha etkili olur. Gürültüden uzak bir çalışma alanı, düzenli bir masa, TV ve bilgisayarın çocuğun odasında değil de evin ortak kullanım alanlarında olması, çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat etmek, kural ve sınırların belli olduğu düzenli bir ev ortamı oluşturmak ailelerin yapabilecekleri arasında. Birkaç öneri daha:

Her şeyi üstünüze alınmayın. Ergenliğin birincil hedefi bağımsızlıktır. Bunun için anne babadan uzaklaşmaları, eskisi gibi davranmamaları normaldir. Bu uzak ve soğuk davranışlar sizi hedeflemiyor; biyolojik kökenli.

Bu dönemdeki aşırı heyecan ve tutku halini müzik, tiyatro, dans, spor gibi yararlı faaliyetlere kanalize etmekte fayda var. Daha çok yapılan faaliyetler daha kalıcı olduğu için, bu zamanı verimli değerlendirmek iyi fikir.

ELDE TELEFONLA TABLETLE ÇOCUK DİNLENMEZ

Davranışı kimlik haline getirmeyin. Onları eleştirirken “sen böylesin işte”, “senden adam olmaz” tarzı cümleler yerine, davranışın kendisini eleştirin. “Aptal mısın, bu havada böyle mi çıkılır” demek yerine “Bu havada bu kadar ince giyinmek akıllıca bir davranış değil” gibi bir uyarı, hedefi çocuğa değil davranışa yöneltir.

Kendi gençliğinizi hatırlayın. Çok mu akıllı usluydunuz? Cevabınız evet bile olsa, çocuğunuz ergenliğini sizden daha farklı yaşıyor olabilir. Ne olursa olsun onu anlamaya çalışın. Dinlerken göz teması kurun. Tüm dikkatinizi verin. Bir elinizde telefon, bir elinizde tablet varken dinler gibi yaparsanız, samimi olmaz. Fırsatı kaçırırsınız. Gerçekten ilgilendiğinizi belli edin.

Öfkeli anlarında onlarla laf yarıştırmayın. Onun yerine, “eminim kendini kötü hissetmişsindir”, “bu durumda ne yapacaksın?”, “bilmiyorum, sen ne düşünüyorsun?” gibi sorular sorun. Onları sevdiğinizi, ufak şeylerden tartışmak istemediğinizi söyleyerek durumu kontrol altına alın.

Ergenlik dönemiyle ilgili kitaplar okuyun. Kitaplar sistemli ve kapsamlı bilgi kaynaklarıdır. Bu dönemi kitaplarla daha iyi anlamaya çalışın.

İTİRAZ KREDİSİ TÜKENMESİN

Önemli şeylere itiraz edin. Her şeye itiraz ederseniz, itiraz kredinizi çabuk tüketirsiniz. Siyah oje sürmenin, tuhaf giysiler giymenin, saç uzatmanın, küpe takmanın kimseye zararı yok. Çoğunlukla da geçici hevesler. Bunlara toptan itiraz ederseniz, sıra daha ciddi ve zararlı alışkanlıklara geldiğinde, çocuğunuz sizi dinlemeyi çoktan bırakmış olabilir.

AKTİVİTENİN DE BİR SINIRI VAR

-Doğru olan hangisi, bol aktivite mi yoksa bol boş zaman mı?

Hayatta en hakiki mürşit, dozdur! Bir şeyi ilaç ya da zehir yapan dozudur. Kurslardan başını kaldıramamakla sürekli boş kalmak arasında sağlıklı bir aktivite dozu var. Kaliteli, çocuğun gelişim aşamasına uygun biçimde planlanmış aktiviteler elbette ki çocukları geliştirir. Bunu bir iki aktiviteyle sınırlamak iyi olur. Öbür türlü çocuk bir alanda sebat etmeyi öğrenemez.

Öte yandan özkeşif ve yaratıcı düşünceye yer açmak için boş kalmak ve sıkılmak da gerekir. Her anı bir aktiviteyle dolu olan çocuk, hayal gücünü devreye sokamaz. Kendini oyalamanın yolunu öğrenemeyince, iyi vakit geçirmek için hep dışarıya bağımlı kalır. Özgün bir şey yaratmak için zamanı da kalmaz.

Ünlü film yönetmeni Tarkovsky, gençlere şu öğütte bulunuyor: “…Herkesin çocukluktan itibaren kendi kendine vakit geçirebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu yapayalnız olmak anlamında değil, ama insan kendinden sıkılmamalı… Bana göre kendi kendileriyle olmaktan sıkılan insanlar, öz saygı açısından tehlikede demektir.”

Sıkıntı denen ve genelde istenmeyen o ruh hali içinden çocuğun gerçek arzularının, kişiliğinin, yaratıcılığının tüm berraklığıyla su yüzüne çıkışını izlemek, anne babaların çocuklarına yapabileceği en büyük iyiliklerdendir.

Ayrıca hayatta bazı başarılara ulaşmak için sıkıntılı dönemlerden geçmek gerekir. Örneğin dahi olarak bilinen insanların çoğunun olağanüstü başarıları, eğlenceden uzak, yoğun, monoton bir çalışmanın eseridir. Herkes dahi olmak zorunda değil elbette, ama şu bir gerçek ki, belli düzeyde bir başarıyı yakalamak için disiplinli bir çaba ortaya koymak gerekiyor. Bu da eğlenceli bir süreç değil. Bünyesi aktiviteye alışmış bir çocuk için bu zorlayıcı olacaktır.

-Mutluluk ve başarı tezat mıdır?

“Çocuk mutlu mu olsun, başarılı mı” soru kalıbının dayatma olduğunu düşünüyorum. Benim kafamda böyle bir ikilik yok. Hayallerine ulaşmak için azimle çalışmak, mutlu ve başarılı bir hayatın anahtarı.

Tabii burada bir miktar gerçekçi olmak da önemli. 3K’nın uyumundan söz ediyoruz: Karakter, kabiliyet, kariyer. Kişi kendi karakterinin, kapasitesinin, doğal yapısının bilincinde olup buna göre bir kariyer seçerse, sonuçlar başarı getirir. Aynı şekilde bir çocuğun mizacına ve kapasitesine saygı duyulur, eğilimleri yönünde desteklenirse, hem başarılı hem mutlu olacaktır.

ÜSTÜN ZEKALILIK EĞİTİMİ DE PİYASALAŞTIRDI

Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl 1, 2 ve 3’ncü sınıflarda çeşitli ölçekler kullanarak üstün zekalı ve özel yetenekli öğrencileri tespit ediyor. Bu öğrenciler, lise son sınıfa kadar okullarının dışında ayrıca bilim ve sanat merkezlerinde özel eğitim alıyorlar. Eğitimin amacı yetenek keşfi ve ardından da yeteneklerin geliştirilmesi. Ancak son birkaç yıldır, BİLSEM “sınavı” da piyasalaşmaya başladı. Zeka testinde sorulan soruları önceden öğrenmeye çalışan veliler ve bu sorulara çalıştırılan çocuklar var! Üstelik sırf bu alanda kuslar da açıldı. Piyasada bolca kitap da var! Üstün zekalılar üzerine Boğaziçi ve Bahçeşehir üniversitesilerinde dersler veren Eriş, “Bu bir hazır bulunuşluk sınavıdır. Dolayısıyla çocuğu sınava hazırlamak, özel ders aldırmak, kursa göndermek gereksizdir. Bu yeteneklere sahip olan çocuk zaten sınavda aranan özellikleri sergiler. Ayrıca sınavda başarısız olan çocuk da her zaman yeteneksiz addedilmemelidir, çeşitli nedenlerden dolayı başarısız olmuş olabilir” dedi.

SİSTEM DEĞİŞECEK

Bu konunun ticarete dökülmesinin yanlış olduğunu belirten Eriş sözlerine şöyle devam etti: “Bu çocuklar sınava çalışarak belli bir başarı elde etseler de, oraya girdikten sonra zorlanırlar. Zamanla gerçekten yetenekli olan akranlarının yanında geri kalmaya başlayabilirler. Bu da psikolojik bir çöküntüye, motivasyon kaybına, başarısızlığa yol açabilir. Yetkililer de (sınavla ilgili) bu sorunun farkındalar. Bu konuda çalıştaylar yapılıyor. Kısa süre içerisinde BİLSEM sınavlarının içeriğinde değişiklikler yapılması planlanıyor. Bu sayede gerçekten orada olması gereken çocuklar orada olabilecekler.”

İKİ KİTAP 1500 ARAŞTIRMA

YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı
YETENEK GELİŞİMİ, ÜSTÜN YETENEK, röportaj, Manşet, dr.bahar eriş, çocuklar nasıl başarır, çocuk, başarı

Bahar Eriş ve Mümin Sekman, iki kitap için binlerce araştırma taradı. Eriş, “Ben işin çocuk kısmını biliyorum, o da başarı kısmını biliyor; ortadaki ‘nasıl’ sorusunda buluştuk. Metaanalize dayalı, boylamsal, kaliteli ve kapsamlı araştırmaları dahil etmeye çalıştık. Çocukların başarısını etkileyen toplam 75 farklı faktörü inceledik. Her bölüm bir büyük araştırmayla başlıyor. O araştırmanın verileri, analizi, yorumu. Ardından farklı kaynaklardan başka araştırmalar geliyor, her bir bölümde en az 20 araştırma var” dedi. Kitapta her bölümün sonunda araştırmalara ilişkin yorumlama ve ailelere öneriler yer alıyor.

Kaynak: www.aydinlik.com.tr

MAKALE

Müzik: İnsanı geçmişe götürebilen bir güç

popüler müzik makaleleri, müzik, Manşet, anılar

Bazen bir şarkı duyduğumuzda geçmiş zamanlar bir anda gözümüzde canlanır. Peki, bu neden olur? Tam olarak nasıl gerçekleşir? Bu durumun bilimsel bir açıklaması var mıdır? İşte yanıtı…

Müzik neden anıları canlandırır?

Herkesin başına gelmiştir: Eski bir şarkı işitirsiniz; sizi yıllar öncesine götürür. O şarkıyı dinlediğiniz anı yeniden yaşarsınız sanki. Müzikle hafıza arasındaki ilişki böylesine güçlüdür işte. Ve yeni araştırmalar bu anıların terapi amacıyla nasıl kullanılabileceğine dair yöntemler geliştirmeye çalışıyor.

Müziğin anımsatıcı etkisi binlerce yıldır biliniyor. İnsanın kendi hayat hikâyesine dair hafızası ve söylence geleneği alanında uzman olan David C Rubin, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları gibi eserlerin şiir diline ait araçlar yardımıyla sözel olarak kuşaktan kuşağa geçtiğini anlatıyor. Yazılı hale gelmeden önce bu destanlar anlatılıyor ya da şarkı olarak söyleniyordu. Anlatı geleneği de hafızaya bağlıydı.

Beyinde hipokampus ve ön korteks adı verilen iki büyük alan hafızayla ilgilidir ve her an bilgi depolar. Depolanan bilgileri hatırlamak her zaman kolay değildir. Ritim, kafiye ve ses yinelemeleri yoluyla müzik bu bilgileri hatırlamada önemli ipuçları sağlar.

Nörologlar hafızayla ilgili mekanizmayı incelediğinde şarkı sözlerinin hatırlamayı kolaylaştırıcı özelliğini gördü. Müzik eşliğinde öğrenilen metinler, konuşma şeklinde değil de şarkı söylenerek öğrenildiğinde daha akılda kalıcı oluyor.

Hafıza türleri

Müzik ile hafıza arasındaki bağlantıyı biliyoruz da, belli bir şarkıyı dinlediğimizde neden şarkı sözlerini söylemek gelmez de aklımıza, kuvvetli duygulara kapılırız? Örneğin ben Rhythm Is a Dancer adlı parçayı dinlediğimde, tek başıma yaptığım ilk seyahat gelir aklıma hep. Şarkının sözlerini de bilirim ama onları söylemek gelmez aklıma.

Farklı hafıza türleri var: Aleni ve dolaylı hafıza bunlar arasındadır. Aleni hafıza geçmişin bilinçli olarak hatırlanmasıdır. ‘O sırada neredeydim? Kiminle seyahat ediyordum?’ gibi sorular eşliğinde hatırlanır. Dolaylı hafıza ise daha kasıtsızdır.

Alzheimer gibi hastalıklarda aleni hafıza sistemi hasara uğrar. Dolaylı hafıza ise daha sağlamdır. Uzmanlar bizleri bilinç dışından etkileyen şeylerin güçlü etkileri olduğuna inanıyor. Yani dolaylı hafıza daha duygusal ve daha dayanıklıdır denebilir.

Müzik tarafından uyarılan anılar hayatımızın özel noktalarına ilişkindir. Klasik hit şarkılar bizi genellikle gençlik yıllarımıza götürür. Psikologlar bunu ‘anımsama bombesi’ olarak adlandırır. Bunun nedeni gençlik yıllarımızın çoğu şeyi ilk kez denediğimiz, bağımsızlığı ilk tattığımız dönem olmasında yatabilir. Her şey yeni ve anlamlıdır. İleriki yıllarda hayat durağanlaşır. Müzik duyguları uyandırır, ama sizde uyandırdığı duygu onun melodisi değildir; sizin için acıklı bir şarkı mutlu bir anıyı, ya da sevinçli bir melodi üzüntüyü çağrıştırabilir.

Pop şarkılar da ortaya çıktıkları dönemi yansıttığı için ne zaman dinlesek o döneme götürür bizi.

Müziğin sosyal yanı

‘Proust Etkisi: Kayıp Anılara Açılan Kapılar Olarak Duyumlar’ adlı kitabın yazarı Cretien van Campen, Fransız yazar Marcel Proust’un bir dilim keki ısırdığında aldığı tadın ve kokunun kendisini nasıl çocukluğuna götürdüğünü anlatan ifadesinin kaynağını araştırıyor. Beyin üzerine araştırmalar yapan Campen, kokunun şahsi bir anı olduğunu, müziğinse daha sosyal bir yanı olduğunu vurguluyor. Müzikle ilgili anılar genellikle arkadaşları içerir, onlarla dinlenir, onlarla paylaşılır.

Travma sonucu beyin yaralanması geçiren kişilerde genellikle hafıza sorunları ortaya çıkar. Bu insanların yaşamlarındaki özel anılar müzik yardımıyla canlandırılabilir. Demans hastaları müzik dinleyerek gençlik dönemlerine dair anılarını hatırlayabilir.

Campen ayrıca müziğin depresyon tedavisinde kullanımına dikkat çekiyor. Müziğin bazı yaraların iyileşmesine yardımcı olacağına inanıyor.

Yazar: Tiffany Jenkins 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir

mizah, Manşet, gülmek, güldürmek, çatışma

Mizah hakkında ne düşüyorsunuz? Sizce bir soruna çatışmalarla mı yoksa mizahla mı yaklaşmak çözümü kolaylaştırır? İşte Temel Aksoy’un tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikteki ‘’Mizah Her Kapıyı Açar’’ başlıklı yazısı…

Mizah Her Kapıyı Açar

Nasıl ki güzellik karşı koyulamaz bir çekim yaratıyorsa mizah da en az güzellik kadar etki yapar. Sadece karşı cinslerin ilişkilerinde değil, bütün ilişkilerde mizahın her kapıyı açan bir işlevi vardır.

Ne kadar ciddi ne kadar öfkeli olursanız olun, zekice yapılmış iyi bir espri sizin içinizdeki güzel insanı ortaya çıkaran bir etki yapar. Egonuzun duvarları aniden yıkılır. Sizi güldüren kişi, ruhunuza ulaşır. Onunla bağ kurmaya hazır hale gelirsiniz.

Hepimiz ergenlik yıllarımızdan başlayarak kendi kimliğimizi oluştururken adına ego dediğimiz kaleler inşa edip içine varlığımızı gizliyoruz. Aradan yıllar geçtikçe varlığımıza kendimiz bile ulaşamaz oluyoruz. Çoğumuz tatsız, tuzsuz insanlar haline dönüşüyoruz. Hayat mücadelesi bizi bizden uzaklaştırıyor.

Nasıl masallar ve öyküler bizi çocukluğumuzun saflığına geri döndürüyorsa mizah da bizim içimizdeki çocuğu ortaya çıkarıyor. Ağız dolusu kahkaha atan, kendinden geçen (egosundan kurtulan)  insanlara bakın, onların içindeki çocuğun ortaya çıktığını görürsünüz.

Güldürmek dünyanın en ciddi işlerinden biridir, keskin bir zekâ gerektirir. Mizah yeteneği olan esprili insanlar, toplumsal değişime öncülük yapabilecek insanlardır. Bir siyasetçinin yıllar boyunca anlatamayacağı bir fikri, iyi bir mizahçı saniyeler içinde anlatma gücüne sahiptir.

Bir toplumun yeni fikirleri sahiplenmesinin en kısa yolu; yeni fikri, senaryo yazarlarının ya da mizahçıların anlatmasıdır. Bir ülkede dönüşümü siyasetçiler başlatır, ama yeni fikirleri topluma benimsetenler sanatçılardır.

Mizah yapanın ayrıcalığı vardır, ona krallar bile karşı gelemez. Krallara kimsenin söylemeye cesaret edemediği sözleri söyleyenler hep soytarılar olmuştur. Bu özelliklerinden dolayı soytarılar, en çok saygı duyulan kişilikler arasındadır.

Mizah, halkın iktidara başkaldırdığı durumlarda yeşermiştir. İnsanlar deviremedikleri iktidarla “alay eden”  mizah hikâyeleri yaratmışlardır. Ortaçağda kiliseyle ve krallarla  alay eden öykü anlatıcıları ve soytarılar, düzeni en sivri dille eleştiren insanlar olmuşlardır.

Eski Yunanda güldürünün babası Aristofanes’tir.  “Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar en iyi yerde otururlar.” sözünün sahibi Aristofanes’tir.  Bizde ise Nasrettin Hoca ve  Bektaşi fıkraları, Marco Paşa hikayeleri, Karagöz Hacivat anlatıları sadece güldürmekle kalmaz, en ciddi söylevlerin iletemeyeceği mesajları bir çırpıda iletir.

Freud, “Yaptığımız espriler sayesinde son derece önemli mesajlar kabul görür, ciddi bir ifadeyle söylenen sözler kabul edilmez.” der.

Mizah, sivri dilli bile olsa kin ve düşmanlık duyguları yaratmaz.

Sadece filozoflar değil psikologlar, sosyologlar, pazarlamacılar, doktorlar, eğitim bilimciler için de mizah başlı başına bir araştırma konusu ve çalışma alanı.  Her geçen gün mizah üzerinde yapılan çalışmalar, bilimsel kanıtlar çoğalıyor. Gülmenin insan bedenine ve ruhuna ne kadar iyi geldiği çok iyi biliniyor. (Ben bundan birkaç yıl önce mizahla ilgili onlarca kitap okudum. Mizahın -insanın bir ömür harcayacağı kadar- uçsuz bucaksız bir konu olduğunu anladım.)

Gülmenin birleştirici bir etkisi vardır. Tanımadığımız birisiyle ilk karşılaşmamızda ona gülümseriz; çünkü gülümseme, bizim karşımızdakini kabul etmemizin göstergesidir.

Yönetim denince ilk olarak akla “otorite ve kurallar” geliyor. Her ne kadar son yıllarda duygusal zeka ve empati gibi kavramlar yönetim pratiğinin parçası olsa da yönetim, mizah ya da gülmeyle ilişkilendirilmez. Aksine gülme ile yönetim kavramının yan yana gelmesi yadırganır ve yöneticinin mizah yapması onun otoritesini zedeleyecekmiş zannedilir. Hâlbuki mizah, hayatımızın her alanında ve her anında vardır.

İş hayatımıza mizahı ne kadar çok sokabilirsek o kadar yaratıcı oluruz. Ciddiyetle, sertlikle, zıtlaşmalarla, çatışmalarla, gerginliklerle çözemeyeceğimiz sorunlara  mizahla yaklaşmak, çözümü kolaylaştırır. Mizah yaşadığımız zorlukları hafifletir, yük olmaktan çıkarır.

Espri, savunma mekanizmalarını ortadan kaldırarak kabul etmeyi ve kabul edilmeyi kolaylaştırır. Daha da ötesi birlikte gülebilen, aynı espri anlayışını paylaşan insanlar arasında çok hızlı bir doğal bağ oluşur. Aynı esprilere gülen insanlar aynı takımın parçası olurlar.

Mizah sadece hayatı neşelendirmekle kalmaz, öğrenmeyi de kolaylaştırır. Gerginlikleri yumuşatır, insanları yakınlaştırır, en ciddi ortamlara insani bir boyut katar. Mizah en ağır durumları hafiflettiği için ruhumuzu dengeye getirir.

Bir insanın kendisiyle “alay edebilmesi”, bir olgunluk ve özgüven işaretidir; kendisiyle barışık olduğunun göstergesidir.

En zor konuları bile mizahla sevimli hale getirerek öğreten hocaların yaptıkları gibi hayatta pek çok işi mizahla birleştirmek mümkündür. İş hayatında da, eğlenerek yapıldığında en zor işler kolaylaşır.

Esprili reklamlardaki mesajların daha etkili olduğunu hepimiz biliyoruz. Daha önce de birçok kez değindiğim gibi, iletişimin dili duygusaldır; en iyi duygusal bağ kurma yollarından biri ise mizahtır.

İnsanların nelere güldükleri kültürel olarak değişse de genel anlamıyla mizahın evrensel bir ortak paydası vardır. İnsanları güldürmenin her külütür için geçerli olan bir yapısı ve mimarisi vardır. Bu anlamda mizah, kendi içinde şaşmaz bir matematiğe sahiptir.

Mizahın özü, mevcut duruma hiç beklenmedik bir anda, hiç akla gelmeyecek farklı bir bakış açısı getirmektir. Hazırlıklı olmadığımız bu ani bakış açısı değişikliği, sinir sistemimiz üzerinde boşaltıcı bir etki yaratır ve gülmeye başlarız.

Gülmeye başladığımızda egomuzun etrafına ördüğümüz duvarlar yıkılır, içimizdeki çocuk ortaya çıkar.

Gülmeye başladığımızda bağ kurmaya hazır hale geliriz; karşımızdaki de bizim içimizdeki insana ulaşma imkânı bulur.

Not:

Temel, uzun yıllar yönetici olarak çalıştıktan sonra danışman olmaya karar vermiştir.  Bir tavuk çiftliği sahibi Temel’i çağırır ve der ki “Bir derdim var, tavuklar hastalanıyor. Son günlerde epeyce bir kayıp verdik. Sizce ne yapmamız gerekir?”  Temel, “Kolayı var, size vereceğim şu ilacı kullanın, faydasını göreceksiniz.” der.  Çiftlik sahibi Temel’in dediğini yapar.

Ertesi hafta Temel tekrar çiftliğe geldiğinde durumu sorar. Adam der ki “Hiç düzelme olmadı. Aksine kayıplar arttı. Tavukların yarısını kaybettik. Zararımız büyük.”  Temel, kendine çok güvenli bir ses tonuyla, “Öyleyse geçen hafta verdiğim ilacı bırakın, size vereceğim bu yeni ilacı kullanın. Bu kesinlikle işe yarayacaktır.” der.

Bir sonraki hafta tekrar buluştuklarında durum daha da kötüleşmiştir. Çiftlik sahibi umutsuzluk içindedir. Temel müşterisini sakinleştirir, panik yapmamasını söyler ve yepyeni bir ilaç verir ve aynı zamanda tavukların yemini değiştirir. Bu yeni yöntemle kesin sonuca ulaşacaklarını söyler; çünkü Temel böyle durumlarla daha önce çok karşılaşmıştır ve hepsinde de çok başarılı olmuştur. Çaresiz çiftlik sahibi Temel’in önerdiği yöntemlerin hepsini uygulayacağını söyler.

Temel tekrar çiftliğe gittiğinde büyük bir heyecanla durumda ne kadar iyileşme olduğunu sorar.

Adam der ki “Bütün tavukları kaybettik. Mahvolduk.”

Ve perişan bir şekilde Temel’e “Şimdi ne yapacağız?” diye sorar.

Temel kafasını kaşır ve der ki,

“Bende daha çok strateji vardı; ama sende tavuk kalmadı.”

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et

MAKALE

Küçük istavritin öyküsü

umut etmek, umudunu kaybetme, küçük istavrit

Küçük istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya

Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu

“Dudağı yarıklar” denir, şanslıdır onlar
Hani görüp de gökyüzünü, insanı
Oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu

Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci

İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gökyüzünün içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu

İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin sularına

Bir an öylece baka-kaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Birkaç değerli pulunu elime avuçlarıma bırakarak

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu niye
“Bir gün dedim bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye”

Sevgili Feraye ve okuyucum Ali Çetintür yollamış bu dizeleri..
Ne kadar güzel… Ne kadar anlamlı… Ne kadar dokunaklı…
Ama mesaj nasıl harika…
“Son ana kadar umudunu yitirmeyeceksin!..”
Bitince bitmez.. Umudunu yitirince biter!..

Yazan: Hıncal Uluç
Kaynak: www.sabah.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND