Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

“Darıcalı Birol Güven”in sıfırdan zirveye türk usulü yükselişi

Senaryosunu yazdığı aile hikayeleri ile üne kavuşan “Darıcalı Birol Güven”, yakaladığı başarıda türk usulü düşünmesinin rolünü Aksiyon”dan Cemal Kalyoncu”ya anlattı.

CEMAL KALYONCU
AKSİYON

Senaryosunu yazdığı aile hikayeleri ile üne kavuşan Darıcalı Birol Güven, yakaladığı başarıdan sonra kadere inancının arttığını söylüyor. Çevresindeki karakterleri senaryolarında kullanan Güven’in kendisi Haluk aslında. Güven’in son zamanlarda başına gelenler ise, Türk tipi başarının birer örneği gibi.

Türk usulü başarı neden mutlaka dağılmayı da beraberinde getirir? Başarıyı kaldıramamak niye? Ya da neden başarı taşınamayacak kadar ağır gelir bizlere? Galatasaray Kulübü’nün 2000 yılında UEFA şampiyonu olmasından sonraki süreci hatırlayın. Tarihinin en kötü sezonlarından birini geçirmişti Galatasaray. Beşiktaş kuruluşunun 100. yılında şampiyon oldu. Sonrasındaki durumunu bilmeyen yok. Kurtlar Vadisi dizisi ile bir başarı yakaladıktan sonra da başarı beraberce paylaşılamadı. Örnekleri başka alanlarda çoğaltmak mümkün.

Peki ya, kendi deyimiyle ‘alt kültür’den gelme Giritli kasap Ali’nin torunu Birol Güven’in, Türk televizyon tarihi bir yana, dünya televizyonlarında dahi görülmemiş, tekrarın tekrarı yayınlandığında bile reyting başarısı yakalayan dizisi Çocuklar Duymasın’ın başına gelenlere ne demeli? Ayrılsak da Beraberiz ve En Son Babalar Duyar gibi televizyon izleyicisinin beğendiği dizilere imza atan yapımcı Birol Güven’in ‘başarı’ yüzünden neredeyse başına gelmedik kalmadı: “Krizle bitmeyen başarımız yok maalesef. Başarıyı ekip olarak paylaşamıyoruz.

Başarı olduğu anda insanlar o başarının mutluluğunu yaşamaktan çok, mutsuzluğunu yaşıyor. Bu, devlette de var. Ben, başarının bu kadar cezalandırıldığı bir ülke görmedim. Başarılı bir işadamı ile röportaj yapınca devlet ona vergi denetimine gidiyor, ‘Bunun cirosu iyidir. Gidin şunu inceleyin’ diye. Benim dostlarım var, röportaj kabul etmiyorlar bu yüzden. Çünkü vergi incelemesine geliyorlar.”

Darıca Türkiye’yi yansıtıyor

Başarılı işler yaptıktan sonra, yaşadıklarını düşününce Birol Güven’in söylediklerine hak vermemek elde değil: “Allah bizi ikinci yapsın yani. Bir, çok tehlikeli. Zirve çünkü. Zirve çok esiyor. İkilere birşey olmuyor.”

Birol Güven senaryo yazarı ve yapımcı olarak imza attığı dizilerle ortalama Türk televizyon izleyicisini ekrana bağlamış biri. Hatta, Güven, ortalamanın da çok üzerine çıkmış diyebiliriz. Başbakan iken, sağlığı müsait olmadığından doktorlarının televizyon izlemesine izin vermediği Bülent Ecevit gibi devlet adamları bile, Çocuklar Duymasın’ı izlemek için doktorundan özel izin alma ihtiyacı hissetmişti. Peki Birol Güven’in bu başarısının sırrı ne?

Güven’in, kendisine yönelik tespitlerine bakılırsa bunda Darıcalı olmasının izleri büyük. Güven’e göre Darıca, varoşuyla ile kentli ile Türkiye’nin küçük bir prototipi. Seçimlerde bile bunu gözlemlemek mümkün: “Ben, Darıca’daki gördüklerimin ve yaşadıklarımın Türkiye’yi bu kadar yansıttığını bilmezdim. Bu dizilerin başarısı ile birlikte ben ne yapmışım diye geriye dönüp bakıyorum. Orada yaşadıklarımı alıp yazmışım, bir de burada yaşadıklarımı alıp onlarla yan yana koymuşum. Aslında yaptığım o. İkisini yan yana koyunca komik oluyor zaten. Darıca’dakilerin Türkiye genelini bu kadar yakalayacağını tahmin etmiyordum.”

Çocukluğu tüp dağıtmakla geçmiş

Dizi senaryolarında yaşadıklarını yazan Birol Güven 1 Mayıs 1964’te Darıca’da gözlerini açmış dünyaya. Kalabalık bir ailesi olan Güven, çocuklar arasında üçüncü sırada. Kendisinden küçük bir de kızkardeşi bulunan Güven’in, annesi Aynur Hanım ve babası Erdoğan Bey Girit’ten gelip Darıca’ya yerleşmiş mübadele çocukları. Anne tarafından dedeleri müezzin olan Güven’in baba tarafından dedesi Ali Bey ve kardeşleri ise kasaplık yapmış. Erdoğan Güven ise konusunda ödülleri bulunan Türkiye’nin en eski Aygaz bayii.

Dolayısıyla Birol Güven de çocukluğundan itibaren hep babasının yanında çalışmış: “Çocukluk dönemi yok bende. Hatırladığım kadarı ile 10 yaşında iken dükkanda, kasada duruyordum. 10 yaşımda araba kullanıyordum. Çok net hatırlıyorum çünkü 11 yaşında ehliyetsiz araba kullanmaktan mahkemem vardı. Araba ile tüp dağıtıyordum.” Güven, bu işin faydalarını daha sonraki senaryo yazarlığı sürecinde gördüğünü düşünmektedir bugün: “Dolayısıyla ben gerçekten orta sınıf çok Türk evi gördüm. Çok aileleri tanıdım. Tanıdım derken çok ciddi tanıdım yani.”

Kendisini Aygaz mezunu olarak gören Güven, babasının yanında çalıştığından belki de başarılı bir öğrencilik hayatı olmaz: “Hiç unutamıyorum. Ortaokulda iken bir öğretmenim çocuklara ‘Derslerinize çalışın. Yoksa Birol gibi olursunuz’ demişti. Çünkü ben o zaman kahveye gidiyordum.”

Darıca Ortaokulu ve Gebze Lisesi’nden sonra 1983’te üniversiteli olan Güven, Hacettepe Üniversitesi Dil Bölümü’nü kazanır: “Laf olsun diye girdim. Tesadüfen kazandım. Esnaf çocuğu iseniz hayatınızda akademik hedef olmaz. Bence esnaf çocuklarının hedefi bir iş kurup büyütmek olur. Sınavda da biraz attım, tuttu yani.” Böylece Birol Güven ailesinden uzakta Ankara’da okumaya başlar.

Bu, onun ailesinden ilk ayrılışıdır: “O zamandan beri ben hep Darıca dışındayım. Ama bu süre içinde Darıca’ya gitmediğim hafta yok. Aile olarak birbirimize çok düşkünüz. Mesela iki gün gitmesem annem sitem eder. Ağabeylerim annemden 300 metre ileride oturuyor, annem ‘Bıraktılar, gittiler beni’ gibi öyle bir felsefe içinde. Yemekler hep böyle birlikte yenir hâlâ.”

1988 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra kısa bir zaman İngilizce öğretmenliği, animatörlük denemesi ve bir süre de turizm rehberliği ile meşgul olan Güven, biraz uzunca süre de yine turizmle ilgili işler yapar. 1997 senesinde ise bu işlerden uzaklaşır. Güven, bu tarihe kadar ‘komik ve eğlenceli’ bir adamdır: “Eskiden, aklıma bir espri geldiğinde yapıp gülüyorduk. Şimdi ise yazıyorum. O yüzden mizahçılarla ilk tanıştığımda hayal kırıklığına uğradım. Mizahçılar hiç eğlenceli insanlar değil çünkü. Çalışırken, hani biri ölmüş gibi düşünürler.”

Benim üzerime yazılmış bir senaryo var

Bu tarihten sonra kaderi onu bugünkü serüveninin başlaması için bir noktaya sürükler. Eğlenceli birisi olduğundan, arkadaşları, ona yeni kurulan radyolarda program yapma fikrini aşılar: “İş görüşmesi için Manajans’a gittim. Orada Yavuz Turgul’la tanıştım. ‘Böyle böyle bir şeyler yapıyorum’ dedim. O da bana ‘Gel seni Gani Müjde ile tanıştırayım’ dedi. Yani Yavuz Turgul beni burada, yolda gördü, aldı, Gani ile tanıştırdı.”

irol Güven, bugün geldiği noktadan, geriye dönüp hayata ve kadere baktığında artık daha farklı düşünmektedir: “(İnancın yaşanması anlamında) Kötü bir Müslümanım. Şöyle bir şey oldu. Hani son yıllarda biraz inancım arttı benim. Bizim ailemiz o kadar dini bütün değildir. Annem namaz kılar falan; ama bende bir ara böyle bir boşluk oldu. Fakat bu son dönemlerde hayatıma baktığımda, bu hayatın planlanmamış olduğunu düşünemiyorum. Mutlaka planlandığına inanıyorum. Yani benim üzerime yazılmış bir senaryo olduğuna inanıyorum. O da benim inancımı artırıyor, kadere olan inancımı artırdı bu. Yani herkesin bir senaryosu olduğuna inandım. Bugün geldiğimiz nokta falan, bütün bunlar bu kadar da basit olamaz diye düşünüyorum.”

Türk’ü Türk’e anlatarak para kazanıyor

Gani Müjde, tanışmalarının ardından Güven’e birlikte bir şirket kurmayı teklif eder. 1997 yılında yüzde 70’i Müjde’nin olmak üzere bir şirket kurarlar. “Gani, beni hiçbir zaman böyle direkt yazar olarak görmedi. Hani ben turizmin diğer tarafından anlıyorum falan. Ben yazı yazayım sen işleri yürüt dedi. Yıllarca muhasebe ile uğraştım o şirkette.” Şirkette ikilinin ortaklığı 2002 yılına kadar sürer. Daha sonra Birol Güven, eşi Burcu Güven’le beraber isim değişikliğine giderek MinT’i (Made in Turkey) kurar.

Performans Film Yapım Şirketi de bulunan Birol Güven, bugün durduğu noktaya aslında hiç de kolay gelmemiştir. Özellikle son beş yıl, sabahları 4-5’te kalkıp senaryolar yazan Güven, gecesini gündüzüne katarak çalışır. Gani Müjde ile başladığı bu işte Güven, Cem Özer’in televizyonda yayınlanan Laf Lafı Açıyor programına iki yıl metin yazarlığı yapar. Burada, Türkler ve Türk toplumu ile ilgili tespitlerde bulunur sürekli: “Çok sık görülen Türk davranışlarını not etmeye başladım. Zamanla bu bende alışkanlığa dönüştü. Hayata böyle bakmaya başladım.” Birol Güven, bir anlamda Türk’ü Türk’e anlatarak para kazanmaktadır bugün.

Televizyonda kendi senaryosu ile seyirci karşısına ilk kez TRT’de çıkan Güven için bu ilk program hiç de kolay olmaz. Ayrılsak da Beraberiz böyle başlar; Güven, para almadan, reklamcıların araya girmesiyle barter karşılığı yapar diziyi. Dizi tutar. Ardından Çocuklar Duymasın gelir: “Bizim senaryolarımızın içinde hastalık olmasın, kimse kanser olmasın dedik. Türk filmlerinde çok rastlanan büyük aldatmalar, insanları depresyona sokacak büyük problemler olmasın; sıradan insanların işini yapalım. Seyredenler asla sıkıntı hissetmesin. Hani bazı filmleri ailecek seyredemezsiniz, çoluk çocuk. Onlardan olmasın diye düşündük.”

Çocuklar Duymasın, beklenenin çok çok üzerinde bir ilgiyle karşılanır… Gerisini zaten bütün Türkiye biliyor. Birol Güven, ardından, yine bir aile dizisi olan En Son Babalar Duyar’la çıkar televizyon izleyicisinin karşısına. O da çok iyi başarı grafiği yakalar. O kadar ki, dizinin oyuncuları ile başarı yüzünden arası bile açılır. Birol Güven, bu kadar başarılı olmasının sırrını hayatın sıradanlığında aramaktadır: “Benim ilgi görmemim nedeni belki de hayatın o kadar ilginç olmaması. O kadar çok insanın hayatı ilginç değil ki…” Zaten bu durum, senaryolarda da ortaya çıkmaktadır.

Güven’in bir özelliği de dizilerde kullandığı karakterleri ve onlara yüklediği özelliklerin birçoğunu kendi çevresinden uyarlamış olmasıdır.

– Haluk karakteri siz misiniz?

Olabilir. Yani bire bir olmaz ama Haluk, tipik bir Darıcalıdır aslında. Darıca tüm Türkiye’yi yansıtır. Haluk için ‘aynı ben’ demelerinin nedeni de o. Meltem kentlidir mesela. Onların evliliği de tipik bir Türk evliliğidir. Kadın modern, erkek modernliğe direnen kişidir aslında benim anlattıklarımda. Haluk’un birçok özelliği belki bende var ama yüzde 100 değildir. Yüzde 70 falandır. Yüzde 30 Selamilik vardır bende. Özellikle Selami’nin çocuğuyla ilişkisinde olduğu gibi.

Dizide iki çocuk sahibi Meltem-Haluk ikilisi gibidir Birol Güven ile eşi Burcu Güven’in birlikteliği de. Onların da biri 1997 doğumlu Can, diğeri 2003 doğumlu Öykü adında iki çocukları vardır: “Dizi zaten küçük problemler üzerine kurulu. Benim evliliğimde de bütün problemlerim çok minik böyle. Küçük problemler olduğu için hep eşinizin dediği oluyor. Mesela evimiz süse yöneliktir, konfora yönelik bir ev değildir. Koltuğa oturursanız rahat oturamazsınız. Koltuğu seyretmek güzeldir. Mesela böyle birçok problem vardır.”

Birol Güven’in, dost veya akrabalarından uyarlayarak ortaya çıkardığı iki karakter daha vardır. Hem de bunlar onun çok yakınıdır. “En Son Babalar Duyar’daki baba kayınpederimdir. Dizideki Ali Erkazan fizik ve karakter olarak da kayınpederime çok benzer. Bire bir o aileyi anlatmadık orada ama özellikle baba ve oğul ilişkisi benim kayınpederim ve kayınbiraderimdir yani.”

– Ailede dizi karakteri çıkaracak epey insan var galiba?

“Çok var. Anlatabilirim yani. Orta sınıf Türk ailelerinin hepsini çok iyi anlatırım.”

Birol Güven’in tiplemelerinde en çok tartışılan ve konuşulan iki kişi ise Feridun ile Kadir’dir. Yani Ayrılsak da Beraberiz’deki ‘bitirim’ Feridun ile En Son Babalar Duyar’daki ‘damat’ Kadir…

– Feridun ve Kadir çevrenizden birileri mi?

“Bire bir yakın çevremdir. Yakın akrabam ve arkadaşımız falan… Ama çok negatif bir karakter olduğu için onları söylemeyeceğim.”

Bu ikisinin ortak özellikleri, hayatta, ‘yırtmak’ için her yolu deneyen, üçkağıtçı tipler olmasıdır: “Türkiye’deki en büyük problem, üzerinde konuşulabilecek, hatta kürsüler kurulabilecek şey ‘yırtmaktır’. Herkes bulunduğu yerden bir sınıf atlamaya çalışıyor. Para, güç, prestij bulmaya çabalıyor. Ve bu ‘yırtma’ mücadelesi içinde bir kısım var ki çok seviliyor. Onlar üçkağıtçı kurnazlar. Türk insanı bunu çok seviyor. Ama başarılı olmazsa seviyor. Bunlar her yolu dener ama başarılı olamaz. Bu, zaten Türk insanıdır. Çünkü Türk insanı da ‘yırtmak’ için o tarz bir çaba içinde olduğu için; ama bir türlü yırtamadığı için, onun da yırtamadığını görüp, onu çok seviyor.”

‘Pınar bu işten kârlı çıktı’

– Çocuklar Duymasın dizi ekibi, koyduğunuz kaideler üzere dağıldı. Pişman mısınız?

“Yarın da öbür gün de aynı şeyi yapardım. Marka sadakatidir bu. Bütün bunları başarılı olmak için yaptım. Böyle çok ahlakçı bir tavır içinde yapmadım. Yanlış da anlaşılmış olabilirim. Gelen mesajlardan şöyle bir şey çıkardım. Türkiye’de ahlaki değerlere sahip olmak diye böyle bir trend yok. Tam tersi, yani öbür taraf daha aktif. Zaten yaşadığımız olaylara bakıldığında ben böyle kendimi çok suçlu da hissetmiyorum. İkisinde de hiç bir suçum yok. İkisi de çok büyük olay.”

Tamer Karadağlı ile dostluğunu sürdüren Güven, Pınar Altuğ’la olan münasebetinin ise ‘çıkar ilişkisine dayalı olduğu’ için onun tarafından sona erdirildiğini söylüyor: “Pınar, aşkı için bedel ödeyen bir kadın olarak bu işten kârlı bile çıktı. Öyle algılansın. Ben o konuda sessiz kalmayı tercih ettim. Kamera arkası bir insanım. Suçlu da çıkabilirim. Çok dert etmedim. Her şeyi zaman gösterecek.”

Peki şöhret olmak, sıradan bir hayat sürecek iken, belki de babasının Aygaz bayisini büyütüp geliştirmekten başka gayesi bulunmayan Birol Güven’i nasıl etkiledi? “Başta sadece benim ailemde değil, tüm Darıca’da çok büyük bir şaşkınlık yaşandı. Sonra benim o şöhretle belli bir tavır değişikliği içinde olacağım öngörüldü herhalde. Ama şimdi benimle birlikte şöhretin çok da sıradan bir şey olduğunu öğrendiler. Aynı yerde oturuyorum. Şöhret gibi yaşamıyorum. Yine kahveye gidiyorum. Arkadaşlarım geliyor Darıca’dan…”

‘Levent-Etiler’de ufuk açıcı bir şey yok’

Yaz aylarında Darıca’da oturan Güven, kışın da haftanın iki-üç günü gidip geliyor ailesinin yanına. Hatta işlerini Darıca’dan da yapabileceğini düşünüyor. Çünkü Darıca’da olmak, o büyüdüğü çevreden kopmamak, onun üretken olması demek. Ona göre burada yaşamaya çok fazla gerek yok. Çünkü kısır geliyor buralar, yani şehir ona: “Levent-Etiler-Ulus üçgeninde insanın ufkunu açan bir şey yok. Buraların kendi içinde bir rutine girdiğine inanıyorum. Yemekleri bile aynı. Hem biyolojik olarak da gececi bir insan değilim ben. Erken yatan biriyim.”

Bazen ilham gelip böyle bir rüzgar savurduğunda bir sürü projeler ürettiği oluyor Güven’in. Sonra ilham çekip gidince başka bir düşünceye dalıyor o: “Bazen böyle kendimi çok iyi hissettiğimde, projeler yapmak istiyorum. Sinemalar, yeni şeyler. Sonra ayaklarım yere basıyor ve biz bunları realize edemeyiz diye düşünüyorum.”

Çocuklarına düşkünlüğünü ‘eğer fobi ise fobi’ sayan, hayatta pişman olmamayı kendine öğreten, roman okuma eksiği olduğunu söyleyen, faydacı kitapları tercih eden, dış mekanlardaki müzik kirliliğinden şikayet edip ‘müziksizlik müziğini’ arayan, son günlerdeki ruh haline uygun olarak Rafet el Roman dinleyen, Sting’i ise çoğunlukla tercih eden, son yıllardaki en büyük problemini çok çok çalışmak olarak özetleyen, hobisi olmayan Beşiktaş eski yöneticisi Birol Güven, gülme rahatsızlığı sebebiyle, oğlunun dizilerini izlemesine kısmen izin verilmeyen babası Erdoğan Bey’in aksine, hiçbir yasağı (!) olmamasına rağmen senaryosunu kendi yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği dizilerini izlemiyor:

“İzlemiyorum. Beğenmiyorum ya kendi yazdıklarımı.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND