Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çok sesli, çok renkli: twıtter cumhuriyeti

Çok sesli, çok renkli ve çok etkili. Twitter Cumhuriyeti’nin nüfusu katlanarak çoğalıyor. Ünlüsü ünsüzü, siyasetçisi sanatçısı Twitter’da içini döküyor. Kimi polemik yaratıyor, kimi başkalarını ’ti’ye alıyor. İşte memleketin Twitter halleri…

En çok konuşulan Facebook’tu ama 2010’da Türkiye’de Twitter patladı. 140 karakterle derdinizi anlattığınız, son bir yıldaki tüm polemiklerin çıkış kaynağı olan sosyal paylaşım ağındaki siyasetçileri, sanatçıları, ünlüleri ve sıradan vatandaşları, Star Gazetesi’nden Esra Cengiz derledi.

Bankacı, tasarımcı, öğrenci… ‘Twitter cumhuriyeti’ ünlülerini yarattı ve bu kez ünlüler, sıradan vatandaşı takibe aldı. İşte sıcak tartışmalarıyla memleketin Twitter halleri…

PEK çoğumuzun sosyal medyayla ilişkisi Facebook ile başladı. Arkadaş ve eş-dostla buluşmak için aracılık yapan bu ağ, zamanla pek de hoşlanılmayan bir hale büründü. Facebook’tan elini eteğini çekmeye başlayanlara, az okunmaktan şikayet eden blog yazarlarını ekleyin, üstüne bir de ABD medyasının sürekli aynı siteyle ilgili yaptığı haberleri koyun. İşte 2010’da pek çoğumuzun Twitter bağımlısı olmasının esbabımucibesi. Twitter’da bir hesap açtıktan sonra bir süre “E, şimdi ne yapacağım ben” diye düşünüp boş boş bakmanız, kimi nasıl takip edeceğinizi bilememeniz normal. Ama sonrasında tweet’lerinden hoşlandığınız birileriyle mutlaka karşılaşıp onları takip ediyorsunuz, tanımadığınız insanların sizi takibe almasından mutluluk duyuyorsunuz.

Artık ünlüler takip ediyor
Bazıları eğlenmek, bazıları siyasete, iş, aile ve gönül ilişkilerine öfke kusmak, bazıları da haber ve bilgi almak için kullanıyor bu platformu. Ünlüler, politikacılar, gazeteciler bir tweet kadar size yakınken elbette bunun nimetlerinden faydalanmak isteyenler çoğalıyor. Cumhur-başkanı Abdullah Gül’den parti başkanlarına kadar neredeyse Twitter hesabı olmayan devlet adamı ve siyasetçi artık yok. 2010’un belki de en çok hatırlanacak haberleri işte bu yüzden Twitter ile ilgili olanlar.

Dünya genelinde 220 milyondan fazla kullanıcısı olan bu ağ, geçen yıl Türkiye’de kendi ünlülerini yaratmasıyla da konuşuldu. Binlerce kişi tarafından takip edilen twitter’cılar kitaplar, köşeler yazmaya, televizyon programları hazırlamaya başladı.

Belki çok küçük bir kitleyi ilgilendirdiğini düşünebilirsiniz ama unutmamak lazım ki aralarından bir kısmının ağzından çıkan her kelime anında binlerce kişiye ulaşıp belli bir etki yaratıyor.

Ünsüzler ünlü oldu
Belki de bu nedenle kimileri beğenerek takip ettiği ‘ünsüz’lerin ünlü olmasından pek de hoşnut olmadı. Geçen yılın ilk aylarından beri platformun içinde buna bağlı ilginç tartışmalar yaşanıyor. Bunlardan sonuncusu birkaç hafta önce yine bir televizyon programı sonucunda patlak verdi. Yaklaşık 20 bin takipçisi olan ve ‘Nooboody’ ismini kullanan Funda Tekiner’in program ekibi tarafından ‘Twitter Fenomeni’ olarak lanse edilmesi ve takipçilerinin bir kısmının Tekiner’in programdaki tavırlarını fazla kendinden emin bulmasıyla ilginç bir polemik ortaya çıktı. Tekiner, eleştirilere yanıt verse de tepkiler fazlalaşınca çareyi hesabını kapatıp Twitter’dan çıkmakta buldu.

Peki nedir bu Twitter’ın ‘ünsüz’ ünlülerinin halet-i ruhiyyesi? Sanal dünyada binlerce kişinin takip ettiği bu kişiler günlük yaşamlarında nasıl insanlar? Bu sosyal ağ hayatlarını nasıl etkiliyor? Hem bu tartışmalara karışan hem de Twitter’da binlerce takipçisi olanlara bu soruları sorduk. İşte yanıtları…

Twitter’ın en ‘ünsüz’ ünlülerinden biri kuşkusuz ‘cerilevis’ hesabıyla yazan Ömür Özdemir. İlaç sektöründe çalışan Özdemir’in 17 binden fazla takipçisi var. Özdemir’e öncelikle bu kadar kişinin neden onu takip ettiğini ve Twitter’ın gündelik yaşamını nasıl etkilediğini soruyoruz. Yanıtı şöyle oluyor: “Eğer kendinize ait bir tarzınız varsa bir şekilde yüksek takipçi sayısına ulaşıyorsunuz. Tribünlere oynamak için yazmadığınızda yani tweet’lerinizde samimiyet hissedildiğinde sizi mutlaka fark ediyorlar. Aslında takipçi sayısının fazlalığı birinin çok kaliteli ve güzel yazdığını göstermez. Takipçin arttıkça tabii ki daha dikkatli yazmaya başlıyorsun. Mesela ben genellikle siyasetçilerin ve ünlülerin açıklamaları üzerine yazıyorum. O açıklamalarda tarih ya da içerik olarak hata yapmaktan çekiniyorum. Mesai saatleri dışında genelde Twitter’ım hep açık ama gün içinde cep telefonumdan tweet girdiğim de oluyor.”
Özdemir, en son katıldıkları TV programında yaşanan ‘fenomen’ tartışmalarıyla ilgili ise şunları söylüyor: “Kimse kendisine ‘fenomenim’ demez. Programcılar öyle yazdığı için bu tartışma başladı. Zaten Twitter’da herhangi bir konuda uzlaşma sağlayamazsınız ki. Farklı düşünce ve bakış açısı olan binlerce insan var. Çok ciddiye almamak lazım her şeyi.”

Her konuyu “Ti”ye alıyorum
Twitter’da ‘kutup_zencisi’ takma adıyla yazan ve 7 binin üzerinde takipçisi olan Oğuz Asma hesabını 2009’da açmış ama aktif olarak 2010’da kullanmaya başlamış. Elektrik-elektronik mühendisi olan Asma, iş nedeniyle Tanzanya, Sudan ve Uganda’da dört yıl yaşamış. “Twitter’da çok takipçin olmasının yolu çok takipçisi olanların senin yazdıklarını retweet etmesinden geçiyor” diyen Asma, Twitter ile ilgili şunları da anlatıyor: “Takipçi sayısı yüksek olanların kendisine göre bir üslubu oluyor. Benim özel olarak yazdığım bir konu yok, her konuyu ti’ye alıyorum, aforizmalar yapıyorum. ‘Çok kişi izliyor aman dikkatli yazayım’ dersen Twitter’ın ruhuna aykırı davranmış olursun. Çünkü beni izleyenler rahat yazdığım için izliyor. Burada çok takipçinin olması aslında çok bir şey ifade etmiyor. Çünkü Twitter kullanmayan birine o dünyada ne kadar takipçin olduğunu anlatman çok saçma. Kaldı ki takipçilerinin bile seni tanıması zor.”

Berrak beni takip et
Aras Öztürk, Twitter alemindeki adıyla Samihazinses, hesabını iki yıl önce açmış ve kısa sürede 13 bin takipçiye ulaşmış. Öztürk, blogu ve Twitter’daki popülerliği sayesinde bir kitap yazdı. Gayet samimi bir şekilde “Twitter’da bu hesabı kızlarla tanışmak için açtım” diyor.

Öztürk, sanılanın aksine zamanının az bir kısmını Twitter başında geçirdiğini söylüyor: “Bu kadar çok takipçimin nasıl olduğunu hiç bilmiyorum. Twitter’a çok sık girmiyorum artık. Ben çok depresif, romantik ve siyasi yazanları takip etmiyorum. Gülüp eğlenmek için burada varım sonuçta. Ama Berrak Tüzünataç’ı takip ediyorum, o beni etmiyor, zoruma gidiyor. Buradan sesleniyorum, Berrak beni takip et!”

Öztürk de Twitter’daki popülerliği abartmamak gerektiğine inanıyor: “İki hafta girmezseniz kaybolur gider herkes. Pijamalarımı göbeğime kadar çekip yazıyorum, kim olduğum kimsenin umurunda değil. Binlerce kişinin beni takip etmesi öyle egomu şişirmiyor.”

Takipçi sayısı önemli olsa bırakmazdım
ÜNSÜZLERİN polemiğine konu olan ve Twitter’da ‘Nooboody’ ismiyle yazan Funda Tekiner 20 yaşında. Modellik yapan ve üniversitede moda tasarımı okumaya hazırlanan Tekiner, Sosyalmedyatv programında fenomen olarak konuk edildiği ve takipçi sayısını artırmak için önce herkesi takip edip sonra vazgeçtiği için eleştirildi. Sanal ortamda tartışmalar devam ederken de hesabını kapattı. İşte Tekiner’in eleştirilere yanıtı: “Twitter’a girdikten iki ay sonra takipçi sayım bindi. Acemiliğimi attıktan ve yazılarımı güçlendirdikten sonra üç ay gibi kısa bir sürede 12 bine yakın izleyici oluştu. Programda benden ‘internet fenomeni’ olarak bahsedilmesinden tabii ki rahatsız oldum. Fenomenlik çok başka bir şey. Fazla takipçi sayısına ulaşmak için 10 bin kişiyi önce takip edip sonra silmekle suçlandım. Böyle bir şey mümkün değil. Benim için takipçi sayısı önemli olsa zirvede bırakıp gitmezdim. Çok takipçinizin olması egosal bir tatmin yaratıyor. ‘Yaratmıyor’ diyen yalan söyler. Ben bunu tüm doğallığımla açık açık söylediğim için tepki aldım. Bu tartışmalarda insanların ne kadar ikiyüzlü olduğunu anladım. Sokakta bir insan linç olsa tüm Twitter ahalisi ayağa kalkar, bir köpek ezilse tüm Twitter canla başla kınar. Beni orada linç etmekten beter etti bazı kişiler ve kimsenin sesi çıkmadı. Hesabımı pes ettiğim için değil insanlara ders olsun diye kapattım.”

ABD’deki kadar hızlı yayılıyor
DOKUZ yıldır ABD’de yaşayan ve bir holdingin finans bölümünde çalışan Ozan T., Twitter’da ‘komikpanda’ ismiyle yazıyor ve işi sebebiyle soyadını açıklamıyor. Twitter’da altı ayda beş binin üzerinde takipçisi olan Ozan T., Twitter’la ilgili sorularımızı ve yaşadıklarını anlattı: “ABD’de milyonlarca kişi Twitter’da ve Türkiye’de de iki yıl içinde ciddi şekilde bu sayı artacak. Benim Twitter’da olmamın sebeplerinden biri özgürce kendimi ifade edebilmek, insanlar ve olaylar hakkında düşündüklerimi okuyanlarla paylaşabilmek. Mesela aileme veya patronuma söyleyemediğim şeyleri yazmak beni rahatlatıyor. Yazdıklarım yüzünden takipçi sayımın azalmasından korkmuyorum, sadece takipçi olarak gelen ‘önemli’ kişi sayısı arttıkça yazdıklarıma daha çok dikkat etmeye başladım. Benim için Twitter tamamen bireysel mutluluk alanı ve Türkiye özlemimi giderme aracı. Twitter fenomeni bence insanlara çok büyük sorumluluklar yükleyen bir tanımlama. Nooboody’i bir TV programında izledim ve programda söyledikleriyle ilgili kendisine üç değil altı aydır Twitter’da olduğunu ve yaklaşık altı bin kişiyi önce takip edip sonra bıraktığını hatırlattım. Yazdıklarım sert ve onu aşağılayıcı şeyler değildi. Birçok kişi yazdıklarımı destekledi ve olay büyüdü. Bence bana verdiği cevaplarla herkese kendisi malzeme verdi.”

Ruh sağlığı bozulan var
Twitter’a beş ay kadar önce giren ve ortadunyasakini hesabıyla yazan üniversite öğrencisi Erhan Çırak’ın 5 bine yakın takipçisi var. Çırak, kendi Twitter serüvenini ve fenomen tartışmasını şöyle özetliyor: “Takipçi sayım bir gazetecinin bir tweetimi yazmasıyla aniden artış göstermeye başladı. Takipçi sayısını önemseyen birçok yazar var. Bunun en önemli nedeni yüksek izleyici sayısına sahip olan yazarlara gelen bazı teklifler. Kitap yazmak ve televizyon programlarına çağırılmak gibi. ‘Fenomen’ tartışmasının başlamasına vesile olan ilk tweeti ben yazmıştım. Daha sonra diğer yüksek izleyici sayısına sahip olan yazarların dahil olmasıyla büyüdü ve Nooboody adıyla yazan kişinin hesabını kapatmasıyla sonra erdi. Bu kişinin programda ‘internet fenomeni’ olarak tanıtılması benim de dahil olduğum bir grup tarafından ağır olarak eleştirildi. Bunun sebebi Noobody’nin uyguladığı önce binlerce insanı takibe almak, daha sonra onlar tarafından takibe alınınca da takibi bırakmaktı. 140 karakterle, anlık duygu ve düşüncelerini ifade eden insanların ‘fenomen’ olarak tanıtılmaması gerektiğine inanıyorum. Ruh sağlıklarını dahi bozabilecek ego sorunlarıyla karşılaşılan bu insanları, bu mecrada görmeye başladık. Bilgisayarının başına geçtiği anda kendisini fenomen, Twitter’dan çıkış yaptığı anda ise öğrenci, bankacı ve ev hanımı olarak gören insanlar kişilik bölünmesi yaşayabiliyor.”

Fenomenliği medya uydurdu
“Savaşlar hala sıcak, fazla ilerlemiş olamayız.” Bu, tasarımcı-illüstrator Evrim Güvenç’in tweetlerinden biri. Güvenç, Twitter macerası ve milyonlarca kişinin müptelası olduğu bu sosyal ağla ilgili şöyle konuşuyor: “Yazdıklarımda belli bir konsept yok ama geçenlerde takipçilerimden biri ‘Tevriye sanatı yapıyorsun’ demiş bana. Bu kadar kişinin beni takip edeceği aklıma gelmezdi. İlk zamanlar birini bin kişinin takip ettiğini görünce ‘Bu kesin ünlüdür’ diyordum. Çok kişinin seni takip etmesi meselesi var. Takipçinin artması insanın havasını filan değiştirmiyor. Bu tartışmalar çok anlamsız. Sonuçta sokakta kimse seni tanımıyor. Twitter bir ürün, sen de bunun bir parçası oluyorsun. ‘Fenomen’ sıfatı da medyanın uydurması. Sonuçta insanlar burada ünlülerle ve maymunluk yapanlarla dalga geçiyor. Eğer maymunluk yaparsam benimle de dalga geçilecek tabii. Burası sadece bilgi akışı sağlayan bir araç.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND