Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dizilere bakıp meslek seçme!

“Büyüdüğünde ne olacaksın?” sorusunun cevabı eskiden yakın çevrede aranırdı. Öğretmenine hayran olanlar öğretmen, polisten etkilenenler polis olmak isterdi… Ama artık bu kritik sorunun cevabı dizilere bakarak veriliyor. Uzmanlar ise dizilere bakıp meslek seçenleri dikkatli olmaları konusunda uyarıyor. Çünkü hiçbir meslek dizilerde anlatıldığı gibi değil…

1970’lerde zamanın tek kanalı TRT’de yayımlanan, sevimli avukat Petrocelli ile güzel karısının maceralarına özenerek hukuk okuyan binlerce gençten kaçı bugün avukatlıktan para kazanıyordur ve bunların kaçı Petrocelli’yi rahmetle (!) anıyordur acaba? Türkiye’de kaç avukat, Amerikan dizilerinde mahkeme sahnelerinin gazına gelip, oturduğu yerden fırlayarak savcının sözünü ‘İtiraz ediyorum hâkim bey!’ diye kestiği için fırçayı yemiştir?

Acaba kaç genç, aynı yıllarda yayımlanan Genç Doktorlar’a kapılık tıp okumuş, kaçı Alo Polis’e yahut Komiser Kolombo’ya özenip polisliği seçmiştir?

Ve bugün ne düşünüyorlar: Bizim avukatlarımız Petrocelli’ye, bizim mahkemelerimiz dizidekine benziyor mu? Bizim hastanelerimiz, bizim karakollarımız, gazetelerimiz, okullarımız o dizilerdekine benziyor mu? Tabii ki diziler belgesel değil, amaç meslekleri tanıtmak değil. Tabii ki kurgular, abartılar olacak. Ama gençlerin meslek seçiminde filmlerden, dizilerden etkilenmemeleri de mümkün değil. Geriye dönüp araştıramayacağımıza göre, biz de bugün yayımda olan dizilerle ilgili, o mesleklerin mensuplarına sorduk: O dizideki meslek, sizin mesleğinizi yansıtıyor mu?

AKASYA DURAĞI
Haklarımız dizilerde anlatılsın istiyoruz
Akasya Durağı adlı dizide bir taksi durağında yaşanan olaylar anlatılıyor.
Hüseyin Kaymaz 20 yıldır taksicilik yapıyor. Çiçek Taksi ve Akasya Durağı dizilerini izleyen Kaymaz, bu programlarda biraz daha romantik bir hayat anlatıldığını düşünüyor: “Fazla abartı yok. Takside geçen olayları yansıtıyorlar. Mesela gasp olayları, müşterilerle tartışma konuları… Bunu yansıtıyorlar. Fakat daha magazinsel bir biçimde. Dizide taksiciler sürekli karakola gidiyor mesela. İzlenmesi için yapılan şeyler bunlar tabii. Bir taksi durağında o kadar olay olmaz. Her hafta başlarına yeni bir iş geliyor. Genel olarak bakıldığında çok da fark yok. Kazalar, kavgalar, hırsızlar, tinerciler, her türlü insanı taşıyoruz. Onlar da bu karakterlerden bölüm oluşturuyorlar” Bazı olaylarda sopalı bir şekilde kavgaya girildiğini belirten Kaymaz, bunun abartı olduğunu düşünüyor: “Taksiciler genelde o anda birbirleriyle pek haberleşmezler. Bir kavga olduğunda anons edilir, yakındaki arkadaşlar gider sadece. Bütün durak paldır küldür gidiyor bu dizilerde. Kavgalar oluyor tabii yer yüzünden. Barlar, sokaklar paylaşılmış, gidip oradan müşteri alamazsınız.” Dizide taksicilerin sorun yaşadıkları zaman yardımlaştıklarını belirten Kaymaz: “Minibüs yolcu alıyor ama taksi gelince ceza yazılıyor. Bu gibi sorunları da, taksicilerin haklarıyla ilgili olayları da dizide görmek istiyoruz.”

ÖĞRETMEN KEMAL
Dizide bir devlet okulundan özel okula geçen edebiyat öğretmeninin yaşadıkları, öğrenciler ve öğretmenlerle olan ilişkileri anlatılıyor.
N.U. 20 yıllık Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Öğrenci-öğretmen ilişkisinin dizide yer yer doğru yansıtıldığını söyleyen N.U.: “Bazı bölümlerde öğretmenler öğrencilere fazla taviz verdikleri için ‘Bu kadarı da fazla’ dedirtiyor insana.” Öğretmen Kemal benzeri öğretmenler olduğunu belirten N.U, bu kişilerin bu meslek için doğanlardan olduğunu ancak giderek azaldıklarını söylüyor: “Öğretmenlerin, öğrencilerin hayatının baş köşesindeler ve önemli bir yer alıyorlar. Özel okullarda öğrenciler anne ve babalarından daha fazla zamanı öğretmenleriyle geçiriyorlar. Bir de bu süreye kurs, özel ders gibi süreçleri de eklersek öğretmenlerin önemi daha da artıyor. Dizide ise bu ağırlığın yeterince hissettirilmediğini düşünüyorum.” Dizide öğretmenlerin okul yönetimiyle olan ilişkilerinin de yansıtıldığını belirten N.U: “Daha aiyi yansıtılabilirdi; ancak öğretmenlerin okul yönetimiyle ilişkileri (özellikle devlet okulundan özel okula geçmişlerse) kendilerini kabul ettirmek hatta beğendirmek yönünde. Ayrıca öğretmenler, dizideki öğretmen karakterini kimi zaman gerçekçi, doğru davranan; kimi zaman da abartılmış bir karakter olduğunu düşünüyorlar.”

Rehber öğretmen Ebru Özel ise son dönemde ekranlarda öğretmen-öğrenci ve okul temalı film ve dizilerin arttığına dikkat çekiyor: “Bu nedenle yapılacak veya yapılan dizi ve fimlerde, hitap edilen topluluğun yaş dönemi özellikleri, her etkiye açık olabilecekleri gibi hususlar göz önüne alınmalıdır.”

ARKA SOKAKLAR-KANIT
Bütün ekibin amir konumunda olduğu bir birim yok
Arka Sokaklar dizisinde İstanbul Polis Teşkilatı Asayiş Şube’de görev yapan ekibin yaşadıkları anlatılıyor. Kanıt dizisinde ise işlenen suçlar, suçluların bıraktıkları deliller, uzman incelemeleri gibi konulara yer veriliyor.

Ulvi Şahin, 25 yıl polis merkezi ağırlıklı olmak üzere çeşitli birimlerde çalışmış. Dizilerde polislik mesleğinin genelde yanlış tanıtıldığını, doğru olan bölümlerin çok az olduğunu düşünüyor: “Tamamına yakını abartı. Mesleği bu dizileri izleyerek seçen gençler işe girdiklerinde hayal kırıklığına uğrarlar. Gerçekle örtüşmeyen çok yön var.” Dizide polislerin birbirleriyle olan ilişkilerin gerçek hayattaki ilişkilere benzer olduğunu belirten Şahin, amirlerle olan ilişkilerin tamamen farklı olduğunu söylüyor. Bunun dışında işlenen suçlar ve ele alınan konular ise gerçek hayattakiyle örtüşüyor. Polislerin özel hayatlarının dizilerdeki gibi olmadığını söyleyen Şahin, iş yapış şekillerinin de benzer olmadığını, dizide daha basitleştirerek verildiğini ifade ediyor. Konuların yüzde doksanı abartıdan ibaret diyen Şahin, dizilerdeki polis merkezinde olan olayların çok daha fazlasının hareketli bölgelerdeki polis merkezlerinde yaşandığını söylüyor. Şahin, dizide yer alan karakterlerin de hayattakilerle pek uyumlu olmadığını ifade ediyor: “Dizilerdeki senaryolarda gerçek polislerin görev anında yaşadıkları yansıtılmıyor. Arka Sokaklar dizisindeki gibi bütün ekibin amir konumunda olduğu bir birim yok. Ancak Kanıt dizisinde olaylar gerçeğe yakın, kriminal çalışmalar aynı sayılır.”

IT CROWD

Uzaylı muamelesi görmek doğru bir tespit
Dizi, bir şirketin bodrum katında bulunan IT (bilgi işlem) departmanında geçiyor.
Yazılım mühendisi olan Umut Çelenli, IT Crowd’un karşılaştığı ve dünyasına ait olduğunu hissettiği ilk dizi olduğunu söylüyor. Çelenli ayrıca IT Crwod’un bilişim çalışanlarının birçok gerçek yanını gösterebildiğini düşünüyor.Mesleğin derinlemesine anlatıldığını düşünmeyen Çelenli: “Örneğin bozulan bir bilgisayarın kapatılıp açılması tavsiye ediliyor veya en fazla bir e-posta probleminden bahsediliyor. Bilişim sorunları ve bilişime dair mizah çok kısıtlı bir kitleye hitap ediyor. Meslek yüzeysel kalıyor. “ Abartı öğelerin her zaman kullanılmadığını belirten Çelenli: “Başrol oyuncularından Moss’un, yangın çıktığı zaman itfayeye e-posta atması dışında abartıya rastlamadım. Yeri geliyor karakterler bir sorunu akşam yazdıkları bir program ile çözdüğünü söylüyor ki olmadık şeyler değil bunlar.” Ekibin kendi arasında yaşananların ve üst düzey yönetimle ilgili ilişkilerin gerçekle epey benzerlik gösterdiğini belirten Çelenli, bilişim departmanlarının ve çalışanlarının uzaylı muamelesi gördüğünü söylüyor. Bu anlamda da dizinin departman içi ve departmanlar arası ilişkileri güzel yansıttığını düşünüyor. “Hele yönetimin bilişim tarafında olan bitenden bir haber olması, kesinlikle doğru.” Dizideki ana karakterlerin biraz asosyal ve çekingen olduğunu belirten Çelenli, bilişim dünyasının böyle bir klişesi olduğunu doğruluyor.

OUTSOURCED
Müşteriyle flört etmeyiz
Amerika’daki bir çağrı merkezi ofisini kapatarak Hindistan’dan hizmet vermeye karar veriyor. Hindistan’daki ofisin başına da Amerikalı bir yönetici veriliyor. Bu yönetici bir yandan yerinde gözü olan Hintli Müdür Yardımcısı’yla baş etmeye çalışırken diğer yandan hem bulunduğu ülkenin kültürünü öğrenmeye hem de ekibinin daha başarılı olması için çalışıyor.

Altı buçuk yıldır çağrı merkezlerinde çalışan Utku Toprak, Outsourced dizisinde çalışan profillerinin doğru verildiğini de söylüyor. “Kadın ve erkek çalışanların sayısının eşite yakın oluşu, genç yeni mezunlardan oluşan yaklaşık 10 kişilik bir takım kurulmuş olması sektörün genel eğilimleri ile uyuşuyor. Müşteri temsilcilerinin kendilerine ait masalarda, serbest giyimli biçimde çalışıyor olmaları da aslına uygun.” Toprak, dizide çağrı merkezi çalışanlarının birbirleriyle ve üstleriyle olan ilişkileri ve sosyal yaşantının doğru yansıtıldığını düşünüyor. “Dizideki gibi müşteri temsilcilerinin müşterileri ile flört etmesi, satış tamamlamaya çalışırken onlarla aşırı samimi diyaloglar yürütmeleri gibi durumlar
gerçekçi değil.”

İş yapış şekillerinde gerçeğine uygun ele alınan bir çok öğe olduğunu belirten Toprak, çalışma alanı ve yerleşim planı, mesai saatleri, organizasyon yapısı gibi özelliklerin gerçeğe yakın olduğunu söylüyor: “Ölçülebilir satış hedefleri ile çalışma, performans karşılığı değişken gelir hak etme gibi senaryolar da, böylesi bir çağrı merkezinde kullanılanlara benzerlik gösteriyor. Serbest giyim, konforlu bir çalışma ortamı, eller serbest çalışabilmek için kulaklık/mikrofon seti kullanılmasına dikkat edilmiş. Herkesin çağrıları süresince kendi müşterisine odaklandığı, aradaki sürelerde ise birbirleriyle etkileşimde bulunduğu; arka planda duyulan hafif uğultu ile sürekli bir hareketliliği çağrıştıran bir çağrı merkezi salonu resmedilmiş. Aslına pek uygun olmayan durumlar ise hizmet kalitesinin ölçülmesi, bilgi yeterliliğinin sınanması gibi konular çağrı merkezlerinde önemli gündem maddeleri olurken, dizide bunlara yer verilmemiş.” Toprak’a göre dizide menfaatçi, içe kapanık, geveze, alımlı, ürkek, dost canlısı vb. özellikte karakterler anlatılmış. Toprak, genç, renkli ve hareketli takımların, çağrı merkezlerini iyi betimlediğini vurguluyor.

DOKTORLAR

Doktorlar acil durumlarda panik olmaz
Doktorlar dizisi, adından da anlaşılacağı gibi bir hastanede geçiyor. Dizide doktorların ve asistanların yaşadıkları anlatılıyor.
29 yaşındaki K.U, anesteziyoloji ve yoğun bakım asistanı. K.U, dizideki diyalogların gerçek hayattakilerden çok farklı olduğunu söylüyor: “Doktorlar genelde hastaların ve hasta yakınlarının sosyal hayatları ile değil hastalıkları ile ilgilenirler. Hem zaman açısından hem iş yoğunluğundan dolayı bir doktorun dizideki gibi hastaların tüm sosyal hayatları ile ilgilenecek ne zamanı ne de sabrı olmuyor.” Abartmalar da olduğunu belirten K.U: “Mesela dizideki karakterler acil durum karşısında önce kendileri panik oluyorlar, belki heyecanı izleyenlere aktarmak için haklı bir rol olabilir ama biz normalde hangi acil durumda ne yapılması gerektiğini gayet iyi bildiğimiz için çok daha soğukkanlı yaklaşıyoruz. Ayrıca dizide gerçekten zorlama bir tıbbi dil kullanılıyor, tıbbi kelimelerin çoğu sadece kitaplarda kullanılan normal hayatta doktorların kullanmadığı kelimeler.” Bir sahnede ambulansın hastane kapısına yanaştığında acil servisten 5-6 doktorun ambulansa panik halinde koştuğunu belirten K.U, acil serviste her şeyin organize olduğunu, dolayısıyla hiçbir doktorun ambulansı koşarak kapıda karşılamadığını söylüyor. K.U, Türkiye’de hasta başına düşen doktor sayısı çok az olduğu için dizideki doktorlar kadar boş zamanları olmadığını vurguluyor: “Özellikle cerrahi branşlardaki doktorların mesai saatleri içinde kafeteryada oturup çay-kahve içmeyi bırakın yemek yiyecek vakitleri bile olmuyor. ”
Bu dizileri izleyerek meslek seçmek isteyen birinin iş hayatına atıldığında hayal kırıklığı yaşayacağını belirten K.U: “Bazen 2-3 gün hastaneden çıkmadan çalıştığımız günler oluyor, bu sürede birbirimizin özel hayatıyla ilgilenmeyi bırakın bazen hangi günde olduğumuzu bile unutuyoruz.” K.U, hiçbir hastanede asistanların dizideki gibi gruplar halinde koridorlarda salına salına yürürken görülemeyeceğini de ekliyor. Dizide fazla duygusallık olduğunu belirten K.U, hastalarla olan ilişkilerine duygusallık katarlarsa mesleği yapmanın zorlaşacağını söylüyor: “Doktorların gerçekten bu şartlar altında çalıştığını düşünen insanların acil servislerde dizide izledikleri manzarayı bulamayınca pek çok meslektaşıma sözlü ve bedensel saldırılarda bulunduklarını görüyoruz, doktorların hayatını konu alan bir dizi yaparken biraz da yaşadığımız gerçek zorluklar konu edilirse daha gerçekçi olabilir diye düşünüyorum.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND