Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Delikanlıyı ‘işsizlik’ bozar!

Radyolarla birlikte bir fırtına gibi girmişti hayatımıza. Ardından ortadan süratle kayboldu, yani ”mekândan” ayrıldı…Bir süredir onunla ”yeniden” bir aradayız. Önce kirliydi, şimdi Deli Duran. Kadir Çöpdemir”le kariyerindeki hızlı inişin, güzel ve parlak çıkışın üzerine keyifli bir röportaj…

Radyo aleminin en popüler adamıydı. Yıllarca konuştu. Birden sustu. Zekasıyla, espirileriyle ve göbeğiyle hayatımıza yeniden girdi

Allah bir konuşma kabiliyeti nasip etmiş adama. Sabaha kadar konuşsa insanın sıkılacağı yok. Kadir Çöpdemir’den söz ediyorum. Yıllarca radyolarda konuştu. Birşeyler oldu, birden sustu. Meğer o suskun günlerinde ne sıkıntılar yaşamış. Serdar Erener’in omuz atmasıyla şeytanın bacağını kırıp hayata yeniden sarılmış. Önce Ekmek Teknesi, ardından reklam filmleri. Şimdi de Deli Duran. ‘Absürd bir komedi’ diyor Çöpdemir, senaryosunu yazdığı ve başrolünü oynadığı yeni dizi için. Radyodan dizi starlığına yükselişini anlatırken hayatın absürdlüklerine de sert göndermeler yapıyor. Muzip, zeki ve komik adam onca sıkıntıdan sonra hayatın künhüne varmış gibi. İşte tekmili birden Kadir Çöpdemir’in hikayesi.

-Süper FM’de bir Kadir Çöpdemir fırtınası esiyordu. Birden ne oldu da ortadan kayboldun?

-Kriz ekonomisi, işsizlik, iş bulamama bana çok sıkıntılı günler yaşattı. Aşkszlık, kadınsızlık, futbolsuzluk değil. Erkeği öldüren işsizlik abi. Çünkü bizim genetik kodlarımızda ve dünden aldığımız mirasta, ‘Çalışacağız, iyi kötü kazanacağız ve hayatımızı sürdüreceğiz’ inanışı var. Çorba kaynamayınca herşey bozuluyor.

-Abi sen Süper FM’de hit’tin ya! Radyo aleminde Kadir Çöpdemir’in üzerine var mıydı?

-Radyoculuk hayatımda hep stardım. Süper FM’den sonra Radyo Klass’a geçtim. Kadir Çöpdemir orada da bir fenomendi.

FENA ÇAKILDIM

-Ne oldu da birden efsane yıkıldı? Sefalete düştük?

-RTÜK’le başımız derde girdi. Teknik direktörler üstüste birkaç maç kaybedince başlarına ne geliyorsa bizim başımıza da o geldi. Birkaç ceza alınca tatsızlık oldu. Biz de ayrıldık. Bir hafta sonra Anayasa kitapçığı havada uçuştu. O kitapla beraber ülke uçtu. Biz de havada asılı kaldık. Ne kadar kalacaksın havada? Yere çakılma durumu oldu.

-Starken yere çakıldın. ‘Herşey Allah’tan’ deyip sineye mi çektin olanları?

-O dönemde sadece okudum, yazdım, dinlendim, düşündüm. Gelmişse bir sebebi vardır. Biraz soğukça durup beklemek lazım dedim. Bu gecenin mutlaka bir gündüzü de olur diye düşündüm.

DEMLENDİM

-Gündüz biraz geç oldu anlaşılan.

-Biraz geç oldu. Veren Allah, alan Allah. Sağa sola saldırayım, onunla konuşayım, şununla temasa geçeyim gibi bir derdim olmadı. Sıkıntılı günlerdi benim için. Bu süre içinde demlendik abi.

-Orhan Baba, ‘En büyük dert, dertlerin bitmesidir’ diyor. Dertler Kadir Çöpdemir’i biraz daha kıvama getirmiş gibi..

-Başımıza gelenler bir imtihandı. Bak şimdi telefonumu açayım, bir saniye boş durmaz. Ama o birbuçuk yıl içinde şu telefon hiç çalmadı. İnsanın bunlarla karşılaşması ve aşması çok önemli. Büyük bir imtihan geçirdik.

-Bunları yaşayınca ‘Şu vefasız alemin herşeyine darıldım’ duygusuna kapıldın mı?

-Kimseye darılmadım, kızmadım, isyan etmedim. Hak’tan geliyor, Hak’ka gidiyor diye düşündüm. Zaten maziden de biliyordum. İktidar ışıltılı birşey. Güç herkes için önemli. Sen yaptığın işin starıysan elinde bir güç vardır. Bu işi yapmaz olunca o güç gidiyor elden. Bunu biliyordum.

-O zaman fazla sarsıcı olmamıştır.

-Sarsıcı geçti abi! Paran yok, pulun yok. Bir odaya mahkumsun, dışarı çıkamıyorsun. Kendini demliyorsun ama nefis denen birşey var.

İŞSİZLİK ZOR

-Sokağa ve insanlara küstün mü?

-İlk zamanlar olmadı. Ama birbuçuk yıl uzun bir süre. Son zamanlara doğru duvara boş boş bakan bir adam haline gelmeye başlıyorsun. Hayatla buluştuğun alanları kaybedince kendini kötü hissediyorsun. Küsme oluyor tabi.

-Şeytanın bacağını nasıl kırdın?

-Artık ben ‘Öleyim bari’ diyordum. Tam o günlerde bir arkadaşım ‘Yahu bu Serdar Erener senin ahbabın değil mi?’ dedi. ‘Evet, ahbabım.’ ‘Türkiye’nin en büyük reklamcısı bu adam. Git, birşeyler yapalım de’ dedi. Serdar’a gittim. ‘Ben sana bir sponsor bulayım’ dedi ve buldu da. Radyoculuğa geri döndüm. Radyoculuk sürerken Hasan abiler Ekmek Teknesi’ni başlattı. Sağolsunlar, diziye kattılar beni. Arkasından Serdar reklamları gündeme getirdi. Bu günlere geldik.

-Radyo aleminde stardın ama belli bir kitle tanıyordu. Bence sen Ekmek Teknesi’yle sokağa indin, sokaktaki milyonların starı oldun. Doğru mu?

-Ekmek Teknesi başkaydı abi! Çok başarılı bir projeydi. Hem de herkes benim için ‘Ya ne sevimli, ne sempatik adam demeye başladı. Ekmek Teknesi, içimdeki sempatiyi sokaktaki insanlarla buluşturdu. Ekmek Teknesi büyük bir mühendislik başarısıydı, sağlam bir işti. Bana inanılmaz kapılar araladı.

-Kirli müthiş tiplemeydi ama dizi bitince o da bir kenara çekilmek zorunda kaldı.

-Kirli şimdi Kuzguncuk’ta kulübesinde kaşına kaşına yaşamaya devam ediyor.

-Kimdir bu Deli Duran? Kirli milyonları temsil ediyordu, Deli Duran kimi temsil ediyor?

-Tarih tekerrürden ibarettir derler ya. Biz de ‘Acaba şimdi yaşadıklarımızı daha öncede yaşadık mı?’ fikrinden yola çıkarak, Deli Duran tipini ortaya çıkardık. Bizim bugün yaşadıklarımızın iki yüz yıl önce de farklı bir tezahürü olmuş mudur? Olmuşsa nasıl olmuştura kafa yorup bu senaryoyu yazdım.

-Gerçeğin Ta Kendisi bir geyik proğramı mı? Tepkiler nasıl?

-Vatandaşın gündemini yansıtıyoruz. Hayata dokunuyoruz. Küfretmediği ve kanunlara aykırı bir durum olmadığı sürece konuşulanları ekrana yansıtıyoruz. Sokağın rengi, kokusu budur.

-Vatandaş mikrofon karşısında rol mü yapıyor?

-Valla ben bunu bilemem. Ama bana inanıyorlar ve güveniyorlar. Neticede sindirilmiş bir milletiz. İnsanlarda sindirilmişliğin etkisi kuşkusuz var.

-Konuşmaya çok teşneler ama konuşurken kafalarında farklı tilkileri de dolaştırıyorlar sanki.

-Alt beyinin etkisinde kalıyorlar. Zaman zaman bunu hissediyorum. Tepki, isyan ve öfkeyi hissediyorum ama bunları konuşurken fazla hissettirmiyorlar.

-Hiçbir fikri olmadığı halde sadece abuklamak için konuşanlar var. Onlar çok keyifli.

-O da sokağın bir rengi abi. Bir de bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma durumu var. Böyleleri de var ama çok eğlenceli durumlar da oluyor.

RUHUM TEMBEL

-Bu kadar iş Kadir Çöpdemir’in bünyesine fazla değil mi?

-Serdiğim zamanlar da oluyor. Tembellik güzel birşey. İstediğin birşeye ulaşamıyorsan o zaman tembellik güzel birşey değil. Tembel olmak istiyorum ama her istediğime de sahip olmak istiyorum. Tabiki ikisi birarada olmuyor. Çalışıyoruz. Babadan, dededen şöyle okkalı bir miras kalsaydı o zaman sererdim. Cirlop gibi bir hayatım olurdu. Ama çalışmak zorundayım.

-Bu tempo ne kadar sürecek?

-Çalışabildiğim kadar çalışacağım.

-Abi gövdeyi, ruhu dinlendir biraz. Bu işin sonu yok.

-Çok doğru söylüyorsun.

-Yap yığınağını, çekil kenara. Hayatın keyfine bak!

-Olmuyor abi, vergiler mergiler çok yüksek. Belimizi büküyor.

-Kayıtdışı diye birşey var abi bu memlekette! Haberin yok mu?

-Kimse yol göstermiyor. Kayıtdışına kaçayım diyorum, kimse kabul etmiyor!! Herkes belgeye, bilgiye dayalı çalışıyor abi!!

-Bu birikimin, bu jargonun arkasında ne var? Nereden besleniyorsun?

-İlkokul beşinci sınıftan bu yana çalışıyorum. İnşaat ameleliği bile yaptım. Ortaokuldan bu yana aklına kim gelirse okudum. Orta birde Kemal Tahir külliyatlarını yaladık, yuttuk. Ulan piç! Gidip dışarıda birşeyler yapacağına Kelleci Mehmet’i okumak ne lan? Yok abi. Saatlerce, günlerce okuduk. O zaman büyüklerim çok dövmedi, böyle olduk.

-Komik adamın en çok canını sıkan şey ne?

-Sokakta çok dolaşıyorum. Çok renkli ve dimanik bir insan malzememiz var. İçimi burkan birşey var. Hala kendine güvenen bir halk olamadık. Yarınlardan endişeliyiz. Bu beni üzüyor.

BAŞBAKANLA KEBAP YEDİ

-Başbakan’la gecenin bir yarısı kebap yemiş adamsın. Sırtın yere gelmez senin!

-İnşallah gelmez.

-Sofular’ın ara sokaklarında Başbakanla kebap yemek kaç faniye nasip oluyor?

-Doğru diyorsun abi. İnşallah sırtımız yere gelmez. Ama yine de korkuyorum. Yaşadıklarım üzerimde öyle bir etki bırakmış ki bir den atmak mümkün değil.

-Bu popülarite uzun sürer mi?

-Çok uzun sürmez. Bunu biliyorum. Her ne olursa olsun ben hayatta bir standardım olsun istiyorum.

BAZEN İSYAN EDİYORUM

-Sokaktan malzemeyi toparladıktan sonra montaja girerken zihninde acı bir fotoğraf kalıyor mu?

-Olmaz mı abi! Mizahla hayatı örtüştürerek birşey yapmaya çalışıyoruz. Türkçeyi nasıl kullanıyoruz? diye bir program yapıyoruz. Tam bunu konuşurken yanına bir teyze sokuluyor. Üstte yok, başta yok. ‘Oğlum, sen televizyoncusun. Sana birşey söyleyeceğim’ diyor. ‘Söyle teyze’ diyorum. ‘Benim oğlum şöyle, böyle, işsiz, zor durumda’ deyince ben ‘Ulan, yemişim dilini de, mikrofonunu da, hayatı da!’ diye bazen isyan ediyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND