Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken noktalar

Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Tosun, Radyo 7’de Eda Çelebi’nin sorularını cevapladı. Çocuk sağlıyılla ilgili merak ettiğiniz soruların cevapları içni tıklayın:

Radyo 7 programcılarından Eda Çelebi’nin hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının dünkü konuğu Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Torun oldu.

Anne sütünün faydalarından beslenmeye kadar her sorunun cevaplandığı programda konuşulanlar:

EDA: Anne sütü ne için önemlidir?
EMEL TORUN: Biz bebek beslenmesinde ilk altı ay mümkünse anne sütü öneriyoruz. Bunun nedeni anne sütünün besleyiciliği ve içindeki bağışıklık elemanları, içindeki vitamin, demir ve minerallerin hiç eksik olmamasıdır. Anne sütünde az olan vitamin D vitaminidir. Onu da biz zaten yeni doğan döneminden itibaren çocuklara takviye yapıyoruz. Ağızdan damla şeklinde D vitaminin takviye ediyoruz. Onun dışında anne sütü komple bir besindir. Çocuğun her türlü besin ihtiyacını karşılar. Bu nedenle eğer imkân varsa annenin çocuğunu anne sütüyle besleyebilecek durumda olan her bireyin bebeğini anne sütüyle beslemesini istiyoruz.

EDA: Prematüre doğan bebeklerde de durum aynı mıdır? Anne sütünü alamayan bebeklere de ek gıda olarak mama verebiliyor musunuz?
EMEL TORUN: Eğer annenin sütü yeterince geliyorsa 34 haftadan önce doğan bebekler emme refleksleri olmadığı için anne göğsünü ememezler. Bu nedenle o bebeklerin annelerinin sütlerini pompa ile sağmalarını, temiz torbalara koymalarını ve onu çocuğa vermelerini öneriyoruz. Ama 34 haftanın üzerinde doğmuş prematüre bebekler emme refleksi olduğu için bebek anne göğsüne konarak denenmelidir. Bebekler yeterine güçlü çekemiyorlarsa yine aynı şekilde sağarak anne sütü bebeğe verilmelidir. Bunun kaşıkla verilmesi tercih ediliyor ama bu sabır meselesidir. Eğer anne göğsü tutturulamıyorsa biberona da geçilebilir. Ama mümkünse anne sütünü her zaman ön plana çıkarmak gerekiyor. Şayet annenin sütünün yeterli gelmediği, annenin rahatsız olduğu ve bu nedenlerle çocuğun emzirilemediği bir durum varsa anne sütüne yakınlaştırılmış formül süt dediğimiz piyasada bulunan mamalardan faydalanabilirler. İkinci tercih olarak anneler çocuklarını bu şekilde besleyebilirler.

EDA: Ek gıdaları kaçıncı aydan sonra tavsiye ediyorsunuz?
EMEL TORUN: Gününde doğmuş ve anne sütüyle yeterince büyüyen bir çocuğun ilk 6 ay anne sütü alması çok önemlidir. Ek gıdalara en erken 6 aylıkken başlıyoruz. Ek gıda olarak ön planda meyve suyu, meyve püresi, yoğurt, sebze çorbaları, sebze püreleri, muhallebiler verilebilir. Ama eğer çocuğunuz anne sütünü almış olmasına rağmen ilk dört aydan sonra kilosunda bir azalma oluyorsa 4 ila 6 aylık dönemde anne sütünün yanına mama veya yoğurt ve meyve püresi çocuğa yedirilebilir. Bu çocuğun takiplerinde doktorun karar vermesi gereken bir şey. Bebekte haftalık veya aylık alması gereken kiloda bir gerileme saptanıyorsa veya anne çalışan bir anne olup çocuğunu yeterince emziremiyorsa bu durumlarda ek gıdalara daha erken geçilebilir.

EDA: Bunun içine suda dâhil midir?
EMEL TORUN: Suya ek gıdalara başladığımız dönemlerde başlıyoruz. Ondan önce anne sütü alırken çocuğa ekstra su vermeye gerek yok. Bu genellikle toplumda yanlış bilinen bir şey. 4 ila 6 ay arasında ek gıda geçtikten sonra su takviyesi yapılabilir. Ama mutlaka önceden kaynatılmış ve soğumuş su olması gerekir. Normal çeşme suları veya satın alınan suların mutlaka çocuğa içirilmeden önce kaynatılması gerekir. Aksi takdirde bu sulardan bulaşabilecek çeşitli ishal mikroplarını veya solunumla geçen hastalıkların mikroplarını çocuğa vermiş oluruz. O yüzden mümkünse 1.5-2 yaşına kadar mümkünse kaynatılmış suyu çocuğunuza içirmek her zaman için onun sağlığı açısından çok önemlidir.

EDA: Bir de bu yalancı emzikler var. Bu yalancı emzikler kullanılmalı mı yoksa kullanılmamalı mıdır?
EMEL TORUN: Yalancı emzik konusu aslında çok tartışmalı bir konudur. Bazı çocuklarda ilk 6 ay, en çokta ilk üç ay aşırı derecede emme isteğine sahip oluyorlar. Veya çok fazla ağlayan, sancı çeken çocuklar oluyor. Böyle çocuklarda emzirmenin dışında emme refleksi çok aktif olan çocuklarda yalancı emzik kullanılabilir. Yalnız yalancı emzik kullanırken mutlaka damaklıklı olanları tercih etmek gerekir. İkincisi hijyene çok dikkat etmek gerekir. Yalancı emzik her kullanımdan önce en az 10 dk kaynatılmalıdır ve soğutulmalıdır. Aksi takdirde emziğe yapışabilecek mikroplar çocuk ağzına emziği aldığında çocuğa geçmesi ve onu hasta etmesi söz konusudur. Mutlaka o açıdan da çok dikkatli kullanılması gerekir. 2 yaşın üzerinde artık yalancı emziği kullanmayı önermiyoruz. Çünkü emzik 2 yaşından sonra damaklıklı bile olsa çocuğun damak yapısını bozabilir. Bu nedenle en fazla 2 yaşına kadar kullanılmalıdır ama tabi mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor. Rahat, çok ağlamayan, emdiğinde uyuyan ve doyan bir çocuğa emzik vermek çok doğru değil. Aşırı derecede ağlayan, gaz sancısı çeken, sürekli emmek isteyen, doyduğu halde emme isteği olan çocuklara da ilk 6 ay en fazla da 1 yaşına kadar kullanılabilir. Ama mümkünse 2 yaşın üzerinde emzik kullanımını bıraktırmak gerekiyor.

EDA: Bebeklerde ki kramplar ve karın ağrıları annelerin en büyük sıkıntılarındandır. Bu ağrılar neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: İlk 6 ay çocuklarda genellikle gaz sancıları görüyoruz. Bunun tıbbi ismi koliktir. Bunlar 3 aya kadar sık gördüğümüz ama bu 3 aydan sonra genellikle kendiliğinden geçen sancılardır. Bu çocuğun bağırsak gelişimiyle alakalıdır. Bağırsağın gelişimiyle alakalı bir şeydir. Bunun anne sütü veya mama alımıyla çok fazla ilişkisi yok. Anne sütü içen, mama yiyen çocukta da gaz olabilir.

EDA: Yani bu erken doğumla ya da bağışıklık sisteminin gelişmesiyle alakalı bir durum değil öyle mi?
EMEL TORUN: Bağışıklık sistemiyle çok alakası yok. Erken doğum olan çocuklarda da gaz sancısı olabilir ama onların ki biraz daha uzun sürebiliyor. Çünkü onlar geriden takip ettikleri için diğer çocuklara göre bağırsak gelişimleri, gülümsemeleri, baş tutmaları daha geriden geldiği için gaz sancıları daha uzun sürebilir. Gaz sancısının klasik bir tedavisi yok. Genellikle hastaya göre tedavi şekillenebiliyor. Piyasada bitkisel kaynaklı değişik ilaçlar var. Bunların çoğunun bir zararı yoktu ve denenebilir. Ama kesinlikle uzman gözetiminde alınması gerekiyor. Doktorun tavsiye ettiği ilaçlar denenebilir. Ama bunların %100 sonuç vereceği şeklinde bir garanti yok. Çocuk özellikle belli saatlerde ağladığı için (özellikle akşam saatlerinde veya geceleri) o saatlerde annenin çok sakin ve sabırlı olması gerekiyor. Anneye yardımcı olan yanında olan insanların sakin olması gerekiyor. Özellikle ilk anne olan insanlar kronik sancılarla baş etmekte çok zorlanıyorlar. Çocukta bir problem olmadığını, gaz sancısının olduğunu ve bunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Çocuğu rahatlatacak bazı mekanik önlemlerle çocuğun gaz sancılarının kontrol altına alınması gerekiyor. Çocuğun karnına badem yağı ya da bebe yağı damlatılarak karnı ovulabilir, sıcak havluyla karna masaj yapılabilir, o saatte çocuğa ılık bir banyo yaptırılarak çocuğun rahatlaması sağlanabilir, çocuğu omzumuza koyarak mekanik olarak sırtına hafif hafif vurularak gazın çıkması sağlanabilir. Bunun başka bir tedavisi veya önlemi ne yazık ki yok.

EDA: Soğuk algınlığı da çocuklar arasında en çok rastlanan rahatsızlıklardandır. Biz hep üşütmekten dolayı olduğunu düşünürüz. Bu gerçekten böyle midir? Soğuk algınlığı neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: Soğuk algınlığının aslında nedeni bizim nezle, grip dediğimiz durumların sebebi %80 virüslerdir. Mikroplar virüsler ve bakteriler olarak ikiye ayrılıyor. virüsler genellikle üst solunum yollarını, bademcikleri solunum yoluyla bulaşarak tutan ve o bölgede hastalık yapan ufak mikroplardır. Genel olarak kendini ses kısıklığı, burun tıkanıklığı, boğazda kızarıklık, ateş, halsizlik, genel vücut ağrısı şeklinde gösterir.

EDA: Mevsim değişikliği de buna etken midir?
EMEL TORUN: Belli mevsimlerde virüsler daha çok yayılır. Özellikle kalabalık ortamlarda virüslerin yayılımı çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Salgınlar genellikle okulların ilk açıldığı zamanlarda yoğun olarak görünür. Yaz mevsimlerinde bunu pek fazla görmeyiz. Veya bahara, kışa giriş mevsimlerinde çok ciddi salgınlar görüyoruz. Bunun aslında soğukla direk bir ilişkisi yok. Ama soğuğun çocuğun bağışıklık sistemini zayıflattığı ve kapmış olduğu virüslerin ortaya çıkmasına neden olduğu bir gerçek. Sonuçta bunlar mikroplarla oluşan hastalıklar ama çocuğun mikroplarla savaşabilmesi için hem beslenmesinin, hem genel aşılamasının, bakımının çok iyi yapılması gerekiyor.

EDA: Aşılar gerçekten hasta olmayı engelliyor mu?
EMEL TORUN: Eğer bunu üst solunum yolu enfeksiyonu bazında düşünürseniz bunların çoğu virüs olduğu için çok büyük bir kısmının zaten aşısı yok. Aşısı olan sadece bizim grip aşısı dediğimiz, grip enfeksiyonu yapan mikrobun aşısı tüm dünyada ve Türkiye’de mevcut. Özellikle kışa giriş aylarında grip aşısı riskli çocuklara önerilebilir. Riskli çocukla derken kronik hastalığı olan çocuklar, alerjik bronşiti, astımı olan, enfeksiyonlara yakalandığında çok ağır geçiren çocukları kastediyoruz. Ciddi hastalığı olan çocukların hastalıkları çok ağır geçirmek durumları olduğu için bu kişilere grip aşısı öneriyoruz. Artık sağlıklı çocuklarda yaptırıyor. Ama korunma oranının sınırlı kaldığını, iki ya da üç mikrobu içerdiğini geri kalan mikroplara da çocuğun yine açık kaldığını unutmamak lazım. Bunlarında çoğu nefesle, hapşırmayla, öksürmeyle, damlacık enfeksiyonla bulaştığını ve bu bulaşmanın da önüne geçilemediğini bilmek lazım. Bulaştıktan sonra da hastalığın boyutuna göre gerekli tedaviler uygulanır.

EDA: Anneleri korkutan bir diğer şeyde öksürük. Öksürük hangi noktaya geldiğinde endişelenmeli?
EMEL TORUN: Öksürük yine burundan veya boğazdan giren mikropların özellikle üst solunum yollarında yaptığı tahrişe bağlı olarak oluşur. Çocukların %80 ya da 90ında bu tür öksürükleri görüyoruz. Öksürüğün bir de çok ciddi boyutlara ulaştığı, özellikle akciğerden kaynaklanan çeşidi de var. Bu çocuklar bizim zatürree dediğimiz, bronşit dediğimiz durumlarda enfeksiyon boğaz ve burunla sınırlı kalmıyor. Çocuğun alt solunum yollarına kadar ilerliyor. Bu durumlarda mutlaka doktor kontrolünde çocuğun tedavisinin yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu durum daha ciddi hastalıkların oluşmasına neden olabilir.

EDA: Bu durum kronik bir hastalığın habercisi de olabilir mi?
EMEL TORUN: Özellikle kronik öksürük alerjik çocukların rahatsızlığıdır. Tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu, tekrarlayan öksürükler, geçmeyen burun tıkanıklığı, sabah hapşırıkları gibi sorunların altından çocuklarda genellikle alerji çıkar. Eğer böyle çocuklar ailemizde varsa mutlaka doktor kontrolünde herhangi bir alerjik yapıları veya herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılmalı ve ondan sonrada çocuk o anki atak tedaviye veya koruyucu tedaviye alınmalıdır. Koruyucu tedavi kullanılması çok kolay tedavilerdir. Ama öncelikle çocuğun var olan alerjisinin veya hastalığının saptanması gerekiyor. Bu konuda aileler çocuk doktorlarından yardım alabilir.

EDA: Devam eden bir öksürük nasıl tedavi ediliyor? Durdurulabilir mi?
EMEL TORUN: Koruyucu tedaviye aldığınızda eğer o esnada üst solunum yolu enfeksiyonu veya bakteriyel solunum yolu enfeksiyonu gibi bir durum yok ama tekrar eden öksürükler varsa koruyucu tedavi çok etkili oluyor.

EDA: Son günlerde en çok rastladığımız hastalıklardan biri de beta mikrobu. Nedir beta mikrobu?
EMEL TORUN: Beta her zaman vardı. Mevsimsel olarak betanın sıklığında bu mevsimde bir artış oluyor. Beta bir çeşit bakteridir. Bu bakteri nefesle, öksürükle, damlacık enfeksiyonuyla boğaza yerleşiyor. Genellikle beta bademciğe oturur. Bademcikte ufak, beyaz iltihaplar yapar. Bu esnada çocukta çok ciddi ateş (40 dereceyi bulabiliyor), çok ciddi halsizlik, boğazda yutma zorluğu yapabilir. Beta eğer boğazla sınırlı kalırsa ortalama bir hafta 10 gün içerisinde geçer. Ama betanın bizim korktuğumuz iki tane yan etkisi var. Yani hastalık geçtikten sonra çocuğun vücuduna miras bıraktığı iki tane sorun var. Bunlardan bir tanesi akut romatizmal ateş dediğimiz eklem romatizması, diğeri de böbrek yetmezliği. Betadan bu nedenle korkuyoruz.

EDA: Betanın önüne geçilebiliyor mu?
EMEL TORUN: Diyelim ki çocuğunuzda erken dönemde boğazında bu bulgular var. Bademciklerinde iltihap var, çok yüksek ateşi var, kusuyor, karnı ağrıyor… Böyle durumlarda hemen doktora başvurmak ve gerekli işlem yapıldıkta sonra hemen en az 10 gün antibiyotiğe başlamak gerekir. Şayet antibiyotiğe başlarsa ilk 24 saatte çocuğun bulgularını kontrol altına alıyoruz. Ondan sonrada çocukta sözünü ettiğimiz iki komplikasyonun oluşmasının önüne geçebiliyoruz. Eğer enfeksiyon kendi kendini sınırlar ve herhangi bir antibiyotik tedavisi başlanmazsa saydığım bu yan etkilerin oluşma ihtimali doğacağından beta asıl bu gruplarda tehlike oluşturuyor. Betanın oluşturduğu başka hastalıklarda var. Bunlardan biri kızıl. Kızıl da enfeksiyonun boğazla sınırlı kalmadığı, vücuda yayıldığı ve döküntülü ateş yaptığı bir hastalıktır.

EDA: Peki bunlar bulaşıcı mıdır?
EMEL TORUN: Evet bulaşıcıdır. Boğaz enfeksiyonu olduğu için damlacık enfeksiyonu şeklinde öksürmeyle, tükürükle, nefes alıp vermeyle bulaşır.

EDA: İshal neden kaynaklanıyor?
EMEL TORUN: İshali biz özellikle yaza giriş mevsimlerinde çok görüyoruz. İshalin %80 nedeni yine viral enfeksiyondur. Bu virüslerden bizim en korktuğumuz rota dediğimiz bir mikroptur. Rotanın kliniği çok ağır seyreder. Genellikle önce çok yüksek ateşle beraber kusma başlar. İki ya da üç gün çocuk kustuktan sonra ishal başlar. Neyse ki bunun şimdi ufak çocuklarda yapılabilen aşısı var. Artık aşılar yapılarak hastalık %80-%90 geçiyor. İshal mikropları ağızdan bulaşır. Yenilen yiyeceklerle, sularla bulaşabilir. O yüzden yemekleri hazırlayan kişilerin el temizliğine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bu sadece el temizliğiyle sınırlandırılamaz. Kapların temizliği, havluların temizliği, bardakların, çatalların temizliği vb. bunlar çok önemlidir. İshal mikrobu bulaştıktan sonra çocukta karın ağrısı, kusma, çok yüksek ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İshalli vakalarda önemli olan sıvı takviyesi yapmak. Eğer çocuğa yeterince sıvı takviyesi yapılmazsa çocuk kusarak devamlı sıvı kaybettiği için vücut susuz kalacaktır. O zaman da çocukta şoka kadar gidebilen bulgulara rastlayabiliyoruz. bu sıvı alımı da ağızdan yapılabilir. Anneler ishal sırasında sürekli çocuklarına su ve sıvı gıdaları yedirmelidirler. Ama eğer çocuk sıvıyı aldığında sürekli kusmaya devam ediyorsa o zamanda hastane bakımı gerekmektedir. Çocuğu bekletmemek gerekiyor. Yoksa şoka doğru giden bulgular gerçekleşebilir. O zamanda damardan enjekte edilerek serum şeklinde çocuk 4 ya da 6 saat tedavi edilebilir. Eğer serumla da çocuğun kusmalarını kontrol altına alamıyorsak böyle vakaları hastaneye yatırmak gerekiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND