Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Devler ligindekiler anlattı: başarmak için ne yapmalı?

Kişisel gelişim alanının zirvesindeki isimler başarıya bakış açılarını anlattı. Başarıya nasıl bakmalı? İnsan nasıl yaşamalı? Kişisel gelişim zirvesindeki konuşmalardan güzel bir özet…

Hayatta başarılı olmanın beş temel kuralı

Yazar Doğan Cüceloğlu’na göre “Yaşam başarısının beş temeli var.” Başarı için, “çok çalış oğlum/kızım,” demenin ya da tüm maddi olanaklarını seferber etmenin ötesinde bir şeyler yapmak gerektiğini ifade eden Cüceloğlu “Her anababa, okul başarısı için çocuğuna yardımcı olmak ister. Ama öğrenme sürecinin bilimsel temellerini kavramadan atılacak her adım, iyi niyetli de olsa, çocuğu engelleyebilir” diyor.

İnanmak, olumlu düşünmek, kaybetmeyi kabul etmemek, sorumluluk almak, saygılı olmak, işini severek yapmak, bağlılık duymak başarının altın kurallarından…

Ancak yine de başarı nedir? Sizin başarı olarak nitelendirdiğiniz bir şey bir başkasının yaşamında son derece sıradan bir adım olabilir. Ya da sizin başarısızlık olarak gördüğünüz bir başkası için bir fırsat…

Başarı, tüm yaşamı kaplayan bir durum aslında. Evlilik ve aile başarısı, meslek ve iş başarısı, ders ve okul başarısı…

Başarı kriterleri insan yaşamının içinde bulunduğu dönemlere göre değişebilir, çıta yükselebilir ya da düşebilir. Önemli olan hayattan ne beklediğiniz ve onu nasıl yaşamak istediğiniz, hedeflerinizin neler olduğu, onun için nelerden vazgeçebileceğiniz, neleri hayal ettiğiniz…

Yaşam başarısının beş temeli var

Yazar Doğan Cüceloğlu “Yaşam başarısının beş temeli var. Anne babalar çocuklarınıza bunları öğretin” diyor ve bunları şöyle sıralıyor.

– Kendine değer vermek ve yetenekleri tanımak,

– Yaşamından, ilişkilerinden ve geleceğinden sorumlu olmak,

– Paranın değerini anlamak ve gücünü yönetebilmek,

– Zamanın değerini anlamak ve gücünü yönetebilmek,

– İnsan ilişkilerinin değerini anlamak ve gücünü yönetebilmek.

Başarı için, “çok çalış oğlum/kızım,” demenin ya da tüm maddi olanaklarını seferber etmenin ötesinde bir şeyler yapmak gerektiğini ifade eden Cüceloğlu “Her anababa, okul başarısı için çocuğuna yardımcı olmak ister. Ama öğrenme sürecinin bilimsel temellerini kavramadan atılacak her adım, iyi niyetli de olsa, çocuğu engelleyebilir” diyor.

Geçtiğimiz günlerde EduPlus Eğitim ve Danışmanlık tarafından düzenlenen 2. Kişisel Gelişim Zirvesi’nde “Yaşam ve Başarı” başlıklı bir sunum yapan Doğan Cücenoğlu yaşamları ’yüz’ baskın ve ’can’ baskın yaşamlar olarak ayırıyor.

Yüz baskın yaşamda

– Birey toplum için vardır. ’Elalem ne der’ çok önemlidir.

– Kimse görmezse mesele yoktur.

– Takdir edilmek ve toplumsal statü çok önemlidir.

– Önemli olan sahip olmak ve güçlü görünmektir.

– Kişi “Aferin” almak, başkalarından başarılı olmak ve öne çıkmak için çalışır.

Can baskın yaşamda

– Toplum birey için vardır. Başkalarının ne diyeceği elbette önemlidir ama asıl önemli olan “Ben ne derim”dir. Kişinin kendisine duyduğu saygı en önemlisidir.

– Var olmak önemlidir. Varlıklı olmakla zengin olmak arasındaki fark bilinir.

– Güçlü görünmek değil, güçlü olmak önemlidir.

– Kişi, anlamak, öğrenmek, merakını tatmin etmek için çalışır.

– Yaratıcı, üretici olmak ön plandadır.

– Kişi sadece kendisinin değil, başkalarının başarısından da mutluluk ve sorumluluk duyar.

– Anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşam sürdürmeyi amaçlar.

“Yanılmamak için bir daha denememeyi öğreniyoruz”

“Üniversite öğrencisiyken kendime bir misyon tasarladım. Başarılı insanların nasıl başarılı olduklarını inceleyecek, bunları anlaşılır ve uygulanabilir halde sistematize edecek, seminer ve kitap yoluyla başarılı olmak isteyenlere anlatacaktım. Dünyada varlık nedenim bence buydu” diyor “Her şey seninle başlar” kitabının yazarı Kişisel Gelişim Uzmanı Mümin Sekman.

Kaybedenlerin kazananlar üzerinde göz hakkı olduğunu, başarılı insanların, başarmak isteyenlerle en azından bilgilerini paylaşmaları gerektiğine inanan Sekman bunu yapmanın borcu olduğunu düşünmüş.

Kişilerin çaresizliği zaman içerisinde öğrendiklerini düşünen Sekman, “Öğrenilmiş çaresizlik, hepimizin içinde az ya da çok vardır. Hepimiz bir şeyleri defalarca deniyor, yanılıyor, başaramıyoruz. Sonra bir daha yanılmamak için, bir daha denememeyi öğreniyoruz “diyor ve öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi içerisinde uzun süre yaşayan insanların ortak davranışlarını şöyle sıralıyor:

– Kendi yapamadığını başkalarına da yaptırmama davranışı çok yaygındır.

– Hayatındaki eksik ve yetersizliklerden dolayı başkalarını suçlama eğilimi bir diğer özelliktir.

– Kurtarıcı bekleme eğilimi yaygındır.

– Komplo teorilerine dayanan düşünme biçimi yaygındır.

– Bilimsel düşünmek, neden-sonuç ilişkilerine inanmak yerine şansa ve tesadüflere inanma eğilimi fazladır.

– Eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeme eğilimi egemendir.

– Geçmiş merkezli yaşama anlayışı yaygındır.

– Başarının kişinin kendi ellerinde olduğuna inanılmaz.

– İnsanlar, enerjilerini gerçekleşmesi kendi ellerinde olan hedeflere harcamazlar.

– Günlük konuşmalarda sık sık” böyle gelmiş böyle gider” gibi sınırlayıcı genellemeler kullanılır.

– Deneyime dersten daha fazla değer verilir.

– Paranoya psikolojisi hakim olduğundan dünya dost-düşman ekseninde algılanır. – İmalı iletişim çok yaygındır.

– Proaktif motivasyon yerine reaktif motivasyon tarzı egemendir.

Bir insanın sıfır noktasından gelip, binbir engeli aşıp zirveye çıkabilmesini ortalama düz mantığın açılayamayacağını söyleyen Sekman “Efsanevi başarıların matematiği de mantığı da yoktur” diyor.

Adecco Genel Müdürü Tibet Eğrioğlu ise iyi bir kariyer sahibi olmak için iyi bir şirketten ve iyi bir sektörden başlamak gerektiğini ifade ediyor. Eğrioğlu’na göre bunu gerçekleştirebilmek için danışmanlık alınması ya da okurken staj yapılması gerekiyor. Eğrioğlu “Kurumsal itibara önem veren, insana yatırım yapan, uzun vadeli planları olan şirketlerde çalışmanın başarıya ulaşmayı kolaylaştırdığını düşünüyorum” diyor.

Başarısızlığa karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirin

Kişisel Gelişim uzmanı Mümin Sekman, öğrenilmiş çaresizliğe, başarısızlığa, atalete karşı bağışıklık sistemi güçlü olan insanların özelliklerini şöyle sıralıyor:

. Dış referanslı değil, iç referanslı olmak. Çevresindekilerin ’yapamazsın’ demesinden etkilenmeden, hayallerini izleyecek girişimlerde bulunmak.

. Elinde başarılı oacağına dair yeterli kanıt bulunmasa da, kaybetme ihtimali kazanma ihtimalinden fazla görünse de, hayalleri için tutkuyla çalışmak.

. Bin bir zorlukla aşılan bir engelden sonra, yeni bir engelle karşılaştığında hemen yılmamak.

. Kendi iç motivasyonunu yok edecek olumsuz iç konuşmaları fazla yapmamak ya da bunu yaptığını fark ettiğinde kısa kesmek.

. Hak ettiğini alamasa da mesleğini yaparken elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etmek. İşinin kalitesini maaşının karşılığı değil, kişiliğinin ifadesi olarak görmek.

. İçinde bir gün bir şekilde istediği yere geleceğine dair- bazen zayıflasa da- güçlü bir his taşımak.

. Kendini kanıtlamaktan, meydan okumaktan hoşlanmak. Performans değerlendirmesinden korkmamak.

Hedef belirlemeyen birisinin başarılı olabileceğini düşünmüyorum

“Başarının tarifi insandan insana değişir. Bence başarılı bir kariyerin ilk adımı, hedef belirlemekten geçiyor. Hedef belirlemeyen, bunun peşinden hevesle koşmayan birisinin başarılı olabileceğini düşünmüyorum” diyor GYİAD (Genç Yöneticiler ve İşadamları Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Eczacıbaşı. Ve başarı için gerekli gördüğü özellikleri şöyle ifade ediyor:

– Başarı için insanın cesaret ve özgüvene ihtiyacı var. Bunlar, mutlaka bilgi birikimi ve tecrübe ile geliyor ama suya zamanında atlayabilmek de önemli.

– Eleştirilere açık olmak lazım. Bunu yapabilmek kolay değil elbette. Ben de sık sık eleştiriliyorum, çok sevdiğimi söyleyemem ama insanı geliştiriyor.

– Farklı düşünebilmek ve sürüden ayrılmak gerekiyor.

– Sorumluluk almak çok önemli. Başarının formülü içerisinde topu başkasına atmak yok.

– Çevreye, hobilere karşı meraklı bir insan olmak gerekiyor. İş yaşamı oldukça zorlu ve etrafa bakmak, hobileri geliştirmek insanı rahatlatıyor.

– Bedel ödemeye hazır olmak lazım. Başarının başka türlü gelmesi mümkün değil. Ya ailenizden, ya kendinizden, ya sağlığınızdan ödüyorsunuz bu bedeli. O yüzden en azından çok sevdiğiniz bir yerde bulunun ki bir gün geriye döndüğünüzde “Değermiş” diyebilin.

– Kişi kendi üstün ve zayıf yönlerini bilmeli ve hedeflerini ona göre belirlemeli. Ben üstünlüklerimi ve zayıflıklarımı biliyor ve adımlarımı buna göre atıyorum. Benim üstün olduğum alan, uluslararası ilişkiler. GİYAD’da bir hedef koymam gerekirse, politikayı düşünebilirim diyorum.

– Elbette bu yol boyunca hata yapacaksınız. Benim de çok hatam oldu, olmaz olur mu. En büyüklerinden birisi zamanlamadaki başarısızlığım, hala da yapıyor ve düzeltmeye çalışıyorum. İşimi bir şekilde yapıyor, tamamlıyorum ama zamanlamadaki başarısızlığım nedeniyle bunun bedelini sağlığımla ya da başka şeylerle ödüyorum.

Sahip olduğunuz güçten sonuna kadar yararlanmayı öğrenin

Çok azımız dahi olduğumuzu iddia edebiliriz. Oysa hemen hemen her anne ya da baba, yeni doğan bebeğinin gözlerine baktığı o ilk an gördüğü deha kıvılcımından söz eder. Onu sizin anneniz de gördü. Henüz herhangi birinin bu gezegen ve sakinleri hakkındaki fikirlerini kökünden değiştiremediyseniz bile, uzun yıllar önce Kristof Kolomb’un, Mikolaj Koprnik’in ve Thomas Jefferson’un anneleri tarafından gözlemlenen deha kıvılcımının aynısını taşıyarak dünyaya geldiniz. Özgün tasarımı itibariyle insan beyni, engin bir bellek, öğrenme ve yaratıcılık potansiyeli barındırır. Sizinki de öyle… Hem de sandığınızdan çok daha fazla. İnsan beynini eşsiz bir yaratıcı, ’büyülü bir dokuma tezgahı’ olarak tanımlayan nörolog Sir Charles Sherrington’a göre, beyindeki 100 milyar nöron, insan psikolojisinin basit bir gerçeği.

Ama bu güç etkileyici olduğu kadar ele geçirilmez de olabilir ve onu ortaya çıkarmanın tek yolu, potansiyelimizi geliştirmeyi, bilgiyi öğrenen ve bağlantılar kuran bu yüz milyar nöronu mümkün olduğu kadar etkili ve yaratıcı yöntemlerle kullanıma sokmayı bilmekten geçer. Kendiliğinden oluşan bir süreç değildir bu. Sahip olduğumuz güçten sonuna kadar yararlanmayı öğrenmek zorundayız, kullanmakta olduğumuzdan fazlasına sahip olduğumuzu körü körüne kabul etmemiz gerekse bile.

“Dehanızı Keşfedin” kitabının yazarı Michael Gelb tarihin en büyük dahilerinden on tanesinin dünyayı değiştirmek için ihtiyaç duydukları “kalkış hızına” nasıl ulaştıklarını ve onlardan neler öğrenebileceğimizi ortaya koyuyor. Bunlardan bazıları şöyle sıralanıyor:

Platon: Bilgelik sevginizi derinleştirin

Bilgelik sevgisi ve bu sevginin doğruluk, güzellik ve iyilik arayışında kendini gösterişi, tüm dahilerin yaşamını dokuyan iplik. Platon, bu kumaşın babası. Platon, kendi adınıza düşünmeyi, öğrenmeyi ve kendinizi geliştirmeyi esinleyen temel soruları gündeme getirmiştir. “Öğrenmeyi öğrenme” bilgisi, sahip olabileceğimiz belki de en önemli bilgi. Platon, bizi sadece kişisel gelişimle değil, onun ötesiyle de ilgilenmeye davet eder, daha iyi bir dünya yaratma olasılıklarını düşünmeye çağırır. Eğer içinde bulunduğunuz kültürün ve bu kültürün önderlerinin ahlak değerlerindeki tutarsızlık sizi rahatsız ediyorsa, iyilik ve adalet sizi derinden ilgilendiriyorsa, eğitimin daha iyi bir toplum yaratmanın baş koşulu olması gerektiğine inanıyorsanız, o zaman siz şimdiden Platon geleneğine uygun düşünüyorsunuz demektir.

Filippo Brunelleschi: Perspektifinizi genişletin

Floransa Katedrali’nin kubbesinin mimarı olan Brunelleschi, bugün Rönesans adını verdiğimiz bilinç değişiminin de mimarı. Görsel perspektifin gerçek mucidi ve Alberti, Donatello, Masaccio, Michelangelo, Leanardo üzerinde etkili olmuştur. Brunelleschi, hedefine ulaşabilmek için kişisel perspektifini de genişletmek ve korumak zorundaydı. Kubbesini tamamlamayı ve mekan anlayışımızı temelinden değiştirmeyi, çok büyük siyasal ve kişisel engelleri aşarak ve gündelik sorunlara dahiyane çözümler bularak başardı. Eğer perspektifinizi koruma fikrinin size cazip geldiği oluyorsa, eğer küçük meselelerin içine sıkışıp kaldığınızı farkediyorsanız, Brunelleschi mutlaka tanımanız bir kişi.

Kristof Kolomb: Dikey gidin: İyimserliğinizi, hayal gücünüzü ve cesaretinizi güçlendirin

Keşif seferlerine çıkan çoğu kaşifin karaya mümkün olduğunca yakın seyrederek kıyı şeridine paralel rotalar izlediği bir çağda Kolomb, kıyıya tam dik açı oluşturan bir istikamette, bilinmeyene balıklama dalarak, herkesçe bilinen keşiflerle sonuçlanan bir yolculuğa çıktı.

Kolomb’un dehası, gerçekleştirilmemiş düşünüzün peşinden gitmeyi size esinleyebilir. O düş, yeni bir kariyer, yeni bir ilişki, saklı kalmış bir yeteneği geliştirme ya da dünyanın başka bir bölgesinde yaşama isteği olabilir. Kendinizi huzursuz, engellenmiş ya da alışkanlığın emniyetli kıyı şeridinden sıkılmış hissettiğiniz olduysa, Kolomb’un inanılmaz iyimserliği, hayalperestliği ve derin cesareti, yaşamın bilinmeyen sularına açılmanıza yardımcı olacaktır.

Mikolaj Kopernik: Dünya görüşünüzde devrim yapın

Kopernik, dünyanın hareketsiz bir güneş etrafında döndüğü doğrultusundaki kuramını büyük bir dikkatle hazırlayıp sunarak, 1400 yıldır insanlık bilincine egemen olan klasik astronomik görüşün (hareketsiz ve tepsi gibi düz dünyamızın evrenin merkezi olduğu düşüncesinin) yıldızını söndürmüştür.

Kopernik’in radikal biçimde farklı bir evreni kavramlaştırmaktaki dehası, bugün olduğundan daha geçerli olamazdı. Günümüzde, bilgisayar teknolojisi, iletişim, genetik, jeopolitik alanlarındaki ve yeni ekonomideki radikal gelişmeler dünyamızda gelecek birkaç on yıl içinde ardı ardına devrim yapmayı vaat ederken, paradigmalar alışılmadık ölçüde hızlı ve çarpıcı bir farklılaşma gösteriyor. Bu değişim ve dönüşüm çağına kolaylıkla uyum sağlayamamaktan korkuyorsanız, Kopernik ve dehası size hitap edecektir.

Kraliçe I.Elizabeth: Gücünüzü dengeli ve etkin olarak kullanın

Son birkaç on yılın en derin paradigma farklılaşmasının arkasındaki itici güç, kadın haklarındaki ilerleme. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in çarpıcı yükselişi ve hükümdarlığıyla başlayan uzun bir süreç. Elizabeth, erkeksi ve kadınsı güce ilişkin geleneksel kavramlar bütünleşmesinin ilk örneğini oluşturur. Elizabeth hepimize gücümüzü evde ve işte akıllıca kullanmanın yollarını gösterir. Eğer bireysel gücünüzü artırma arayışı içindeyseniz ya da mesleki ve kişisel ilişkilerinizde erkeksi ve kadınsı güçler arasında denge kurmakta zorluk çekiyorsanız, Elizabeth ve hükümdarlığı size günümüzde bile yankı bulan eşsiz ve esindirici dersler sunacaktır.

William Shakespeare: Duygusal zekanızı geliştirin

Shakespeare, yapıtlarında insana özgü bütün duygu ve düşünceleri kendisinden önce ve sonra hiç kimsenin yapamadığı gibi yakalar, insan ruhunun derinliklerini hem evrensel hem de ebedi bir üslupla araştırır. İnsan deneyiminin özünü takdir etmekteki eşsiz yeteneği, dehasının merkez noktasında yer alır. Karakterlerinden pek çoğunun da yerine getirmeye çalıştığı bir misyondur bu. Shakespeare bunu hem birey içi (“kendine karşı dürüst ol”) hem de kişiler arası zekayı (“hepinizi tanıyorum!”) geliştirerek yapar.

Kişinin kendini tanıması ve başkalarıyla etkin biçimde çalışmayı bilmesi “bu son derece hareketli ve baş döndürecek kadar hızlı zamanlarda” daha bile önemlidir. Eğer kendinize karşı dürüst olmaya çalışıyorsanız, başkalarını daha iyi anlamak istiyorsanız, gündelik hayatın dramı sizi büyülüyorsa ve eğer “tüm dünyanın bir sahne”olduğunu bilip, rollerinizi hakkıyla oynamak istiyorsanız, şair sizin can dostunuz olacaktır.

Thomas Jefferson: Mutluluğu arayın ve özgürlüğünüzü yüceltin

Jefferson, Virginia üniversitesi’nin kurucusu olarak, herkesin eğitim gücünden gelen iç özgürlüğe kavuşturulmasına yardımcı olunmasında önder görevi üstlendi. Ayrıca, insanlara din özgürlüğü tanıyan ilk yasanın benimsenmesine de ön ayak oldu. Rönesans insanının çok yetenekli bir modeli olan “Monticello bilgesi” bize potansiyelimizi kullanmayı ve özgürlüğümüzü yüceltmeyi esinler. Eğer “yaşamınızdan, hürriyetinizden ve mutluluk arayışınızdan” sonuna kadar yararlanmaya çalışıyorsanız, Thomas Jefferson’ı daha yakından tanımayı kendinize borçlusunuz demektir.

Mahatma Gandhi: Ruhun, aklın ve bedenin uyumunu sağlamak için manevi deha ilkelerini uygulayın

Hint bağımsızlığının lideri olan Mahatma Gandhi ve şiddetten uzak protestolarla sergilediği ahlaksal ikna örneği, Martin Luther King, Nelson Mandela ve Dalay Lama önderliğindeki insan hakları hareketlerini etkilemiştir. Gandhi’ye göre, siyasal eylem ve maneviyatçılık birbirinden ayrı düşünülemezdi. Gandhi bir Hindu kültüründen gelmesine rağmen, dünyanın tüm önemli manevi geleneklerini incelemişti. isa’nın, Buda’nın ve Bhagavadgita’nın ideallerini sentezleyip pratiğe geçirmesi, sahip olduğu derin manevi dehanın göstergesidir.

Gandhi bir defasında, hayatının tek amacını “kendisini gerçekleştirmek” olarak tanımlamıştı. Bu kavram ona göre “Tanrı’yla yüz yüze gelmek” demekti. Onun muazzam karizmasının ya da “ruh gücünün”, Tanrı’yla çok yakın bir ilişki içinde olduğunu gösterdiği konusunda herkes hemfikirdir. inandıklarını söylediği ve söylediklerini yaptığı için olsa gerek, Gandhi’nin ruhu, aklı ve bedeni mükemmel bir uyum içindeydi. Amaçlarınız ne olursa olsun, Gandhi örneğindeki zihinsel, fiziksel ve ruhsal uyum, kendinize daha dürüst olmanızı sağlayabilir.

Albert Einstein: Hayal gücünüzün dizginlerini salıverin

1919’da oluşan güneş tutulması sırasında ışığın sapma derecesini ölçen ingiliz araştırmacıların bulguları, onun öngörüleriyle tam bir tutarlık gösterdi. İngiliz Kraliyet Akademisi başkanı, Einstein’in kuramının “düşünce tarihi boyunca elde edilmiş başarıların en büyüklerinden biri, belki de en büyüğü olduğu” yorumunda bulundu. Einstein, dehasının sırrının, sorunlara çocuklar gibi, hayal gücünü kullanarak bakabilmesi olduğunu doğrulamıştı. O buna “birleştirme oyunu” diyordu. Eğer dalgın dalgın bir şeyler karalamaktan ya da gündüz düşleri kurmaktan hoşlanıyorsanız, Einstein’in adımlarını takip etmeye hazırsınız demektir. Belki hayal gücünüzü karmaşık sorunların çözümünde kullanmanın yollarını arıyorsunuz. Belki günlük yaşantınızdaki ciddi meselelerin yönetimine daha zahmetsiz ve eğlenceli bir yaklaşım getirmeyi düşlüyorsunuz. Eğer ev ve iş hayatınıza daha fazla yaratıcılık katmak isterseniz, dahi cephaneliğinizin kapılarını Einstein’a mutlaka açın.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND