Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“Darıcalı Birol Güven”in sıfırdan zirveye türk usulü yükselişi

Senaryosunu yazdığı aile hikayeleri ile üne kavuşan “Darıcalı Birol Güven”, yakaladığı başarıda türk usulü düşünmesinin rolünü Aksiyon”dan Cemal Kalyoncu”ya anlattı.

birol güven kimdir, birol güven, başarı hikayesi

CEMAL KALYONCU
AKSİYON

Senaryosunu yazdığı aile hikayeleri ile üne kavuşan Darıcalı Birol Güven, yakaladığı başarıdan sonra kadere inancının arttığını söylüyor. Çevresindeki karakterleri senaryolarında kullanan Güven’in kendisi Haluk aslında. Güven’in son zamanlarda başına gelenler ise, Türk tipi başarının birer örneği gibi.

Türk usulü başarı neden mutlaka dağılmayı da beraberinde getirir? Başarıyı kaldıramamak niye? Ya da neden başarı taşınamayacak kadar ağır gelir bizlere? Galatasaray Kulübü’nün 2000 yılında UEFA şampiyonu olmasından sonraki süreci hatırlayın. Tarihinin en kötü sezonlarından birini geçirmişti Galatasaray. Beşiktaş kuruluşunun 100. yılında şampiyon oldu. Sonrasındaki durumunu bilmeyen yok. Kurtlar Vadisi dizisi ile bir başarı yakaladıktan sonra da başarı beraberce paylaşılamadı. Örnekleri başka alanlarda çoğaltmak mümkün.

Peki ya, kendi deyimiyle ‘alt kültür’den gelme Giritli kasap Ali’nin torunu Birol Güven’in, Türk televizyon tarihi bir yana, dünya televizyonlarında dahi görülmemiş, tekrarın tekrarı yayınlandığında bile reyting başarısı yakalayan dizisi Çocuklar Duymasın’ın başına gelenlere ne demeli? Ayrılsak da Beraberiz ve En Son Babalar Duyar gibi televizyon izleyicisinin beğendiği dizilere imza atan yapımcı Birol Güven’in ‘başarı’ yüzünden neredeyse başına gelmedik kalmadı: “Krizle bitmeyen başarımız yok maalesef. Başarıyı ekip olarak paylaşamıyoruz.

Başarı olduğu anda insanlar o başarının mutluluğunu yaşamaktan çok, mutsuzluğunu yaşıyor. Bu, devlette de var. Ben, başarının bu kadar cezalandırıldığı bir ülke görmedim. Başarılı bir işadamı ile röportaj yapınca devlet ona vergi denetimine gidiyor, ‘Bunun cirosu iyidir. Gidin şunu inceleyin’ diye. Benim dostlarım var, röportaj kabul etmiyorlar bu yüzden. Çünkü vergi incelemesine geliyorlar.”

Darıca Türkiye’yi yansıtıyor

Başarılı işler yaptıktan sonra, yaşadıklarını düşününce Birol Güven’in söylediklerine hak vermemek elde değil: “Allah bizi ikinci yapsın yani. Bir, çok tehlikeli. Zirve çünkü. Zirve çok esiyor. İkilere birşey olmuyor.”

Birol Güven senaryo yazarı ve yapımcı olarak imza attığı dizilerle ortalama Türk televizyon izleyicisini ekrana bağlamış biri. Hatta, Güven, ortalamanın da çok üzerine çıkmış diyebiliriz. Başbakan iken, sağlığı müsait olmadığından doktorlarının televizyon izlemesine izin vermediği Bülent Ecevit gibi devlet adamları bile, Çocuklar Duymasın’ı izlemek için doktorundan özel izin alma ihtiyacı hissetmişti. Peki Birol Güven’in bu başarısının sırrı ne?

Güven’in, kendisine yönelik tespitlerine bakılırsa bunda Darıcalı olmasının izleri büyük. Güven’e göre Darıca, varoşuyla ile kentli ile Türkiye’nin küçük bir prototipi. Seçimlerde bile bunu gözlemlemek mümkün: “Ben, Darıca’daki gördüklerimin ve yaşadıklarımın Türkiye’yi bu kadar yansıttığını bilmezdim. Bu dizilerin başarısı ile birlikte ben ne yapmışım diye geriye dönüp bakıyorum. Orada yaşadıklarımı alıp yazmışım, bir de burada yaşadıklarımı alıp onlarla yan yana koymuşum. Aslında yaptığım o. İkisini yan yana koyunca komik oluyor zaten. Darıca’dakilerin Türkiye genelini bu kadar yakalayacağını tahmin etmiyordum.”

Çocukluğu tüp dağıtmakla geçmiş

Dizi senaryolarında yaşadıklarını yazan Birol Güven 1 Mayıs 1964’te Darıca’da gözlerini açmış dünyaya. Kalabalık bir ailesi olan Güven, çocuklar arasında üçüncü sırada. Kendisinden küçük bir de kızkardeşi bulunan Güven’in, annesi Aynur Hanım ve babası Erdoğan Bey Girit’ten gelip Darıca’ya yerleşmiş mübadele çocukları. Anne tarafından dedeleri müezzin olan Güven’in baba tarafından dedesi Ali Bey ve kardeşleri ise kasaplık yapmış. Erdoğan Güven ise konusunda ödülleri bulunan Türkiye’nin en eski Aygaz bayii.

Dolayısıyla Birol Güven de çocukluğundan itibaren hep babasının yanında çalışmış: “Çocukluk dönemi yok bende. Hatırladığım kadarı ile 10 yaşında iken dükkanda, kasada duruyordum. 10 yaşımda araba kullanıyordum. Çok net hatırlıyorum çünkü 11 yaşında ehliyetsiz araba kullanmaktan mahkemem vardı. Araba ile tüp dağıtıyordum.” Güven, bu işin faydalarını daha sonraki senaryo yazarlığı sürecinde gördüğünü düşünmektedir bugün: “Dolayısıyla ben gerçekten orta sınıf çok Türk evi gördüm. Çok aileleri tanıdım. Tanıdım derken çok ciddi tanıdım yani.”

Kendisini Aygaz mezunu olarak gören Güven, babasının yanında çalıştığından belki de başarılı bir öğrencilik hayatı olmaz: “Hiç unutamıyorum. Ortaokulda iken bir öğretmenim çocuklara ‘Derslerinize çalışın. Yoksa Birol gibi olursunuz’ demişti. Çünkü ben o zaman kahveye gidiyordum.”

Darıca Ortaokulu ve Gebze Lisesi’nden sonra 1983’te üniversiteli olan Güven, Hacettepe Üniversitesi Dil Bölümü’nü kazanır: “Laf olsun diye girdim. Tesadüfen kazandım. Esnaf çocuğu iseniz hayatınızda akademik hedef olmaz. Bence esnaf çocuklarının hedefi bir iş kurup büyütmek olur. Sınavda da biraz attım, tuttu yani.” Böylece Birol Güven ailesinden uzakta Ankara’da okumaya başlar.

Bu, onun ailesinden ilk ayrılışıdır: “O zamandan beri ben hep Darıca dışındayım. Ama bu süre içinde Darıca’ya gitmediğim hafta yok. Aile olarak birbirimize çok düşkünüz. Mesela iki gün gitmesem annem sitem eder. Ağabeylerim annemden 300 metre ileride oturuyor, annem ‘Bıraktılar, gittiler beni’ gibi öyle bir felsefe içinde. Yemekler hep böyle birlikte yenir hâlâ.”

1988 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra kısa bir zaman İngilizce öğretmenliği, animatörlük denemesi ve bir süre de turizm rehberliği ile meşgul olan Güven, biraz uzunca süre de yine turizmle ilgili işler yapar. 1997 senesinde ise bu işlerden uzaklaşır. Güven, bu tarihe kadar ‘komik ve eğlenceli’ bir adamdır: “Eskiden, aklıma bir espri geldiğinde yapıp gülüyorduk. Şimdi ise yazıyorum. O yüzden mizahçılarla ilk tanıştığımda hayal kırıklığına uğradım. Mizahçılar hiç eğlenceli insanlar değil çünkü. Çalışırken, hani biri ölmüş gibi düşünürler.”

Benim üzerime yazılmış bir senaryo var

Bu tarihten sonra kaderi onu bugünkü serüveninin başlaması için bir noktaya sürükler. Eğlenceli birisi olduğundan, arkadaşları, ona yeni kurulan radyolarda program yapma fikrini aşılar: “İş görüşmesi için Manajans’a gittim. Orada Yavuz Turgul’la tanıştım. ‘Böyle böyle bir şeyler yapıyorum’ dedim. O da bana ‘Gel seni Gani Müjde ile tanıştırayım’ dedi. Yani Yavuz Turgul beni burada, yolda gördü, aldı, Gani ile tanıştırdı.”

irol Güven, bugün geldiği noktadan, geriye dönüp hayata ve kadere baktığında artık daha farklı düşünmektedir: “(İnancın yaşanması anlamında) Kötü bir Müslümanım. Şöyle bir şey oldu. Hani son yıllarda biraz inancım arttı benim. Bizim ailemiz o kadar dini bütün değildir. Annem namaz kılar falan; ama bende bir ara böyle bir boşluk oldu. Fakat bu son dönemlerde hayatıma baktığımda, bu hayatın planlanmamış olduğunu düşünemiyorum. Mutlaka planlandığına inanıyorum. Yani benim üzerime yazılmış bir senaryo olduğuna inanıyorum. O da benim inancımı artırıyor, kadere olan inancımı artırdı bu. Yani herkesin bir senaryosu olduğuna inandım. Bugün geldiğimiz nokta falan, bütün bunlar bu kadar da basit olamaz diye düşünüyorum.”

Türk’ü Türk’e anlatarak para kazanıyor

Gani Müjde, tanışmalarının ardından Güven’e birlikte bir şirket kurmayı teklif eder. 1997 yılında yüzde 70’i Müjde’nin olmak üzere bir şirket kurarlar. “Gani, beni hiçbir zaman böyle direkt yazar olarak görmedi. Hani ben turizmin diğer tarafından anlıyorum falan. Ben yazı yazayım sen işleri yürüt dedi. Yıllarca muhasebe ile uğraştım o şirkette.” Şirkette ikilinin ortaklığı 2002 yılına kadar sürer. Daha sonra Birol Güven, eşi Burcu Güven’le beraber isim değişikliğine giderek MinT’i (Made in Turkey) kurar.

Performans Film Yapım Şirketi de bulunan Birol Güven, bugün durduğu noktaya aslında hiç de kolay gelmemiştir. Özellikle son beş yıl, sabahları 4-5’te kalkıp senaryolar yazan Güven, gecesini gündüzüne katarak çalışır. Gani Müjde ile başladığı bu işte Güven, Cem Özer’in televizyonda yayınlanan Laf Lafı Açıyor programına iki yıl metin yazarlığı yapar. Burada, Türkler ve Türk toplumu ile ilgili tespitlerde bulunur sürekli: “Çok sık görülen Türk davranışlarını not etmeye başladım. Zamanla bu bende alışkanlığa dönüştü. Hayata böyle bakmaya başladım.” Birol Güven, bir anlamda Türk’ü Türk’e anlatarak para kazanmaktadır bugün.

Televizyonda kendi senaryosu ile seyirci karşısına ilk kez TRT’de çıkan Güven için bu ilk program hiç de kolay olmaz. Ayrılsak da Beraberiz böyle başlar; Güven, para almadan, reklamcıların araya girmesiyle barter karşılığı yapar diziyi. Dizi tutar. Ardından Çocuklar Duymasın gelir: “Bizim senaryolarımızın içinde hastalık olmasın, kimse kanser olmasın dedik. Türk filmlerinde çok rastlanan büyük aldatmalar, insanları depresyona sokacak büyük problemler olmasın; sıradan insanların işini yapalım. Seyredenler asla sıkıntı hissetmesin. Hani bazı filmleri ailecek seyredemezsiniz, çoluk çocuk. Onlardan olmasın diye düşündük.”

Çocuklar Duymasın, beklenenin çok çok üzerinde bir ilgiyle karşılanır… Gerisini zaten bütün Türkiye biliyor. Birol Güven, ardından, yine bir aile dizisi olan En Son Babalar Duyar’la çıkar televizyon izleyicisinin karşısına. O da çok iyi başarı grafiği yakalar. O kadar ki, dizinin oyuncuları ile başarı yüzünden arası bile açılır. Birol Güven, bu kadar başarılı olmasının sırrını hayatın sıradanlığında aramaktadır: “Benim ilgi görmemim nedeni belki de hayatın o kadar ilginç olmaması. O kadar çok insanın hayatı ilginç değil ki…” Zaten bu durum, senaryolarda da ortaya çıkmaktadır.

Güven’in bir özelliği de dizilerde kullandığı karakterleri ve onlara yüklediği özelliklerin birçoğunu kendi çevresinden uyarlamış olmasıdır.

– Haluk karakteri siz misiniz?

Olabilir. Yani bire bir olmaz ama Haluk, tipik bir Darıcalıdır aslında. Darıca tüm Türkiye’yi yansıtır. Haluk için ‘aynı ben’ demelerinin nedeni de o. Meltem kentlidir mesela. Onların evliliği de tipik bir Türk evliliğidir. Kadın modern, erkek modernliğe direnen kişidir aslında benim anlattıklarımda. Haluk’un birçok özelliği belki bende var ama yüzde 100 değildir. Yüzde 70 falandır. Yüzde 30 Selamilik vardır bende. Özellikle Selami’nin çocuğuyla ilişkisinde olduğu gibi.

Dizide iki çocuk sahibi Meltem-Haluk ikilisi gibidir Birol Güven ile eşi Burcu Güven’in birlikteliği de. Onların da biri 1997 doğumlu Can, diğeri 2003 doğumlu Öykü adında iki çocukları vardır: “Dizi zaten küçük problemler üzerine kurulu. Benim evliliğimde de bütün problemlerim çok minik böyle. Küçük problemler olduğu için hep eşinizin dediği oluyor. Mesela evimiz süse yöneliktir, konfora yönelik bir ev değildir. Koltuğa oturursanız rahat oturamazsınız. Koltuğu seyretmek güzeldir. Mesela böyle birçok problem vardır.”

Birol Güven’in, dost veya akrabalarından uyarlayarak ortaya çıkardığı iki karakter daha vardır. Hem de bunlar onun çok yakınıdır. “En Son Babalar Duyar’daki baba kayınpederimdir. Dizideki Ali Erkazan fizik ve karakter olarak da kayınpederime çok benzer. Bire bir o aileyi anlatmadık orada ama özellikle baba ve oğul ilişkisi benim kayınpederim ve kayınbiraderimdir yani.”

– Ailede dizi karakteri çıkaracak epey insan var galiba?

“Çok var. Anlatabilirim yani. Orta sınıf Türk ailelerinin hepsini çok iyi anlatırım.”

Birol Güven’in tiplemelerinde en çok tartışılan ve konuşulan iki kişi ise Feridun ile Kadir’dir. Yani Ayrılsak da Beraberiz’deki ‘bitirim’ Feridun ile En Son Babalar Duyar’daki ‘damat’ Kadir…

– Feridun ve Kadir çevrenizden birileri mi?

“Bire bir yakın çevremdir. Yakın akrabam ve arkadaşımız falan… Ama çok negatif bir karakter olduğu için onları söylemeyeceğim.”

Bu ikisinin ortak özellikleri, hayatta, ‘yırtmak’ için her yolu deneyen, üçkağıtçı tipler olmasıdır: “Türkiye’deki en büyük problem, üzerinde konuşulabilecek, hatta kürsüler kurulabilecek şey ‘yırtmaktır’. Herkes bulunduğu yerden bir sınıf atlamaya çalışıyor. Para, güç, prestij bulmaya çabalıyor. Ve bu ‘yırtma’ mücadelesi içinde bir kısım var ki çok seviliyor. Onlar üçkağıtçı kurnazlar. Türk insanı bunu çok seviyor. Ama başarılı olmazsa seviyor. Bunlar her yolu dener ama başarılı olamaz. Bu, zaten Türk insanıdır. Çünkü Türk insanı da ‘yırtmak’ için o tarz bir çaba içinde olduğu için; ama bir türlü yırtamadığı için, onun da yırtamadığını görüp, onu çok seviyor.”

‘Pınar bu işten kârlı çıktı’

– Çocuklar Duymasın dizi ekibi, koyduğunuz kaideler üzere dağıldı. Pişman mısınız?

“Yarın da öbür gün de aynı şeyi yapardım. Marka sadakatidir bu. Bütün bunları başarılı olmak için yaptım. Böyle çok ahlakçı bir tavır içinde yapmadım. Yanlış da anlaşılmış olabilirim. Gelen mesajlardan şöyle bir şey çıkardım. Türkiye’de ahlaki değerlere sahip olmak diye böyle bir trend yok. Tam tersi, yani öbür taraf daha aktif. Zaten yaşadığımız olaylara bakıldığında ben böyle kendimi çok suçlu da hissetmiyorum. İkisinde de hiç bir suçum yok. İkisi de çok büyük olay.”

Tamer Karadağlı ile dostluğunu sürdüren Güven, Pınar Altuğ’la olan münasebetinin ise ‘çıkar ilişkisine dayalı olduğu’ için onun tarafından sona erdirildiğini söylüyor: “Pınar, aşkı için bedel ödeyen bir kadın olarak bu işten kârlı bile çıktı. Öyle algılansın. Ben o konuda sessiz kalmayı tercih ettim. Kamera arkası bir insanım. Suçlu da çıkabilirim. Çok dert etmedim. Her şeyi zaman gösterecek.”

Peki şöhret olmak, sıradan bir hayat sürecek iken, belki de babasının Aygaz bayisini büyütüp geliştirmekten başka gayesi bulunmayan Birol Güven’i nasıl etkiledi? “Başta sadece benim ailemde değil, tüm Darıca’da çok büyük bir şaşkınlık yaşandı. Sonra benim o şöhretle belli bir tavır değişikliği içinde olacağım öngörüldü herhalde. Ama şimdi benimle birlikte şöhretin çok da sıradan bir şey olduğunu öğrendiler. Aynı yerde oturuyorum. Şöhret gibi yaşamıyorum. Yine kahveye gidiyorum. Arkadaşlarım geliyor Darıca’dan…”

‘Levent-Etiler’de ufuk açıcı bir şey yok’

Yaz aylarında Darıca’da oturan Güven, kışın da haftanın iki-üç günü gidip geliyor ailesinin yanına. Hatta işlerini Darıca’dan da yapabileceğini düşünüyor. Çünkü Darıca’da olmak, o büyüdüğü çevreden kopmamak, onun üretken olması demek. Ona göre burada yaşamaya çok fazla gerek yok. Çünkü kısır geliyor buralar, yani şehir ona: “Levent-Etiler-Ulus üçgeninde insanın ufkunu açan bir şey yok. Buraların kendi içinde bir rutine girdiğine inanıyorum. Yemekleri bile aynı. Hem biyolojik olarak da gececi bir insan değilim ben. Erken yatan biriyim.”

Bazen ilham gelip böyle bir rüzgar savurduğunda bir sürü projeler ürettiği oluyor Güven’in. Sonra ilham çekip gidince başka bir düşünceye dalıyor o: “Bazen böyle kendimi çok iyi hissettiğimde, projeler yapmak istiyorum. Sinemalar, yeni şeyler. Sonra ayaklarım yere basıyor ve biz bunları realize edemeyiz diye düşünüyorum.”

Çocuklarına düşkünlüğünü ‘eğer fobi ise fobi’ sayan, hayatta pişman olmamayı kendine öğreten, roman okuma eksiği olduğunu söyleyen, faydacı kitapları tercih eden, dış mekanlardaki müzik kirliliğinden şikayet edip ‘müziksizlik müziğini’ arayan, son günlerdeki ruh haline uygun olarak Rafet el Roman dinleyen, Sting’i ise çoğunlukla tercih eden, son yıllardaki en büyük problemini çok çok çalışmak olarak özetleyen, hobisi olmayan Beşiktaş eski yöneticisi Birol Güven, gülme rahatsızlığı sebebiyle, oğlunun dizilerini izlemesine kısmen izin verilmeyen babası Erdoğan Bey’in aksine, hiçbir yasağı (!) olmamasına rağmen senaryosunu kendi yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği dizilerini izlemiyor:

“İzlemiyorum. Beğenmiyorum ya kendi yazdıklarımı.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Tarihin ilk hackerıyla tanışmak ister misiniz?

mıt, bilgisayar şifresi kıran ilk hacker, allan scherr

Bilgisayar çağı boyunca birçok şifreleme yöntemi geliştirildi ve kırıldı. Peki bu şifreler hayatımıza ne zaman girdi? İşte bir bilgisayarın şifresini kıran ilk insan Allan Scherr ve hikayesi…

Allan Scherr: Bilgisayar şifresi kıran ilk hacker

1962 yılında ABD’nin en prestijli üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki (MIT) bilim insanları bilgisayarların güvenliği için yeni bir sistem geliştirdi: Şifre.

Zaman paylaşımlı işletim sistemini (CTSS) kullanan MIT’li araştırmacılar, o dönem bilgisayarları paylaşmak zorundaydı ve kullanım süreleri kısıtlıydı.

Farklı kullanıcıların dünyanın farklı yerlerinden ve bir telefon ağı aracılığıyla girdiği sistemi sömürenler de yok değildi.

Nihayetinde her çalışana sisteme erişmesi için kişisel bir şifre verilmesine karar verildi.

Günümüzde bilgisayar ve internet teknolojileri için güvenlik olmazsa olmaz. 1960’lı yıllarda ise şifre kavramı bilgisayar dünyası için çok yeniydi.

Tüm şifrelere giden dosya

Bilgisayar bilimci Fernando Corbató’nun geliştirdiği bu sistemle bilgisayara girenler, kendilerine ayrılan süre bittiğinde sisteme yeniden giriş yapamıyordu.

Ancak her güvenlik sistemi gibi bunu da istismar edecek biri çıktı: MIT’de yüksek lisans eğitimini sürdüren genç bilgisayar bilimci Allan Scherr.

Scherr, yüksek lisans tezi için bu sistemin performansını ölçmeliydi. Ancak toplamda sadece 10 saati vardı:

“Bu sistemdeki farklı değişkenleri ölçebilmem için özel erişim iznim vardı. Yaklaşık 30 simulasyon hazırlamalıydım ama bana ayrılan süre çok azdı. Daha çok süre istedim ve reddettiler. Ben de bana ayrılan süreyi sıfıra indirmenin yolunu buldum.”

Scherr önce tüm şifrelerin toplandığı ‘Gizli kullanıcı şifreleri’ isimli dosyayı buldu. Dosya isminde ‘gizli’ kelimesi özellikle tersten yazılmıştı.

Kimsenin haberi bile olmadan bu dosyayı yazdırmanın bir yolunu bulan Scherr, sistemde kullanılan tüm kişisel şifrelerin bir kopyasına sahip oldu.

“Artık sisteme istediğim zaman ve sürede girebiliyordum” diyen Scherr, arkasını kollaması için bir de suç arkadaşı buldu.

Programın finansal yöneticisine sus payı olarak şifrelerin listesini el altından vermeyi teklif etti, o da kabul etti.

Scherr patronlarından bazılarının sistemlerini hacklemekle kalmayıp, arkasında onlarla dalga geçen mesajlar bırakıyordu.

‘Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum’

1960’lu yıllardan sonra şifre kullanımı günlük hayatın bir parçası olmaya başladı.

Hava limanlarında da yolcu bilgilerine erişim için şifreler kullanılmaya başlandı. 1970’li yıllarda artık banka müşterileri hesap bilgilerine bu sistemle ulaşıyordu.

1980’lere gelindiğinde şifre gerektiren paylaşımlı bilgisayarların kullanımı yaygınlaştı.

Şifre, ekmek ve su gibi en temel ihtiyaçlarımızdan biri haline geldi.

Scherr’e göre, bir gün uyanıp da kendi yaşamımıza erişimimizin engellendiğini öğreneceğimiz yakın:

“Bence şimdiden bunu yaşıyoruz. Telefona pin kodunu birkaç kez yanlış giriyoruz, telefon devre dışı kalıyor.”

MIT’yi bitirdikten sonra 30 yıla yakın IBM teknoloji şirketinde çalışan Scherr, IBM’in yazılım sistemi ve uygulama ve mini bilgisayarlarla iletişim ağını geliştiren kişiydi.

Peki bilgisayar endüstrisinin ilk hackerlarından Scherr, başkalarının onun şifresini kırmasını nasıl engelliyor?

‘Kırılamaz şifre’nin formülü ne olabilir?

Sherr’in yanıtı şaşırtıcı:

“Kafamı bir sürü şifreyle doldurmaktan hoşlanmıyorum.

“Ezberlediğim uzun ve karmaşık tek bir şifre var, tüm şifrelerimi yöneten bir uygulamaya girmemi sağlıyor.”

Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND