Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘derste kızımla mesajlaşıp kantinde buluşuyoruz “

Baba-kız aynı üniversitede okuyorlar. Baba mastır yapıyor, kızı hazırlık sınıfında. Evden okula birlikte gidiyor, ders saatlerini çakıştırıp ortak programlar ayarlıyorlar. Baba İsmail Boy: “Kızım Gizem ile derslerde mesajlaşıp çıkışta kantinde buluşuyoruz”

Bir kısım üniversite öğrencisi için babasıyla okul koridorunda karşılaşmak, kantinde otururken babasının yanına gelmesi ya da ders çıkışlarında sözleşip birlikte eve dönmek sıkıntı yaratan bir durum olabilir. Çünkü üniversiteye gitmek “yetişkin olmak”, yetişkin olmaksa anne-babadan bağımsız hareket etmek gibi görülür. Ama baba İsmail Boy ve kızı Gizem için durum hiç de öyle değil.
İsmail Boy 1975’te İktisat Fakültesi’nden mezun olmuş. Kızı Gizem (20) ise geçen yıl Saint Michel Lisesi’ni bitirmiş. Eğitimlerine devam etmek istediklerinde ise hayat baba-kızı aynı üniversitede buluşturmuş: Koç Üniversitesi’nde. Şimdi okul çıkışlarında birlikte “takılıyor”, ders aralarında kantinde bir kahve içmek üzere cep telefonundan mesajlaşıyorlar.
Gizem’i 55 yaşındaki babasıyla okulun kafesinde ilk kez gören sınıf arkadaşları “Senin ne işin var o yaşlı adamla? Kim o?” diye sorsalar da o bu duruma şaşıran herkese gururla onun babası olduğunu ve burada işletme mastırı yaptığını söylüyor.
Bugünlerde Gizem Boy, Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne geçmek üzere hazırlık sınıfında İngilizce yeterlik sınavına (TOEFL) hazırlanıyor. Babasının ise bugün mezuniyet töreni var. Ancak mastır programı ağustos ayına kadar süreceği için derslerine çalışmaya devam ediyor.

Aynı okulda “buluşmanız” nasıl oldu? Kız mı babayı takip etti, baba mı kızı?
İsmail Boy: Biz geçen yıl Gizem’in üniversite sınavından sonra tercihlerini yapabilmesi için okulları geziyorduk. Koç Üniversitesi’ni çok beğendik. Ben daha önce de burada bir eğitim programına katılmıştım. Eğitim kalitesi çok hoşuma gitmişti. Mesleğimde uzmanlaşmak ve kendimi yenilemek amacıyla 2007 Temmuz’unda burada MBA’e (işletme mastırı) başladım.

Aslında kızınıza üniversite bakarken siz kendinize beğenmişsiniz.
İsmail B.: Evet, biraz öyle oldu. Hatta uzun bir zaman kızım “Sen beni kıskandın baba” diye dedikodu yaptı.
Gizem Boy: Kıskançlık demeyelim de, imrenme diyelim. Çünkü ben Koç Üniversitesi’nde okumayı hep çok istedim, rüyalarımda bile görürdüm. Ama ne olur ne olmaz diye Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne başvurmuştum, kabul geldi. Ben de ÖSS sonuçları açıklanana kadar kaydımı yaptırdım. Ama ben illa Koç olsun istiyordum, sınav sonuçlarını dört gözle bekliyordum. Babam tam bu arada Koç’ta mastıra başladı. Bendeki ruh halini düşünebiliyor musunuz? Durup durup babama okulu soruyor, “Ortam nasıl, insanlarlar nasıl?” diyordum. O da bana okulun çıkartmalarını, bardaklarını getiriyor, okulu anlatıyordu.

“Erkek arkadaşlarım ‘Baban varsa biz sonra uğrarız’ dediler”

Kızınızın da sizle aynı üniversitede okumasını istiyor muydunuz? Yoksa Sorbonne’u mu tercih ediyordunuz?
İsmail B.: İleride Türkiye’de çalışmak ve yaşamak istiyorsa burada okuması taraftarıydım.
Gizem B.: Ben zaten Koç Üniversitesi’ni düşleyerek sınavlara hazırlanmıştım. Kazandığımı öğrenince üniversite hayatımı ailemle birlikte Türkiye’de yaşamak istedim.

Memnunsunuz yani babanızla aynı okulda olmaktan?
Gizem B.: Evet, hatta gurur duyuyorum. İnşallah Koç’u kazanırım da babam okulda bana yemek ısmarlar, ders çıkışlarında beraber bir şeyler yaparız diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Hatta en son okulun festivaline katıldık birlikte.
İsmail B.: Benim cuma ve cumartesi günleri derslerim oluyor. Gizem’e de uyuyorsa evden birlikte çıkıyoruz. Derslerde mesajlaşıp çıkışta kantinde buluşuyor, beraber program ayarlıyoruz. Yemek yiyor, çay-kahve içiyoruz.

Kızınızın Koç’u kazandığını öğrenince siz ne hissettiniz? “Böylesi daha iyi, dizimin dibinde olacak” mı?
İsmail B.: Çok sevindim. Hemen bunu bizim sınıfın e-posta grubuna yazdım. Sonra da sınıf arkadaşlarımla tanıştırdım. Kesinlikle aramızdaki iletişimi daha da kuvvetlendirdi. Artık birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Gençlerle birlikte olunca onların bakış açılarını görebiliyorsunuz. Bu mastır sayesinde kuşak çatışmasını en aza indirme şansım oldu.
Gizem B.: Burası çok sosyal bir okul. Babam burada olmasaydı belki izin konularında sıkıntı yaşayabilirdim. Ama şimdi o da burada her şeyi gördüğü için daha iyi anlıyor. Ortak zevklerimiz de arttı. Babamın sınıf arkadaşlarıyla hep beraber yemeklere çıkıyoruz, maça gidiyoruz.

Bir kızın yanında babası varsa erkekler onun yanına yaklaşmaktan çekinebilir. Siz bunu hissettiniz mi?
Gizem B.: Evet, bu biraz oldu, erkek arkadaşlarım çekindiler. “Tamam baban varsa biz sonra uğrarız” dediler. Ama babam kız arkadaşlarımla tanıştı, onlar rahatsız olmadı.

“Babam sınıf başkanı seçildi”

55 yaşında mastır yapmanızı arkadaşlarınız nasıl karşıladı?
İsmail B.: Bilmeyen arkadaşlarım cumartesi ne yaptığımı sorunca, Koç Üniversitesi’ne gitmem lazım diyorum. Onlar da “Hayrola ders mi veriyorsun?” diye soruyorlar; “Hayır ders alıyorum” diyorum. “Bu yaşta!” diye şaşırıyorlar. Mastırın yaşı yok bence. Gerçi tamam, sınıfın en yaşlısı benim ama… Bu mastır programında en az beş yıl iş tecrübesi isteniyordu. Sınıfın ortalaması dokuz yıl. Benimki ise 35. Bu benim açımdan iyi bir şey bence.
Gizem B.: Babam zaten sınıf başkanı seçildi. Sınıf arkadaşlarıyla da çok iyi anlaşıyor. Birlikte yemeklere gidiyor, hocayı da alıp dersi dışarıda yaptırıyorlar. Akşam arıyorum, neredesin diyorum, “Arkadaşlarla ders çalışıyoruz, merak etmeyin” diyor.

Ortak dersiniz var mı?
Gizem B.: Hayır ama ileride babamın aldığı çoğu dersi göreceğim.
İsmail B.: O zaman da benim şimdi tuttuğum notlarımdan yararlanabilir.
Gizem B.: Şimdi de sınav sonuçlarını görmek için beraber bilgisayarın başına oturuyoruz. Aynı internet sitesinden bir o bakıyor, bir ben bakıyorum.

“Eşim önce büyük kızı, sonra küçüğü, şimdi de beni okutuyor”

Size aynı aileden olduğunuz için okulda herhangi bir indirim yapıldı mı?
İsmail B.: Gizem’in kaydını yaptırırken, telefonda bir aile indirimi yapılıp yapılamayacağını sordum. “Neyi oluyorsunuz, kardeşi mi?” dediler. “Hayır babası” dedim. Yetkili önce bir süre anlayamadı, “Nasıl oldu bu?” diye sordu. Durumu izah edince aile indiriminin birinci derecede akrabaları kapsadığını ama şimdiye kadar hiçbir anne veya babanın çocuğuyla aynı dönemde okumadığını söyledi. Dolayısıyla hiç böyle bir uygulama yapmadıklarını ve yapamayacaklarını belirtti.

Evde nasıl bir ortam var? Birlikte ders çalışıyor musunuz?
Gizem B.: Babam iş çıkışı eve gelir, yemekten sonra defterini kitabını alır, bilgisayarını açar, masasının başına geçer. Ben de onu görünce motive oluyorum ve onunla birlikte çalışmak istiyorum. Eşyalarımı alıp masanın diğer tarafına geçiyorum.

Anneniz bu durumdan memnun mu?
Gizem B.: Annem biz çalışırken meyve getirir, çay hazırlar. Ablam ve ikisi biz ders çalışırken hiç gürültü yapmamaya özen gösterirler. Ama annem durumdan çok memnun değil. Diyor ki “Tam kızım üniversite sınavını kazandı, şu evdeki öğretmen öğrenci ortamı son buldu diyordum, bu sefer de kocam başladı”.
İsmail B.: Eşimin hakkı ödenemez. Önce büyük kızı, sonra küçüğü, şimdi de beni okutuyor. Çok sabırlı, hep bizi idare ediyor.

Kim daha çalışkan?
Gizem B.: Babam daha uzun süre ve daha disiplinli çalışabiliyor. Ben öyle değilim.
İsmail B.: Benimki sıkıştırılmış bir program olduğu için çok yoğun bir çalışma temposu gerektiriyor. İşten arta kalan tek zamanımı ders çalışarak geçiriyorum.
15 Haziran’da mezuniyetim var.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND