Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuklarla felsefe yapmak!

Yetişkinler için felsefe yapmak kolay ama asıl önemli olan kişiliğin oluştuğu çağda çocukları felsefeyle tanıştırmak. Birkaç haftadır masal ve hikáye kitaplarını rafa kaldırdık. Uykudan önce felsefe kitapları okuyoruz. Nilüfer Kas yazdı..

Yetişkinler için felsefe yapmak kolay ama asıl önemli olan kişiliğin oluştuğu çağda çocukları felsefeyle tanıştırmak. Birkaç haftadır masal ve hikáye kitaplarını rafa kaldırdık. Uykudan önce felsefe kitapları okuyoruz.

Memleketi kurtarmanın moda olduğu günler gerilerde kaldı. Artık herkes kişisel kurtuluş savaşı veriyor. Bireyleri kişisel kurtuluş savaşı başlatmaya motive edenler de kişisel gelişimciler. Özellikle 30 yaş civarında, kariyerinden ya da özel hayatından memnun olmayanların adresi artık psikologlar değil kişisel gelişim uzmanları. Oturup birlikte felsefe yapıyorlar.

Kişisel gelişimcilerden Mümin Sekman’la kahve içerken bana enteresan bir şey söyledi. İnsanları ikiye ayırmış. Kişiliğine göre kariyerini şekillendirenler ve kariyerine göre kişiliğini yeniden şekillendirenler. 30 yaşına kadar olanlar genellikle kariyerine göre kişiliklerini yeniden şekillendirme yoluna gidiyorlarmış. 35 yaşın üstündekilerin eğilip bükülmesi daha zor olduğu için kariyerini kişiliğine göre şekillendiriyorlarmış. Ben de ikinci gruba giriyorum. Kişilikten taviz yok.

Yetişkinler için felsefe yapmak kolay ama asıl önemli olan kişiliğin oluştuğu çağda çocukları felsefeyle tanıştırmak. Birkaç haftadır masal ve hikáye kitaplarını rafa kaldırdık. Uykudan önce felsefe kitapları okuyoruz. Ciddiyim. Nehir bayılıyor. İki günde bir kitap bitiriyoruz. Tartışmasını ise ertesi güne bırakıyoruz.

Günışığı Kitaplığı “Çıtır Çıtır Felsefe” adı altında 10 kitaplık bir seri çıkardı. Yedisi piyasada, üçü ise önümüzdeki aylarda çıkacak. Yaşamı ve dünyanın işleyişini anlamaya çalışan çocuklara temel kavramları doğru sorular sorarak düşündüren kitaplardan söz ediyorum.

Bazen çocukların sorduğu sorular karşısında ne yanıt vereceğimizi bilemediğimiz anlar oluyor. Çünkü çocuk anne-babasının doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, adaleti-haksızlığı, dürüstlüğü-yalanı nasıl gördüğünü bilmek istiyor. Bu tür somut olmayan kavramları çocuklara doğru aktarmak, anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor.

Çocuklara haklarını öğretmek önemlidir ama en etkin yolu nedir? “Çıtır Çıtır Felsefe” serisinin “Adalet ve Haksızlık” kitabında bir örnek veriliyor. Çocuk iki hafta üst üste yüzme dersine mayosunu getirmeyi unutuyor. Öğretmen üçüncü kez unuttuğunda çocuğu çırılçıplak yüzmekle cezalandırıyor. İşte bu noktada Paris Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde profesör olan Michel Puech ve Brigitte Labbe’nin önerileri devreye giriyor.

İki uzman o noktada Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nden bahsederek çocuğa “Hiç kimse senin onurunu ayaklar altına alacak bir ceza veremez. Bu çocuk haklarına aykırı bir cezadır. Böyle bir durumla karşılaşırsanız itiraz hakkınızı kullanın” mesajını iletiyor.

Ben adalet konusunun işlendiği kitapta en çok doğum günü pastası örneğini sevdim. Nehir’e doğum günü pastasından en büyük dilimi kime vermek istediğini sordum. Nehir “Doğum günü benim olduğu için büyük bir dilimi kendim hak ediyorum. Sonra kuzenim Ateş, arkadaşım Ecem, Turgut, Melis…” diye başlayarak en az 10 kişinin adını saydı. “Hepiniz büyük dilim alırsanız diğer arkadaşlarına pasta kalmaz. Davet ettiğin arkadaşlarına ayıp olmaz mı? Doğum günü sahibi olarak senin adaletli davranman, herkese eşit pasta dilimi vermen gerekmiyor mu?” sorusunun karşısında birkaç dakika sustu. Hatasını anladı. Adalet demek bir başkasına haksızlık etmemek demek.

“İyi ve Kötü” kitabında ise yine enteresan örnekler var. Suzi tuvalete gitmek için sınıftan çıkarken arkadaşının paltosunun cebindeki çöreği fark ediyor. Sessizce alıyor ve midesine indiriyor. Çöreğini aldığı arkadaşının hiçbir şeyden haberi yok. Bu örneği naklederken Nehir’in görüşünü de almayı ihmal etmedim. Çöreği yiyen Suzi için bu olay o kadar da kötü değil. Çünkü karnını doyurdu, keyif aldı. Ama çöreğin sahibi için kötü bir olay. Çünkü çöreğinin başına gelenleri asla bilmeyecek.

Ayrıca kızımla küçük bir oyun oynadım. “Görünmez olsaydın neler yapmak isterdin?” diye sordum. Nehir saftır, iyidir. Kitapta verilen “Bedava üç kez sinemaya gittim, pastaneden çörek yürüttüm, arkadaşımın ödünç vermek istemediği oyuncakları aldım. Banka kasasını boşaltmak istedim” gibi örneklerin uzağından bile geçmeyen yanıtlar verdi.

Galiba görünmez olunca görünürken yapamadığımız şeyleri yapacağımız kesin. Hatta bunlar pek de iyi olmayan, kötü şeyler… Bu demektir ki, çoğunlukla kötü bir şey yapmamızı engelleyen başkaları. Çünkü başkaları bizi görür, kötü bir şey yaptığımızı söyleyebilir, bizi ele verebilir, cezalandırabilir, yargılayabilir ya da bazı şeyleri yasaklayabilir.

Ama zaman zaman iyi ve kötü duruma göre değişir. Yaşamak için kurtların kuzuları yemesi gerekir. Kurtlar için kuzuları öldürmek iyidir. Kuzuysa ölmek istemez. Kuzular için kurtların yaptığı şey kötüdür. Kuzuların yaşama isteği iyidir.

Çalmak, hırsızlık yapmak bize göre kötüdür. Oysa Siyu Kabilesi’nde ilk hırsızlığı yapan bir çocuk için kutlama yapılır. Yani çocuğunuza neyin iyi neyin kötü olduğunu anlatırken bu örnekleri vermekte yarar var. Ayrıca çocukları “Bu iyidir ya da bu kötüdür” diye yönlendirmek de yanlış. Çünkü iyinin ve kötünün başkaları tarafından söylenmesini bekleyen çocuk düşünmeyi bırakmış demektir. Bu da insan olmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Çocuğunuz size “Anne bir şeyin iyi mi kötü mü olduğunu nasıl anlayacağım?” diye sorarsa şu yanıtı verin; “Bize yapılmasından hoşlanmayacağımız her şey kötüdür, bize yapılmasından mutluluk duyacağımız şeyler ise iyidir.”

Bu basit denklemi çocuklara anlatmak kolaydır ama ya biz yetişkinler anlamakta neden bu kadar zorluk çekiyoruz? İşte ben bunu anlamıyorum.

emleketi kurtarmanın moda olduğu günler gerilerde kaldı. Artık herkes kişisel kurtuluş savaşı veriyor. Bireyleri kişisel kurtuluş savaşı başlatmaya motive edenler de kişisel gelişimciler. Özellikle 30 yaş civarında, kariyerinden ya da özel hayatından memnun olmayanların adresi artık psikologlar değil kişisel gelişim uzmanları. Oturup birlikte felsefe yapıyorlar.

Kişisel gelişimcilerden Mümin Sekman’la kahve içerken bana enteresan bir şey söyledi. İnsanları ikiye ayırmış. Kişiliğine göre kariyerini şekillendirenler ve kariyerine göre kişiliğini yeniden şekillendirenler. 30 yaşına kadar olanlar genellikle kariyerine göre kişiliklerini yeniden şekillendirme yoluna gidiyorlarmış. 35 yaşın üstündekilerin eğilip bükülmesi daha zor olduğu için kariyerini kişiliğine göre şekillendiriyorlarmış. Ben de ikinci gruba giriyorum. Kişilikten taviz yok.

Yetişkinler için felsefe yapmak kolay ama asıl önemli olan kişiliğin oluştuğu çağda çocukları felsefeyle tanıştırmak. Birkaç haftadır masal ve hikáye kitaplarını rafa kaldırdık. Uykudan önce felsefe kitapları okuyoruz. Ciddiyim. Nehir bayılıyor. İki günde bir kitap bitiriyoruz. Tartışmasını ise ertesi güne bırakıyoruz.

Günışığı Kitaplığı “Çıtır Çıtır Felsefe” adı altında 10 kitaplık bir seri çıkardı. Yedisi piyasada, üçü ise önümüzdeki aylarda çıkacak. Yaşamı ve dünyanın işleyişini anlamaya çalışan çocuklara temel kavramları doğru sorular sorarak düşündüren kitaplardan söz ediyorum.

Bazen çocukların sorduğu sorular karşısında ne yanıt vereceğimizi bilemediğimiz anlar oluyor. Çünkü çocuk anne-babasının doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, adaleti-haksızlığı, dürüstlüğü-yalanı nasıl gördüğünü bilmek istiyor. Bu tür somut olmayan kavramları çocuklara doğru aktarmak, anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor.

Çocuklara haklarını öğretmek önemlidir ama en etkin yolu nedir? “Çıtır Çıtır Felsefe” serisinin “Adalet ve Haksızlık” kitabında bir örnek veriliyor. Çocuk iki hafta üst üste yüzme dersine mayosunu getirmeyi unutuyor. Öğretmen üçüncü kez unuttuğunda çocuğu çırılçıplak yüzmekle cezalandırıyor. İşte bu noktada Paris Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde profesör olan Michel Puech ve Brigitte Labbe’nin önerileri devreye giriyor.

İki uzman o noktada Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nden bahsederek çocuğa “Hiç kimse senin onurunu ayaklar altına alacak bir ceza veremez. Bu çocuk haklarına aykırı bir cezadır. Böyle bir durumla karşılaşırsanız itiraz hakkınızı kullanın” mesajını iletiyor.

Ben adalet konusunun işlendiği kitapta en çok doğum günü pastası örneğini sevdim. Nehir’e doğum günü pastasından en büyük dilimi kime vermek istediğini sordum. Nehir “Doğum günü benim olduğu için büyük bir dilimi kendim hak ediyorum. Sonra kuzenim Ateş, arkadaşım Ecem, Turgut, Melis…” diye başlayarak en az 10 kişinin adını saydı. “Hepiniz büyük dilim alırsanız diğer arkadaşlarına pasta kalmaz. Davet ettiğin arkadaşlarına ayıp olmaz mı? Doğum günü sahibi olarak senin adaletli davranman, herkese eşit pasta dilimi vermen gerekmiyor mu?” sorusunun karşısında birkaç dakika sustu. Hatasını anladı. Adalet demek bir başkasına haksızlık etmemek demek.

“İyi ve Kötü” kitabında ise yine enteresan örnekler var. Suzi tuvalete gitmek için sınıftan çıkarken arkadaşının paltosunun cebindeki çöreği fark ediyor. Sessizce alıyor ve midesine indiriyor. Çöreğini aldığı arkadaşının hiçbir şeyden haberi yok. Bu örneği naklederken Nehir’in görüşünü de almayı ihmal etmedim. Çöreği yiyen Suzi için bu olay o kadar da kötü değil. Çünkü karnını doyurdu, keyif aldı. Ama çöreğin sahibi için kötü bir olay. Çünkü çöreğinin başına gelenleri asla bilmeyecek.

Ayrıca kızımla küçük bir oyun oynadım. “Görünmez olsaydın neler yapmak isterdin?” diye sordum. Nehir saftır, iyidir. Kitapta verilen “Bedava üç kez sinemaya gittim, pastaneden çörek yürüttüm, arkadaşımın ödünç vermek istemediği oyuncakları aldım. Banka kasasını boşaltmak istedim” gibi örneklerin uzağından bile geçmeyen yanıtlar verdi.

Galiba görünmez olunca görünürken yapamadığımız şeyleri yapacağımız kesin. Hatta bunlar pek de iyi olmayan, kötü şeyler… Bu demektir ki, çoğunlukla kötü bir şey yapmamızı engelleyen başkaları. Çünkü başkaları bizi görür, kötü bir şey yaptığımızı söyleyebilir, bizi ele verebilir, cezalandırabilir, yargılayabilir ya da bazı şeyleri yasaklayabilir.

Ama zaman zaman iyi ve kötü duruma göre değişir. Yaşamak için kurtların kuzuları yemesi gerekir. Kurtlar için kuzuları öldürmek iyidir. Kuzuysa ölmek istemez. Kuzular için kurtların yaptığı şey kötüdür. Kuzuların yaşama isteği iyidir.

Çalmak, hırsızlık yapmak bize göre kötüdür. Oysa Siyu Kabilesi’nde ilk hırsızlığı yapan bir çocuk için kutlama yapılır. Yani çocuğunuza neyin iyi neyin kötü olduğunu anlatırken bu örnekleri vermekte yarar var. Ayrıca çocukları “Bu iyidir ya da bu kötüdür” diye yönlendirmek de yanlış. Çünkü iyinin ve kötünün başkaları tarafından söylenmesini bekleyen çocuk düşünmeyi bırakmış demektir. Bu da insan olmaktan vazgeçmek anlamına gelir. Çocuğunuz size “Anne bir şeyin iyi mi kötü mü olduğunu nasıl anlayacağım?” diye sorarsa şu yanıtı verin; “Bize yapılmasından hoşlanmayacağımız her şey kötüdür, bize yapılmasından mutluluk duyacağımız şeyler ise iyidir.”

Bu basit denklemi çocuklara anlatmak kolaydır ama ya biz yetişkinler anlamakta neden bu kadar zorluk çekiyoruz? İşte ben bunu anlamıyorum.

Yalan söylemekle ilgili bir örnek

Zakari’nin babaannesi ona bir Kızılderili çadırı alıyor. Bu, rengárenk, harika bir çadır… Hem de o kadar büyük ki, Zakari yazın iki arkadaşıyla birlikte çadırının içinde uyuyabilir. Yalnız küçük bir sorun var; bu babaannesinin ona Kızılderili çadırı aldığı üçüncü yılbaşı. Zakari neredeyse yıkılıyor. Başka bir hediye bekliyordu. Özellikle de geçen yılbaşı babaannesine zaten bir Kızılderili çadırına sahip olduğunu söyledikten sonra…

Ne yapmalı? Doğru mu, yalan mı söylemeli? Doğruyu söyleyip babaanneyi üzmeli mi, yoksa yalan söyleyip onun kalbini kırmamalı mı? “Her zaman doğruyu söylemeliyiz, yalan çok kötüdür!” ile “İnsanları üzmekten kaçınmalıyız!” arasında seçim yapmak hiç kolay değil.

Zakari’nin birkaç seçeneği var:

Gerçeği söyler: “Babaanne, bana zaten daha önce iki Kızılderili çadırı aldın, bu üçüncüsü. Üçüncü çadırımın olması beni mutlu etmiyor. Yani, ya beni hiç önemsemiyorsun ya da hafızanı kaybettin.”

Tamamen yalan söyler: “Teşekkürler babaanne; hediye almış olman çok hoş. Bu çok güzel bir çadır, çok sevindim.”

Yarı yarıya yalan söyler: “Teşekkürler babaanne, hediye almış olman çok hoş. Biliyor musun, gelecek yılbaşı ben de seninle birlikte hediye seçmeye gitmek isterim.”

SONUÇ: Herkes kendi seçimini yapmalı, gerçeğe ne ölçüde yer vermek istediğini kararlaştırmalı. Eğer Zakari babaannesine yalan söylerse bunu kendini korumak için, cezalandırılmaktan ya da kendi yerine başkasının suçlanmasından kaçınmak için yapmayacak. Çikolata yiyip de “Hayır çikolatayı yiyen ben değilim” diye yalan söyleyen, kendini korumak için gerçeği saklar. Ama başka birini korumak için yalan söylemenin, birini üzmemek için gerçeği saklamanın aynı türden olmadığı düşünülebilir. Eğer Zakari biraz rol yaparsa kimse buna kızmaz. Bu biraz sahtedir ama mutluluk yaratır.

İyi ve kötü üzerine bir örnek

– “Beni partisine davet etmedi diye Selva’yı öldürsem mi, öldürmesem mi?”

– “Alamadığım oyuncağı çalsam mı, çalmasam mı?”

– “Kardeşimin benimle paylaşmadığı ayısını çöpe atsam mı, atmasam mı?”

– “İtfaiyecilerin yangını ne kadar zamanda söndürmeyi başaracaklarını görmek için ormanı ateşe versem mi, vermesem mi?”

– “Annem arkasını döner dönmez makarnanın üzerindeki peynirleri köpeğe versem mi, vermesem mi?”

– “Pastayı başkalarına bırakmadan bitirsem mi, bitirmesem mi?”

Normalde bir şeyi yapmadan önce kendimize sorular sorarız. Onu yapıp yapmamayı düşünürüz. Bu davranışları yapıp yapmamaya karar vermek için tereddüt ederiz. Ama bir şeyin iyi mi kötü mü olduğu konusunda çok da tereddüt etmeyiz! Çünkü azıcık düşündükten sonra o şeyi yapmak iyi midir, kötü müdür hemen anlarız. Bu sanki kafamızdaki şeylerin üstünde “iyi” ya da “kötü” yazan çekmecelere kendiliğinden girivermesi gibidir. Gerçek sorun iyi ve kötü çekmecesinin düzenlenmesi değildir. Gerçek sorun, çocuğunuzun aslında hangisini yapmak istiyor olması…

Yazar: Nilüfer Kas

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND