Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çokluk paradoksu seçim yapmayı zorlaştırıyor

Yapılan araştırmalara göre alternatif çok olunca seçmek de zorlaşıyor. Yani gardırop ne kadar dolu olursa olsun ortaya bir seçim zorluğu çıkıyor. Uzmanlar, bu sendromun kaynağını alternatifin çok olmasına bağlıyor…

Yapılan araştırmalara göre alternatif çok olunca seçmek de zorlaşıyor. Yani gardırop ne kadar dolu olursa olsun ortaya bir seçim zorluğu çıkıyor. Uzmanlar, bu sendromun kaynağını alternatifin çok olmasına bağlıyor…

DOLABIM TIKA BASA DOLU AMA GİYECEK HİÇBİR ŞEYİM YOK!

‘Giyecek hiçbir şeyim yok!’ sendromu birçok kadının başına gelen bir durum. Dolap giysilerle dolu olsa bile bir türlü o gün giyecek bir şey bulamayız. Bu hem günlük hem de iş hayatımız için geçerli. Hele hele her gün süslenip işe şıkır şıkır gidilmesi gereken sektörlerde bu sendrom daha ağır yaşanabiliyor. Stresli ve yoğun iş hayatında kendilerine küçük mutluluklar arayan kadınlar kendilerini alışverişe veriyor ve belki de hiç giymeyecekleri kıyafetleri sırf o an hoşlarına gittiği için alabiliyorlar. Sonuç: Giyilmeyen kıyafetlerle dolu bir dolap.

Kılık kıyafet kadınların belki de her gün kafa yordukları konulardan biri. “Yarın/bugün işe giderken ne giyeceğim? Onu geçen hafta giydim, bu hafta giysem fark edilir mi? Toplantı var, çok şık olmalıyım!” düşünceleri birçok kadına tanıdık gelmiştir. Özellikle insanlarla direkt iletişime geçiyorlarsa veya vitrin denen konumdalarsa giyimlerine daha çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bazı sektörler giyim konusunda daha rahatken bazı sektörlerde işe her gün özenerek ve şık gitmek gerekiyor. Sadece kadınlar değil tabii. Erkekler de dikkat ediyor fakat kadınların önem göstermesi gereken çok detay var. Birçok erkek takım elbiseyle işi kurtarırken kadınlarda seçenek çok olduğu için karar vermek de zor oluyor. Kot pantolon ve tişört giyerek gidilen işlerde bu sıkıntı çok yaşanmıyor. Fakat kumaş pantolon, etek, gömlek, ceket giymek zorunda kalan kadınlar bu kararsızlığı daha sık yaşıyorlar. Hemen hemen her kadın “Koskoca gardırop, içi de tıka basa giysi dolu, yine de giyecek bir şeyim yok!” diye sitem etmiştir. Bunun nedenini psikolog Beyhan Budak iki şekilde açıklıyor: İlk sebep, kadınların kendilerini yeterince tanımamaları. Kendini, tarzını tanımayan kadın rastgele alışveriş yapıyor. Ucuzluk olduğu için bir sürü kıyafet alıyor ya da ısrarcı ve dilbaz bir satış personelinin “çok güzel oldu, harika durdu” gibi komplimanlarına kanıp alabiliyor. Ya da vitrinde güzel duran elbiseyi içinde rahat edemeyeceğini bile bile alıyor. Bir başka neden de bunu alayım, zayıflayınca giyerim düşüncesi. Budak, bunun aslında “içinde rahat edebileceğim, bunlarla ben beğenilerimi yansıtıyorum’ diyebileceği hiçbir şeyim yok anlamına geldiğini söylüyor. İkinci sebep ise o güne başlarken gösterilen mükemmeliyetçi tutum. Örneğin kadın, önemli bir toplantıya gidiyorsa mükemmel görünmek isteyebilir. Kıyafetlerden beklentisi bu olduğunda hiçbir kıyafetinin buna uygun olmadığını fark edebilir. Beklenti yüksek olduğundan hiçbir kıyafeti o gün için yeterli buladığı için gardırobun karşısına geçtiğinde giyecek hiçbir şeyi olmadığını düşünüyor.

ANLIK MUTLULUK İÇİN GİYSİ ALIYORUZ
Fransa’da iki uzman araştırmacı ‘Elbise, zevk ve işkence: Kadınlık hakkında’ adında bir kitap yazdı. Bu uzmanlardan psikanalist Lydia Taieb’e göre “Her kadın zaman zaman zor dönemlerden geçer. Çıkıp alışveriş yapmak, üstümüze yeni bir iki şey almak, deri değiştirme hissi bize iyi gelir” diyor. Çok sık olmamak kaydıyla bu da olumlu bir şey. Fakat uzmanlar bu sendromu yaşayan birçok kadının asıl sorununun “Fakir fukaranın iki tane elbisesi var. Ben bir dolap dolusu elbisenin karşısına geçmiş, ‘giyecek şeyim yok’ diye sızlanıyorum” düşüncesi olduğunu söylüyor. Yani kendilerini suçlu hissediyorlar. Denizbank’ta bireysel danışman olarak çalışan Sevinç Kafadar için güzel bir gün olacaksa, kıyafet seçmek çok vaktini almıyor. Eğer sıkıntılıysa karar veremiyor. Kafadar, her gün süslenip püslenip işe gelmenin zor olduğunu anlatıyor: “Kıyafet bulmak zor oluyor, her gün süsleniyorsunuz. Sizden bakımlı olmanız bekleniyor. Sürekli aynı şeyi giymek de olmaz. İnsanlarla iş yapıyoruz ve ilk izlenim çok önemli. Bu da giyim ve makyajla oluyor.” Kafadar, dolapta giyilmeyen birçok kıyafet olmasını şu şekilde açıklıyor: “Çok stresli bir tempoda çalışıyoruz ve aralarda kendimize küçük mutluluklar arıyoruz. Bunu da genelde alışverişle sağlıyoruz. Çok kısa bir süreliğine de olsa alışveriş yapınca mutlu oluyoruz. Alırken de çok düşünemiyoruz. O an, o ruh haliyle 1-2 defa giyeceğimiz ya da hiç giymeyeceğimiz şeyleri alabiliyoruz.. Bunun sonucunda da dolapta bir sürü giyilmeyen kıyafet oluyor.”

Yapılan bazı araştırmalara göre alternatif çok olunca seçmek de zorlaşıyor. Yani gardırop ne kadar dolu olursa olsun ortaya bir seçim zorluğu çıkıyor. Budak, bu sendromun kaynağını alternatifin çok olmasına bağlıyor. Büyük ihtimalle daha az elbisesi olan bir kadın bu sendromu daha az yaşıyor. Gardırop diyeti de bu düşünceyi destekleyen bir uygulama. Amaç, kıyafetlerinizle olan ilişkinizi gözden geçirmeniz. Bu diyet ‘alma’ demiyor, ‘bilinçli ol, ihtiyacın olmayan şeyleri alma’ diyor. Doğuş Grubu Strateji Grup Başkanı Özlem Denizmen de bu diyeti uygulamış. Bir ay boyunca sadece 6 kıyafet giymiş. Denizmen, ne alacağınızı bilerek ve neyi neyle kombinleyeceğinize karar vererek alışverişe çıkılmasını tavsiye ediyor: “Zayıflayınca giyerim, ne de olsa 20 TL diye düşünerek alışveriş yapmayın. İndirimlerde kendinize şunu hatırların: Bugün dünyadaki tek indirim günü değil!” Giyim tercihlerinde bireyin psikolojik, sosyal, estetik ihtiyaçlarını tatmin etme arayışı da var. İmaj Danışmanı Suna Kabadayı, giyimin kişinin vaadini desteklemesine bakıyor. Kıyafetin onu nasıl temsil edeceğine kişi kendi karar vermeli diyen Kabadayı, kişiye yakışmış mı, fiziğine uygun mu, tenine gitmiş mi, kişiliğini, değerlerini yansıtıyor mu gibi soruların önemli olduğunu söylüyor.

GİYİMLE ETRAFA MESAJ VERİLİYOR
Dolabı açıp giyecek bir şey göremeyen kadın kendini alışverişe veriyor. Fakat kadın vücudunu tanımazsa, tarzını bilmezse yine aldığı kıyafetler dolabın bir köşesine giyilmemek üzere gidiyor. Bu durumun kadınlarda görülmesinin nedeni çekicilik kriterlerinin genelde kadın ve erkek için farklı olması. Kadınların giydikleri kıyafetler aslında çevrelerine verdikleri bir tür mesaj. Giyilen kıyafetler de kurulan iletişimi etkiliyor. Örneğin, önemli bir toplantıya giderken daha muhafazakar, sade kıyafetler tercih ediliyor. Bu kıyafet çevreye “şu anda ciddi konular konuşacağız ve iş modundayım” diyor. Kişiyi de iş moduna geçmesi açısından destekliyor. Giyim ile psikoloji açısından çift yönlü bir iletişim olduğunu belirten Budak giydiklerimizi ruh haline göre seçebildiğimiz gibi giydiklerimizin de ruh halimizi etkileyebildiğini söylüyor. Modacı Özlem Süer, gri, lacivert, siyah renklere yönelen tek renkli kombinlerde otoriter imajın daha kolay sağlanabileceğini söylüyor. Tek parça, tek renk ve detaysız mürebbiye elbiseleri, yüksek yakalar, sivri bitimler, asimetrik kesimler bu algıyı pekiştiren detaylardan. Gözlük, otorite imajına güç katarken saç modeli ve makyaj da keskin ve net ifade adına önemli unsurlar arasında.

KIYAFET PSİKOLOJİYİ ETKİLİYOR
Giysiler ve o giysilerin içinde nasıl hissedildiği kişinin bütün gününü etkiliyor. Dar tıkış bir ceket hareket kabiliyetini kısıtlayabiliyor veya kısa bir etek nedeniyle rahat oturulamıyor. Bu da yapılan işlerin aksamasına neden oluyor. Diğer yandan kendinizi o giysi içinde iyi hissetmiyorsanız veya yakıştıramadıysanız başkaları ne düşünür düşüncesi bütün gün kafanıza takılabiliyor. Bu da konsantrasyon sağlanmasını engelliyor. Budak böyle durumlarda bazı kadınların beğenilmeyeceği korkusuyla iletişim kurmak için bile isteksiz olduklarını söylüyor. Bir tekstil firmasında insan kaynakları uzmanı olarak çalışan Gözde Çimen, kot-tişörtün kendisi için ideal kıyafet olduğunu söylüyor: “Hafta sonu rahat giyindiğim zaman ‘ohh’ dediğim oluyor.” Her sabah gardırobun önünde yarım saat harcadığını belirten Çimen, tam bulduğunu düşünürken hep kafasında bir soru işareti olduğunu ve başka bir kıyafet denediğini söylüyor. Giyim kuşama çok para harcadığını belirten Çimen alışverişin ne kadar keyif verse de, maddi açıdan biraz zorladığını söylüyor. Böyle durumlarda Çimen’in imdadına kardeşinin kıyafetleri yetişiyor.

Hangi sektörde ne giyilmeli?
– Hukuk, bankacılık, denetim gibi geleneksel sektörlerde çalışan kadınlar otoriter, ciddi, mesafeli, güvenilir mesajını vermek için klasik resmi giyim diye tanımlanan koyu renk takımlarla beyaz, krem, bej tonlarında bluzlar veya bir kumaştan kalıplı elbise, onu tamamlayan ceketler tercih edebilir. Aksesuarlar ise dikkati yüze odaklayacak şekilde, abartıdan uzak durmalı.

– Hizmet, satış, pazarlama, danışmanlık alanında çalışan kadınlar için, uzlaşmacı, güvenilir bir imaj vermek için etek, pantolon veya elbiselerle uyumlu farklı renklerde gömlek, bluz ve ceket giyilebilir.

– Reklam, mimari, medya gibi giyim konusunda katı kuralların olmadığı sektörler için ise kadınlar şık spor giyim tarzını samimi ve yaratıcılık vaadini güçlendiren tercihlerle kullanılabilir. Burada kişinin kendini anlatması daha ön planda. Alışılagelmişin dışında aksesuarlar, renkli gözlük çerçeveleri, ilginç takılar kullanılabilir.

Öneriler
– Çalıştığınız kurumun giyim kültürüne dikkat edin.
– Göz alıcı makyaj yapmayın, abartılı takılar takmayın.
– Modayı takip etmek adına profesyonel duruşa zarar verecek aşırılıklardan kaçının. Mesela desen modası, geleneksel sektörde önerilmiyor.
– Beyaz gömlekler, etek ceket, etek pantolon takımlar olmazsa olmazlar arasında.
– Lacivert, siyah gibi koyu renklerde 2 takım, klasik kesimlerde pantolon ve kalem etek, beğendiğiniz renk ve kesimlerde birkaç ceket, kaşmir ve merserize hırka, bunları tamamlayacak aksesuarlarınız olsun.
– Ne giyeceğiniz konusunu son ana bırakmayın.
– En sevdiğiniz 2 elbisenizle ‘bunları niye aldım bilmem ki’ dediğiniz 2 elbisenizi dolaptan çıkarın. Bu elbiselerin çağrıştırdığı sıfatları yazın: Hanım hanımcık, orijinal… Bu sıfatları alt alta koyunca neyi sevip neyi sevmediğinizi göreceksiniz.
– Sorunların adını koyun. Sorun renklerde mi, boyda posta mı? Sonra elbisenin size nasıl bir imaj vermesini beklediğinizi de belirleyin: Ciddi mi, otoriter mi, genç görünümlü mü?

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND