Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“dijital aktivizm” bizi de etkiler mi?

Komşu coğrafyalarımızda yaşanan dijital aktivizm eylemleri hızla yayılıyor. Ancak Türkiye henüz bu dalganın etkisi altına girmedi. Bunun nedeni gençlerin ülke sorunlarına duyarsız olması değil. Çok daha farklı…

Bilgi Üniversitesi hocalarından Dr. Özgür Uçkan, internet teknolojilerinin aktivistlerin iletişim biçimlerini değiştirdiğini söylüyor. Ona göre Türkiye’de ‘dijital aktivizm’i gerektirecek bir sürü olay var. Ancak gençlik, interneti daha çok eğlence odaklı kullanıyor. Politika işin içine girmiyor.

SON günlerde kaynayan Ortadoğu, Türkiye’de de benzer bir hareket ortaya çıkarabilir mi sorusunu akıllara getirdi. Özellikle genç ve internet temelli bu hareket, Türkiye’deki gençlik hareketlerini nasıl etkiler? İnternet ve sosyal medya kullanımı, toplumdaki hangi gelişmelere gebe? Bu soruları Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi bölümünde ağ ekonomisiyle ilgili dersler veren, ekonomist, felsefeci, ileri teknoloji iktisadı, ağ ve network ekonomisi mastır ve doktorası yapan Dr. Özgür Uçkan ile konuştuk. İnternette uygulanan sansüre karşı oluşturulan platformun sözcülerinden, çeşitli sendikalara ve Türkiye İhracatçılar Meclisi gibi kamu kurumlarına danışmanlık da yapan Dr. Uçkan, şu an Türkiye’deki gençliğin interneti sadece karşı cinsten arkadaşıyla haberleşmek ve eğlenmek amacıyla kullandığını, dolayısıyla bugün gençliğin “internetin seyirci metası” haline geldiğini vurguluyor. Ancak eğer gençlik olaylara daha politik yaklaşabilirse Türkiye’de dijital aktivizim patlayabilir. Öte yandan Dr. Uçkan’a göre, bugün özellikle (Nijerya’da Prizer gibi) Afrika’da çocuklar üzerinde deney yaptıkları iddia edilen şirketlerin teşhir edilmesinde önemli paya sahip olan “yurttaş medya”sı benzeri yapılar Türkiye’de de çoğalacak. Yumurtacı gençler ve sendikalar, bu amaçla yol almaya başladılar bile…

Dr. Özgür Uçkan ile WikiLeaks ve sosyal medyanın gençlik üzerindeki etkisini, Mısır ve Tunus örnekleriyle birlikte masaya yatırdık. Mısır’ın interneti kapattığı günlerde, ortaya şöyle bir söyleşi çıktı:

Yeni gelişen medya, insanların, şirketlerin ve grupların iletişim sistemleri gibi aktivist grupların da iletişim biçimlerini değiştirdi. Buna “dijital aktivitizm” deniyor. Siz, “Ortadoğu’da dijital aktivizm sokakla buluştu. Çünkü bu, dijital olmayan hedeflere yönelirse, hibrit anlar, sokakta buluştuğu anlar olur” diyorsunuz. Bu anlar, o anlar mı?..

– Kesinlikle öyle. Tunus bunun en güzel örneği. Tunus’taki isyan, tamamen gençlik isyanı olarak doğdu. Ülkedeki dijital aktivizmin köklü bir geçmişi var. Ayrıca ülkede internet sansürü de çok katı. Dijital aktivizmde sosyal ağları kullanmanın çeşitli nedenleri ve yolları vardır. Bunların ilki aralarında iletişimi sağlamaktır. Çünkü çok kolay dinlenemez. Tunus’ta sosyal network üzerinden haberleştiler. Mesela WikiLeaks Tunus’la ilgili çok önemli belgeler yayınlandığında anında Arapça’ya çevrilip, bilgiler taranmış sayfalar haline getirilip “kuşlama” tabir edilen yöntemle yüksek binaların üzerinden atılıyordu. Böylece Facebook’la dağıtılan bilgi, okuma-yazma bilen herkesin okuyabileceği bir şekil alıyordu. Yani dijital aktivitizm, Tunus’ta sokakla bütünleştiği bir anı yaşıyor. Kimileri buna 2011’in başlangıcından bu yana tıpkı Prag Baharı’na benzeterek Arap Baharı diyor. Öte yandan bir domino etkisi de görünüyor. Bunların her birinde internet sosyal ağlar, çok yoğun kullanıldı. Bu anlamda dünya tarihinde çok ilginç bir dönemden geçiyoruz. Benzerini 1968’de görmüştük. Aynı zamanda bu durum, bir sürü dönüşümün de işareti.

Peki bu durum, Türkiye’deki gençlere örnek olabilir mi? Türkiye’deki dijital aktivitizm ne alemde?

– Bizdeki durum oralarla karşılaştırılamaz. Örneğin dijital aktivizm Mısır’da çok güçlü.

Güçlü olması, orada daha çok baskı olmasından mı?

– Evet öyle. Daha kapalılar ve insanlar politika yapıyor. Bu durum aslında biraz da baskıcı politikalara ders olsun. İnsanları ne kadar sıkarsanız o kadar hızlı patlarlar. Fizik yasası gibi, suyun kaynama derecesi gibi. İşte su kaynadı. Şimdi Mısır’da su kaynıyor. Ama su, Türkiye’de bir türlü kaynamıyor. Tabii Türkiye, o ülkeler gibi diktatörlük değil, iktidarı seçimle değiştirmek mümkün. Fakat üniversite gençliği yavaş yavaş kıpırdanıyor. Aslında Türkiye’de de dijital aktivizmi gerektirecek bir sürü olay var. Fakat Türkiye’de internet daha çok eğlence odaklı. Türkiye’de dijital aktivizm, şu an internet sansürüne karşı gelişmiş durumda. Çok hızlı bir şekilde başka alanlara doğru kayacağını düşünüyorum.

Sıra nerelere gelecek?

– Dijital aktivitizmin üniversite öğrencilerinin protestolarında yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanacağını düşünüyorum. İkinci bir alan, gençlerin işsizlik meselesi. Mesela Torba Yasası… Ayrıca sendikaların interneti çok yoğun olarak kullanmayı planladıklarını biliyorum. Çünkü bana danışıyorlar. Bu artarak devam edecek ve daha da gelişecek. Dünyada da böyle bir trend var. Türkiye bunun dışında kalamayacak. Ama Tunus’la Cezayir’le karşılaştırmak diye bir şey olamaz. Bizde seçim var, demokrasi var. Ama önümüzde seçimler var. Ve bu seçimler için sosyal network’ü tabii ki kullanabiliriz.

Sosyal network, üniversite gençliği için ne ifade ediyor?

– Türkiye’dekiler için daha çok eğlendikleri, sosyalleştikleri alan. Türkiye’de ADSL ve mobil internet sosyal network’ü patlattı. Ayrıca toplum olarak internetle ilgiliyiz ve zaman ayırıyoruz. Bunun üzerine bir de politika eklenirse çok iyi bir noktaya gelebiliriz.

Yani ‘politika eksik’ diyorsunuz…

– Evet. Ama bu, internetle ilgili bir durum değil, gençlikle ilgili. Onların hayatında politika eksik. Türkiye’de gençliğin politize olmamasının tek nedeni darbelerle kesilen bir hayatımızın olması. Başka bir nedeni yok. Genlerimizin bozuk olduğundan falan değil tabii ki… Fakat etkileri geçiyor. Son 2-3 yıllık yükselen ivme, açıkça bunu gösteriyor. 10 yıllık dönemi geçtik. Dolayısıyla yan etkileri de bitti bence.

Peki, şimdiki gençliğin bu açıdan profili nasıl?

– Olması gerektiği gibi. Benim üniversite dönemim kan revan içindeydi. Ama üniversitelere politikanın girmesi böyle bir sonuç gerektirmiyor. Bu durumların nasıl ortaya çıktığını çok iyi biliyoruz. Bu, resmen darbe yapmak için işletilmiş bir provakasyon örneğidir. Şu an kimse böyle bir provakasyon yapmazsa, derin devlet falan, gençler de durup dururken kimseyi öldürmez. Bu gelişme de önlenemez bir gelişmedir. Çünkü Türkiye’nin önemli sorunları var. Bu insanlar üniversiteden mezun olacaklar, iş bulamayacaklar, politika yapmayıp da ne yapacaklar? En doğal hakları bu zaten. Polisin tavrı çok mantıksız. Bu, iktidarın ataletinden kaynaklanan bir şey. Ama ben önümüzdeki aylarda bu şiddetin biteceğine ve yerini tavizlerin alacağına inanıyorum.

Tavizler derken…

– Hükümetin gençlere karşı vereceği tavizleri kastediyorum.

Neler onlar?

– Oturup konuşacaklar, dinleyecekler, ayaklarına gidecekler, kabul edecekler, ellerinden geleni yapacaklar. Ki onun için sosyal medyayı kullanacaklar. Aslına bakarsanız Ak Parti, sosyal medyayı en iyi kullanan parti. CHP ile kıyaslanamaz bile. Melih Gökçek’e bakın, bayağı medeni cesaret isteyen bir şey. Kötünün iyisi, ama takdir edilebilir. Elini kolunu sallayarak, tamamen düşman bir ortama giriyor ve cevap veriyor.

“Eminim bir de TurkLeaks kurulacaktır”

Tüm Ak Partililer böyle mi?

– Yoo, ama Ak Parti gençliği, sosyal medyayı çok iyi kullanıyor. Ak Parti Gençlik Kolları, gayet aklı başında gençler. Sosyal medyayı politik olarak iyi kullanıyorlar. Zaten, bir doğa kanunu olarak geleneksel politikacı tipinin değişeceğini hepimiz biliyoruz. Ölümsüz olmadıklarına göre… Yani, aşağıdan gelenler de politika ve dünya görüşleri ne olursa olsun bir şekilde daha dijital yerli olacak. Bunun önünde durma imkanı yok, alemi de yok.

“Medya artık eskisi gibi olamayacak” diyorsunuz. Niçin?

– Eskiden sızıntı gazeteciliği vardı. Türkiye’de kötüymüş gibi görülür ancak gazeteciliğin asıl unsurlarındır. Gizli belgeleri alır yayınlarsınız. Gazeteciliğin amaçlarından biri budur zaten. Ama eskiden buna Washington Times ve NewYork Times karar verirdi. Artık böyle evrakları aklı başında biri, NewYork Times’a değil WikiLeaks gibi bir yere sızdırıyor, ki etkisini garanti altına alsın. Niye bizde Taraf kullanılıyor? Bu bilgiler ana medyaya gittiğinde edit edileceğini, filtre edileceğini biliyorlar.

Peki Türkiye’de de WikiLeaks benzeri yapılar oluşacak mı?

– Tabii. WikiLeaks’in bir sürü türevi çıktı. KübaLeaks bile var. Bizim kadar sırların olduğu bir ülkede bir tane de TürkLeaks kurulacaktır eminim.

O halde Ak Parti’nin, seçim tarihi Haziran’a kadar internete yönelik bir hareketi olacak mıdır? Seçimden sonra gıda krizi mi?

– Hayır. Çünkü aslında Türkiye’de bizi bekleyen daha önemli bir tehlike var. O da gıda krizi. Aslına bakarsanız Ortadoğu’daki olayların yüzde 40’ı da bu nedenledir. Türkiye’de ise şu an gıda krizini hissetmiyoruz. Tek nedeni seçimlere kadar ne kadar fon buluyorsa iktidar, burayı destekliyor da ondan. Aslında dünyada patladı gıda krizi. Yakında yükselen pirinç fiyatları nedeniyle Güneydoğu Asya karışabilir. Dolayısıyla isyanlar Ekvator kuşağına yayılacaktır yani, Araplarla sınırlı kalmayacak. Haiti’de rejim muhtemele değişecektir. Ak Parti, bu durumu hissetmeyelim diye elinden geleni yapacaktır, bayağı da hissetmeyeceğiz bence. Ancak ne kadar geciktirebilir ki; altı ay. Sonra ne zaman olur bilmem, ama öyle bir patlar ki… Bu arada Ak Parti muhtemelen daha düşük oranda da olsa seçimi kazanır ve başı fena halde belaya girer. Bu konuda ne yapacağı konusunda bir fikri olduğunu zannetmiyorum.

Ya CHP, yükselir mi?

– Evet yükselir, ama yükselecek de ne olacak? Seçim geçmiş olur. Bu arada olaylar da yükselir, gençlik olayları, sendikalar, işsizlik, şu bu… Ortalık birbirine girebilir.

Bu durumda, sosyal medya kullanımı ne olur?

– Kesinlikle daha fazla olur.

Ve sansür de artar…

– Tabii mümkün olduğunca engellemeye çalışır iktidar, ama engelleyemez. Türkiye bu konuda önde bir ülke. Youtube’un seyredilmesi gerektiğini annem bile biliyor. 80 küsür yaşında. Dizi izleyeceği zaman, ‘nereden gireceğim?’ falan diyerek buldu, girdi, izledi. Yani dolayısıyla Türkler, bu konuda çok iyidir. Bu anlamda gençliğin durumunu iyi görüyorum.

Ne söylemek istersiniz son olarak?

– Gençlerin kesinlikle dünyanın farkında olmaları gerekiyor. Bunu öncelikle kendileri için yapmalılar. Çünkü artık dünya, hiç olmadığı kadar hızlı dönüşüyor. Şunu da iyi bilsinler; üniversiteden çıktıkları anda, muhtemelen artık üniversiteye girdikleri anda varolmayan bir işte çalışıyor olacaklar. Kimsenin bilmediği bir işte… Dolayısıyla üniversitede öğrendikleri şey, bilgiyi kullanma kapasitesi olur. İnternet bunun artık doğal bir parçası. Bilgiye ulaşmak için en kısa yol. Ama çok da uyanık olmak lazım. Çünkü internette bir o kadar da komplo teorileri var. Sosyal network de artık sosyalleşmenin bir parçası. Nasıl alışveriş merkezleri bugün sosyal hayatımıza doğrudan girdiyse, hoşumuza gitse de gitmese de internet de böyle girdi hayatımıza. Bu arada politik bilinç olmadan hayatta kontrol sağlayamazsın. Bizim zamanımızda takır takır silahlar işlerdi. Ama öyle birşey değil. Bugün politika demek, vatandaş olmak demek. Demokrasi, vatandaşın özne olması demek. Yoksa iktidarlar kendi başlarına bırakıldıklarında sapıtırlar. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Örgütlenmek için, dünyada ne olduğundan haberdar olmak için internet, müthiş bir yol.

YASA, İNTERNET MEDYASINI BASKI ALTINA ALACAK

Dr. Özgür Uçkan, internet medyasının geleceği hakkında da projeksiyonlarda bulunuyor. Ona göre iktidar, çıkartmaya çalıştığı internet yasasıyla, internet medyasını baskı altına almak istiyor ve dava açtığında muhatap bulabilmeyi hedefliyor. Dr. Uçkan, “Türkiye’de Basın Kanunu öyle sakat ki bir sürü para cezalarıyla yerel medyayı bitiriyorlar. Aynı şeyi internet için yapmayı planlıyorlar. Adama dava açacak, ciddi bir para cezası çıkaracak ve kimse de yazamayacak. Otasansür uygulamaya başlayacak. Sonunda bu işi yapanlar, dışarıdan yapmaya başlayacak” diyor.

YURTTAŞ MEDYASI GELİYOR HERKES HABER YAPMAYI ÖĞRENİYOR

Bugün özellikle Nijerya gibi Afrika ülkelerinde var olan ve çocuklar üzerinde deney yapan şirketlerin ortaya çıkarılmasında önemli paya sahip olan “yurttaş medya”sı benzeri yapılar Türkiye’de de çoğalacak. Bugün Bianet, Türkiye’deki yurttaş medya’nın ilk adımı olarak değerlendiriliyor. Afrika’da haber ajansları AP ve AFP’ye benzer çeşitli portalların oluşturulduğunu anlatan Dr. Özgür Uçkan, yurttaşların bu portallare gönüllü olarak haber ve görüntü geçtiklerini, çeşitli yolsuzluk olaylarının ya da Pfizer gibi olayların bu şekilde basına sızdığını, medyanın da artık bu haberleri kullandığını söylüyor. Dr. Uçkan, Türkiye’de ise tüm Türkiye’deki yumurta eylemleriyle gündeme gelen Öğrenci Kollektifleri’nin üniversite öğrencilerine yönelik böyle bir girişimi olduğunu, ayrıca sendikaların sadece genç işçilere yönelik bir haber ajansı kurma çalışmaları yürüttüğünü örnek gösteriyor. “6-7 ay içinde bu girişimler oturmuş olacak ve bunlar hükümetin başını fena halde bela olacak” diyor. Hak-İş, Türk-iş ve DİSK’in de yer aldığı bu emekdunyasi.net isimli platform için genç işçilere yönelik sosyal medya eğitimleri verildiğine dikkat çekerek, “Nasıl haber yaparsın, telefonla nasıl çekersin, şuraya nasıl yollarsın, neyi nasıl yaparsın diye öğreniyorlar” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND