Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dr. Azime Telli yazdı: Nükleerde nereye gidiyoruz?

Son günlerin çok konuşulan olaylarından biri de olası Üçüncü Dünya Savaşı. Bunun kişisel gelişimle ilgisi ne diyorsanız, hatırlatalım, başarılı olmak için önce ölmemeniz gerekiyor! Dünya krizlerle boğuşurken Türkiye’nin nükleer enerji açılımı hakkında neler biliyoruz? Dr. Azime Telli, nükleer enerjide gelinen son durumu değerlendirdi…

akkuyu nükleer santrali

Son günlerin çok konuşulan olaylarından biri de olası Üçüncü Dünya Savaşı. Bunun kişisel gelişimle ilgisi ne diyorsanız, hatırlatalım, başarılı olmak için önce ölmemeniz gerekiyor! Dünya krizlerle boğuşurken Türkiye’nin nükleer enerji açılımı hakkında neler biliyoruz? Dr. Azime Telli, nükleer enerjide gelinen son durumu değerlendirdi…

Akkuyu-Akliman’a karşı: İki nükleer anlaşmanın içerik kıyaslaması

Enerji güvenliğinin temel parametresi olan kaynak çeşitlendirmenin önemi son dönem Rusya ile yaşanan krizi sonrasında en şiddetli şekilde kendini hissetmiştir. AB’nin, Ukrayna krizi sonrasında Rus doğalgazı konusunda kaynak çeşitlendirme politikasına öncelik vermesine benzer şekilde Türkiye de, Suriye krizi sonrasında Rusya, ve Rusya özelinde tek kaynağa bağımlı enerji politikasının handikaplarını ciddi olarak sorgulamak zorunda kalmıştır. Rusya’nın daha bir yıl öncesinde ilan ettiği ve hemen akabinde henüz hükümetler arası anlaşma bile imzalanmadan inşasına başladığı Türk Akımı Projesi’nin önce kapasitesinin yarı yarıya azaltılması ve sonrasında da tamamen rafa kaldırılması iki ülke arasındaki restleşmenin en somut sonuçlarından biri olmuştur. Türkiye ve Rusya arasındaki enerji ilişkilerinde son on yılda yakalanan tarihi sinerjinin ilk ciddi krizde, ciddi olarak sarsılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki enerji anlaşmalarının geleceği tartışma konusu olmuş durumdadır. Türk Akımı Projesi’nin ardından bir diğer dev enerji projesi olan Mersin Akkuyu Nükleer Santrali’nin geleceği de gerilen ikili ilişkiler nedeniyle belirsiz bir hal almıştır. 

Türkiye’nin kaynak çeşitlendirme hedefi doğrultusunda öncelikli tercih olarak nükleer enerjiye yönelmesi sonrasında biri Akdeniz, biri de Karadeniz’de olmak üzere kapasiteleri hemen hemen birbirine eşdeğer olan iki nükleer santralin (NGS) inşası konusunda uluslararası anlaşmalar imzalanmış durumdadır. Mevcut koşullarda nükleer enerjinin payı ülkemizin birincil enerji tüketiminde yüzde 0 olup iki NGS’nın devreye alınmasıyla bu oranın 2023 sonrasında yüzde 13-14 düzeyine çıkartılması hedeflenmektedir. Ancak, NGS projelerinin planlanan tarihlerde gerçekleşmesi uzun ve yüksek maliyetli yatırım sürecinin yanı sıra, son dönemde ülkemizde ve bölgemizde yaşanan jeopolitik rekabet nedeni ile neredeyse imkansız hale gelmiştir. Akkuyu NGS Projesi’nin ilerlemesi siyasi belirsizlik bariyerine takılmış durumda olup projenin tamamen iptali de son dönemde sürekli olarak gündeme getirilmektedir. Öte yandan Akliman projesinin de, bu alanda ülkemizin ilk tecrübesi olması nedeni ile “örnek proje” olarak lanse edilen Akkuyu’da yaşanacak gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildir. 

Akkuyu NGS’nın geleceğinin tartışmaya açılmasıyla birlikte dikkatler bu alanda imzalanan anlaşmaların içeriklerine yönelmiştir. Rusya’nın “yüklenici-işletici-tedarikçi” olarak Akkuyu’da elde ettiği mutlak hakimiyet, enerjide dışa bağımlılığı zaten yüzde 72 oranında olan Türkiye açısından olası siyasi krizlerde ciddi bir handikap oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’nin enerjide en çok bağımlı olduğu Rusya ile bağımlılık ilişkisinin iyice perçinlenmesine yol açacak olan Akkuyu’da anlaşma metninin oldukça kısa ve yoruma açık olarak düzenlenmiş olması yaşanacak krizlerin uzlaşma yoluyla çözümünü güçleştirecektir. Türk-Rus ilişkilerindeki yakınlaşmanın tesiri ile oldukça muğlak biçimde hazırlanan anlaşma Türkiye’nin durumunu daha da güçleştirmektedir. Buna mukabil Akliman anlaşması, Akkkuyu anlaşmasına kıyasla oldukça ayrıntılı bir yapıya sahip olup bu durum tarafların sorunların çözümü konusunda elini güçlendirmektedir. 

Çerçeve bir metin olan Akkuyu ile kazuistik (sistematik, kuralcı) bir metin olan Akliman arasındaki farklar muhataplarımızın siyasi ve hukuki kültürlerinin de bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Japon-Fransız ortaklığı adına bu iki kültürünün kural ve düzenlemelere bakış açısının sonucu olarak ayrıntılı bir metin üzerinde mutabakat sağlanırken Rusya ile iki tarafın pragmatist ve kişisel ilişkilere dayalı bakış açılarını yansıtacak şekilde boşluklarla dolu bir anlaşma üzerinde mutabakat sağlanmıştır.

Türkiye’nin artan elektrik enerji ihtiyacının karşılanmasında alternatif ve ucuz enerji kaynağı olarak öne çıkartılan NGS yapımı konusunda Akkuyu ve Akliman’da benzer model tercih edilmiştir. Türkiye’nin gerçekleşmesi halinde birinci ve ikinci NGS olacak olan her iki proje için de ihale yöntemi gibi rekabetçi bir usul yerine “yap-işlet-devret” modeli tercih edilmiştir. Bu modelin bir sonucu olarak Akkuyu’da Rus, Akliman’da ise Japon-Fransız ortaklığı adına Japon hükümeti ile uluslararası anlaşmalar imzalanmıştır. Rusya’nın, Türkiye’yi bölgesel olarak etkisiz hale getirmek için yaptırım kartını kullanmaya başlaması Akkuyu’nun taraflardan biri ya da her iki taraf tarafından iptalinden başlamamış olan inşaatın durduğu iddiasına kadar çeşitli iddialar birbiri ardına gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, şu anda doğalgazda Rusya’ya olan yüzde 55’lik bağımlılığı nedeni ile olası bir kesintinin soğuk nefesini ensesinde hisseden Türkiye’nin elektrik üretiminde doğalgaza alternatif olarak gündeme getirdiği iki NGS’nin anlaşmaları içerik olarak kıyaslanacaktır. Her ne kadar bu konuda ana gündem maddesi Akkuyu NGS olsa da, söz konusu projedeki her türlü gelişmenin “çift yumurta ikizi” konumunda bulunan Akliman’ı da etkileyeceği aşikardır. İşte ülkemizin yaklaşık 70 yılını etkilemek üzere imza atılan o iki anlaşmanın kıyaslanmasındaki amaç ise ulusal menfaatlerin ne ölçüde gözetilmiş olduğu analizin yapılmasında mevcut bilgi kirliliğini bir nebze olsa da azaltmaktır.

GEREKÇE: Her iki nükleer santral anlaşması için benzer gerekçe kullanılmıştır. Söz konusu argüman artan enerji açığının kaynak çeşitlendirmesi yöntemiyle karşılanması olup ilgili uluslararası anlaşmaların gerekçelerinde dünyada nükleer enerjinin yükselen trendine ve düşük maliyetlere dikkat çekilmiştir. Türkiye’nin özellikle doğalgaz bağımlılığının azaltılması, sera gazı emisyonunun azaltılması ve nükleer enerji teknoloji ve bilgisine sahip olarak bölgesel güç dengesinde ülkemizin konumunun güçlendirilmesi iki projenin gerekçesinde yer almıştır. 

Akkuyu’da kesin tarih yok, Akliman’da kesin tarih var 

TARAFLARIN ANA YÜKÜMLÜLÜKLERİ: Her iki nükleer anlaşmada da Türk tarafının ana yükümlülüğü NGS’nin inşa edileceği alanı/araziyi ve gerekli olan altyapıyı bila bedel kullanıma sunmak olup inşa sonrasında ise üretilecek elektriği belirli süre TEİAŞ aracılığıyla satın almayı garanti etmektir. Akkuyu için bu süre 15 yıl olup Akliman için 20 yıl olarak tespit edilmiştir. Ayrıca her iki anlaşmada da Türk tarafının izin, lisans ve ruhsatlar konusunda mevzuatın el verdiği ölçüde her türlü kolaylığı sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Akkuyu’nun yapımını üstelenen Rusya’nın ana yükümlülüğü 100 Rus sermayeli bir inşa şirketini Türk hukukuna göre kurmak olup bu şirket halihazırda faaliyettedir. Rusya tüm maliyetleri kendine ait olmak üzere (yaklaşık 22 milyar dolar) 4 ünitelik NGS’ni sözleşmede belirtilen tüm izinler alındıktan sonra 10 yıl içinde tamamlayıp devreye alacaktır. Sonrasında ise NGS’nin yaşam ömrü boyunca elektrik üretip bunu Türk tarafına satacaktır. Ayrıca, nükleer atıklar Rusya’nın sorumluluğunda olup Rusya’ya götürülecektir. 

Akliman’da ise Japon şirketi 4 üniteli santrali inşa edecek, devreye aldıktan sonra ise yaşam ömrü boyunca elektrik üretimi yaparak santrali işletecektir. Bu anlaşmada nükleer atıkların sorumluluğu Türk tarafında bırakılmıştır. Her iki anlaşmada da NGS’nin işletmeden çıkarma masrafları proje şirketlerinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Ayrıca, Akliman’da nükleer reaktör tipinin ATMEA1 olacağı belirtilmiş olup Akkuyu anlaşmasında reaktör tipinin VVER 1200 olacağı yönünde ifade bulunmamaktadır. Keza, Akkuyu’da ünitelerin tamamlanma süreleri konusunda tarih yerine koşullu sürelere yer verilirken Akliman’da ünite 1’in 2023’te, ünite 2’nin 2024’te, ünite 3’ün 2027’de ve ünite 4’ün 2028’de işletime alınacağı tarih verilerek hüküm altına alınmıştır.  

Akkuyu yüzde 100 Rus, Akliman Japon-Fransız-Türk ortaklığı 

SERMAYE YAPISI: Akkuyu NGS’nin inşası için ilk etapta yüzde 100 sermayeli bir şirket Rus tarafınca Türk kanunlarına göre kurulacaktır. Ayrıca bu şirkette Rusya’nın payı hiçbir koşulda yüzde 51’in altına düşmeyecek olup Rusya altın hisse avantajını garanti altına almıştır. Ayrıca anlaşmada proje şirketinin NGS’de üretilen elektrik de dahil olmak üzere NGS’nin sahibi olduğu ayrı bir maddede belirtilmiştir. Akliman için de yine Türk mevzuatına göre bir A.Ş. kurulmuş olup bu şirketin yüzde 51 hissesi Japon Konsorsiyumu’nun elinde, yüzde 49 hissesi Türk tarafının (EÜAŞ) elinde bulunmaktadır. Anlaşma gereğince fizibilite aşaması tamamlanana kadar hissedarlık yapısında bir değişiklik yapılamayacaktır. Fizibilite aşaması tamamlandıktan sonra elektrik satın alma anlaşması (ESA) sona erme tarihine kadar EÜAŞ’nin hissesinin yüzde 30’dan az olmayan bir orana indirilmesine de proje şirketinin yazılı onayı alınmak şartıyla izin verilmiş olup Japon tarafının bu süre içinde hisse devri de düzenlenmiştir. Türkiye’nin hissedar olmadığı Akkuyu’da hisse devri kurucu sermayenin tamamına sahip olan Rusya’nın kontrolündeyken Akliman’da hisse devri ve temlik durumunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na (ETKB) danışılması hükmü yer almaktadır. 

FİNANSMAN MEKANİZMASI: Proje finansmanı konusunda Akkuyu anlaşmasında ayrıntılı düzenleme yer almamaktadır. Finansman yüzde 100 Rus tarafının sorumluluğunda olduğu için bu konuda hüküm olmaması önemli bir eksiklik olarak kabul edilemez. Akliman anlaşmasında iki tarafın paylı ortaklığı söz konusu olduğu için finansman mekanizması madde 13 ile ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Proje için kredi bulma sorumluluğunun proje şirketine ait olduğu belirtilerek proje finansmanının yüzde 30 özkaynak, yüzde 70 borç (kredi) ile karşılanmasının hedeflendiği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca iş birliği anlaşmasında Japon hükümetinin gerekli finansmanın sağlanması konusunda Japon finans kurumlarını teşvik edeceği belirtilmiştir. 

PROJENİN KAPSAMI: Akliman anlaşmasında projenin kapsamı iki boyutlu olarak düzenlenmiştir. Öncelikli olarak fizibilite çalışması ve ekonomik etki değerlendirmesi raporunun hazırlanması yer almakta olup bu konuda ana sorumluluk Türk tarafında yer almaktadır. İkinci temel sorumluluk ise tasarım, mühendislik, tedarik, inşaat, işletme, bakım, onarım, yenileme, atık yönetimi ve NGS’nin işletmeden çıkarılması olup bu konuda ana sorumlu proje şirketidir. Proje şirketinin NGS’nin başlaması için gerekli tüm izinlerin alınmasının ardından 7 yıl içinde ünite 1’i ticari işletmeye alması gerekmekte olup birer yıl aralıklarla diğer üç ünite işletmeye alınacak olup bu sürecin 10 yıl içinde tamamlanması öngörülmüştür. Akliman anlaşmasının proje kapsamını düzenleyen 8. maddesinin 2. fıkrasında üçüncü santral projesinin gerçekleştirilmesi durumunda talep edilmesine bağlı olarak tarafların (Japon konsorsiyumu) üçüncü projenin bir parçası olabileceği hükme bağlanmıştır.  

Akkuyu’da satın alma taahhüdü 15 yıl, Akliman’da 20 yıl

ELEKTRİK SATIN ALMA ANLAŞMASI (ESA): Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelmesinde doğalgaz bağımlılığını dengeleme etkili olmuştur. ESA yürürlük süresi her bir ünite için 15 yıldır. Yapılan satış anlaşmasına göre, ülkemiz 15 yıl boyunca, üretilen enerjinin yarısını (ilk iki ünitenin %70’i, son iki ünitenin %30’u) KDV hariç 12,35 cent/kWh ortalama fiyattan elektrik satın almayı garanti etmiştir. Bu ünitelerin 15 yıl boyunca tam kapasite çalışması durumunda Rusya’ya ödenecek elektrik faturası 77 milyar Dolar olacaktır. Her bir güç ünitesinin işletmeye giriş tarihinden sonra 15 yıldan erken olmamak kaydıyla NGS ömrü boyunca her bir ünite için Türk tarafına proje şirketinin net karının yüzde 20’si verilecektir.  

Akliman NGS’den elektrik satın alınması hususu madde 14 ile düzenlenmiştir. Her bir ünitenin faaliyete geçmesinden itibaren elektriğin ESA’ya uygun olarak proje şirketince satılacaktır. ESA, uygulama anlaşmasının imza tarihini takiben bir yıl içinde imzalanacaktır. ESA yürürlülük süresi her bir ünite için 20 yıldır. Ortalama tarife bedeli ise yakıt bedeli dahil 11,80 cent. TETAŞ, kendine bildirilen ve/veya taahhüt edilen sabit miktardaki kWh cinsinden elektriğin yüzde 100’ünü tarife yakıt bedeli üzerinden ESA’da belirtilen bedel karşılığında satın alacaktır. Proje şirketinin taahhüt edilen miktardan fazla elektrik üretmesi durumunda TETAŞ’ın ön alım hakkı bulunmaktadır. TETAŞ ön alım hakkını kullanmazsa proje şirketi elektriği piyasa koşullarında satmaya hak kazanacaktır. Ancak proje şirketi fazla elektriği satamazsa TETAŞ bu elektriği satın almak zorundadır. Ayrıca, anlaşmada ESA süresinin dolmasına kadar Türk tarafının Japon konsorsiyumuna göre daha düşük iç karlılık oranlarına tabii olacağı da yer almaktadır. 

YERLİ SERMAYE- İNSAN KAYNAĞI KULLANIMINI TEŞVİK: Akkuyu anlaşmasında yerli sermaye ve istihdam konusunda özendirici olma maddeleri yer almaktadır. Rusya, anlaşma gereğinde Türk tarafına ek yük getirmeden sahada tam teşekküllü simülatör kuracaktır. Yine bu anlaşma gereğince 600 Türk vatandaşının Rusya’da NGS konusunda eğitime alınması kararlaştırılmış olup eğitim çalışması başlamış bulunmaktadır. Halen bir grup Türk üniversite öğrencisinin Rusya’da eğitimi devam etmektedir. Akliman anlaşmasında da bu konuda hükümler bulunmaktadır. Anlaşma doğrultusunda bir insan kaynakları geliştirme planı hazırlanması öngörülmüş olup Akliman’da kurulacak similasyonda Türk çalışanların eğitimi yapılacaktır. Kurulacak Nükleer Teknoloji Eğitim Merkezi (NTEM), temel görevini tamamladıktan sonra eğitsel ve bilimsel çalışmalarda uygulamalı eğitim merkezi olarak kullanılacaktır.  

Akliman’da nükleer sanayi bölgesi kurulacak

TEKNOLOJİ TRANSFERİ: Akkuyu NGS Projesi’nin her türlü fikri mülkiyet hakkı Rusya’ya aittir. Anlaşmada teknoloji transferi konusunda özel bir madde bulunmamakla birlikte Türk çalışanların eğitimi ve istihdamı hususunda düzenlemeler yer almaktadır. Akliman anlaşmasında ve anlaşma gerekçesinde teknoloji transferine yer verilmiştir. Eğitim konusundaki maddelerin yanı sıra teknoloji transferi için fizibilite ve ekonomik etki raporunun hazırlanmasının ardından plan hazırlanması anlaşmada yer almaktadır. Anlaşmada proje için ekipman, malzeme vb. imalatını desteklemek için hükümet tarafından nükleer sanayi bölgesi kurulması da yer almaktadır.

Akkuyu’da atık yönetimi Rusya’da, Akliman’da Türk tarafında

ATIK YÖNETİMİ: Akkuyu NGS anlaşmasında atık yönetimi ve atık bertarafı Rusya’nın sorumluluğundadır. Atıklar Rusya’ya götürülecek olup Türk tarafı isterse bedel karşılığında atıkları alabilecektir. Ayrıca anlaşmada taraflar arasında anlaşma sağlanması durumunda Rusya’ya götürülen Rus menşeli kullanılmış nükleer yakıtın Rusya Federasyonu tarafından yeniden işlenebileceği hükmü de yer almaktadır. Akliman’da kullanılmış yakıt ve radyoaktif atık yönetimi Türk hükümetinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Proje şirketi hükümetin sorumluluğundaki nihai bertaraf tesisine taşınmasına kadar atıkların yönetiminden sorumlu olacaktır. Proje şirketi atık yönetiminin tüm masraflarının karşılanması için Türk mevzuatı doğrultusunda fonlara ödeme yapacaktır. 

Akkuyu’ya yakıt üretim tesisi, Akliman’a yakıt imalat fabrikası  

YAKIT TEDARİKİ: Akkuyu anlaşmasında yakıt tedariki konusu amaç ve kapsam bölümünde tarafların işbirliği yapacağı alanlar arasında sayılmıştır. Yakıt tedariği ve fabrikasyonu konusu tamamen proje şirketinin kontrolünde olup, dolayısıyla tamamen Rusya’nın kontrolüne bırakılmıştır. NGS’nin işletmecisi olarak yakıt Rusya tarafından tedarik edilecek olup Rusya’nın nükleer yakıt pazarında önemli bir payı bulunmaktadır. Ayrıca Akkuyu nükleer santralinde kullanılan teknoloji sadece Rus yakıtının kullanımına elverişlidir. Bu da nükleer yakıt konusunda da Rusya bağımlı olmak anlamına gelmektedir. Anlaşma kapsamında Türkiye’de, Rusya tarafından bir nükleer yakıt üretim tesisinin kurulması ve işletmesi de yer almaktadır. Ancak, tesisin kurulması ve nükleer yakıt döngüsünün taraflarca ayrıca sağlanacak mutabakatla düzenlenecek olup tesisler ve yönteme ilişkin ayrıntılar anlaşma kapsamının dışında bırakılmıştır.

Akliman anlaşması yakıt tedarikini proje şirketine bırakmıştır. NGS’de kullanılacak yakıtın satın alma ve tedarik anlaşmalarının yapılması proje şirketinin sorumluluğundadır. OECD tarafından açıklanan nükleer raporunda önemli nükleer yakıt arz ülkelerinden biri Fransa’dır. Bu projede Fransa’dan alınacak yakıtın kullanılması beklenmekte olup bu konuda özel bir madde bulunmamaktadır. Anlaşma kapsamında hükümet tarafından bila bedel tahsis edilecek sahada nükleer yakıt imalat fabrikasının (NYİF) kurulması sorumluluğu Türk tarafı adına EÜAŞ’ye verilmiştir. Proje şirketinin NYİF konusunda yükümlülüğü ise projeyi üstlenen şirket ile taraflar arasında iletişimin sağlanması ve Japonya hükümeti ile iş birliği yapma konusunda azami gayreti gösterme olarak belirtilmiştir.  

Akkuyu’da Rusya halefini seçebilecek

HİSSE DEVRİ: Akkuyu anlaşmasına göre anlaşmanın imza tarihinden itibaren 3 ay içinde yüzde 100 Rus sermayeli bir proje şirketi kurulacak olup Rusya’nın şirket hissesi hiçbir zaman yüzde 51 oranının altına düşmeyecektir. Yüzde 49’luk hisse devri tarafların rızasına bırakılmıştır. Proje şirketinin başarısız olması durumunda Rusya halefi olacak şirketi de kendisi belirleyecektir. Akliman’da Japon ve Türk ortaklığı söz konusu olup ESA yürürlükte kaldığı sürece yüzde 51’lik payın Japon konsorsiyumunda kalacaktır. Türk tarafının payı ise bu süre içinde yüzde 49 ile yüzde 30 oranında değişebilecektir. Akkuyu’da hisse devri kurucu sermayenin tamamına sahip olan Rusya’nın kontrolündeyken Akliman’da hisse devri ve temlik durumunda ETKB’ya danışılması hükmü yer almaktadır. 

UYUŞMAZLIK ve TAHKİM SÜRECİ: Akkuyu anlaşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlıkların ikili görüşmeler yoluyla 6 ay içinde sonuçlandırılamaması durumunda taraflardan birinin tahkime başvurabileceği belirtilmiştir. Akliman anlaşmasında sorunların barışçıl yöntemlerle çözümüne öncelik verilmiştir. Taraflar arasındaki görüşmeler sonuç vermezse yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 gün içinde konu hükümet ve proje şirketinin üst düzey yönetimine iletilecektir. Taraflar arasında 90 gün içinde anlaşma sağlanamazsa her iki taraf sürenin sona ermesinin ardından 6 ay içinde sorunu tahkime taşıma hakkına sahiptir. 

Olası anayasa değişikliği düşünülmüş

HUKUKSAL YAPI: Her iki anlaşmada da izin, ruhsat, lisanslama gibi proje aşamalarında Türk mevzuatının geçerli olacağı ilgili maddelerde belirtilmiştir. Akkuyu anlaşmasında metnin Türkçe, İngilizce ve Rusça olmak üzere 3 dilde hazırlanacağı, ancak uyuşmazlık durumlarında İngilizce metnin esas alınacağı yer almaktadır.  Akliman anlaşmasında, anlaşmanın İsviçre Kanunları’na uygun olarak yürütüleceği ve yorumlanacağı şeklinde bir hüküm bulunmaktadır. Akliman anlaşmasının tanımlar maddesinde dikkat çeken bir diğer husus anayasa kavramıdır. Akkuyu anlaşmasında anayasa tanımına yer verilmezken Akliman anlaşmasında anayasadan kast edilenin; “… üzerinde zaman zaman değişiklik veya ekleme yapılabilen veya başka şekilde tadil edilebilen veya değiştirilebilen haliyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası anlamına gelmektedir.”, olduğu ifadesi yer almaktadır. Değişim konusuna vurgu yapılarak olası yorum sorunsalları da çözülmüştür. Ancak, son dönem ülkemizin gündeminde yer alan olası bir anayasa değişikliği de böylece uluslararası bir anlaşmada karşılığını bulmuştur. 

Akkuyu’da tazminat yok, Akliman’da tazminat var! 

FESİH VE TAZMİNAT: Her NGS anlaşması da yürürlüğe girme tarihinden itibaren NGS’lerin sökümüne kadar geçerli olacak şekilde düzenlenmiştir. Bunun dışında her iki anlaşmada da fesih müessesi yer almaktadır. Akkuyu anlaşması gereğince proje şirketinin anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren NGS inşaatının başlaması için tüm başvurularda bulunacak olup bu şart yerine getirilmezse anlaşma ve arazi tahsisi Türk tarafına hiçbir yükümlülük getirmeden feshedilecektir. Akkuyu anlaşmasında fesih maddesinde anlaşmanın tarafların birbirlerine karşılıklı olarak haber vermeleri halinde bir yıl sonra geçerli olmak üzere fesih edilebileceği düzenlenmiştir. Anlaşma karşılıklı fesih müessesesine yer vermiş olup metinde tazminat maddesi bulunmamaktadır. Ayrıca tek taraflı fesih metinde yer almamaktadır, ancak temel hukuk kuralları gereği taraflar istemeleri durumunda tek taraflı fesih hakkını genel ilkeler doğrultusunda kullanabilecektir. Anlaşmada tazminat maddesi olmamakla birlikte fesih hakkını kullanan tarafın diğer tarafın zararını ödemesi temel hukuk ilkeleri gereğince söz konusu olacaktır. Ayrıca anlaşmada fesih durumunun projenin devam eden uygulamasını ve tamamlanmayan program ve projelerin uygulanmasını etkilemeyeceği de yer almaktadır. Akliman anlaşmasında sona erme konusunda proje aşamalarına göre farklı düzenlemeler bulunmaktadır.

Anlaşmanın geçerlilik kazanmasından itibaren (04 Nisan 2015), fizibilite aşamasının 18 ay içinde tamamlanmamış olması durumunda aksi taraflarca kararlaştırılmamış oldukça anlaşma kendiliğinden sona erecektir. Bu durumda taraflar birbirine tazminat ya da bedel ödemeyecektir. Ayrıca, proje şirketinin talebi üzerine hükümet fizibilite aşamasını 18 aylık sürenin sonunda 6 ay uzatabilecek, gerek olursa bu süre daha da fazla uzatılabilecektir. Bu durumun dışında, Türk tarafı fizibilite aşaması tamamlandıktan sonra anlaşmayı herhangi bir nedenle sona erdirmek isterse bildirim tarihinden itibaren anlaşma kendiliğinden sona erecek olup tazminat olarak bilançoya yansıtılmış masraflarla birlikte 10.000.000 Dolar’lık tazimat 180 gün içerisinde ödenecektir. Proje şirketinin aynı şekilde fesih istemesi durumunda da 180 gün içinde aynı tazminatı ödemesi gerekmektedir. Esaslı ihlal ve mücbir sebepler halinde sona erdirmenin düzenlendiği anlaşmada ayrıca Türk hükümetinin sivil nükleer enerji programını sona erdirme kararı alması durumunda da bedel karşılığı sözleşmenin sona erdirileceği yer almıştır. Akliman anlaşmasında tazminat konusunda net hükümler bulunmaktadır.

Ünitelerin ticari işletme tarihinde gecikme olması durumunda gecikme tazminatı ve şartları ETKB ve proje şirketi tarafından karşılanacaktır. Ayrıca, bu anlaşmada tarafların sorumluluklarının üst limiti de belirlenmiştir. Anlaşmanın herhangi bir hükmünün ihlali nedeni ile doğan veya sebep olunan her türlü kayıp ve zarardan hükümet ve proje şirketi birbirlerine karşı sorumlu olacak olup bu sorumluluk fiili maliyet artı 10.000.000 Dolar’ı hiçbir şekilde geçemez. Ayrıca, Akliman projesinde taraflar arasında işbirliği anlaşması da imzalanmış olup, bu anlaşmanın 15 yıl yürürlükte kalacağı, yürürlük süresi dolmadan 6 ay önce taraflardan biri fesih talebinde bulunmazsa kendiliğinden 5’er yıllık süreler için uzayacağı da yer almaktadır. Akliman’da diğer tüm anlaşmalar (proje, ev sahibi ülke, elektrik satın alma, vb.) bu işbirliği anlaşmasına bağlı olarak hazırlanmıştır. 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yoksa siz de mi helikopter ebeveynsiniz?

Manşet, helikopter ebeveynlik ölçeği, helikopter ebeveyn, ebeveynler çocukları nasıl etkiliyor, ebeveyn

Helikopter ebeveynler, çocukların etrafında pervane olan aşırı kontrolcü ebeveynlerdir. Peki helikopter ebeveyne sahip olan çocuklar, hayatta ne gibi sorunlarla karşılaşır? İşte yanıtı…

Yeni Nesil (Helikopter) Ebeveynlik: Çocuklar Bu Durumdan Nasıl Etkileniyor?

Ebeveynlerin çocuklarının hayatlarına dahil olması, onlarla vakit geçirmesi, kararlarında yanlarında olması, koruyucu ve kollayıcı olması – doğru seviyede kaldığı sürece – çocuklar için oldukça olumlu bir durum. Ancak yeni nesil ebeveynler arasında farklı bir ebeveynlik tarzı ortaya çıkıyor: helikopter ebeveynlik1. Adından da anlaşılacağı gibi bu ebeveynlik stilinde ebeveynler fazla çocuk odaklı ve korumacı bir tavırla tıpkı bir helikopter gibi sürekli çocuklarının tepesinde geziyorlar. Onlar adına her şeyi kontrol ediyorlar, kararlar alıyorlar ve problemleri çözüyorlar. Bir ebeveyn için sürekli çocuğuna odaklanmak, daima onu koruyup kollamak ve kontrol etmek hayat tatmini sağlayabilir. Peki bu durum çocukları nasıl etkiliyor? Sürekli yeni neslin artan kaygı düzeyinden, antidepresan ilaç kullanma sıklığından, karar alma konusundaki eksikliklerinden bahsediliyor. Acaba bu durum helikopter ebeveynlik ile ilgili olabilir mi?

Genel olarak ebeveynlik davranışlarına baktığımızda kontrolcü davranmanın zararlarını gösteren birçok bilimsel çalışma var2. Ancak bu kontrolcü davranışlar çoğu zaman çocuğun davranışlarını bilinçli bir şekilde kısıtlama, hayatına sınırlar koyarak sürekli müdahale etme, bağırarak, tehdit ederek, çocuğu sindirerek istediğini yaptırma gibi olumsuz ve çocuğun iyiliğini çok da ön plana koymayan bir şekilde ortaya çıkıyor. Helikopter ebeveynliği bu tarz kontrolcü ebeveynlikten ayıran belki de en önemli özellik amacının aslında tamamen iyi niyetli olması. Helikopter ebeveynler çocuklarını okula götürüyorlar ama sağlıklı bir şekilde oradan ayrılmak yerine, bahçede beklemeyi veya hatta sınıfa girip çocuklarının yanına oturmayı tercih ediyorlar. Üniversite yaşındaki çocukları oda arkadaşlarıyla sorun yaşadıklarında telefon açıp olaya müdahil oluyorlar. Hatta Amerika’da son yıllarda sıkça görüldüğü üzere çocukları üniversitedeki derslerinden düşük notlar aldıklarında hocalara ve hatta okul yönetimine telefon açmada bir sakınca görmüyorlar. Bu ebeveynler sıcak ve şefkatli. Çocuklarının hayatlarına dahil olmayı onlara yaptıkları bir iyilik olarak görüyorlar. Ancak bunu yaparken insan gelişiminde kendiliğinden oluşması gereken otonomi kazanma, kendi kararlarını kendi veren ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olma yeteneğini çocuklarının ellerinden alıyorlar4. Çocuklarının hayatlarında fiziksel ve duygusal olarak yer edinmeyen ve bu şekilde çocuklarına zarar veren ebeveynlerin aksine helikopter ebeveynler bu konuda aşırıya kaçıyorlar ve çocuklarının bireyselleşme sürecini sekteye uğratıyorlar.

Peki çocukların hayatına müdahil olma sınırını belirleyen etkenler nelerdir? Öncelikle çocuğun yaşını ve yaşının getirdiği kabiliyetleri göz önünde bulundurmak çok önemli. Ama bunun yanı sıra durumları da iyi okumak gerekiyor. Çocuğun kişisel alanına müdahale etmeden sınırı koruyabilmek bu işin sırrı. Helikopter ebeveynler bu sınırı koruyamıyorlar. Çocuğun her anını kontrol etmeye çalışıyorlar, kendisine ait özel bir alan bırakmıyorlar. Bunun yanı sıra çocuğun kendini geliştirebileceği, kendi alanında mutlu ve özgür bir şekilde hareket edebileceği alanlar yaratmak onlara iyi gelirken, bu alanlara müdahale etmek çekingen ve çocukların kendini yetersiz görmesine yol açabiliyor4. Özellikle de geç ergenlik ve erken yetişkinlik dönemlerinde çocuklar tam da kendi kimliklerini bulma çabası içerisindeyken müdahaleci davranışlar çocukların gelişimine iyi gelmiyor5.

Bağlanma Stilleri” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz üzere bağlanma teorisine göre erken çocukluk döneminde ebeveynlerimizle yaşadığımız deneyimler, gelecekteki deneyimlerimizi etkiliyor. Helikopter ebeveynlere sahip çocuklar genellikle güven problemi yaşıyorlar ve bu durum gelecekteki ilişkilerine zarar veriyor6. Bunun yanı sıra, hayata ne yazık ki hazırlıksız yakalanıyorlar. Kendi işlerini kendi başlarına halledemeyecekleri duygusuna kapılıyorlar. Bağımsız olmayı öğrenemediklerinden sıradan aktiviteleri yapabilme yeteneğine bile sahip olduklarını fark edemiyorlar.  Hayatlarında bir sorunla ya da tümsekle karşılaştıklarında, kendileri yerine o sorunu sihirli bir şekilde ortadan kaldıracak bir kişinin ya da varlığın olduğuna inanıyorlar. Savaşmaya ya da mücadele etmeye ihtiyaç duymuyorlar çünkü bu zamana kadar her şey ebeveynleri tarafından onlar için sağlanmış. Dünyayı ya da kendi dünyalarını değiştirme gereklilikleri yok çünkü hiçbir sorun sonsuza kadar sürmez. Sihirli bir güç (yani ebeveynleri) gelip sorunları onlar için kolayca yok edebilir. Bundandır ki bu şekilde büyüyen çocuklar, büyüyünce de hala ebeveynlerine bağımlı yetişkinlere dönüşüyorlar.

Üniversite öğrencileriyle yapılan bir araştırmaya göre helikopter ebeveynlere sahip olan çocuklarda daha yüksek anksiyete ve depresyon ve daha az hayat tatmini görülüyor7. Helikopter ebeveynlere sahip olan bu üniversite öğrencileri kendilerini yetersiz ve yeteneksiz görüyorlar. Başka bir araştırma ise yine üniversite öğrencilerinin kendi özgüvenlerini arttıracak aktiviteleri keyif verecek aktivitelere (seks yapmak, içki içmek, şeker tüketmek) dahi tercih ettiklerini gösteriyor. Bu çocukların ebeveynlerinden gördükleri şefkatin başarıya ve kendilerine çizilen yolu takip etmeye odaklı bir şefkat olduğu değerlendirildiğinde bu sonuç şaşırtıcı değil. Üstelik bu kadar koşullu gösterilen sevgi çocuklara uzun vadede zarar da veriyor. Ebeveynleri tarafından “matematikten 90 aldığı için”, “komşuların yanında düzgün davrandığı için”, “annesini üzmediği için” sevilen ve övülen çocuklar bunları sağlayamadıklarında sevgisiz ve ilgisiz kalmış gibi hissedebiliyorlar.

Bütün bu araştırmalardan çıkarılan sonuç ise şu: Bu şekilde yetiştirilen çocuklar belki akademik olarak daha başarılı olabilirler ama kendilerini hayatta daha çaresiz ve yetersiz hissediyorlar. Çocuklarımızın hayatlarındaki yerimizi sağlam bir şekilde korurken bunu sevecen ve sıcak bir şekilde ve doğru sınırlar içerisinde yapmaya özen gösterirsek, kendi benliklerini tam olarak oluşturabilen mutlu, başarılı, güçlü ve bağımsız bireyler yetiştirebiliriz.

Yazan: Ande Ömeroğlu & Gizem Sürenkök
Düzenleyen: Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

yaşlanmayı durduran şeyler, yaşlanmak, yaşlanma korkusu, yaşlanma karşıtı, mikrobiyom, Manşet, insan ömrünü uzatma çalışmaları, hücre yenilenmesi

Bilim insanları yıllardır yaşlanmayı önleme konusunda birçok çalışma yapıyor. Peki yaşlanmayı önlemek gerçekten mümkün mü? Ömrümüzü uzatabilir miyiz? İşte tüm bu sorulara cevap niteliğinde yapılan araştırmalar…

Yaşlanma süreci nasıl önlenebilir?

Dünyanın her köşesinde bilim insanları yaşlanmaya çare arıyor. Bunun için üç boyutlu yazıcılarda organ üretiminden vücuttaki mikrobiyomu değiştirme yoluyla yaşlanmayı önlemeye kadar çeşitli çözümler üzerinde duruluyor. Peki insan ömrü ne kadar uzatılabilir?

Yaşlanma kaynaklı kanser, romatizma ve Alzheimer gibi hastalıklardan dünyada her gün 100 bin kişi ölüyor. Ancak pek çok bilim insanı bunun kader olmadığına inanıyor.

Yaşlanma tam olarak nedir? Hücre düzeyinde ele alacak olursak, zamanla azar azar oluşan hasarların hücre, doku ve organlarda yayılmasıdır diyebiliriz.

Hücrelerde hasar, onarımdan daha hızlı geliştiğinde yaşlanma baş gösterir. Danimarkalı doktor Kaare Christensen yıllar boyu hasta tedavisinin ardından, Yaşlanma Araştırmaları Merkezi’ni kurarak bu hastalıkların ortaya çıkmasının nasıl engellenebileceği üzerinde araştırmalara başladı.

Bu konuda bazı gelişmeler kaydedildiğini söylüyor Christensen. 1800’lerin ortalarında ortalama ömür 40 yaş iken bugün Kuzey Avrupa ülkelerinin birçoğunda 80 yıla yaklaşıyor, diğer ülkelerde de önemli gelişmeler gözleniyor.

Diş sağlığı gelişiyor

Aynı zamanda umut verici başka bir gelişme daha olduğunu söylüyor Christensen. “Her geçen yıl yaşlıların diş sağlığında iyileşme gözleniyor.”

Dişler genel sağlık açısından bir tür barometre işlevi görüyor. Onların sağlıklı olması düzgün beslenmeyi ve daha iyi besin emilimini sağlıyor. Ayrıca vücudun diğer kısımlarının da daha sağlıklı olduğunun göstergesi onlar.

Christensen, yaşlıların IQ testlerinde de eskiye kıyasla artık daha iyi sonuç alındığını, bunun ise dünya çapında daha iyi yaşam koşullarıyla bağlantılı olduğunu söylüyor.

“Daha iyi yaşam koşulları, daha iyi eğitim ve ne tür işlerde çalışıldığının etkisi bu.”

Bu gelişmenin devam edeceğine inanıyor. Peki daha ne kadar?

Dünyada kayda geçmiş en uzun ömür, 122 yaşında iken 1997’de ölen Fransız kadın Louise Calment’e ait. Geçen 20 yılda da birçok gelişme kaydedildi.

Yazıcıda organ üretmek

Hindistanlı biyofizikçi Tuhin Bhowmick’e göre, yaşlılıktan kaynaklı ölümlere kalp, akciğer ve karaciğer gibi yaşamsal organların işleyiş bozukluğu neden oluyor. Sağlıklı organ nakli halinde ömür uzatmak mümkün olabiliyor.

Ancak dünyada organa ihtiyaç duyanların sayısı organ bağışı yapanlardan çok daha fazla. Ayrıca uygun organın bulunması sorunu söz konusu. Çoğu zaman bu bekleyiş sırasında yaşlı hastaların öldüğü görülüyor.

Peki bir insandan organ almak yerine ihtiyaç duyulan organın, hastanın vücudunun reddetmeyeceği bir tarzda laboratuvarda üretilmesi, üç boyutlu yazıcıdan çıkarılması mümkün olabilir mi?

Bhowmick, bu tür bir yazıcının kartuşunda mürekkep yerine protein ve hastanın kendi hücreleri olacağını söylüyor. Böylece vücudun yeni organı reddetme ihtimali ortadan kalkıyor.

Bhowmick ve ekibi Hindistan’ın ilk yapay karaciğer dokusunu üretti. Önümüzdeki beş yıl içinde de minyatür bir karaciğer üretilmesi üzerinde çalışıyor. Bunun vücudun dışında, taşınabilir bir cihaz şeklinde olması öngörülüyor.

8-10 yıla kadar ise vücudun içine nakledilerek normal işlev görecek bir karaciğer üretilmesi plan dahilinde.

Peki akciğer ve kalp nakli ile de ömür uzatmak mümkün mü? Bhowmick her durumun kendine özgü yanları olduğunu ve tek tek ele almak gerektiğini söylüyor.

“Hastanın ölümüne neden olan organının yerine yeni organ nakli ile ömrünü 20 yıl uzatabilirsiniz. Örneğin karaciğerde bu mümkündür. Ama beyin ve kalpte aynı şekilde işlemez.”

Bhhowmick, bu tür gelişmeler sayesinde milenyum kuşağının (1981 sonrası doğanlar) ömrünün 135 yaşa kadar uzatılabileceğine inanıyor.

Mikrobiyom umudu

ABD’de moleküler ve insan genetiği profesörü Meng Wang, tıpta en çok heyecan yaratan yeni alanlardan biri olan mikrobiyom üzerine araştırmalar yapıyor.

“Bunlar vücudumuzun içindeki sindirim sisteminden dışındaki derimize kadar bizimle yaşayan minik mikroorganizmalardır.”

Gözle görülmeyen bu organizmaların çoğu bakteridir, ancak mantar, virüs ve diğer mikropları da içeriyor. Eskiden bilim insanları bunlara pek ilgi göstermiyordu. Oysa vücut üzerinde büyük etkileri olduğunu bugün biliyoruz.

Son araştırmalar, mikrobiyomun insan için ek bir organ işlevi gördüğünü gösteriyor. Vücudumuzun farklı ilaçlara verdiği tepkiden davranışlarımıza kadar birçok şeyi etkiliyor.

Wang, mikrobiyomun yaşlanma sürecini nasıl etkilediğini anlamak için, iki-üç haftalık ömrü olan solucanlarla deney yapıyor. Solucanın mikrobiyomunu değiştirerek ömrünü uzatmak mümkün mü sorusuna yanıt arıyor.

Solucanın sindirim sisteminde yaşayan bir bakteriyi seçip genleriyle oynayarak farklı türler elde ediyor ve bu bakterileri farklı solucanlara yediriyor. En fazla üç haftalık ömrü olan solucanları kontrol ettiğinde bazılarının hala canlı olduğunu görüyor.

Solucanlar yaşlandıkça daha zor hareket ederler; oysa yeni mikrobiyom edinmiş olanlar çok daha rahat ettikleri gibi, hastalıklara karşı daha dayanıklıydılar.

Wang bugün aynı deneyi fareler üzerinde yapıyor. Belki de bir gün doktorlar hap yoluyla vücudumuzdaki mikrobiyomu değiştirerek insan ömrünü uzatabilir.

“Bazı meslektaşlarım 200-300 yaştan söz ediyor. Ama bana kalırsa 100 de iyi bir rakam” diyor Wang.

Hücrelere ne oluyor?

Yaşlandığımızda ilginç bir şey olur. Tek tek hücreler yaşlanma sürecinde, ölmekte olan veya hasar gören hücrelerin yerini almak üzere bölünür. Ancak bunun işleyişi mükemmel değildir. Bir hücre ne kadar çok bölünürse o kadar yaşlanır, ömrünün sonuna yaklaşır. Ama ölmek yerine yaşamaya devam eder, etrafındaki diğer hücrelerle haberleşmeye, yıkıcı bir işlev görmeye başlar.

Bu yaşlı hücreler civardaki hücrelere de yaşlılık ‘bulaştırır’, böylece yaşlı hücrelerin sayısı artar ve sonunda vücut artık bunu kaldıramaz hale gelir.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde moleküler genetik profesörü Lorna Harries, bu yaşlı hücrelerden kurtulmanın yolunu arıyor.

Bir süre önce, yaşlı deri hücrelerine bir kimyasal madde sürüldüğünde ne olacağı araştırıldı. Harries bu işlemden sonra hücrelerin gençleştiğini söylüyor. Böylece insan hücresinde yaşlanma sürecinin geriye alındığı ilk deney gerçekleştirilmiş oldu.

Dünyanın birçok yerinden yatırımcı ve bilim insanından teklif alan Harries insan ömrünün doğal bir maksimum limiti olduğuna inanıyor. Ama bu araştırmanın, demans ve kalp ve damar hastalıklarının dejeneratif etkisini gidermeye yönelik yeni tedavilerin bulunmasında bir adım olmasını, böylece doğal ömrünü tamamlamadan erken ölenlere umut olmasını istiyor.

Peki, tekrar aynı soruya dönecek olursak: Ne kadar uzun yaşayabiliriz?

Belki bir gün, hasar görmüş organlarımızı yenileme, mikrobiyom içeren hap takviyeleri ile vücudumuzu genç tutma ve hücrelerimizin yaşlanmasını önleme olanağımız olacak.

Bütün bunlar insan ömrünü ne kadar uzatabilir? Bhowmick’in öngörüsüyle, milenyum kuşağı 135 yaşına kadar yaşayabilir. Bu, 1981 doğumlu birinin 2116’ya kadar yaşaması demek. O zamana kadar kim bilir başka ne gelişmeler olur?

Yazarlar: Diego Arguedaz Ortiz / Beth Sagar Fenton /
Helena Merriman
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Gamification: Eğlenerek öğrenme

oyunlaştırma uygulamaları, oyunlaştırma tekniği, oyunlaştırma modelinin bileşenleri, oyunlaştırma, oyun, Manşet, gamification, eğlenerek öğrenme, eğitim

Eğitimde oyunlaştırma yöntemi yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Bu yöntemin amacı oyunun kendisi değil, oyun-dışı alanlarda motivasyonu artırmaktır. Peki yeni nesile gelecek vaad ettiği düşünülen oyunlaştırma (gamification) tam olarak nedir? İşte yanıtı…

İşte size eğitimde oyunlaştırma

İngilizce’de ‘play’ ve ‘game’ kavramları Türkçe’de isim olarak ‘oyun’ diye çevriliyor ancak arada önemli bir fark var. ‘Game’de bir kural, bir amaç varken; ‘play’de yok. Play’in insanların rahat bir şekilde, herhangi bir amaç ya da kural olmadan oynaması olduğu söylenebilir.

Şöyle düşünelim, bir balon, balonu sınıfın ortasına bırakıyoruz, “çocuklar oynayın” diyoruz, elleriyle balona vuruyorlar ve oynuyorlar. Ne zaman ki çocuklara, “balonu yere değdirmeyin” denilirse o zaman ‘play’ birden ‘game’ oluyor. Hatta daha eğlenceli hale getirmek için aralarından iki kişi seçip, “sizler de balonu yere düşürmeye çalışacaksınız” denilirse oyuna ‘engel’ eklenmiş oluyor. Hatta buna süre de ekleyip, “1 dakikanız var, bu süre içinde balon yere değmeyecek” talimatı da verilebilir. Şimdi düşünün ki bu balonlar farklı özelliklere sahip, her bir balonun üzerinde değişik konular ya da cevaplar yazıyor ve çocuklar doğru balonu özellikle yere düşürmemeye çalışıyor. Böylelikle oyun eğitsel hale geliyor.

Bunun gibi oyunları öğretmenler sınıflarında kullanıyorlar, kullanmalılar ve oyunun gücünden eğitimde de yararlanmaları gerekiyor. Eskiden oynanan çok güzel oyunlar vardı, bunları bile hatırlayıp “nasıl derslerimde kullanabilirim” diye düşünseler, bir başlangıç olur.

‘İsim-şehir’ derslerde kullanılabilir

Oyunlaştırma ise; elementlerin oyun olmayan bir ortamda kullanılması olarak ifade edilebilir. Aslında tanımlar hep bu şekilde geçiyor ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu, ‘oyun olmayan ortam’dan kasıt aslında ‘play’ olmayan bir şekilde kullanılması. Yani oyunlaştırmada aslında bir oyun (play) yok. Ama oyunların içerisinde olan birçok oyun elementi kullanılabilir. Bunlardan bazıları puanlar, başarılar, ödüller, geri bildirim, içerik açma, liderlik tablosu, koleksiyon, rozetler, avatar, seviyeler, kombolar, rastgelelik, hikâye gibi. Bunlar birbirleriyle uyumlu ve pedagojik olarak uygun bir şekilde eğitimde kullanıldığında da eğitimde oyunlaştırma yapılmış oluyor.

Eğitimde oyunlaştırmayı çok güzel bir örnekle, biraz sizi eskiye götürerek açıklayayım. Hatırlarsınız, isim-şehir-bitki-hayvan-eşya-artist oyununu. Aslında tam bir oyunlaştırmadır, çünkü orada oyun oynamazsınız yani ‘play’ yok ama oyun elementleri var. Örneğin zamana karşı yarışırsınız; belirli kurallar, puanlar ve rastgelelik var. Çünkü hangi harfin çıkacağını bilmezsiniz ‘A’ diye başlayıp içinizden “dur” denilene kadar sayarsınız. Ayrıca aynı cevabı bulanlar az puan alırken, farklı cevaba ulaşanlar daha çok puan alırdı. En sonunda puanlar toplanır, bir skor elde edilir, o puanlar toplanır, kazanan belli olurdu. Bu oyunlaştırmayı derslerde öğretmenler konularına göre kullanabilir, sütun sayısını artırabilir veya azaltabilir, dersine göre içeriği değiştirebilir… İşte size eğitimde oyunlaştırma.

Ödül ve ceza motivasyonu düşürebilir

Oyunlaştırma istenilen bir davranışı motive etmek amacıyla kullanılıyor. Dolayısıyla en temelde davranışçı yaklaşım odaklıdır. Dolayısıyla eğitimde oyunlaştırmayı kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar var. Cezayı zaten dahil etmemekle birlikte özellikle oyunlardaki ödül, rozet, liderlik tahtası gibi elementlerin eğitimde mümkün olduğunca kullanmaması gerekiyor. Bir öğrenciyi motive etmeye çalışırken diğerlerinin motivasyonu düşürüldüğünde ve o öğrenciler kaybedildiğinde geri kazanmak çok zor hale gelebilir.

Düşünün ki, bir anne-baba çocuğuna diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaya çalışıyor ve bunun için de oyunlaştırmadan yararlanmak istiyor. Çocuğuna “5 gün boyunca dişlerini fırçalarsan hafta sonu sana oyuncak alacağım” diyor. Çocuk oyuncak almak için 5 gün dişlerini sorunsuz fırçalıyor, buna karşılık oyuncağı da alınıyor (ödülü veriliyor). Ancak sonraki hafta dişlerini fırçalama vakti gelip, “Eğer dişlerimi fırçalarsam ne alacaksın?” diye sorduğunda, anne-baba aslında o anda nasıl bir yanlış yaptığını fark eder.

Halbuki ona dişlerini oyuncak için değil, diş sağlığı için fırçalaması gerektiğini, bunun kendi sorumluluğu olduğunu, ne gibi yararları olacağını, fırçalamazsa ne gibi zorluklar yaşayacağını güzel ve detaylı bir şekilde anlatmak daha faydalı sonuçlar ortaya çıkarır. Aynı durum ödevler için de geçerli. Ödevi bir ödüle bağlamak yapılacak en büyük yanlışlardan biri.

Oyunlaştırma kısa vadede davranışları görmek için olumlu sonuçlar verebilir, ancak uzun vadeli bir sonuç için çözüm değil. Ek olarak, oyunlaştırmada ödül kullanımı bir davranışı tetiklemede işe yarar gibi görünüyor, yani çocuk derste rozet almak için sınıfını temiz tutuyor ancak evde elindeki çikolatanın kağıdını ortalık yerde bırakabiliyor. Dolayısıyla puan/rozet/ödül alacağı ortamda o davranışı sergilerken başka yerlerde aynı performansı göstermeyebilir.

Önemli olan davranışı içselleştirmek

Asıl önemli ve zor olan ise bu davranışları içsel motivasyona dönüştürmek; yani çocuğun kendiliğinden, herhangi bir dışsal motivasyona bağlı kalmadan, yerdeki çöpü almasını ve onu çöpe atmasını sağlamak. Aynı şekilde kendi kendine ödevini bir sorumluluk olarak anlamlandırıp, siz söylemeden veya bir ödüle bağlamadan bunu yapması. Dışsal motivasyonlar, kişiden kişiye değişmekle birlikte, bazen davranışı içsel motivasyona dönüştürebilir. Aynı şekilde her dışsal motivasyon, herkesi motive edecek diye bir genelleme de yapılamaz. Yani çikolata, her gün çikolata yiyen bir öğrenciyi motive etmeyebilir ya da puan, zaten başarılı olan bir öğrenciyi motive etmeyecektir.

Bir diğer elementi ise çok basit bir şekilde şöyle örneklendirelim, sınava girerdik, sınavdan sonra kimin kaç puan aldığı, sizin en yüksek puanı alıp almadığınız, arkadaşlarınızı ya da en yakın arkadaşınızı geçip geçmediğiniz, sınıfın kaçıncısı olduğunuz çok daha önemli hale gelirdi (dışsal motivasyon). Asıl önemli olan öğrenip öğrenemediğimiz, hangi konularda eksik olduğumuz, hangi konuları daha çok çalışmamız gerektiği değildi, hiçbir zaman da olmadı neredeyse (içsel motivasyon). Ama oyunlarda ve oyunlaştırmada çok sık kullanılan ‘liderlik tablosu’ndaki yerimiz bizim için önem taşıyordu, tablonun yukarısında olanlar için üst sıralara çıkma yarışı varken, alt sıralardakiler ise “nasılsa biz hiç başaramayız bari dersten geçmeye bakalım” şeklinde düşünüp derse yönelik motivasyonlarını kaybediyorlardı. 

Onları yarıştırmak hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşebilir

Öğrencilerin birbirleri ile yarıştırılmaları bunun rekabete, hırsa ve çıkar çatışmasına dönüşmesine, birbirleriyle dalga geçmelerine neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda, öğrencilerin henüz bu gibi durumları duygusal olarak anlamlandıramadıkları ya da yanlış anlamlandırabilecekleri seviyede oyun elementlerini derslere entegre etmemek daha doğru olur. Ancak daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde oyunlaştırmanın işe yaradığını kanıtlayan örnekler ve akademik çalışmalar da mevcut. Eğitimde oyunlaştırmadan ille de yararlanacaksak becerilere odaklanmak daha akılcı olabilir. Problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi becerileri teşvik etmek için oyunlaştırmadan yararlanılabilir.

Bu noktada, şunu da belirtmek gerekiyor, kesinlikle öğrencilerin doğru davranışlarının pekiştirilmemesi, yanlış davranışlarının düzeltilmemesi gerektiği savunulmuyor. Onların bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak, davranışlarıyla ilgili anlık, düzenli ve eksikliklerine yönelik tamamlayıcı geri bildirimler verilmeli. Bu sayede, öğrenciler pekiştiricilere bağımlı hale gelmeden, iç denetimli bireyler olabilirler. Ancak o zaman öğrenci kaç aldığını, ya da sonucunda karşılık olarak ne alacağını değil, nerede yanlış yaptığını ve neyi düzeltmesi gerektiğini merak eder.

Oyunda kalın, oyunla kalın, bir de çok fazla sokağa çıkamayan günümüz çocuklarıyla özellikle fiziksel oyunları çok oynayın.

Yazar: Yrd. Doç. Dr. Yavuz SAMUR 
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER4 hafta önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER3 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND