Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çok sesli, çok renkli: twıtter cumhuriyeti

Çok sesli, çok renkli ve çok etkili. Twitter Cumhuriyeti’nin nüfusu katlanarak çoğalıyor. Ünlüsü ünsüzü, siyasetçisi sanatçısı Twitter’da içini döküyor. Kimi polemik yaratıyor, kimi başkalarını ’ti’ye alıyor. İşte memleketin Twitter halleri…

En çok konuşulan Facebook’tu ama 2010’da Türkiye’de Twitter patladı. 140 karakterle derdinizi anlattığınız, son bir yıldaki tüm polemiklerin çıkış kaynağı olan sosyal paylaşım ağındaki siyasetçileri, sanatçıları, ünlüleri ve sıradan vatandaşları, Star Gazetesi’nden Esra Cengiz derledi.

Bankacı, tasarımcı, öğrenci… ‘Twitter cumhuriyeti’ ünlülerini yarattı ve bu kez ünlüler, sıradan vatandaşı takibe aldı. İşte sıcak tartışmalarıyla memleketin Twitter halleri…

PEK çoğumuzun sosyal medyayla ilişkisi Facebook ile başladı. Arkadaş ve eş-dostla buluşmak için aracılık yapan bu ağ, zamanla pek de hoşlanılmayan bir hale büründü. Facebook’tan elini eteğini çekmeye başlayanlara, az okunmaktan şikayet eden blog yazarlarını ekleyin, üstüne bir de ABD medyasının sürekli aynı siteyle ilgili yaptığı haberleri koyun. İşte 2010’da pek çoğumuzun Twitter bağımlısı olmasının esbabımucibesi. Twitter’da bir hesap açtıktan sonra bir süre “E, şimdi ne yapacağım ben” diye düşünüp boş boş bakmanız, kimi nasıl takip edeceğinizi bilememeniz normal. Ama sonrasında tweet’lerinden hoşlandığınız birileriyle mutlaka karşılaşıp onları takip ediyorsunuz, tanımadığınız insanların sizi takibe almasından mutluluk duyuyorsunuz.

Artık ünlüler takip ediyor
Bazıları eğlenmek, bazıları siyasete, iş, aile ve gönül ilişkilerine öfke kusmak, bazıları da haber ve bilgi almak için kullanıyor bu platformu. Ünlüler, politikacılar, gazeteciler bir tweet kadar size yakınken elbette bunun nimetlerinden faydalanmak isteyenler çoğalıyor. Cumhur-başkanı Abdullah Gül’den parti başkanlarına kadar neredeyse Twitter hesabı olmayan devlet adamı ve siyasetçi artık yok. 2010’un belki de en çok hatırlanacak haberleri işte bu yüzden Twitter ile ilgili olanlar.

Dünya genelinde 220 milyondan fazla kullanıcısı olan bu ağ, geçen yıl Türkiye’de kendi ünlülerini yaratmasıyla da konuşuldu. Binlerce kişi tarafından takip edilen twitter’cılar kitaplar, köşeler yazmaya, televizyon programları hazırlamaya başladı.

Belki çok küçük bir kitleyi ilgilendirdiğini düşünebilirsiniz ama unutmamak lazım ki aralarından bir kısmının ağzından çıkan her kelime anında binlerce kişiye ulaşıp belli bir etki yaratıyor.

Ünsüzler ünlü oldu
Belki de bu nedenle kimileri beğenerek takip ettiği ‘ünsüz’lerin ünlü olmasından pek de hoşnut olmadı. Geçen yılın ilk aylarından beri platformun içinde buna bağlı ilginç tartışmalar yaşanıyor. Bunlardan sonuncusu birkaç hafta önce yine bir televizyon programı sonucunda patlak verdi. Yaklaşık 20 bin takipçisi olan ve ‘Nooboody’ ismini kullanan Funda Tekiner’in program ekibi tarafından ‘Twitter Fenomeni’ olarak lanse edilmesi ve takipçilerinin bir kısmının Tekiner’in programdaki tavırlarını fazla kendinden emin bulmasıyla ilginç bir polemik ortaya çıktı. Tekiner, eleştirilere yanıt verse de tepkiler fazlalaşınca çareyi hesabını kapatıp Twitter’dan çıkmakta buldu.

Peki nedir bu Twitter’ın ‘ünsüz’ ünlülerinin halet-i ruhiyyesi? Sanal dünyada binlerce kişinin takip ettiği bu kişiler günlük yaşamlarında nasıl insanlar? Bu sosyal ağ hayatlarını nasıl etkiliyor? Hem bu tartışmalara karışan hem de Twitter’da binlerce takipçisi olanlara bu soruları sorduk. İşte yanıtları…

Twitter’ın en ‘ünsüz’ ünlülerinden biri kuşkusuz ‘cerilevis’ hesabıyla yazan Ömür Özdemir. İlaç sektöründe çalışan Özdemir’in 17 binden fazla takipçisi var. Özdemir’e öncelikle bu kadar kişinin neden onu takip ettiğini ve Twitter’ın gündelik yaşamını nasıl etkilediğini soruyoruz. Yanıtı şöyle oluyor: “Eğer kendinize ait bir tarzınız varsa bir şekilde yüksek takipçi sayısına ulaşıyorsunuz. Tribünlere oynamak için yazmadığınızda yani tweet’lerinizde samimiyet hissedildiğinde sizi mutlaka fark ediyorlar. Aslında takipçi sayısının fazlalığı birinin çok kaliteli ve güzel yazdığını göstermez. Takipçin arttıkça tabii ki daha dikkatli yazmaya başlıyorsun. Mesela ben genellikle siyasetçilerin ve ünlülerin açıklamaları üzerine yazıyorum. O açıklamalarda tarih ya da içerik olarak hata yapmaktan çekiniyorum. Mesai saatleri dışında genelde Twitter’ım hep açık ama gün içinde cep telefonumdan tweet girdiğim de oluyor.”
Özdemir, en son katıldıkları TV programında yaşanan ‘fenomen’ tartışmalarıyla ilgili ise şunları söylüyor: “Kimse kendisine ‘fenomenim’ demez. Programcılar öyle yazdığı için bu tartışma başladı. Zaten Twitter’da herhangi bir konuda uzlaşma sağlayamazsınız ki. Farklı düşünce ve bakış açısı olan binlerce insan var. Çok ciddiye almamak lazım her şeyi.”

Her konuyu “Ti”ye alıyorum
Twitter’da ‘kutup_zencisi’ takma adıyla yazan ve 7 binin üzerinde takipçisi olan Oğuz Asma hesabını 2009’da açmış ama aktif olarak 2010’da kullanmaya başlamış. Elektrik-elektronik mühendisi olan Asma, iş nedeniyle Tanzanya, Sudan ve Uganda’da dört yıl yaşamış. “Twitter’da çok takipçin olmasının yolu çok takipçisi olanların senin yazdıklarını retweet etmesinden geçiyor” diyen Asma, Twitter ile ilgili şunları da anlatıyor: “Takipçi sayısı yüksek olanların kendisine göre bir üslubu oluyor. Benim özel olarak yazdığım bir konu yok, her konuyu ti’ye alıyorum, aforizmalar yapıyorum. ‘Çok kişi izliyor aman dikkatli yazayım’ dersen Twitter’ın ruhuna aykırı davranmış olursun. Çünkü beni izleyenler rahat yazdığım için izliyor. Burada çok takipçinin olması aslında çok bir şey ifade etmiyor. Çünkü Twitter kullanmayan birine o dünyada ne kadar takipçin olduğunu anlatman çok saçma. Kaldı ki takipçilerinin bile seni tanıması zor.”

Berrak beni takip et
Aras Öztürk, Twitter alemindeki adıyla Samihazinses, hesabını iki yıl önce açmış ve kısa sürede 13 bin takipçiye ulaşmış. Öztürk, blogu ve Twitter’daki popülerliği sayesinde bir kitap yazdı. Gayet samimi bir şekilde “Twitter’da bu hesabı kızlarla tanışmak için açtım” diyor.

Öztürk, sanılanın aksine zamanının az bir kısmını Twitter başında geçirdiğini söylüyor: “Bu kadar çok takipçimin nasıl olduğunu hiç bilmiyorum. Twitter’a çok sık girmiyorum artık. Ben çok depresif, romantik ve siyasi yazanları takip etmiyorum. Gülüp eğlenmek için burada varım sonuçta. Ama Berrak Tüzünataç’ı takip ediyorum, o beni etmiyor, zoruma gidiyor. Buradan sesleniyorum, Berrak beni takip et!”

Öztürk de Twitter’daki popülerliği abartmamak gerektiğine inanıyor: “İki hafta girmezseniz kaybolur gider herkes. Pijamalarımı göbeğime kadar çekip yazıyorum, kim olduğum kimsenin umurunda değil. Binlerce kişinin beni takip etmesi öyle egomu şişirmiyor.”

Takipçi sayısı önemli olsa bırakmazdım
ÜNSÜZLERİN polemiğine konu olan ve Twitter’da ‘Nooboody’ ismiyle yazan Funda Tekiner 20 yaşında. Modellik yapan ve üniversitede moda tasarımı okumaya hazırlanan Tekiner, Sosyalmedyatv programında fenomen olarak konuk edildiği ve takipçi sayısını artırmak için önce herkesi takip edip sonra vazgeçtiği için eleştirildi. Sanal ortamda tartışmalar devam ederken de hesabını kapattı. İşte Tekiner’in eleştirilere yanıtı: “Twitter’a girdikten iki ay sonra takipçi sayım bindi. Acemiliğimi attıktan ve yazılarımı güçlendirdikten sonra üç ay gibi kısa bir sürede 12 bine yakın izleyici oluştu. Programda benden ‘internet fenomeni’ olarak bahsedilmesinden tabii ki rahatsız oldum. Fenomenlik çok başka bir şey. Fazla takipçi sayısına ulaşmak için 10 bin kişiyi önce takip edip sonra silmekle suçlandım. Böyle bir şey mümkün değil. Benim için takipçi sayısı önemli olsa zirvede bırakıp gitmezdim. Çok takipçinizin olması egosal bir tatmin yaratıyor. ‘Yaratmıyor’ diyen yalan söyler. Ben bunu tüm doğallığımla açık açık söylediğim için tepki aldım. Bu tartışmalarda insanların ne kadar ikiyüzlü olduğunu anladım. Sokakta bir insan linç olsa tüm Twitter ahalisi ayağa kalkar, bir köpek ezilse tüm Twitter canla başla kınar. Beni orada linç etmekten beter etti bazı kişiler ve kimsenin sesi çıkmadı. Hesabımı pes ettiğim için değil insanlara ders olsun diye kapattım.”

ABD’deki kadar hızlı yayılıyor
DOKUZ yıldır ABD’de yaşayan ve bir holdingin finans bölümünde çalışan Ozan T., Twitter’da ‘komikpanda’ ismiyle yazıyor ve işi sebebiyle soyadını açıklamıyor. Twitter’da altı ayda beş binin üzerinde takipçisi olan Ozan T., Twitter’la ilgili sorularımızı ve yaşadıklarını anlattı: “ABD’de milyonlarca kişi Twitter’da ve Türkiye’de de iki yıl içinde ciddi şekilde bu sayı artacak. Benim Twitter’da olmamın sebeplerinden biri özgürce kendimi ifade edebilmek, insanlar ve olaylar hakkında düşündüklerimi okuyanlarla paylaşabilmek. Mesela aileme veya patronuma söyleyemediğim şeyleri yazmak beni rahatlatıyor. Yazdıklarım yüzünden takipçi sayımın azalmasından korkmuyorum, sadece takipçi olarak gelen ‘önemli’ kişi sayısı arttıkça yazdıklarıma daha çok dikkat etmeye başladım. Benim için Twitter tamamen bireysel mutluluk alanı ve Türkiye özlemimi giderme aracı. Twitter fenomeni bence insanlara çok büyük sorumluluklar yükleyen bir tanımlama. Nooboody’i bir TV programında izledim ve programda söyledikleriyle ilgili kendisine üç değil altı aydır Twitter’da olduğunu ve yaklaşık altı bin kişiyi önce takip edip sonra bıraktığını hatırlattım. Yazdıklarım sert ve onu aşağılayıcı şeyler değildi. Birçok kişi yazdıklarımı destekledi ve olay büyüdü. Bence bana verdiği cevaplarla herkese kendisi malzeme verdi.”

Ruh sağlığı bozulan var
Twitter’a beş ay kadar önce giren ve ortadunyasakini hesabıyla yazan üniversite öğrencisi Erhan Çırak’ın 5 bine yakın takipçisi var. Çırak, kendi Twitter serüvenini ve fenomen tartışmasını şöyle özetliyor: “Takipçi sayım bir gazetecinin bir tweetimi yazmasıyla aniden artış göstermeye başladı. Takipçi sayısını önemseyen birçok yazar var. Bunun en önemli nedeni yüksek izleyici sayısına sahip olan yazarlara gelen bazı teklifler. Kitap yazmak ve televizyon programlarına çağırılmak gibi. ‘Fenomen’ tartışmasının başlamasına vesile olan ilk tweeti ben yazmıştım. Daha sonra diğer yüksek izleyici sayısına sahip olan yazarların dahil olmasıyla büyüdü ve Nooboody adıyla yazan kişinin hesabını kapatmasıyla sonra erdi. Bu kişinin programda ‘internet fenomeni’ olarak tanıtılması benim de dahil olduğum bir grup tarafından ağır olarak eleştirildi. Bunun sebebi Noobody’nin uyguladığı önce binlerce insanı takibe almak, daha sonra onlar tarafından takibe alınınca da takibi bırakmaktı. 140 karakterle, anlık duygu ve düşüncelerini ifade eden insanların ‘fenomen’ olarak tanıtılmaması gerektiğine inanıyorum. Ruh sağlıklarını dahi bozabilecek ego sorunlarıyla karşılaşılan bu insanları, bu mecrada görmeye başladık. Bilgisayarının başına geçtiği anda kendisini fenomen, Twitter’dan çıkış yaptığı anda ise öğrenci, bankacı ve ev hanımı olarak gören insanlar kişilik bölünmesi yaşayabiliyor.”

Fenomenliği medya uydurdu
“Savaşlar hala sıcak, fazla ilerlemiş olamayız.” Bu, tasarımcı-illüstrator Evrim Güvenç’in tweetlerinden biri. Güvenç, Twitter macerası ve milyonlarca kişinin müptelası olduğu bu sosyal ağla ilgili şöyle konuşuyor: “Yazdıklarımda belli bir konsept yok ama geçenlerde takipçilerimden biri ‘Tevriye sanatı yapıyorsun’ demiş bana. Bu kadar kişinin beni takip edeceği aklıma gelmezdi. İlk zamanlar birini bin kişinin takip ettiğini görünce ‘Bu kesin ünlüdür’ diyordum. Çok kişinin seni takip etmesi meselesi var. Takipçinin artması insanın havasını filan değiştirmiyor. Bu tartışmalar çok anlamsız. Sonuçta sokakta kimse seni tanımıyor. Twitter bir ürün, sen de bunun bir parçası oluyorsun. ‘Fenomen’ sıfatı da medyanın uydurması. Sonuçta insanlar burada ünlülerle ve maymunluk yapanlarla dalga geçiyor. Eğer maymunluk yaparsam benimle de dalga geçilecek tabii. Burası sadece bilgi akışı sağlayan bir araç.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND