Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dizilere bakıp meslek seçme!

“Büyüdüğünde ne olacaksın?” sorusunun cevabı eskiden yakın çevrede aranırdı. Öğretmenine hayran olanlar öğretmen, polisten etkilenenler polis olmak isterdi… Ama artık bu kritik sorunun cevabı dizilere bakarak veriliyor. Uzmanlar ise dizilere bakıp meslek seçenleri dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Çünkü hiçbir meslek dizilerde anlatıldığı gibi değil…

1970’lerde zamanın tek kanalı TRT’de yayımlanan, sevimli avukat Petrocelli ile güzel karısının maceralarına özenerek hukuk okuyan binlerce gençten kaçı bugün avukatlıktan para kazanıyordur ve bunların kaçı Petrocelli’yi rahmetle (!) anıyordur acaba? Türkiye’de kaç avukat, Amerikan dizilerinde mahkeme sahnelerinin gazına gelip, oturduğu yerden fırlayarak savcının sözünü ‘İtiraz ediyorum hâkim bey!’ diye kestiği için fırçayı yemiştir?

Acaba kaç genç, aynı yıllarda yayımlanan Genç Doktorlar’a kapılık tıp okumuş, kaçı Alo Polis’e yahut Komiser Kolombo’ya özenip polisliği seçmiştir?

Ve bugün ne düşünüyorlar: Bizim avukatlarımız Petrocelli’ye, bizim mahkemelerimiz dizidekine benziyor mu? Bizim hastanelerimiz, bizim karakollarımız, gazetelerimiz, okullarımız o dizilerdekine benziyor mu? Tabii ki diziler belgesel değil, amaç meslekleri tanıtmak değil. Tabii ki kurgular, abartılar olacak. Ama gençlerin meslek seçiminde filmlerden, dizilerden etkilenmemeleri de mümkün değil. Geriye dönüp araştıramayacağımıza göre, biz de bugün yayımda olan dizilerle ilgili, o mesleklerin mensuplarına sorduk: O dizideki meslek, sizin mesleğinizi yansıtıyor mu?

AKASYA DURAĞI
Haklarımız dizilerde anlatılsın istiyoruz
Akasya Durağı adlı dizide bir taksi durağında yaşanan olaylar anlatılıyor.
Hüseyin Kaymaz 20 yıldır taksicilik yapıyor. Çiçek Taksi ve Akasya Durağı dizilerini izleyen Kaymaz, bu programlarda biraz daha romantik bir hayat anlatıldığını düşünüyor: “Fazla abartı yok. Takside geçen olayları yansıtıyorlar. Mesela gasp olayları, müşterilerle tartışma konuları… Bunu yansıtıyorlar. Fakat daha magazinsel bir biçimde. Dizide taksiciler sürekli karakola gidiyor mesela. İzlenmesi için yapılan şeyler bunlar tabii. Bir taksi durağında o kadar olay olmaz. Her hafta başlarına yeni bir iş geliyor. Genel olarak bakıldığında çok da fark yok. Kazalar, kavgalar, hırsızlar, tinerciler, her türlü insanı taşıyoruz. Onlar da bu karakterlerden bölüm oluşturuyorlar” Bazı olaylarda sopalı bir şekilde kavgaya girildiğini belirten Kaymaz, bunun abartı olduğunu düşünüyor: “Taksiciler genelde o anda birbirleriyle pek haberleşmezler. Bir kavga olduğunda anons edilir, yakındaki arkadaşlar gider sadece. Bütün durak paldır küldür gidiyor bu dizilerde. Kavgalar oluyor tabii yer yüzünden. Barlar, sokaklar paylaşılmış, gidip oradan müşteri alamazsınız.” Dizide taksicilerin sorun yaşadıkları zaman yardımlaştıklarını belirten Kaymaz: “Minibüs yolcu alıyor ama taksi gelince ceza yazılıyor. Bu gibi sorunları da, taksicilerin haklarıyla ilgili olayları da dizide görmek istiyoruz.”

ÖĞRETMEN KEMAL
Dizide bir devlet okulundan özel okula geçen edebiyat öğretmeninin yaşadıkları, öğrenciler ve öğretmenlerle olan ilişkileri anlatılıyor.
N.U. 20 yıllık Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Öğrenci-öğretmen ilişkisinin dizide yer yer doğru yansıtıldığını söyleyen N.U.: “Bazı bölümlerde öğretmenler öğrencilere fazla taviz verdikleri için ‘Bu kadarı da fazla’ dedirtiyor insana.” Öğretmen Kemal benzeri öğretmenler olduğunu belirten N.U, bu kişilerin bu meslek için doğanlardan olduğunu ancak giderek azaldıklarını söylüyor: “Öğretmenlerin, öğrencilerin hayatının baş köşesindeler ve önemli bir yer alıyorlar. Özel okullarda öğrenciler anne ve babalarından daha fazla zamanı öğretmenleriyle geçiriyorlar. Bir de bu süreye kurs, özel ders gibi süreçleri de eklersek öğretmenlerin önemi daha da artıyor. Dizide ise bu ağırlığın yeterince hissettirilmediğini düşünüyorum.” Dizide öğretmenlerin okul yönetimiyle olan ilişkilerinin de yansıtıldığını belirten N.U: “Daha aiyi yansıtılabilirdi; ancak öğretmenlerin okul yönetimiyle ilişkileri (özellikle devlet okulundan özel okula geçmişlerse) kendilerini kabul ettirmek hatta beğendirmek yönünde. Ayrıca öğretmenler, dizideki öğretmen karakterini kimi zaman gerçekçi, doğru davranan; kimi zaman da abartılmış bir karakter olduğunu düşünüyorlar.”

Rehber öğretmen Ebru Özel ise son dönemde ekranlarda öğretmen-öğrenci ve okul temalı film ve dizilerin arttığına dikkat çekiyor: “Bu nedenle yapılacak veya yapılan dizi ve fimlerde, hitap edilen topluluğun yaş dönemi özellikleri, her etkiye açık olabilecekleri gibi hususlar göz önüne alınmalıdır.”

ARKA SOKAKLAR-KANIT
Bütün ekibin amir konumunda olduğu bir birim yok
Arka Sokaklar dizisinde İstanbul Polis Teşkilatı Asayiş Şube’de görev yapan ekibin yaşadıkları anlatılıyor. Kanıt dizisinde ise işlenen suçlar, suçluların bıraktıkları deliller, uzman incelemeleri gibi konulara yer veriliyor.

Ulvi Şahin, 25 yıl polis merkezi ağırlıklı olmak üzere çeşitli birimlerde çalışmış. Dizilerde polislik mesleğinin genelde yanlış tanıtıldığını, doğru olan bölümlerin çok az olduğunu düşünüyor: “Tamamına yakını abartı. Mesleği bu dizileri izleyerek seçen gençler işe girdiklerinde hayal kırıklığına uğrarlar. Gerçekle örtüşmeyen çok yön var.” Dizide polislerin birbirleriyle olan ilişkilerin gerçek hayattaki ilişkilere benzer olduğunu belirten Şahin, amirlerle olan ilişkilerin tamamen farklı olduğunu söylüyor. Bunun dışında işlenen suçlar ve ele alınan konular ise gerçek hayattakiyle örtüşüyor. Polislerin özel hayatlarının dizilerdeki gibi olmadığını söyleyen Şahin, iş yapış şekillerinin de benzer olmadığını, dizide daha basitleştirerek verildiğini ifade ediyor. Konuların yüzde doksanı abartıdan ibaret diyen Şahin, dizilerdeki polis merkezinde olan olayların çok daha fazlasının hareketli bölgelerdeki polis merkezlerinde yaşandığını söylüyor. Şahin, dizide yer alan karakterlerin de hayattakilerle pek uyumlu olmadığını ifade ediyor: “Dizilerdeki senaryolarda gerçek polislerin görev anında yaşadıkları yansıtılmıyor. Arka Sokaklar dizisindeki gibi bütün ekibin amir konumunda olduğu bir birim yok. Ancak Kanıt dizisinde olaylar gerçeğe yakın, kriminal çalışmalar aynı sayılır.”

IT CROWD

Uzaylı muamelesi görmek doğru bir tespit
Dizi, bir şirketin bodrum katında bulunan IT (bilgi işlem) departmanında geçiyor.
Yazılım mühendisi olan Umut Çelenli, IT Crowd’un karşılaştığı ve dünyasına ait olduğunu hissettiği ilk dizi olduğunu söylüyor. Çelenli ayrıca IT Crwod’un bilişim çalışanlarının birçok gerçek yanını gösterebildiğini düşünüyor.Mesleğin derinlemesine anlatıldığını düşünmeyen Çelenli: “Örneğin bozulan bir bilgisayarın kapatılıp açılması tavsiye ediliyor veya en fazla bir e-posta probleminden bahsediliyor. Bilişim sorunları ve bilişime dair mizah çok kısıtlı bir kitleye hitap ediyor. Meslek yüzeysel kalıyor. “ Abartı öğelerin her zaman kullanılmadığını belirten Çelenli: “Başrol oyuncularından Moss’un, yangın çıktığı zaman itfayeye e-posta atması dışında abartıya rastlamadım. Yeri geliyor karakterler bir sorunu akşam yazdıkları bir program ile çözdüğünü söylüyor ki olmadık şeyler değil bunlar.” Ekibin kendi arasında yaşananların ve üst düzey yönetimle ilgili ilişkilerin gerçekle epey benzerlik gösterdiğini belirten Çelenli, bilişim departmanlarının ve çalışanlarının uzaylı muamelesi gördüğünü söylüyor. Bu anlamda da dizinin departman içi ve departmanlar arası ilişkileri güzel yansıttığını düşünüyor. “Hele yönetimin bilişim tarafında olan bitenden bir haber olması, kesinlikle doğru.” Dizideki ana karakterlerin biraz asosyal ve çekingen olduğunu belirten Çelenli, bilişim dünyasının böyle bir klişesi olduğunu doğruluyor.

OUTSOURCED
Müşteriyle flört etmeyiz
Amerika’daki bir çağrı merkezi ofisini kapatarak Hindistan’dan hizmet vermeye karar veriyor. Hindistan’daki ofisin başına da Amerikalı bir yönetici veriliyor. Bu yönetici bir yandan yerinde gözü olan Hintli Müdür Yardımcısı’yla baş etmeye çalışırken diğer yandan hem bulunduğu ülkenin kültürünü öğrenmeye hem de ekibinin daha başarılı olması için çalışıyor.

Altı buçuk yıldır çağrı merkezlerinde çalışan Utku Toprak, Outsourced dizisinde çalışan profillerinin doğru verildiğini de söylüyor. “Kadın ve erkek çalışanların sayısının eşite yakın oluşu, genç yeni mezunlardan oluşan yaklaşık 10 kişilik bir takım kurulmuş olması sektörün genel eğilimleri ile uyuşuyor. Müşteri temsilcilerinin kendilerine ait masalarda, serbest giyimli biçimde çalışıyor olmaları da aslına uygun.” Toprak, dizide çağrı merkezi çalışanlarının birbirleriyle ve üstleriyle olan ilişkileri ve sosyal yaşantının doğru yansıtıldığını düşünüyor. “Dizideki gibi müşteri temsilcilerinin müşterileri ile flört etmesi, satış tamamlamaya çalışırken onlarla aşırı samimi diyaloglar yürütmeleri gibi durumlar
gerçekçi değil.”

İş yapış şekillerinde gerçeğine uygun ele alınan bir çok öğe olduğunu belirten Toprak, çalışma alanı ve yerleşim planı, mesai saatleri, organizasyon yapısı gibi özelliklerin gerçeğe yakın olduğunu söylüyor: “Ölçülebilir satış hedefleri ile çalışma, performans karşılığı değişken gelir hak etme gibi senaryolar da, böylesi bir çağrı merkezinde kullanılanlara benzerlik gösteriyor. Serbest giyim, konforlu bir çalışma ortamı, eller serbest çalışabilmek için kulaklık/mikrofon seti kullanılmasına dikkat edilmiş. Herkesin çağrıları süresince kendi müşterisine odaklandığı, aradaki sürelerde ise birbirleriyle etkileşimde bulunduğu; arka planda duyulan hafif uğultu ile sürekli bir hareketliliği çağrıştıran bir çağrı merkezi salonu resmedilmiş. Aslına pek uygun olmayan durumlar ise hizmet kalitesinin ölçülmesi, bilgi yeterliliğinin sınanması gibi konular çağrı merkezlerinde önemli gündem maddeleri olurken, dizide bunlara yer verilmemiş.” Toprak’a göre dizide menfaatçi, içe kapanık, geveze, alımlı, ürkek, dost canlısı vb. özellikte karakterler anlatılmış. Toprak, genç, renkli ve hareketli takımların, çağrı merkezlerini iyi betimlediğini vurguluyor.

DOKTORLAR

Doktorlar acil durumlarda panik olmaz
Doktorlar dizisi, adından da anlaşılacağı gibi bir hastanede geçiyor. Dizide doktorların ve asistanların yaşadıkları anlatılıyor.
29 yaşındaki K.U, anesteziyoloji ve yoğun bakım asistanı. K.U, dizideki diyalogların gerçek hayattakilerden çok farklı olduğunu söylüyor: “Doktorlar genelde hastaların ve hasta yakınlarının sosyal hayatları ile değil hastalıkları ile ilgilenirler. Hem zaman açısından hem iş yoğunluğundan dolayı bir doktorun dizideki gibi hastaların tüm sosyal hayatları ile ilgilenecek ne zamanı ne de sabrı olmuyor.” Abartmalar da olduğunu belirten K.U: “Mesela dizideki karakterler acil durum karşısında önce kendileri panik oluyorlar, belki heyecanı izleyenlere aktarmak için haklı bir rol olabilir ama biz normalde hangi acil durumda ne yapılması gerektiğini gayet iyi bildiğimiz için çok daha soğukkanlı yaklaşıyoruz. Ayrıca dizide gerçekten zorlama bir tıbbi dil kullanılıyor, tıbbi kelimelerin çoğu sadece kitaplarda kullanılan normal hayatta doktorların kullanmadığı kelimeler.” Bir sahnede ambulansın hastane kapısına yanaştığında acil servisten 5-6 doktorun ambulansa panik halinde koştuğunu belirten K.U, acil serviste her şeyin organize olduğunu, dolayısıyla hiçbir doktorun ambulansı koşarak kapıda karşılamadığını söylüyor. K.U, Türkiye’de hasta başına düşen doktor sayısı çok az olduğu için dizideki doktorlar kadar boş zamanları olmadığını vurguluyor: “Özellikle cerrahi branşlardaki doktorların mesai saatleri içinde kafeteryada oturup çay-kahve içmeyi bırakın yemek yiyecek vakitleri bile olmuyor. ”
Bu dizileri izleyerek meslek seçmek isteyen birinin iş hayatına atıldığında hayal kırıklığı yaşayacağını belirten K.U: “Bazen 2-3 gün hastaneden çıkmadan çalıştığımız günler oluyor, bu sürede birbirimizin özel hayatıyla ilgilenmeyi bırakın bazen hangi günde olduğumuzu bile unutuyoruz.” K.U, hiçbir hastanede asistanların dizideki gibi gruplar halinde koridorlarda salına salına yürürken görülemeyeceğini de ekliyor. Dizide fazla duygusallık olduğunu belirten K.U, hastalarla olan ilişkilerine duygusallık katarlarsa mesleği yapmanın zorlaşacağını söylüyor: “Doktorların gerçekten bu şartlar altında çalıştığını düşünen insanların acil servislerde dizide izledikleri manzarayı bulamayınca pek çok meslektaşıma sözlü ve bedensel saldırılarda bulunduklarını görüyoruz, doktorların hayatını konu alan bir dizi yaparken biraz da yaşadığımız gerçek zorluklar konu edilirse daha gerçekçi olabilir diye düşünüyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND