Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Daha mükemmel, mükemmelin düşmanıdır!

Mükemmel olmak pek çoklarına yetmez oldu. Pürüzsüz mükemmellik arayışı yoğun stres olarak geri dönüyor. Daha mükemmele ulaşma çabası içinde pek çok fırsat değerlendirilmeden bir kenara atılıyor…

Mükemmel olmak pek çoklarına yetmez oldu. Pürüzsüz mükemmellik arayışı yoğun stres olarak geri dönüyor. Daha mükemmele ulaşma çabası içinde pek çok fırsat değerlendirilmeden bir kenara atılıyor…

MÜKEMMELİYETÇİLİK

Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışırken çok şey kaçırıyoruz bu hayatta. Yapmayı düşündüğümüz şey o kadar çok gözümüzde büyüyor ki bir türlü başlayamıyoruz. Sadece yapar halde olmanın mükemmel duygusundan uzağız. Her şeyi bir kategoriye koymuş, yasamı raflara kaldırıyoruz. Peki nereden ve ne zaman başlayacağız! Hayatımızda kaçırdığımız anlar, rafa kaldırdığımız anlardan daha mı mükemmel? Kendimizin hata yapmasına izin bile vermiyoruz, sonra neden mükemmel olmadığımızı düşünüyoruz.

Mükemmel nedir? Kime göre, neye göre mükemmel. Biz pürüzsüz mükemmellikte uygulamalar yapmaya çalışıyoruz. Ama zaten bu zillin yapısının pürüzlerle dolu olduğunun farkına varamıyoruz. Oysa mükemmelin içinde hata vardır, ama biz hatasız mükemmellik peşindeyiz. Mükemmelin içinde yanlışlıklar, sorunlar, bozukluklar vardır. Mükemmelde işten atılmak vardır. Boşanmak, depresyona girmek, iflas etmek vardır. Farkında olmasak da tüm bunlar olduğu için her şey mükemmeldir. Bize göre olumsuz tecrübelerdir, ama mükemmelliğin içinde tam olması gerekliği yerdedir. O depresyon yüzünden hayalımız değişmiştir, ama farkında değilizdîr. İşten atıldığımız gün tanışmışızdır hayatımızın insanıyla, ama hâlâ anlayamamışızdır. Arzuladığımız bir anlaşmanın olmamasının bize ne getireceğine değil, bizden ne götüreceğine öyle odaklanmışızdır ki harika kurguyu kaçırırız anbean. Hata zannettiğimiz olayların neye dönüşeceğini seyretme sabrını göstermeyiz.

İnsana göre bunlar hatadır, ama insan böylesine bir zihin yapısının zaten halalarla dolu olduğunun farkına varamaz. İnsan olduğumuzu unutup, mükemmelin peşine düşüyoruz. Üstüne üstlük. Mükemmeli, mükemmel gibi değil, insana ait korku ve acizliklerle aramaya çıkıyoruz. Ardından, aradığımız mükemmelin ne olduğuna da yine biz, İnsanı insan yapan değerler; ego, korku, sevgi, yalnızlıklar ile karar veriyoruz… Sonra da kendi koyduğumuz mükemmellik kuralları ilerisinde acı çekiyoruz. Mükemmel olmanın bizi daha bari kakıştıracağını iddia ediyoruz. Fakat farkında değiliz mükemmellik yolunda kendimizi kaybediyoruz. Tüm koyduğumuz kurallarla kendimizden uzaklaştığımız yetmezmiş gibi, şimdi aynı kurallarla kendimizi bulmaya çıkıyoruz.
Mükemmel; en üst oluş halidir. Tam ve bütündür. En iyi olasılık konumu, her şeyin olduğu andır. Tanrıdır, yaratıcıdır, evrendir, Bu tüm oluş hali içerisinde her şey vardır; İyi. kötü. doğru, yanlış, ama tamdır. Her şeyi ile bir bütündür. En İyi süper konumdur. Biz tam olmaya çalışırken, hata yapmaktan korkuyoruz. Yarım bırakmaktan, risk almaktan, rezil olmaktan, dalga geçilmekten. Tam olmanın mükemmelliği yerine, hatasız olmanın bencilliğini yaşıyoruz. Evren, yaradılış bir bütün halindeyken, biz bunun içerisinden hataları ayıklamaya çalışıyoruz. İşte bu bütünün içerisinden hataları ayıklamak bizim acizliğimizden kaynaklanıyor.

Tüm bunları çıkartarak, “ben mükemmeliyetçi biriyim’ demek komiktir. Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalınırken bütün gibi davranmamak insan egosundan kaynaklanır. İnsanın mükemmelinin içinde bozuk hiçbir şey olamaz. Bu çok bencilce ve ruhsallıktan uzak bir davranıştır. Hataya izin vermeyiz, sonra da bunun adına mükemmeliyetçiiik deriz. Bence burada mükemmel yoktur. Burada insanın arzuları, kaygılan, beğenilme korkusu vardır. Ve mükemmel dediği şeyin içerisinden hataları ayıklamak ister. Fakat tüm yaradılış süreci içerisinde her şeyin oluş ”ali vardır. Hata da bu yaradılışın oluş hali içerisindedir ve her şey olduğu gibi akar.

Bir tek insan oluş halini beğenmez ve halasız yaşamak ister. Halasız yaşamak değil, hataları minimumda yaşamak bence çok daha doğru bir beklentidir. Hatasız olmaya çalışmak sizin korkularınızı ya da yüksek egonuzu gösterir.

Yaratıcının mükemmelliğinden bahsediyoruz, ama yaratıcıya güvenmiyoruz. Yine her şeye o aklımızı dahil ediyoruz. Akışın bize getireceklerine kendimizi bırakmak yerine, mutlak akılla işleri çözmeye çalışıyoruz. Her şey harika giderken yaratıcıya teşekkür ediyor, fakat işler istediğimiz gibi gitmediğinde yalnız kaldığımızı düşünüyoruz. Peki ya işlerin istenildiği gibi gitmemesi, bu kurgunun bir parçasıysa? İşte o zaman hanyi mükemmele güveneceksiniz? Kendi mükemmellik anlayışınıza mı yoksa evrensel işleyişin mükemmelliğine mi?

Her şeyi ‘mükemmel’ yapmaya çalışıyoruz. Sonra mükemmellik adı altında erteliyoruz. Mükemmel olsun diye başlamaktan çekindiğimiz şeyleri gün geliyor tamamen listeden siliyoruz.

En mükemmeli olsun diye son noktaya gidiyoruz. Peki mükemmele gelesiye kadar aşamalar yok mu? Nerede kaldı rezil olmalar? Bir bebek gibi düşüp kalkmalar. Gözden kaçırdığımız en önemli unsur ‘başarı’ dediğimiz durumun içerisinde ‘hatalar’ dediğimiz olayların da olduğu. Bunları kabul etmek istemediğimizde yola da izin vermiş olmuyoruz. Yaptığımız ilk hatada, ilk yanlışta, ilk rezil olduğumuzda, her şeyi bir tarafa bırakıyoruz.

Önce başlamak lazım, yapar halde olmak lazım. Hatalara ya da yanlışlara rağmen devam etmek lazım. Detoks yapıyorsunuz diye, manava gidip her çeşit meyveyi tezgahın üstüne sermenin anlamı yok. Bütün bitki çayları, bütün meyveler, en güzel mumlar, hepsi sizin olduğunda en güzel detoksu yapmış olmuyorsunuz. Sayısız spritüel kitapları okuyup, en güzel meditasyon müziklerinde uygulama yaptığınızda en mükemmel farkındalığa ulaşmış olmuyorsunuz. En harika mantraları söylediğinizde, en spricüel mekanlara gittiğinizde, eti zayıflatıcı bitkileri kullandığınızda siz istediğiniz siz olmuyorsunuz. Olmanız gerektiğinde oluyorsunuz, yapış halin, deyken. Yaşar haldeyken, bazen bir kaldırım kenarında yeni doğmuş bir bebeğin çaresizliğini izlerken. bazen şiddetli bir kavganın ortasında, bazen geçmişe dalıp gittiğinizde. Bazen gaza basmış, kulağınızda deli gibi bir müzikle, coşmanın ve adrenalinin iç içe girdiği bir anda hissediyorsunuz her şeyi. İşte belki o anda alıyorsunuz hayatınızın kararlarını. Hiç düşünmediğiniz bir anda bir kare geliyor gözünüzün önüne. Zaten hep böyle olmamış mıdır… Hiç tahmin etmediğiniz anlarda, hiç tahmin etmediğiniz olay ve durumlarda almamış mısınızdır kendinizle ilgili kararları… O yoğun duygu bir anda yüreğinize dolar ve doldurur içinizi. Kendiliğinden gelivermiştir, siz akış halindeyken.

Öyleyse nedir bu kurallara ve takıntılı bir şekilde mükemmele odaklanmak. Hele hele yolunuz farkındalık, değişim yoluysa neden mükemmele odaklanıyorsunuz. Mükemmelde değildir aradığınız, önce mükemmeli bırakabilmektedir. Rence mükemmele yaklaşmak, mükemmeliyetçiliğinizi bıraktığınız gün gerçekleşecektir. Çünkü bir şeyleri mükemmel yapmaya çalışmanın içerisinde saf akıl vardır. Saf aklın olduğu hiçbir şey gerçek mükemmelliğe sahip olamaz. Akıl hata yapar, özünüz asla…

Özünüzün olmadığı durumlarda başladığınız çoğu şey yarım kalabilir, ya da daha hiç başlamadan bitebilir. Tanıdığını birçok kişi. yapmak istediği büyük projelere mükemmel bir başlangıç yapmadığı için hiç başlamaz. Her şeye rağmen yapar halde olmak lazım. Değişimi ertelememek lazım. Evren hızı sever, geldiği anda bir dalga gibi üstüne allayıp onunla birlikle gitmek lazım. Değişim fikrîni üç gün sonraya ertelemek niye, zayıflamaya karar veliliğinizde ertesi sabahı beklemek niye?.. Her an akıştayız, her an değişimdeyiz. Ertelemek, bizden, korkularımızdan kaynaklanır, böyle güçlü bir akışın arasına bunları sokmak ancak akışı yavaşlatır. Detoks yapacağız en mükemmel günü bekliyoruz. Yeni kıyafet almak için, zayıflamayı bekliyoruz. Diyet yapmak için bir sonraki pazartesiyi bekliyoruz. Dünyayı gezmek için emekli olmayı bekliyoruz. Eğlenmek için hafta sonunu bekliyoruz. Kendimizi daha iyi hissetmek için. mutlu olmayı bekliyoruz, Belki tüm bunlar için çok güçlü bahaneleriniz var. Belki para. belki zaman belki, belki…

Deyişim hemen olsun, dört dörtlük olsun, olmazsa da hiç olmasın anlayışı içerisindeyim. Diyete giriyoruz, beşinci gün çikolatayı fazla kaçırdık diye her sevi bırakıyoruz. Kendimize tahammül edemiyoruz. Yola devam etmek için gereken motivasyon bir anda gitmiş oluyor. Mükemmel olmadı diye bozduğumuz diyet düşüncesi, bizi mükemmelden daha da uzaklaştırıyor, fark etmiyoruz. ISİr tabak fazla yendi diye, her şeyi bırakıyoruz. *Ya hep ya hiç’ kanununu kendimize kural edinmişiz. Sürekli bir şeylerin bozulduğunu düşünüyoruz. Btozduğumuz diyeti tamir etmek için de bir sonraki pazartesiyi bekliyoruz. Tabii ki bir sonraki pazartesiye kadar da, fazladan kaç tabak yediğimizi bilmiyoruz. İpin ucu kaçtı diye, ipin diğer ucunu da biz bırakıyoruz.

Değişim adına bazı kararlar veriyoruz, sonrasında bu kararlar birkaç kişi tarafından eleşlirildivse verdiğimiz bu kararlardan da vazgeçiyoruz. Kendimize tahammül edemediğimiz gibi, onaylanmama düşüncesine de tahammül edemiyoruz.
Kaçan ya da kopan bir şey yok. bozulan bir durum İtele ki hiç yok. Hata yapmak önemli değildir, hata yaptıktan sonra ne yaptığınız önemlidir. Onaylanmamak Önemli değil, onaylanmadığınız halde ne yaptığınız önemlidir. Bozulduğunu, patladığını, yarım kaldığını vs, düşündüğünüz şeyler sorunun kendisi değildir. Önemli olan sonrasında ne yaptığınız ve nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunuzdur. Bir sürü seçenek var, peki bu seçeneklerin içerisinden siz hangisini seçeceksiniz? Vazgeçmek,., Kendine kızıp köşeye çekilmek. .. Başarısız olduğunuzu kabul edip hiçbir şey yapmamak.,, Televizyon karşısında ne bulunursa atıştırmak… Ya da süreç devam ediyor deyip kocaman kahkahalarla yola devam etmek mi?

Yanlışlarımızı gördüğümüz zaman tam teslimiyet durumunda her şeyi yarıda bırakıyoruz. Sanki bu anı beklermiş gibi. İçimden biri çıksa da bunu bozsa, ben de bozuldu diye gidip her şeyi yarım bıraksam. Hem ayrıca fazla yemek yemek önemli değildir. Fazla yemek yeme ruh halinde ne kadar süre geçirdiğiniz çok daha önemlidir. Yaşadığınız kriz önemli değil, o krizden ne kadar kısa zamanda çıkabildiğiniz çok daha Önemlidir. Üzülmek sizi depresyona sokmaz, ne kadar süredir üzgün olduğunuz depresyonunuzu belirler.

Bir gün, bir ay. Üç ay. bîr yıl ya da bir saat. Bu ruh hallerinde ne kadar süre geçirdiğiniz sizin kim olduğunuzu belirleyecek.

Her şeyi mükemmel yapmaya çalışmayın, dengedir mükemmeli yaratan. Mutsuz olduğunuzda bu ruh halinden çıkabilmek, işler kötü gitse bile kendinizi toparlayabilmektir. Yere düştüğünde yerden bir avuç toprakla kalkabilmektîr. Hatta dönüp ben düşmedim ki. toprak alabilmek için attım kendimi yere diyerek, dalga geçebilmektir. Hayatınızla eğlenin, onunla dalga geçin…

Hayatın keyfi, zayıf kalabilmenin farkındalığı nedir biliyor musunuz? Krizler geldiğinde, bakayım ne kadar hızlı bu ruh halinden çakabiliyorum, rekorumu geliştirebilmiş miyim diye düşünmektir. Soranlara da benim kişi yeme krizi değil, rekor denemesi diyebilmektir…

Mükemmel bir görünüş, duruş farkındalık için bazen lokmalarını bile sayıyorsan, sonra da yediklerin için inanılma: pişmanlık duyuyorsun… Bazen düşünüyorum, acaba yediklerin için mi oturup üzülmen gerekir. yoksa hayatın monotonluğuna dalıp, dünyanın gidemediğin en güzel köselerinde yiyemediklerin için mi?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND