Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocukta disiplin problemi nasıl yaratılır?

Sınıf içinde disiplin problemleri yaratmak çok kolaydır. Aşağıdaki on kuralı izleyerek bu popüler öğretmen becerilerinizi geliştirebilirsiniz! Öğretmen ve veliler için ilginç bir makale..

Disiplin Problemleri Nasıl Yaratılır…

Sınıf içinde disiplin problemleri yaratmak çok kolaydır. Aşağıdaki on kuralı izleyerek bu popüler öğretmen hobisindeki becerilerinizi geliştirebilirsiniz.

1. Çocuklardan her zaman en kötü şeyleri bekleyin. Bu sizin sürekli olarak savunmada olmanızı sağlar.

2. Öğrencilerinize asla onlardan neler beklediğinizi söylemeyin. Çocuklar her şeyi kendi başlarına bulup öğrenmelidirler.

3. Çocukları sık sık cezalandırın ve eleştirin. Bu,onları gerçek yaşama daha iyi hazırlar.

4. Bir öğrenci kötü davrandığında bütün sınıfı cezalandırın. Diğer öğrenciler de büyük bir olasılıkla aynı şeyi yapıyorlardır veya en azından yapmayı düşünüyorlardır.

5. Öğrencilere özel haklar vermeyin, onları yumuşatır. Bu hakları nasıl olsa kötüye kullanacaklardır.

6. Gördüğünüz her yanlış davranışı cezalandırın. Bunu yapmazsanız sınıfı öğrenciler ele geçirir.

7. Çocukları sık sık tehdit edin ve uyarın. “Düzgün davranmazsanız sizi ömrünüzün sonuna kadar okul sonrası etütte tutarım.”
8. Aynı cezayı her öğrenciye verin. Ceza birine iyi geliyorsa hepsine gelecektir.

9. Ödevleri ceza olarak kullanın. “Pekala sersem çocuk, ödevin kitabın arkasındaki tüm soruları cevaplandırmak!”

10. Çocuklarla aranıza bir mesafe koyun. Biliyorsunuz, samimiyet saygısızlığı getirir. Öğretmenlerin isteyerek bu kuralları izleyeceklerini sanmıyoruz, ancak cezaların sıklıkla etkileri pek düşünülmeden uygulandığı doğrudur.

Bu makalede bir çok disiplin sorununun ortaya çıkmasına ve yerleşmesine, öğretmenlerin istemeden kendi kendilerini baltalayıcı disiplin stratejileri uygulamalarının neden olduğunu söylüyoruz. Oysa ki sınıf içi disiplin sorunlarını azaltmak için oldukça basit ve somut yöntemler vardır.

1. Çocuklardan En İyisini Bekleyin

Öğretmen beklentilerinin öğrenci davranışları üzerinde önemli bir rol oynadığı uzun bir süredir bilinmektedir. Bu makalenin yazarlarından biri ilk bakışta birbirine çok benzeyen iki öğretmenini hatırlıyor. İkisi de çok sıkıydı, dağlar gibi ödev verirlerdi, ve sınıfa girdikleri andan itibaren öğrencilerini hep çalıştırırlardı. Ama öğrencilerinden olan beklentileri yönünde farklıydılar. Birisi sanki derdi ki; “Size çok katı ve sıkı davrandığımı biliyorum, ama bunun nedeni, sizlerin bu zor işi yapabileğinizi bilmemdir.”

Çok etkin bir öğretmendi ve çocuklar da onu severlerdi. Diğerinin verdiği mesaj ise; “Eğer bunları durmadan çalıştırmazsam kesinlikle beni arkamdan bıçaklarlar.” Öğrenciler her iki öğretmenin de beklentilerini yerine getirebilmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlardı.

Böylelikle öğrencilere karşı olumsuz tavırlar sergileyerek bir çok öğretmen kendi disiplin sorunlarını yaratırlar. Bu sorunları azaltmak için ilk adım öğrencilere karşı olumlu tavır içinde olmaktır. Bunu “iyi” öğrenciler için yapmak daha kolaydır, ama diğerleri için de daha gereklidir. Şanslıysanız sizin yetenekli ve değerli olduğunuza inanan ve bunun aksine davransanız bile yine de öyle olduğunuza inanan bir iki öğretmeniniz olmuştur.

Büyük bir olasılıkla bu öğretmenlerinizi sevip sayıyordunuz ve onları memnun etmek için elinizden geleni yapıyordunuz. (hatta belki de bunun sonucu olarak siz de öğretmen oldunuz.) Şimdi bunu geri ödeme zamanı geldi. Öğrencilerinizin her birinden en iyisini bekleyin. Şans verildiğinde her bir öğrencinizin iyi davranacağına inanın. Ve en önemlisi, eğer öğrencileriniz beklentilerinizi yerine getirmiyorlarsa vazgeçmeyin! Bazı öğrenciler size yanıt vermeden önce çok daha fazla ilgi isterler.

2. Net ve Açık Olun

Bir çok öğretmen istedikleri davranışlar hakkındaki beklentilerini net ve açıkça ifade etmeyerek disiplin sounları olasılığını arttırırlar. Örneğin; şunu kimbilir kaç kez söylediniz, “Tamam, artık, YETER!” herkesin neyin YETER olduğunu bildiğini varsayıyorsunuz. Bu varsayım çok mantıklı olmayabilir. Örneğin bahçede “Yeter” denmeyecek davranışlar koşmak, zıplamak, birbirlerine bir şeyler atmak (elbette tercihan top, taş değil) ve diğer öğrencilerle beraber bir şeyler yapmaktır. Öğretmenlerin düzgün davranışlar hakkında farklı görüşleri vardır, ama çok az durumlarda bu beklentilerini dikkatle dile getirirler.

Maalesef bir çok öğrenci “doğru davran” ın anlamını olumsuzlarla öğrenirler; “Pencereden dışarı bakma. … Önündeki arkadaşından elini çek. … Ayağını oraya koyma … şunu yapma …. bunu yapma …” Sınıftaki davranış kuralları sınıfın ön tarafında olumlu ifadelerle sergilenebilir: “Öğrenciler …….. yaparlar.” Öğretmen (veya öğrenciler) kuralların listelendiği bir poster yaparak bunu asabilirler. Böylece kurallar açık ve net olarak sürekli bir şekilde sınıfta bulunur. Kuralların izlenme olasılığını arttırmak istiyorsanız öğrencilerin de bu kuralların şekillendirilmesinde yardım etmelerini sağlayın. Araştırmalara göre, eğer öğrenciler kurallardan sorumlu olduklarını hissederlerse onlara uymak için gayret gösterirler.

3. Ödüller, Evet! Cezalar, Hayır!

Sınıfta disiplin problemleri yaratmakta büyük rol oynayan bir faktör kötü davranışlara cevap olarak cezaların fazla kullanılmasıdır. Şimdi söyleyeceğimiz noktaya bir çok öğretmen katılmayacaktır, ama araştırmalar normal bir sınıfta ödüllerin oranının cezaların 10’da 1’i olduğunu gösterir. Cezaların türleri de favoriler arasında olan “İdareye gidiyorsun!” veya “Bir milyon kere …… yapmayacağım diye yazacaksın.” tarzındadır. Cezalara aynı zamanda pek bilincine varmadan ama sıklıkla küçük kuralsızlıklar için yaptığımız “kötü bakış” ve sayısız uyarılar da dahildir: “Önüne dön,” “Otur!”, Kes konuşmayı!” vs.

Cezaların (küçük ya da büyük) sınıf içi kargaşayı arttıran en az dört sonucu vardır;

1) Ceza, dikkati kötü davrananların üzerine çeker. Hepimiz şu eski sözü biliriz: “Gıcırdayan tekerlek yağlanır.” İyi ve olumlu davranan öğrencilerin isimleri ve kendileri ortaya çıkmaz, ama olumsuz davrananlar öğretmenin dikkatini sınıf arkadaşlaırndan oluşan bir izleyici kitlesinin önünde üzerlerine çekerler.

2) Cezanın hırçınlık, depresyon, kaygı veya utanma gibi olumsuz yan etkileri vardır. En azından, bir öğrenci cezalandırıldığında kendisini kötü hisseder, size ve arkadaşlarına veya okula karşı da olumsuz düşünceler beslemeye başlar. Bu olumsuz yan etkileri azaltmak için hırsını başka arkadaşlarından bile almaya kalkabilir.

3) Ceza olumsuz davranışı sadece geçici olarak bastırır. Elinde demir bir cetvelle sınıfını idare eden öğretmenlerin sınıfında öğrenciler hiç olumsuz davranmazken, sınıftan çıktığı veya arkasını döndüğü anda fırtına başlayabilir.

4) Ceza dersinizin sürekliliğini bozar ve verimli öğrenmeye harcanacak zamanı azaltır. Cezaların önceden düşünülerek verilmemesi (ve genellikle kötü davranışın asıl sebepleri olan can sıkıntısı, gerginlik veya fiziksel rahatsızlığa çare olmadıkları için) genellikle sınıf içi disiplin problemlerini azaltacağına arttırır.

Bu faktörler göz önünde bulundurularak tercih edilen yaklaşımın ödüller olması gerekir. Ödül, dikkati olumlu ve iyi davranışa çeker. “Hazırlıklı geldiğin için teşekkür ederim.” Ödüller hem diğer öğrenciler için uygun bir model oluştururlar hem de öğrencilerin size, kendilerine ve sınıflarına karşı olumlu duygular beslemesini sağlarlar. Aynı zamanda olumlu davranışları yüreklendirmek olumsuz davranışa olan eğilimi azaltır ve dersinizin akışını güçlendirir. Yaptığınız ders devam eder, daha fazla katılım sağlarsınız ve doğru yanıtların üzerinde yeterince durabilirsiniz.

4. Ceza Verecekseniz Suça Uygun Olsun

Ödüllerin uygun olmadığı durumlarda bir çok öğretmen iyi düşünülmemiş veya etkin olmayan cezalar vererek disiplin sorunları yaratırlar. Bunun en klasik örneği ise tüm sınıfı cezalandırmaktır. “Tamam artık, birisi daha konuşursa teneffüse çıkmayacağınızı söylemiştim, kimse çıkmayacak!” Bu tür bir yaklaşım öğrencilerin (özellikle olumlu ve düzgün davrananların) çok kötü hissetmelerine neden olur ve daha fazla disiplinsizlik yaratır. Araştırmalar, cezaların davranışın doğal sonuçlarını içerdikleri zaman çok etkin olduğunu gösteriyor. Örneğin; bir öğrenci cam kırarsa, ona temizlik sorumluluğunun verilmesi ve zararın ödetilmesi anlamlı bir ceza olur. 1000 kez “Bir daha cam kırmayacağım!” yazdırılması veya ek matematik problemleri çözdürtülmesi çocuğun hareketiyle sonuçları arasında bağ kuramamasına neden olur. Aslında bu, izlenmesi zor olan bir öneridir. Bir çok durumda “doğal sonuçlar” belirsizdir. (“Ali, buse’ye şişko diyerek onu incittin. Ceza olarak Buse’nin gönlünü alacaksın”) Gördüğünüz gibi uygun ceza bulmak her zaman kolay değildir. Beyninizi bu konuda yorup da uygun bir şey bulamadınızsa suçu işleyene ne ceza alması gerektiğini sorun! Onlar suçlarının sonucu olarak uygun bir ceza bulabilirler. Denemekle bir şey kaybetmezsiniz.

5. Ceza Verecekseniz Haklarından Mahrum Edin

Ceza olarak kullanabileceğiniz suçun doğal sonuçlarını bulamadığınız durumlarda o zaman iyi bir yaklaşım da verilen haklardan mahrum etmektir. Bu tür bir ceza toplumumuzun gerçek şartlarıyla da uyumludur. Gerçek yaşamda (okulun duvarlarının ötesinde bir yerlerde) haklar ve sorumluluklar birlikte yürür. Sorumluluklarını yerine getirmeyenler çabucak özgürlüklerini ve haklarını kaybederler. Sınıflar bu dersi öğretmek için çok uygun yerlerdir, sadece bir ipucu vardır: Mahrum edilecek hakların önceden verilmiş olması gerekir. Sınıflarda bir çok haklar mevcuttur ve bir çoğunun da oluşturulması gerekir. Örneğin verilen ödevi zamanında ve doğru olarak bitiren öğrenciler dersle ilgili bir oyun oynayabilirler, ek not alacakları bir çalışma kağıdını çözebilirler, başka ödevlerini yapabilirler. Verilebilecekler sonsuzdur. Önemli bir nokta ise kuralları bozanların bunlardan mahrum edilerek haklarını kaybedecek olmalarıdır.

6. Görmezlikten Gelmek

Sorun yaratmanın etkin yollarından birisi de yok etmek istediğiniz davranışları ödüllendirmektir. Bir çok öğretmen bunu istemeden olumsuz davranışlara dikkati çekerek yaparlar. Örneğin bu makalenin yazarlarından biri, bir ana okulu sınıfını gözlemlerken öğrencilerden birisi bir oyuncak kutusunu yere düşürünce küfür etti. Öğretmenler hemen çocuğun etrafını sararak heyecanla konuşmaya başladılar, “Bu çok kötü bir laf! Utan! Utan! Çok ayıp! Bir daha bu sözü söylediğini duymayayım!” Bu arada diğer çocuklar büyük bir ilgiyle olanları seyrediyorlardı. Ve öğle teneffüsünde hepsi birden uydurdukları bir ritmle “…… (küfür çıkarılmıştır) …” diye şarkı söylüyorlardı. Birbirine not verme, sakız çiğneme, ve sayısız ufak tefek kuralsızlıklara dikkat çekerek benzer sorunları sık sık yaratırlar. Hafif kuralsızlıkları görmezden gelerek bu problemlerden kaçınılabilir ve daha sonra öğrenciyle bireysel olarak konuşulur. Büyük bir olasılıkla ders verdiğiniz her saniye en az bir öğrenciniz hafif kural dışı bir şey yapıyordur! Her birini uyarmak ve bunlara dikkati çekmek ya da öğretmenliğinize devam etmek tercihi ise sizindir.

7. Tutarlılık En İyi Politikadır

Disiplin problemi yaratmanın bir başka iyi yolu ise kurallar, ödevler ve cezalar konusunda tutarsız olmaktır. Örneğin yazarlardan birisinin kızına Noel tatilinde bitirmesi için 750 tane matematik problemi verilmişti. Çocuk ödevini bitirmek için saatlerini, günlerini (bunları arkadaşlarıyla oynayarak geçirmeyi tercih ederdi) harcadı. Ama sınıfta başka hiç kimsenin ödevi bitirmediği ortaya çıkınca öğretmen bir hafta daha süre verdi. Böylece öğretmen öğrencilerine ödevleri tamamlamamanın zarar vermeyeceğini öğretti. Bu gibi durumlarda öğretmen inanılırlılığını kaybeder, öğrenciler de yaşamlarının geri kalan kısmında söz tutmamayı ve sorumluluklarını ertelemeyi öğrenirler. Tutarsız cezaların da benzer etkileri olur. Öğrencileri tekrar tekrar uyararak öğretmenler aslında olumsuz davranışlara kendileri neden olurlar. “Bir daha sefere böyle davranırsan idareye gidiyorsun!” Beş dakika geçer ve “Seni uyarıyorum, bir kere daha yaparsan müdür yardımcısının odasındasın!” Ve biraz sonra, “Yeter artık, çık, kapının önünde bekle!” Böyle bir durumda öğrenci aynı davranışı sürdürmek ve ceza almamak için bir kaç kez şansının olduğunu (bütün şanslarını da kullanabileceğini) ve asıl cezanın söylenenden daha hafif olduğunu görür. (kötü bir alış veriş olmadığını) Tutarsızlık tuzağına düşmemek için ne demek istiyorsanız onu söyleyin, ne söylüyorsanız onu yapın.

8. Her Öğrencinizi İyi Tanıyın

Disiplin sorunları sık sık ödüllendirmek istediğimiz öğrencileri, aslında cezalandırarak veya bunun tersini yaparak da oluşur. Bir öğrenciye okuldan sonra sınıfı temizletirsek bu ödül müdür, ceza mıdır? Bunu söylemek zor. Hepimizin bildiği gibi, “Birisinin keyfi diğerinin zehiridir.”Yazarlardan biri dördüncü sınıftayken sesli okumakta çektiği güçlüğü çok iyi hatırlıyor. Bu onu o kadar kaygılandırıyordu ki okuma derslerinden önce midesi bulanmaya başlıyor, revire veya eve gönderileceğini umuyordu. Bir gün öğretmenine dersten önce sınıfı düzenlemesine yardım edince öğretmeni ona teşekkür etmek için, “Mark, bana çok güzel yardım ettin, bugün ilk sen okuyacaksın.” Yazar bu cezayı almamak için bundan sonra asla yardım etmemeye karar verdi. Bunun tersi de olabilir. Örneğin, her sınıfta köşede durmak, sınıftan çıkartılmak veya tahtaya kalkmak gibi “ceza”lardan hoşlanan sınıf soytarıları vardır. Aynı yazar ceza olarak bahçede bir köşede durduğu günü de hatırlıyor. Matematik, Sosyal bilgiler ve İngilizce derslerine girmemiş, günün sonunda bir sürü arkadaşını yaptığı yaramazlıkların öyküleriyle eğlendirmişti. Disiplin sorunlarını azaltmanın bir yolu da öğrencilerinizi iyi tanıyarak onlar için neyin ceza, neyin ödül olacağını bilmektir.

9. Okul Ödevlerini Ödül Olarak Kullanın

Bir öğretmenin işleyebileceği en büyük günah okul ödevini ceza olarak kullanmaktır. Maalesef yabancı dil öğretmeninin verdiği “1000 kere ….. yapmayacağım diye yazacaksın,” veya matematik öğretmeninin verdiği 100 problem çözme cezaları üzücü esprilerdir. Böyle durumlarda aslında zevk alarak öğrenip kullanmalarını istediğimiz konularla öğrencileri cezalandırıyoruz! Öğretmenler derslerini ödül olarak kullanarak disiplin problemlerini azaltabilirler (ve öğrenmeyi de arttırırlar). Bu ince ve dolaylı yollardan dersleri anlamlı, pratik ve eğlenceli hale getirerek yapabilirler. Kesirleri öğretiyorsanız sınıfa bir iki kek getirin ve çocukların 1/2, 1/4 ve 1/8 arasındaki farkları ne kadar çabuk öğrendiklerini görün. Dil öğretmenleri olumlu davranışın ödülü olarak özgür okuma saatlerine izin verebilirler. Matematik öğretmenleri (bir sonraki sınava puanlarının ekleneceği) ek çalışma kağıtları yazabilirler. Olanaklar sonsuzdur ve sonuç da daha az olumsuz davranış ve öğretmenin ve dersin daha fazla sevilmesi olacaktır.

10. Öğrencilerinize Sevgi ve Saygıyla Yaklaşın

Disiplin sorunlarını azaltmak için son öneri öğrencilerinize iyi duygularla yaklaşmaktır. İnsanların kendilerine davranıldığı şekilde cevap vedikleri bir sır değildir. Öğrencilere soğuk veya kişisel olmayan bir tavırla yaklaşılırsa onlar da sizi üzüp üzmemelerine aldırmazlar. Sıcak duygular ve saygıyla davranılırsa aynı şekilde cevap vereceklerdir. Onlara ilgi duyduğunuzu göstermenin (ve aynı zamanda disiplin sorunlarını azaltmanın) en iyi yollarından biri sürprizler hazırlamaktır. Özellikle iyi ders yaptıkları bir gün onlara bir jest yapın. “Çocuklar, bugün çok iyi çalıştınız, 30 dakika serbestsiniz.” Veya bir gün hiç sebep yokken küçük bir parti düzenleyin. Çocuklar, “Bu ders de hiç fena değilmiş!” diye düşünmeye başlayacaklardır. Sürprizlerin gerçek sürpriz olmalarını sağlayın. Onları beklemesinler. Eğer beklerlerse etkisini kaybeder. Geçenlerde şunu duydum, “Öğretmenden daha fazla birisi o, arkadaşımız bizim.” Bu, bir öğretmen için söylenebilecek en güzel sözlerden biri. Bu öğretmenin çok az disiplin sorunu yaşadığının bilinmesi pek sürpriz olmamalı.

Sonuç

Disiplin sorunlarını azaltmaktan söz ederken onların tümüyle yok edilebileceğini söylemediğimiz konusuna dikkat çekmek istiyoruz. Öğrenciler, öğrendikleri şeyler konusunda heyecanlanıyorlarsa, yaptıklarına kendilerini kaptırıyorlarsa ve kendilerini yaratıcı bir şekilde ifade etmelerine izin veriliyorsa “disiplin sorunu” da çıkacaktır. Albert Einstein okulda bir disiplin sorunu olarak nitelendirilen bir çok çok başarılı insandan birisiydi. “”En çok zarar verecek taşı yalnız nereye atacağını değil, nasıl atacağını da hesaplar””, diye bilinirdi. Sonuç olarak okuldan kovuldu, çünkü sınıfta bulunmasının diğer öğrencilere zarar verdiğine karar verilmişti. Diktatörler ve zalim hükümdarlar için ana hedef kendilerine bir robot gibi itaat edilmesidir. Öğretmenlerin kritik bir hedefi ise bir sınıf dolusu öğrenciyi bireysel potansiyellerinin zirvesine çıkartmak olmalıdır. Bu makalenin ana fikri; öğretmenlerin kendi disiplin sorunlarını kendilerinin yarattığı idi. Tıpkı kendi öğretmenlerimizin öğretim yöntemleri ile öğretmenlik yapmak gibi, yine onların kullandığı disiplin yöntemleriyle sorunları çözme eğiliminde oluyoruz. Bunun farkına vararak ve de yukarıdaki basit önerileri izleyerek öğrenmek ve öğretmek eğitimin tüm katılımcıları için çok daha ödüllendirici olabilir.

Kaynak:
Kaleidoscope – Readings in Education

Ryan Cooper
Houghton Mifflin Company, 1998

Çeviri:
Sema Kan Özkaya
Eyüboğlu Eğitim Kurumları
Genel Müdür Yardımcısı

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND