Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuklara beyin nasıl anlatılmalı?

Çocuklarımızın bu hayatta en büyük yardımcıları, hatta ve hatta en önemli yaşam destek üniteleri elbette beyinleri… Peki çocuklara kendimizin bile gizemini çözemediğimiz beynimizi nasıl açıklayacağız? İşte size çocuklar ve her daim çocuk kalanlar için beynimiz ve temel çalışma mekanizması…

kişisel gelişim

Çocuklarımızın bu hayatta en büyük yardımcıları, hatta ve hatta en önemli yaşam destek üniteleri elbette beyinleri… Peki çocuklara kendimizin bile gizemini çözemediğimiz beynimizi nasıl açıklayacağız? İşte size çocuklar ve her daim çocuk kalanlar için beynimiz ve temel çalışma mekanizması…

Duygusal Zekanın En Güçlü Temeli: Çocuklara Beyni Anlatmak

Çocuklar beyinde neler olup bittiğini anlarlarsa bu onların karar vermesini güçlendiren ilk adım olabilir. Bu bilgi ebeveynlere de güç kazandırabilir. Beynin nasıl çalıştığını bilirsek, çocuklarımızın bize ihtiyacı olduğunda nasıl tepki vereceğimizi bilebiliriz.

Bazen beyinlerimiz korku, üzüntü ya da öfke gibi duygulara boğulur. Bu özellikle çocuklar için kafa karıştırıcı bir durumdur. Bu yüzden çocuklara beyinlerinde neler olduğunu anlatmak önemlidir. Bu aynı zamanda çocuklara duygularını ifade ederken kullanabilecekleri bir sözcük dağarcığı sunar. Bunu bir yabancı dil gibi düşünebilirsiniz. Ailenizin diğer fertleri de aynı dili konuştuğunda, onlarla iletişim kurmanız kolaylaşır.

Peki, çocuklarınızla bu konuşmaları nasıl başlatacaksınız ve bu konuşmaların onların ilgisini çekebilecek kadar eğlenceli ve anlayabilecekleri kadar basit olmasını nasıl sağlayacaksınız?

Ben çocuklarıma beyni şöyle anlatıyorum:

Beyin Evi: Üst Kat ve Alt Kat

Çocuklara beyinlerin alt ve üst katları bulunan evlere benzediğini anlatıyorum. Sonra bu benzetmeyi bir adım ileriye taşıyarak, evde yaşayanlardan söz ediyorum. Onlara üst katta ve alt katta yaşayan kimselerden söz ederken aslında neokorteks (düşünen beynimiz: üst kat) ve (hisseden beynimiz: alt kat) limbik sistemin işlevlerini anlatıyorum.

Üst Katta Kim Yaşıyor, Alt Katta Kim Yaşıyor?

Üst katta yaşayanlar; düşünür, problem çözücü, planlayıcı, duygu düzenleyici, yaratıcı, esnek ve empatik karakterlerdir. Onlara Sakinleştirici Ada, Problem Çözücü Elif, Yaratıcı Ege ve Esnek Mete isimlerini takarım. (1)

Alt katta ise hisli karakterler yaşar. Bunlar bizim güvende olmamıza ve ihtiyaçlarımızın karşılanmasına odaklanmıştır. Hayatta kalma güdümüzün kaynağı burasıdır. Bu karakterler tehlikeye karşı her an tetiktedir, bir tehditle karşılaştığımızda alarm verir, bizim dövüşmeye, kaçmaya ya da saklanmaya hazır olmamızı sağlarlar. Alt katta Dikkatli Metin, Korkak Korkut ve Büyük Patron Burak gibi karakterler yaşar. (2)

Aslında siz de çocuğunuz da neden söz ettiğinizi bildiğiniz sürece bu karakterlere ne isim verdiğiniz fark etmez. İstediğiniz gibi isim uydurabilir, çizgi film karakterlerinin isimlerinden bile yararlanabilirsiniz. Hatta çocuklarınızın sevdiği kitaplar ve filmlerde geçen isimler işinizi daha da kolaylaştırabilir.

Şalterlerimizin Atması: “Alt Kat” Kontrolü Ele Geçirirse

Beynimiz en iyi, alt kat ve üst kattaki karakterler birlikte çalışırsa işler. Alt kat ile üst katı birbirine bağlayan merdivenlerin birbirine mesaj taşıyan karakterlerle dolu olduğunu düşünün. Bu hareketlilik bizim doğru seçimler yapmamızı, arkadaş edinmemizi, diğer insanlarla geçinmemizi, oynayacak güzel oyunlar bulmamızı, sakinleşmemizi ve “berbat” durumlardan kurtulmamızı sağlar.

Bazen, beynin alt katındaki Dikkatli Metin bir tehlike fark eder, Korkak Korkut paniğe kapılır ve biz daha ne olduğunu anlayamadan Büyük Patron Burak bütün vücudumuza bir tehlikeye karşı hazırlanması için bir alarm sinyali göndererek, “Kontrol şu anda alt beyinde. Üst kattakiler tehlike geçtikten sonra her zamanki işlerine dönebilirler” diye seslenir. Ardından alt kattaki beynin “şalteri atar”, yani normalde üst katla alt katın birlikte çalışmasını sağlayan merdivenler devre dışı kalır.

Bazen Şalterlerin Atması Yapılacak En Güvenli Şeydir

Beyin evinde herkes ses çıkarırken, herkesin sesini duyurması zordur. Büyük Patron üst kattakilere sessiz durmalarını söyler, böylece alt kattakiler vücudumuzu tehlikeye karşı hazırlayabilirler. Büyük Patron gerekirse vücudumuzun diğer taraflarına da kendilerini açmasını (ya da kapatmasını) söyleyebilir. Kalbimizin daha hızlı atmasını sağlayabilir, böylece her an hızlı koşmaya hazır oluruz ya da kaslarımız çok güçlü bir şekilde kavga etmeye hazır olur. Büyük Patron, karşımıza çıkan tehlikeden saklanabilmemiz için vücudumuzun çeşitli bölgelerine hiç kıpırdamamalarını söyleyebilir.

Çocuğunuza, bu tepkilerin hangisinin en güvenli olacağını sorun. Çocuklarımla bu konuyu konuşurken, gerçek hayatta olamayacak şeyleri örnek veririm; mesela parkta bir dinozorla karşılaşırlarsa alt kattaki beynin ne yapacağını sorarım. Gerçek örnekler verecek olursam denemeye kalkabilirler çünkü.

Herkesin Şalterleri Atar

Çocuğunuzla şalterleri atma konusunu konuşabileceğiniz örnekler düşünün. Benim kullandığım örneklerden birisi şu: “Anneniz araba anahtarlarını bulamadığı için okula geç aldığınız günü hatırlayın. Anahtarı bulabilmek için aynı yerlere tekrar tekrar bakıyordum hani. İşte o sırada alt kattaki beyin devreye girmişti, şalterlerim atmıştı ve üst kattaki düşünen beynim iyi çalışmıyordu.”

Alt Kattaki Beyin Yanılırsa

Bazen şalterlerin attığı ama yine de Problem Çözücü Elif ve Sakinleştirici Ada gibi, üst kattakilere ihtiyaç duyduğumuz zamanlar olur.

Hepimizin şalterleri atabilir ama çocuklar yetişkinlere göre daha sık yaparlar bunu. Çocukların beynindeki Büyük Patron Burak hemen heyecana ya da paniğe kapılarak, çocukların üst kat beyinleri henüz gelişmekte olduğu için, çok küçük şeyler için bile olay çıkarabilir, öfke krizleri yaratabilir. Aslında bu gelişim, yirmili yaşların ortalarına kadar sürer. Bazen, bu noktayı vurgulamak istediğimde çocuklara şu soruyu sorarım:

“Hiç annenizle babanızın çikolata istedikleri için markette kendilerini yerlere attığını gördünüz mü?”

Çocuklarım bu soru karşısında kıkırdarlar. Kıkırdamaları iyi bir şeydir çünkü hâlâ oyun havasında olduğumuzu, onların dikkatlerini bana verdiklerini ve öğrendiklerini gösterir. Onlara, anne babaların da aslında çocuklar kadar çikolata sevdiğini ama yetişkinlerin Sakinleştirici Ada ve Problem Çözücü Elif’i işbaşına çağırarak Büyük Patron Burak’ın gereksiz alarm vermesine engel olduklarını anlatırım. Bunun için pratik yapmak gerekir. Çocuklarıma onların beyinlerinin henüz gelişme sürecinde olduğunu ve yaşadıkları deneyimlerden öğreneceklerini anlatırım.

Ortak Bir Dilden Duygusal Düzenlemeye

Beyin evindeki bütün karakterler yerli yerine oturduktan sonra çocuklarınızla, duygularını yönetmeleri konusunda ortak bir dil kullanarak konuşabilirsiniz. Örneğin, “Büyük Patron Burak alarm sinyali veriyor galiba. İstersen Sakinleştirici Ada’yla ona, ‘derin derin nefes al’ diye mesaj gönder” diyebilirsiniz.

Beyin evi dili, çocukların hataları hakkında daha rahat konuşabilmesini de sağlar çünkü yargılayıcı değildir, oyuncudur. Çocuklar bu şekilde kendilerini ayrı bir yere koyabilirler. Düşünsenize, “Bugün okulda Jenny’ye vurdum” demek mi zordur yoksa “Büyük Patron Burak’ın bugün şalterleri gerçekten attı” demek  mi? Bunu ebeveynlere söylediğimde bazıları benim çocuklara her şey için izin verdiğimi düşünürler. “Yaramazlıkları için Büyük Patronu suçlamasınlar sonra?” diye sorarlar. Sonuçta çocuklarımıza güçlü duygularını idare etmeyi öğretmenin bir yolu, onlarla hatalı davranışlarıyla ilgili olarak yaptığımız konuşmalardan geçer. Eğer çocuklar sizinle hataları hakkında konuşabiliyorlarsa, siz de beynin üst katındaki ekibi diğerleriyle bir araya getirip problemleri çözmek için bir fırsat elde edebilirsiniz. Bu, hataların sonuçlarından kaçmak ya da sorumlulukları hafife almak anlamına gelmez. Bu şekilde, “Büyük Patronun şalterlerinin atmaması için yapabileceğin bir şeyler var mı?” diye sorabileceğiniz anlamına gelir.

Beyin evini bilmek, çocukları öfke, korku ya da üzüntüyle dolup taşarken ebeveynlerin de nasıl tepki verebilecekleri konusunda düşünmesini sağlar. Çocuğunuzun şalterleri atmış olmasına rağmen ona sakin olmasını söylediniz mi hiç? Ben söyledim. Yine de biliyoruz ki, Sakinleştirici Ada üst katta yaşıyor ve Büyük Patron’un şalterleri attığında, Sakinleştirici Ada onun için bir şey yapamaz, şalterin tekrar kapanmasını beklemek zorundadır. Çocuğunuz kendi kendine sakinleşmeyi de başarabilir. Bazen ebeveynler (öğretmenler ya da bakıcılar) çocukların şalterlerini tekrar kapatmasına yardımcı olmak zorundadır. Bunu, empati, sabır ve genellikle derin nefesler alarak başarabiliriz!

Nasıl Yapmalı?

Bütün karakterleri beyin evine aynı gün doldurmayı beklemeyin, evin dolması ve beyni tanımak zaman alır. Bu konuda konuşmaya başlayın, arada sırada konuya tekrar dönün. Beyin evini çocuğunuzla keşfetmek için yaratıcı yollar bulmaya çalışın.

Başlangıç için birkaç fikir:

  1. Beyin evini ve bütün karakterleri çizin.

  2. Şalterler attığında evin nasıl görünebileceğini çizin.

  3. Bir çizgi hikâye bulun, karakterleri kesip beyin evinin alt katına ve üst katına yapıştırın.

  4. Beyin evindeki karakterlerin başlarından geçen maceralarla ilgili hikâyeler yazın.

  5. Bir bebek evinin alt katına ve üst katına karakterleri yerleştirin. Bebek eviniz yoksa, üst üste koyacağınız iki ayakkabı kutusu da aynı işi görecektir.

Bunu eğlenceli ve canlı bir hale getirin, böylece çocuklar duygusal zekanın temellerini öğrendiklerinin farkına bile varmayacaklardır.

(1) Orijinal yazıdaki isimler (Calming Carl, Problem Solving Pete, Creative Craig and Flexible Felix) Türkçeye uyarlanmıştır. 

(2) Orijinal yazıdaki isimler (Alerting Allie, Frightened Fred, and Big Boss Bootsy) Türkçeye uyarlanmıştır.

Ana Kaynak: http://www.mindful.org/how-to-teach-your-kids-about-the-brain/

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND