Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuklarda beyin gelişimi

Çocukların beyin gelişimi etkileyen faktörler neler? Anne babaların beyin gelişimi konusunda bilmesi gereken çok önemli konuları Prof. Dr. Kemal Sayar anlatıyor…

prof.dr.kemal sayar, çocuklarda beyin gelişimi, beyin ve çocuk, beyin gelişimi, beyin

Çocuk büyütürken bilmemiz gerekenlerden konulardan biri de çocukların beyin gelişimi. Çocuğumuzun yaşantısı beynin yapısını etkiliyor ve kimliğini tanımlıyor. Çocuklarda beyin gelişimi nasıl olur? Aile ilişkilerinin bu gelişime etkisi nedir? Bu önemli konunun ayrıntıları pudra.com’da… Prof.Dr.Kemal Sayar, ’Beyin ve Çocuk’ konulu yazısında bu konuda çok önemli bilgiler veriyor.

Geçmişte insan beyni beden içinde yaşayan bağımsız bir yapı olarak görülüyordu. Beyin, bu görüşe göre, içinde büyük sırlar barındıran yapayalnız bir organdı. Görüntüleme tekniklerinin ilerlemesiyle birlikte beynin sırları da açığa çıkıyor ve artık beyinlerimizin nasıl da ilişkisel olduğunu görüyoruz. Beyin gayet toplumsal bir organ; hem başka beyinlerden etkileniyor, hem de onları etkileyebiliyor. Bir bebek anne babasına bu ilişkisel özelliğiyle bağlanıyor: Hissedilmek, şefkat gösterilmek, karşılıklı, tutarlı bir ilişki geliştirmek istiyor. Anne babaların duygusal açıdan tutarlı olmaları bebek için çok önemli. Benlik duygumuz bu tutarlılık sayesinde oluşuyor. Tutarlı iletişim sayesinde canlı ve neşe dolu bir benliğe kavuşuyoruz.

Hayatın başlangıç yıllarından itibaren beyinlerimiz yaşantıya tepki veriyor: Beynin inşa edici tuğlaları sayabileceğimiz nöronlar arasındaki bağlantıları değiştiriyor. Bu bağlantılar da beynin yapısını oluşturuyor ve böylece yaşantıyı hatırlayabiliyoruz. Beyin yapısı beyin işlevlerini belirliyor. Sonunda, beyin işlevi de zihni belirliyor. Beyin anatomisini belirleyen şeylerden birisi genetik bilgi olsa da, beyin içindeki bağlantı yollarını ve dolayısıyla beynimizin bize özgü yapısını belirleyen şey yaşantılarımız. Yaşantılarımız beynimizin yapısını belirliyor ve bizim kim olduğumuzu tanımlayan zihnimizi oluşturuyor.

Duygularla ilişki kurabilme
Beynin dinamik ve değişken yapısı bugün anne babalıkla ilgili bazı yaklaşımlarımızı da etkiliyor. Anne babalar olarak, çocuklarımızla sevgi dolu, uzun süreli ve anlamlı ilişkiler kurmak istiyoruz. Duygular hem iç deneyimlerimizi hem de insanlarla olan deneyimlerimizi şekillendirir ve zihnimize nelerin anlamlı olduğuna dair bir his sağlar. Bir ebeveyn olarak, duygularla ilişki kurabilme beceriniz çocuğunuzun yaşama gücü ve empati geliştirmesini destekleyecektir. Bu nitelikler, ömür boyu sürecek yakın ve içten ilişkiler geliştirmeleri için çok önemli.

İletişim türleri
İnsanlar arasındaki iletişimin iki türü var: sözel iletişim ve sözel olmayan iletişim. İnsan beyninin sağ yarı küresi sözel olmayan iletişim sinyallerini algılamada ve işlemede özelleşmiştir. Bu nedenle beynin sağ yarı küresi, beynin duygusal işlemler için merkezi olan limbik korteks ile direk ve çok sayıda bağlantıya sahiptir. Beynin sol yarı küresi ise daha çok sözel ve mantıksal sinyalleri algılar ve işler. Fakat tüm bir beyin fonksiyonu için mutlaka beynin sağ ve sol yarı kürelerinin birlikte çalışması gereklidir.

Ebeveynlerin bilmeleri gereken noktalar

* Hayatın ilk bir iki yılında çocuk beyninin sağ yarısı baskın olarak aktiftir. Ebeveynler kendi beyinlerinin sağ yarısını kullanmada ne derece başarılıysalar, çocukla ebeveyn arasındaki iletişim de o derecede başarılı olur.

* Beynin iki yarı küresinin birleşmesini ve çalışmasını sağlayan yapı, korpus kallozum, anaokulu yıllarında tam olarak gelişimini tamamlamamış olabilir. Bu nedenle çocuk, duygularını sözlere dökmekte bazen yetersiz kalabilir. Özellikle sağ yarı kürenin çok aktif olarak çalıştığı zamanlarda iletişim için dil becerilerinin kullanılamadığı görülür. Bu durumda sözel olmayan iletişim tek seçenektir.

* Okullar ve eğitim programları genellikle beynin sol yarı küresini geliştirmek hedefindedirler. Oysaki sağ yarı kürenin kişilik algısında, kişilik gelişiminde ve empatide rol aldığını unutmamak gerekir. Ebeveynler bu açığı kapatmak için sağ yarı küreyi geliştirici girişimlerde bulunmalıdır. Sağ ve sol yarı kürelerin birlikteliği ve koordinasyonu sağlıklı bir bireyin gelişimi için kaçınılmazdır.

* Bir çocuğun hayatının ilk yıllarında beynin sağ yarı küresinin daha çok çalıştığını ve sol yarı kürenin dil becerileri, sözcükler, anlamlar gibi görevler için henüz yeni yeni geliştiğini unutmamalıyız.

* Hayatının ilk yıllarında ebeveynlerin çocukla iletişim kurmasının en etkili yolu çocuğun beyninin sağ yarı küresine hitap etmek olacaktır. Henüz fetüs halindeyken bile çocuk annenin sesini ve ses tonunu algılar. Sıcak, sevecen, alçak bir ses tonuyla çocukla konuşmak ve onun gözlerine bakmak, konuşma becerileri gelişmemiş bir çocuğun bile verilen mesajın büyük kısmını anlamasına imkân sağlayacaktır: Güvendesin, seviliyorsun.

* Her ne kadar farklı görevler için özelleşmiş olsalar da beynin her iki küresi de mutlaka her aktivitede bir işbirliği içinde bulunurlar. Çocuğun dil becerilerini kazandığı yaşta özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, ebeveynin çocukla olan konuşmasında içeriğin ve duygusal mesajın tutarlılığıdır. Olumlu bir içerik ile olumsuz bir ses tonu veya tam tersi iletişim kurma yeteneklerinin gelişmesinin güçleşmesine neden olabilir.

* Beynin sağ ve sol yarı kürlerindeki özelleşme ve gelişme 14 yaş civarında sabit hale gelmeye başlar. Bu yaştan sonra sağ ve sol yarı kürede büyük gelişmeler meydana gelmez. Bu sebeple çocuğun hem sağ yarı küresine, duygusal algılama ve analize; hem sol yarı küresine, mantıksal algılama ve analize yönelik etkinliklerin ilk yıllardan itibaren planlanması ve uygulamaya geçirilmesi gerekir. Bu tarz etkinliklere ebeveynleri ile birlikte katılan çocuklar gelişim açısından daha şanslıdır.

* Bebeklik ve çocukluk yıllarında aile içi şiddete, kötü muameleye, huzursuz bir ev ortamına sahip olan bir çocuğun beyninin sağ yarı küresi sürekli olumsuz duyguları, korkuyu, paniği, hüznü ve ilerleyen zamanlarda utanç duygusunu üretecektir. Beynin ve sinirlerin en temel çalışma prensibine uyarak bir kere ardı ardına ve güçlü sinyallerle harekete geçen sistemler, ilerleyen zamanlarda zayıf sinyallerle de harekete geçecektir. Kısacası bir kere korku, panik, utanç gibi duygular üretmeye başlayan beyin, olumsuz şartlar azaldığında ve hatta ortadan kalktığında da bu duyguları üretecek olan mekanizmayı çalıştıracaktır. Bu sebeple özellikle çocukluk yıllarında ebeveyn ile olan ilişkilerin güvenilirliği, sıcaklığı, cezalandırma sisteminden uzak, tutarlı ve destekleyici olması gerekir.

* Yine aynı şekilde çocukluk yıllarında televizyonda veya bilgisayar oyunlarında olumsuz görüntülere maruz kalmak, sağ yarı küreyi tetikleyici bir etken olacaktır. Bazı çocukluk dönemi rahatsızlıkları sağ yarı kürenin aşırı aktivasyonu ile başlar. Çocuklar anlayışlı ve empati sahibi bir yetişkinle uyumlu bir bağlantı kurduklarında kendilerini iyi hisseder, çünkü duygularına değer verilir ve anlaşılırlar. Uyumlu iletişim daha özerk bir benliğin ortaya çıkmasını sağlar. Duygusal iletişim hem ebeveyn hem de çocuk için yaşama sevinci veren, gerçek bir bütünleşme sürecidir. Uyumlu iletişim için kulağımızı hep çocuklarımıza vermemiz gerekmiyor. Anlayışlı ebeveyn, çocukların iletişim kurma, sonra yalnız kalma ve sonra tekrar iletişim kurma ihtiyaçlarının gelgitli doğal ritimlerine saygı gösterir. İletişim kuracağım diye çocuklarını sıkboğaz etmez.

Özetle, çocuklarımızla kuracağımız yoğun ilişki ve diyalog, onların beyinlerini suyun toprağı beslemesi gibi besliyor, doyuruyor. Bu ilişki ve yaşantılar sayesinde beyin olgunlaşıyor. Beyin olgunlaştıkça yeni ilişkileri arıyor ve çevresini şekillendiriyor. Anne baba ve çocuk ilişkileri, duyguların anlaşılması ve tanınması bakımından çok önemli. Beyinlerin ilişkiyle zenginleşmesi, çocuklara ileriki hayatlarında özgüven ve mutluluk olarak geri dönüyor. Çocuklarıyla göz göze iletişim kuran anne ve babalar, onlarla hikâye ve masallar paylaşan aile büyükleri, onların ruh sağlığını adeta ilmek ilmek dokumuş oluyor.

Kaynak: www.haberler.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Dünya’da en çok hangi şehirler ziyaret ediliyor?

turizm, singapur, seyahat, paris, londra, en çok ziyaret edilen şehirler, dubai, bangkok

“Dünyada en çok hangi şehirler ziyaret ediliyor?” sorusundan hareketle bir araştırma yapılmış. Araştırmanın sonucunda ise öne çıkan ilk 5 şehir belirlenmiş. Peki, sizce hangi şehirler bu listede yer almıştır? İşte yanıtı…

Dünya’da En Çok Ziyaret Edilen Şehirler

Küresel seyahat ve turizm endüstrisi tahmini olarak yılda 8,8 trilyon dolar değerinde. Ziyaretçileri ve harcama alışkanlıklarını izleyen bir araştırmanın sonuçlarına göre son 10 yılda da turizm harcamalarında ortalama %7,4 bir artış görülmekte.

Bu esnada da bazı şehirler öne çıkmakta. Örneğin, önümüzdeki yıl Japonya’da yapılacak 2020 Olimpiyatları ile Tokyo’nun (şu anda 9. sırada) %10’un üzerinde bir büyüme kaydetmesi bekleniyor.

İşte, dünyada en çok ziyaret edilen şehirler

5.Singapur

2018’de 14.76 milyon ziyaretçi Singapur’a gitti. Listedeki en çok ziyaret edilen şehirlerin yarısı, son 10 yılda büyük artış gösteren Asya-Pasifik bölgesinden. Bölge ağırladığı turist kapasitesi açısından son 10 yılda %9,4 büyüdü.

4.Dubai

60 yıl önce Dubai sadece bir balıkçı köyüydü. Bugün ise Emirlik nüfusu 3 milyondan fazla. Geçen yıl şehrin ağırladığı ziyaretçi sayısı 15.93 milyonu buldu.

Ziyaretçilerin seçtikleri destinasyonda ne kadar para harcadıkları söz konusu olduğunda; alışveriş merkezi, konferanslar ve sergiler ilk sırada. 2018’de ziyaretçiler 30.82 milyar dolar harcadı.

3.Londra

Big Ben, Parlamento, Buckingham Sarayı…
Londra, ünlü simge yapılar ile doludur. Bu sebeple geçen yıl 19.09 milyon insanın oraya gitmesi çok da şaşırtıcı değil.

Ancak, Londra, ziyaretçi sayısında bir düşüş yaşayan ilk 10’daki tek şehir – geçen yılın sıralamasına göre bu düşü %4 civarında

Tate Modern sanat galerisi (5.86 milyon), İngiliz Müzesi (5.82 milyon) ve Ulusal Galeri (5.73 milyon) şehrin en büyük üç ziyaretçi çeken merkezi.

2.Paris

Londra’nın kayıp yaşaması Paris’e kazanç olarak döndü. Paris, sıralamada üçten ikiye yükseldi; İngiltere’nin başkentinden ziyaretçi çaldı. Paris’te görülecek çok sayıda şey var bunların en başında da dünyanın en çok ziyaretçi çeken müzesi Louvre geliyor.

Her yıl bu müzeye gelen 10.2 milyon insandan yaklaşık %80’inin de sadece Mona Lisa’yı görmeye geldiği düşünülüyor.

1992’de açılan Disneyland Paris, şehrin diğer turistik yerlerine gölge düşürüyor. 1992 ve 2017’de açılma arasındaki 25 yılda 320 milyon ziyaret ağırlayarak Avrupa’nın en iyi turizm merkezi haline geldi. Fransız ekonomisine 75 milyar dolar (68 milyar €) katkıda bulundu ve Fransa’nın turizm gelirinin %6.2’sini temsil ediyor.

1.Bangkok

Dört yıl boyunca en üst sıralarda yer alan Tayland’ın başkenti geçen yıl 22 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı.

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin 2018 verilerine göre, Tayland Güneydoğu Asya’daki en büyük turizm ekonomisine sahip. Turistlerin geçen yıl Bangkok’da bıraktığı 70,1 milyar doların Tayland ihracat gelirlerinin %20,8’ini oluşturduğu düşünülüyor.

Tayland para biriminin güçlenmesi ve küresel ekonomideki yavaşlamanın Tayland’ın turizm gelirini etkilemesi bekleniyor.

Yazar: Büşra Meral
Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Kariyer diyetine var mısınız?

şirket, Manşet, kariyere yön vermek, kariyer diyeti, kariyer, iş hayatı, 90 günlük kariyer diyeti

Patronunuz işinize kattığınız değerin farkında mı? En son ne zaman bir üst pozisyona atandınız? Ekibin kilit oyuncularından biri misiniz? Eğer bu sorulara olumsuz yanıt veriyorsanız doğru yerdesiniz. İşte kariyerini daha doğru yönetmek isteyenler için 90 günlük kariyer diyeti…

90 günlük kariyer diyetiyle kariyerinizi şekillendirin

Milyonlarca kişi her yıl, sağlıklı yaşam için diyete başlıyor ve hayatında bir şeyleri yoluna sokmaya çalışıyor. Global danışmanlık şirketi Korn Ferry’nin CEO’su Gary Burnison’da, çalışanlara kariyerlerini daha iyi yönlendirmeleri için “90 günlük kariyer diyeti” tavsiye ediyor…

Şu anki işiniz ne kadar ilginizi çekiyor?

Sabahları işe gitmekte zorlanıyor musunuz?

Patronunuz işinize kattığınız değeri farkında mı?

En son ne zaman takdir edildiniz?

Son performans değerlendirme notunuz iyi miydi?

Şirketinizde vazgeçilmez biri olarak görülüyor musunuz?

En son ne zaman terfi ettiniz?

En son ne zaman işinizde yeni bir şey öğrendiniz?

Eğer yukarıdaki sorulardan birkaçına olumsuz cevap veriyorsanız, 90 günlük kariyer diyetini yapmak için iyi bir adaysınız demektir. Soruları cevaplarken, kendinize karşı dürüstseniz, süreç sizin için daha kolay ilerleyebilir.

Gary Burnison’ın kariyerine yeni bir yön vermek isteyenlere önerileri şöyle;

1- Kendinizi iyi tanıyın

Kariyerinizi şekillendirmeye çalışırken, disiplinli olmaya ve yeni alışkanlıklar edinmeye ihtiyacınız var. Vücudunuzu şekillendirmek için bir spor salonuna üye olmak gibi, kariyerinizi şekillendirmek için de bir plana ve koçluğa ihtiyacınız var.

Ödeviniz: Mevcut durumu değerlendirme

Kendinizi tanımalı ve kendinizle ilgili bir bakış açısına sahip olmalısınız. Güçlü ve zayıf yanlarınız, becerileriniz ve deneyimleriniz, tutkulu olduğunuz şeyler, amaçlarınız, sizi motive eden şeyler konusunda net olmalısınız.

Kim olduğunuzu farkında olun!

İddialı mısınız yoksa pasif misiniz?

Risk almaktan kaçıyor musunuz?

Tecrübenize ne kadar güveniyorsunuz?

2- Hedeflerinizi belirleyin

Motivaston kaynaklarınızı bilin ve hedefleriniz konusunda net olun. Sizi, motive eden şey ne? Hangi şirket kültüründe çalışmak sizin için daha uygun, bu konuda net bir karar verin. Bu kararı alırken internetten ya da çevrenizden destek alın. Çalışmayı planladığınız şirketle ilgili detaylı bilgi edinin.

3- Network’ünüzü yönetin

Yeni bir iş bulmanın önemli noktalarından biri de güçlü bir network’e sahip olmak. İş hayatında tanıdığınız bir kişinin size ne zaman yardımcı olabileceğini kimse bilemez. Bu nedenle ilişkiler konusunda da iyi olmanız gerekiyor. Belli aralıklarla network’ünüzdeki kişilerle kontakta olun ve ilişkilerinizi sıcak tutun.

4- Özgeçmişinizi güncelleyin

Sizi en iyi şekilde anlatan bir özgeçmişe sahip olmalısınız. Hakkınızda önemli bilgileri içeren ve kendi içinde tutarlı olan bir özgeçmiş hazırlamalısınız. Bugüne kadar farklı deneyimler edinmiş ve farklı görev almış olabilirsiniz. Burada önemli olan başvurduğunuz pozisyona en uygun olan deneyimlerinizi ön plana çıkarmanız.

5- Mülakatlara özenle hazırlanın

Bir mülakat için yapılması gereken en önemli hazırlık “Psikolojik” hazırlıktır. Heyecan seviyenizi kontrol altında tutarak iyi bir görüşme süreci geçirmek için mülakatlarınıza öncelikle ruhsal olarak hazırlanın. Güler yüzlü olun ve sorular sormaktan çekinmeyin. Başvurduğunuz pozisyona uyan yetkinliklerinizin altını çizerek anlatın.

6- İşe alındıktan sonra da diyete devam edin

Tüm bu hazırlıklar sonrasında yeni bir işe başladıktan sonra da kariyeriniz için çalışmaya devam etmelisiniz. Günümüzde aynı şirkette çalışma süresi çok uzun değil. Bu nedenle yeni bir değişikliğine en azından asgari düzeyde hazır olmak için gerekli önlemleri almanız gerekiyor.

Unutmayın, 90 günlük kariyer diyetinin amacı; disiplin kazanmak ve daha fazla başarı elde ederek bu başarıları sürdürecek alışkanlıklar edinmektir.

Yazar:  Özden Yılmaz 
Kaynak: www.kariyer.net

Okumaya devam et

MAKALE

İş yerinde istikrar ne kadar önemli?

performans, Manşet, iş yerinde istikrar, iş hayatı, çalışmak, çalışma süresi

Bir iş yerinde ne kadar süreyle çalışmak doğrudur? Çok iş değiştirmek mi yoksa uzun süre aynı iş yerinde çalışmak mı gerekir? Tüm bu soruların ideal bir cevabı var mıdır? İşte www.bbc.com sitesinin yanıtı…

Aynı işte ne kadar çalışmalı?

Bazıları bir işte sekiz ay çalıştıktan sonra ayrılmanın normal olduğunu, bazıları ise 18, 48, hatta 72 ay kalıp yeteneklerinizi kanıtlamanız gerektiğini söylüyor.

Bu konudaki farklı düşünceleri almak için Quora adlı paylaşım sitesine başvurduğumuzda karşılaştığımız cevapları şöyle özetleyebiliriz.

Yeni başladığınız işte ne kadar kalıp kalmayacağınızı belirleyen iki faktör vardır: O işten ne kadar öğrendiğiniz ve kariyeriniz için yaratabileceği fırsatlar.

İşinizi 8, 18, 48 ve 72 aylık dönemler halinde değerlendirmeniz salık veriliyor. İyi bir gerekçeniz olmadan yeni başladığınız bir işten 8 aydan önce ayrılmanız başarısızlık olarak algılanabilir; deneme süresinden ya da ilk performans değerlendirmesinden geçmediğiniz düşünülebilir.

Makul süre

Uzmanlar 18 ayın kabul edilebilir sosyal limit olduğunu, sizin en azından bir değerlendirme dönemini başarılı tamamladığınız anlamına geleceğini belirtiyor.

Performansınızın özellikle kötü olduğuna ya da yerinizde saydığınıza dair bir bilgi yoksa dört yıllık (48 ay) bir süre sizin için “tam not” demektir. Başarınız sürekli artış göstermiş ve en azından bir kez terfi etmişseniz iyi durumdasınız demektir. Bunların hiçbiri henüz olmamışsa iki yıl daha o işte kalıp bu eksikleri gidermek gerekir.

Altı yıl geçmiş ve hala terfi etmemiş ya da daha iyi bir projeye geçmemişseniz artık kaygılanma vakti gelmiş demektir. Altı yıl aynı mevkide kalmak kişinin yeterince hırslı ya da motivasyonlu olmadığının göstergesi olarak algılanır. En azından işten çıkarılmamış olmak da belki bir başarıdır, ama averajdır. Oysa terfi ettiğiniz sürece o işte istediğiniz kadar çalışabilirsiniz demektir.

İstikrarın önemi

İstikrar konusunda da söylenmesi gerekenler vardır. Çok yönlü bir ofis işinde ortalama bir insan en çok iki yılda her şeyi öğrenebilir. İşinizi çok iyi yapıyorsanız terfi edilirsiniz, edilmediyseniz de o işten nefret etmeniz ya da çok daha iyi başka bir fırsat çıkması halinde ancak ayrılmanız tavsiye edilir.

Fakat kısa sürede birçok kez iş değiştirmek de iyi karşılanan bir şey değildir. Çabuk sıkıldığınızın, işten çıkarıldığınızın ya da her an çalışma ekibinizi bırakmaya hazır olduğunuz şeklinde algılanabilir.

İstisnalar da var

Ama her durumda olduğu gibi burada da istisnalar olabilir. Quora’da verilen bir örnek şöyle: Her ikisi de sekiz yıllık tecrübeye, benzer eğitim düzeyine sahip iki aday aynı işe başvuruyor. Biri her işinde ikişer yıl kalarak dört iş değiştirmiş, diğeri ise iki ayrı işte dörder yıl çalışmış. Hangisini seçerdiniz?

Müdür, daha çok sayıda işte çalışarak farklı alanlarda tecrübe edinmiş birinci adayı seçmiş. Onun esneklik, tecrübe çeşitliliği ve uyum sağlama yeteneği sergilediğini düşünmüş.

Yani bir şirkette uzun süre çalışmış ve iş değiştirmek istiyorsanız önce orada somut bir başarı kaydettiğinizden emin olmalı, sonra yeni sorumluluklara hazır olduğunuzu göstermelisiniz.

Kalbinizin sesini dinleyin

Bazıları ise yaptığınız işi sevmiyorsanız ille de belli bir süre tamamlamanız gerektiğini düşünerek o işte kalmanın doğru olmadığını, kendi hayatınızı başkalarının belirlediği kurallara göre değil kendi kurallarınıza göre yaşamak gerektiğini söylüyor.

Yeni başvuracağınız işte önceki işinizden ayrılma nedeniniz sorulduğunda ise eski işinizden neden memnun olmadığınızı, bu işin neden farklı olduğunu anlatmanız, güçlü ve özgüvenli olduğunuzu göstermeniz yeterli olabilir.

Yazar: Maria Atanasov 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND