Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Dikkat oynadığı oyunlar mesleğinin habercisi !

Çocukların hangi dili konuştuğunu merak ediyorsanız söyleyelim; çocuklar oyun dilini konuşur ve onları tanımak için bu dili iyi bilmek gerekir. İşte o dili bilen ve çocukların yeteneklerinden zekalarına hatta genetik miraslarına kadar profilini ortaya çıkaran Danışman Psikolog Ayşen Özagar ile ilginizi çekeceğini düşündüğümüz bir sohbet.

Zeka ve meslek seçimi üzerine çalışmaya nasıl karar verdiniz?

Daha çok aile terapisi üzerine, ayrıca EMDR dediğimiz bir travma terapisi üzerine çalıştım. Birlikte çalıştığımız Ethem Kocabaş ise Türkiye’de doğumdan 7 yaşa kadarki dönemde zekanın merak alanlarının, zihinsel süreçlerin gelişimini araştırıyor. Bizim esas hareket noktamız bu oldu.

Zeka ile yetenek alanları ve meslek seçimi arasındaki bağı açabilir misiniz?

Türkiye’de kimse yetenekli olduğu ya da gerçekten kapasitesi olduğu alanda çalışmıyor. İnsanın yetenekli olduğu, meraklı olduğu işi yapması, mutlu bireylerin yetişmesi için çok önemli. Çocukların 0-7 yaş arası sahip oldukları potansiyel zekaya (genetik zeka) bağlı olarak merak alanlarının gelişmesi söz konusu. Yani, karakteristik özelliklerinin gelişimi söz konusu. Bunu da ailelerini ve çevrelerindeki en yakın kişileri modelleyerek yapıyorlar. Dolayısıyla biz aile ve çocuğu gözleyip belli analizler yaparak, çocuğun anne-babasında ne olduğunu ve çocuğun neyi modellediğini ortaya çıkarabiliyoruz. Bunun bir önceki etabı da çocukların 0-2 yaş arası zekasal oluşumlarının incelenmesi. O dönemlerde de onlara birtakım oyuncaklar sunun, diyoruz. Çünkü her oyuncak farklı bir zeka yapısına hizmet eder. Örneğin top, bedensel zekaya hizmet eder; legolar daha farklı bir zekaya hizmet ederler; müzik aletleri küçük farklı zekalara hizmet ederler.

ÇOCUKTA VAR OLANI GELİŞTİRİYORUZ

Peki, bu önerilerinizi yanlış değerlendiren anne- babalar var mı?

Evet, bu bazen yanlış anlaşılıyor. “Belli bir oyuncağı empoze edersek, acaba o zekası gelişir mi?” Böyle bir şey mümkün değil. Çocukta ne varsa, çocuk onun üzerine bir şeyler koyuyor.

Zaten çocuk oyuncağını kendi seçiyor…

Evet, kendi seçiyor. Zaten doğru olan da bizim empoze etmemiz değil, seçenek sunmamız… Çocuk hangisinden keyif alıyorsa onu seçiyor. Keyif aldığı demek, yapabildiği ve başarabildiği demek.

7 yaştan sonrası çok mu geç?

Hayır değil! 7 yaşa kadar belli bir oluşum zaten gerçekleşiyor. Ülkemizde çocukların çok erken yaşta mesleki kararlar vermeleri gerekiyor. Üniversite sınavına girdikleri dönem bile mesleki karar vermek için çok erken. Bizim yaptığımız analizlerle, insan odaklı mı, yer odaklı mı, dışa dönük insanlar mı, sezgisel mi yoksa mantıksal mı düşünüyorlar, bunları bilinçaltına yönelttiğimiz birtakım sorularla ortaya çıkarıp önündeki seçenekleri sunuyoruz.

AMAÇ SÜPER BEBEK DEĞİL!

Ya, ’Nörobaby Gelişim Programı’ nasıl bir çalışma ve ne gibi faydaları var?

Bebek daha anne karnındayken iletişime başlıyor, algıları gelişiyor. Doğumdan 2 yaşına kadarki dönem, beynimizde nöronların ’snaps bağlantıları’ dediğimiz bağlantıların oluşması için çok önemli. Dolayısıyla bu dönemi boş geçirmemek lazım. Özellikle doğumdan sonra bebeğe 5 duyusunu kapsayan uyaranları sağlamak lazım.

Oyun grubu gibi mi?

Evet, ama “Bırakalım çocuk bir şeyler yapsın, biz gözlemleyelim!” değil. Çocuğa bu duyularını harekete geçirecek bir takım şeyler sunmak gerek. Bunun için oyuncaklara bile gerek yok. Kendi oluşturabileceğimiz malzemelerle ve belli alanları çalıştıran oyunlarla, egzersizlerle çocukla vakit geçirmek gerekiyor. Ailelere gösterdiğimiz egzersizleri onlar bir ay boyunca evde 5 ila 10 dakika bebekle çalışıyorlar. Ama bu egzersizlerle ’süper bebekler’ amaçlanmıyor. Sadece çocuğun normal gelişimini destekliyoruz, yani var olan potansiyelini ortaya çıkarıyoruz.

5 duyuyu kapsayan bu çalışmalar bebekten bebeğe değişiyor mu?

Bunlar tamamen fiziksel gelişimle ilgili egzersizler. Her bebek, bu dönemi aynı geçirir. Mesela 5 aylık bir çocuk ilk kez elinin farkına varıyor. Elini kapatıp açmanın, bir şeyi tutmanın, bir şeyi avuçlamanın farkına varıyor. 5 aylık bebekle çalışırken buna yönelik egzersizler yapıyoruz. Bunu 5 aylıkken gerçekleştiğinde bir üst kademeye daha rahat geçiyor. Ama kendi haline de bıraksanız aslında bebekler belli aşamaları normal olarak geçiriyorlar; eğer çocukta fiziksel, patolojik bir sorun yoksa… Kimi bebekler göz hareketlerine yatkın oluyor, bazı bebekler fiziksel hareketlerde ileri gidiyorlar. Bunu gözlemleyip aileye haber vermek ileride o çocuğun hangi alanlarda daha başarılı olabileceği konusunda ipucu veriyor.

Çocuğun yeteneklerinde genetik miras ne kadar etkili?

Her insan yaklaşık 10 jenerasyonluk bir genetik mirası taşır. Bu nedenle bizim sahip olduğumuz her şey birebir anne-babamıza bakarak ölçebileceğimiz şeyler değil. Yani genetik bir miras var. Bunun dışında artık kabul ediliyor ki, tek bir zeka yok, müzik zekası, matematik zeka, boyutsal zeka… Bizim genetik olarak sahip olduğumuz bu zeka modelleri var. Örneğin, evde koleksiyon yapan biri varsa, evde boyama ya da biblolara çok ilgili biri varsa, çocuk bu edinimleri bir şekilde sağlıyor. Eğer kendi zeka potansiyeli ile bu modellemeler uyuşuyorsa, o çocuk o alanda çok ciddi bir şekilde ilerliyor. Uyuşmaması da, zaman boşa harcanıyor ya da bunlar zararlı demek değil. Çocuk bu zenginliği alıyor. Önemli olan bu çocuğa ne kadar çok şey sunup o eşleşmeyi yakalamak.

ERGENLE DEĞİL, ANNE-BABAYLA ÇALIŞIYORUZ

Bir yandan çocukları doğru mesleklere yönlendirmeye çalışırken, öte yandan ergeni ve aileyi ortak bir noktada buluşturmak zor olmuyor mu?

Ergenlik zaten başlı başına bir dönem. Ergenlikle ilgili bizim iki tarz çalışmamız var. Biri, anne-baba danışmanlığı dediğimiz konunun altında ergenlerle çatışmaların çözümüne yönelik bir danışmanlık veriyoruz. Burada ergenle değil, ergenin anne-babası ile çalışıyoruz. İkinci kısım ise; meslek seçimi aşaması. Öncelikle analizimizle çocuğun merak alanı profilini çıkarmış oluyoruz. Anne-baba da burada olursa çok daha iyi oluyor, onları da analiz edersek diyoruz ki, “Şunları şunları babadan modellemişsiniz, bunları da anneden.” Elimize bu bilgiler geldikten sonra kimseye spesifik olarak bir meslek adı vermiyoruz, grup olarak bilgi veriyoruz. Örneğin; siz insan odaklı bir insansınız, bilgi sizin için çok önemli, başkalarının ne söylediğinden çok kendi bildiğinizi yapıyorsunuz, inisiyatif kullanabiliyorsunuz, sezgisel bir insansınız yani; sadece mantık yürütmüyorsunuz, bazen sezgilerinize de önem veriyorsunuz, muhakeme yapabiliyorsunuz gibi… Buradan diyoruz ki, “Siz doktor olabilirsiniz.” Çünkü doktor insanlarla ilişkilidir, doktor için bilgi çok önemlidir, sezgisel olmak önemlidir, bütün bunlar bu mesleğe uyabiliyor. Ama cerrah olmaksa; “Bir dakika!” diyoruz. Çünkü sizin nesneyle çok alakanız yok. Bir şeyleri tutmak, dokunmak bunlarla ilgili. Cerrahlık farklı bir el becerisi gerektirir gibi…

Çok kritik bir konu…

Kesinlikle, mesela bir çocuk geldi ve “Benim okulda yapılan testte mücevher tasarımcısı olacağım çıktı” dedi. Böyle bir şey yok ama diyebilirsiniz ki; “Senin nesnelerle ilişkin kuvvetli dolayısıyla sen birtakım materyal tasarımları yapabilirsin. Ama bunun yanında şunları şunları da yapabilirsin. Yani gruplara ayırıp grupsal seçenekler vermek lazım.

Tek seçenek sunmak da sağlıklı değil o halde?

Evet. Tek bir seçeneğe indirmek itici olabilir. Belki mücevher tasarımı onun için hiç çekici değil. Ama nesneyle yapılacak başka bir meslek, belki arkeoloji çok önemli.

Meslek seçiminde pazarlık

Aileler ’proje çocuk’ yetiştirip birçok aktivitenin içine sokuyorlar. Ama 3-4 sene sonra çocuk bu alanlardan birini meslek olarak seçmeye kalktığında buna karşı çıkıyorlar. Bununla ilgili sorunlarla karşılaşıyor musunuz?

Öncelikle kendi analizlerimizde ortaya çıkan profili sunduğumuzda bunu kabul eden aileler var, etmeyenler var. Üniversite seçimleri sırasında, “Çocuğum mühendisliği seçsin. Ona göre bir analiz yapın” diye önceden pazarlık etmeye kalkan aileler var. Ama çıkan profilde biz diyoruz ki, “Bu çocuk mühendisliğe bizce pek uygun değil.” Zaten çocuk kendisi de istemiyor. Bizim yapabildiğimiz, aileyi çocuğun yatkın olduğu konular hakkında bilgilendirmek. Ama aile, bu çalışmaları ne şekilde davranışlarına yansıtır, bilinmez. Bilgiyi verdiğimizde çoğu aile; “Demek ki biz bu konuda yanılmışız” diyor. Ama eskisi kadar “Doktor, mühendis olacaksın. Başka bir şey olamazsın” mantığı da kalmadı. Bugün Türkiye’deki doktor ve mühendislerin durumu, 20 sene önceki gibi değil. Aileler de bunun farkında.

Ama şimdi de farklı meslekler gündemde. Genetik mühendisi olacaksın ya da bilgisayar programcısı olacaksın deniliyor mu çocuklara?

Meslek adları değişti ama bir de ciddi bir çeşitlenme var. Bugün dünya şu noktaya gidiyor; çok basit bir şeyi iyi yapan başarılı oluyor. Önemli olan gerçekten sevdiğiniz ve mutlu olduğunuz bir işle uğraşın ve onu iyi yapmaya çalışın.

Çocuklarınız bir proje olmasın

Çok seçenek sunmak çocuğun kafasını karıştırır mı?

Anne-babalar çocuklarını alıp proje gibi, pazartesi bale, salı şu, çarşamba bu gibi planlar yapıyorlar. Bu değil! Amaç, “Benim çocuğum neye yetenekliyse ben onu keşfedeyim” olabilir. Ancak çocuğun kafasını karıştırmak da doğru değil. Bazı şeyleri belli sürelere yayarak çocuğa sunmak, konuya konsantre olmasını sağlamak çok daha önemli. Örneğin; oyuncak sunarak evet, ama 100 oyuncak değil. Hem baleye hem de jimnastiğe göndereyim, diyorsanız aynı alanı desteklemiş oluyorsunuz. Bunlardan birini seçip bir süre gitmeniz lazım. Çok kafa karıştırmadan aktivite ve fırsatlar sunalım ama bunu çocuk sokakta ya da bahçede oynayarak da yapabilir. Zaten çocuklar okulda çok yıpranıyorlar, kalan vakitlerini de bu şekilde doldurarak robot gibi yaşatıyoruz. İleride hiçbir şey yapmak istemeyen çocuklar çıkıyor karşımıza.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND