Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Doğan Cüceloğlu bu defa çok sert konuştu!

Mahçup ve muhlis üslübuyla tanınan Doğan Cüceloğlu, bu defa çok sert konuştu. Aydınları “vicdansız ve sömürücü” olmakla suçladı. “Ben halk çocuğuyum” dedi. Önce düşünün, sonra okuyun : “Okumuş, kendini geliştirmiş, başarılı insanlar vicdansız mı oluyor?”

KİGEM.COM YORUMU: Doğan Bey bu açıklamaları Hürriyete 2002 yılında yaptı. O dönemin sert ortamı içinde yeterince dikkat çekmediğini düşünüyoruz. Anlattıkları üzerine herkesin ve “hepimizin” düşünmesi gerekiyor. Soru şu: “okumuş, kendini geliştirmiş, başarılı insanlar vicdansız mu oluyor?”

Bu arada röportajda Cüceloğlunun içindeki “arabesk” boyutlarla ilgili de ilginç ipuçları var. Doğan Cüceloğlu da biraz “acıların kişisel gelişimcisi!”

ORİJİNAL RÖPORTAJ BAŞLIĞI: “TÜRK AYDINLARI, VİCDANSIZ VE SÖMÜRÜCÜ”
Kaynak: Hürriyet

BEN HALK ÇOCUĞUYUM!

Ben halk çocuğuyum. Zihinsel ve düşünsel olarak çok zenginleştim. Ama gönül bağım Silifke””de, annemin komşusuyla aynı düzeyde. O zemin hiçbir zaman kaybolmadı. Düşünsel zeminiminde çok büyük gelişmeler oldu. Bağnaz, dini taassubun hakim olduğu ortamdan kesinlikle kurtuldum. Özgür düşünürüm. Sevecenliğimde değişim olmadı.

İnsanları değiştirmek, yargılamak istemiyorum. Pencere açmak istiyorum. Onlara, eşlerine, çocuklarına böyle bir pencereden bakabilme kapısını açıyorum. Kendimi pencereci, pencere açıcı olarak görüyorum. Zaten yapacak fazla bir şey de yok. Anne-babalar çocuklarına, eşler birbirine pencere açmalı. Birbirini değiştirmeye kalkamamalı. Kişi ancak kendisi karar verirse değişebilir. Öğretmenlerin, düşünürlerin, din adamlarının pencere açıcı olmaları lazım.

SİLİKKEDEN ABD””YE

Silifke””de 1938””de doğdum. Ailenin 11””inci ve en küçük çocuğuydum. Ortaokul ikideyken Silifke””ye elektrik geldi. Lamba, fener altında çalıştım. Su ya ortaokul bir veya üçte köyümüze geldi, evlere değil. Banyo yapılan yere gusülhane denirdi. Akrepler, çiyanlar çok olduğu için ödüm kopardı. Orada yıkanmazdık, Annem bizi leğen içine oturtturur, yıkardı. Ben 10 yaşındayken öldü.

Annemin ölümü beni çok etkiledi. Böyle bir ortamda geldiğim yer çok anlamlı gözüküyor. Türkiye””de İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü””nü bitirdim. İyi öğrenciydim. Amerikan””ın gözde üniversitelerinde bilimsel araştırmalar yaptım. Takdirle karşılandım. İngilizce yayınlarım, bilimsel çalışmalarım oldu. Amerika””da öğretim üyeliği yaptım.

DOLMUŞA BİNERİM HALKI KOKLARIM!

Prof.Dr. Cüceloğlu””nunyaşamı ve kendisiyle ilgili söyledikleri ise şöyle:

Bilgin olabilir ama alacak insanın olması çok önemli. Nereye gidersem gideyim, seminerlerim, konferanslarım silme doluyor. Başı örtülü, garsonu, öğretmeni, polis memuru, subayı dinliyor. Karşılayacağımın beş misli davet alıyorum.

Çok önemli bir zamanımı okumaya ve yazmaya ayırmak istiyorum. Şu anda planladığım, dosyasını açtığım 8 kitap var. Okumak, halka karışıp, gözlem yapmak önemli. Bilincim çok gelişti. Bir ortama girdiğim zaman insan dinamiklerini, o dinamikler arkasında yatan düşünce tarzlarını, inançları, heyecanları, beklentileri görebiliyorum. Dolmuşa binmeye bayılırım. Pazar yerlerine giderim. Yürümek ve halkı koklamak isterim.

Çocukları, okul bahçelerini gözlemek, öğretmen yürüyüşünü görmek önemli. Bir ortama gireceğim, ama oradakiler kim olduğumu bilmeyecekler, ben da rahat gözlem yapacağım. Kahvehanelere oturur, çaktırmadan insanları gözlerim. O anki gözlemlerimi kasete aktarırım.

CAN KÜLTÜRÜMÜZ ÇOK İYİ

Kendi iç dünyama hiç yabancı düşmedim. Sevgi merkezli bir tasavvuf kültüründe yetiştim diye düşünüyorum. Buna ””can kültürü”” diyorum. Amerika””da ””can kültürü”” içinde çevre oluşturup, çocuk yetiştirdim. Eşim Amerikalıydı, bu kültür içinde onunla iletişim kurmaya çalıştım.

1996””da Amerika””daki üniversiteden emekli oldum. Kendime pencere açmak hedefimi koydum. Amerika özellikle iletişim ve psikoloji alanında dünyanın en üretken toplumu. Bilimsel anlamda kök saldım. Arkadaşlarımla konuşmak, yeni gelişmeleri gözden geçirmek, seminerlere gitmek, beslenmek gereği duyuyorum. Yılda 4-5 ay Amerikadayım. 7-8 ay Türkiyede kalıyorum. Sürekli gidiş geliş halindeyim, buna aküyü bitirme ve doldurma diyorum.

ABD””YLE FARKIMIZ YOK

‘‘Amerika””dan ve Türkiye””den rastgele sistemle sıradan 100””er insan seçin. Her iki ulusun insanlarını para ve zaman bilinci, hayata bakış açıları, aile ilişkileri, çocuk sevgileri, eğitime önem verişlerini, okuma durumlarını aklınıza yaşamla ilgili ne gelirse karşılaştırın.

25 yıl ABD””de kalan ve Türkiye””yi tanıyan biri olarak rahatlıkla söylüyorum pek fark göremezsiniz. Hatta bazı durumlarda Türk insanının artısı olduğunu görüyorum. Örneğin zor durumda olan Türk insanının çabucak morali bozulmaz, altından kalklar, öbürü sallanırken, bizimki ‘Ya Allah”” der çabucak toparlanır. Aile ilişkileri bakımından muazzam derece Türk insanı fedakardır. Suyu idareli kullanır, olmadığı zaman da allak bullak olmaz.

SEÇKİNLER NEDEN BÖYLELER?

Yine aynı şekilde iki ulusun ülkeyi yöneten aydın kesimi, gazeteci, profesör, doktor, öğretmen, devlet yöneticisini 100””er kişi olarak seçin. İşte o zaman Türklerin aleyhine farkın çok büyük olduğunu görürsünüz. Örneğin, Amerikalı profesörle karşılaşınca o profesörün kendine bakışında müthiş kendine saygı vardır. Yalan söylemez, çünkü aynaya nasıl bakacağını düşünür. İlimi niçim yaptığını, topluma nasıl katkıda bulunduğunu, öğrencilerini iyi yetiştirip yetiştirmediğini sorgular.

Bizde bunu görmüyorum. Türkiye””nin aydınlarıyla ilgili bir sorun olduğu konusunda kuvvetli kanaatim var. Yargılamıyorum. Bu aydınlar, ‘Biz nasıl mendebur oluruz, bu halka nasıl kötülük yaparız”” diye bir araya gelmiyorlar. Soru şu: Aydınlar neden böyle? Niye böyle aydın yetişti?

O zaman geldiğim nokta şu: Bizim Türk eğitim sistemi değerler bilinci ve karakter inşa eden bir sistem değil. Türk eğitim sistemi, malumat aktarma üzerine kurulmuş.

Amerika””da eğitimden nasibini almamış insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağımı kesebilir, diye düşünürüm. Amerika””da eğitim düzeyi yükseldikçe, kişinin karakter değişimi, değerler bilinci yücelir. Liseyi bitirmiş insan olgun vatandaştır, üniversiteli güçlüdür. Eğitimin değerleri vardır. Master, doktora alan profesör olan kişinin bilirsin ki temel değerleri vardır. Gerçeğe saygı, hakkaniyet, kişisel sınırlar ve sorumluluk bilinci gibi değerleri oluşmuştur. Sistem bunun üzerine kurulmuştur. Amerika””da eğitim görmemiş birinin değerler bilinci küçüktür.

Türkiye””ye bakınca durum tam tersi. Türkiye””de bir kişi eğitim görmüşse, şehirleşmişse değerler bilinci çok düşüktür. Muazzam bencilleşmiş, kendi ve yakın çevresinden başka hiçbir menfaat tanımayan, sömüren bir tip haline gelmiştir. Gözünün önünde ölebilirsin kılı bile kıpırdamaz. Amerika””daki eğitimli insan ise böyle bir olayla karşılaşırsa uyuyamaz. Oysa Türkiye””nin sıradan insanlarının değerler bilinci daha yüksektir. Nedir bunlar; inançları, hakkaniyet duygusu ki halk buna ””helalinden para kazanma, haram yememe”” der; insan onuruna saygı ki, halk buna ‘gönül incitmeme”” der; insan haysiyeti, şerefi ve onuruna saygı duymadır.

“YASALARLA VİCDAN OLMAZ. OKUMUŞLARIMIZ VİCDANSIZ OLUYOR”

İçselleştirilmişin değerin bizdeki adı vicdandır. Okumuşunda vicdan yok. Bizdeki aydının aldığı müfredat malumata yöneliktir. Beynin sol yarım küresine yönelik bir eğitim alır. Toplumda en güçlüler vicdansızlar. Değerler bilinci küçük olur. Neden böyle durum yaratıldı?

Biz din baskısından kurtulmak ve laik düzene geçmek isteyen düşünce içindeyiz. Bu nedenle eğitimciler değerleri hep din kaynaklı gördüler. Dinden kurtulmak için değerleri işin içine almadılar. Çok büyük hataydı. Çünkü; değerler din kaynaklı olabildiği gibi tamamiyle yaşamdan gelen, yaşam felsefesinden gelen kaynaklardır. Toplumun olduğu her yerde değerlerin olması lazım. Burada işte felsefi zayıflık var.

İlk defa ben söylüyorum. Vicdanın hakim olmadığı toplumda insanların birbirine güven duyması mümkün değil. Yasalarla vicdan olmaz. Güvenin oluşmadığı bir ülkede de ekonomik refahı uzun süre ayakta tutmak mümkün değil. Bunlar artık konuşulmalı, insanlar düşünmeli. Açık seçik şunu söylüyorum. Türk kültürü hasta. Bilim özellikle aydınlarımızın gazetede, televizyonda sahnede, ailede, okullarda, üniversitelerde yaşattığı Türk kültürü hasta. Su hastaysa eninde sonunda balık hasta olur. Balık hasta diye sürekli balıklarda kabahat bulma, bilgece bir tavır değil. Suya bak.

Onları başka yerlerde mi yetiştiriyoruz? Gerçek şu ki, akvaryum suyu hastaysa sağ balık da koysan o balık da bir süre sonra hasta olur. Açık seçik söylüyorum ve bunu söylemeye devam edeceğim. Her yönden işaret veriyor. Türk kültürü hasta. Biz hala balıklarda kabahati buluyoruz.

Bunun çaresi ne? Önce bir suyun hasta olduğunu kabul edip, suyu rahatlatacak oksijen pompası ve iyileştirecek damla yerine geçecek ne var ona bakalım. Türkiye””de müthiş olanaklar var. Her bir televizyon kanalı, gazete oksijen pompası olabilir. Yazılan her bir kitap, verilen bir konuşma suya damlatılan bir damla olabilir. Benim bilincime göre acı olan bu değerler boşluğunu maalesef çağdaş bilinç bakımından değişmemesi.

Güven çok önemli bir ihtiyaç. Ben her gidiş gelişimde, ekonomik krizde bunu görüyorum. Değerler bilinci içinde umutluyum. Avrupa Birliği (AB) ””değerleriniz nedir”” diye soruyor. Diyor ki, ””bu değerler üzerine anayasa, eğitim ve devletinizi inşaa edin””. Daha önce birbirini boğazlamış insanlar AB çatısı altında birleşmeye doğru gidiyor. Değerlerini birleştiriyor. İnşallah, Türkiye””de değerler bilinci tartışması başlar. Bu tartışma başladığı anda müthiş potansiyelimiz var.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND