Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken noktalar

Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Tosun, Radyo 7’de Eda Çelebi’nin sorularını cevapladı. Çocuk sağlıyılla ilgili merak ettiğiniz soruların cevapları içni tıklayın:

Radyo 7 programcılarından Eda Çelebi’nin hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının dünkü konuğu Çocuk Hastalıkları Uzmanı Emel Torun oldu.

Anne sütünün faydalarından beslenmeye kadar her sorunun cevaplandığı programda konuşulanlar:

EDA: Anne sütü ne için önemlidir?
EMEL TORUN: Biz bebek beslenmesinde ilk altı ay mümkünse anne sütü öneriyoruz. Bunun nedeni anne sütünün besleyiciliği ve içindeki bağışıklık elemanları, içindeki vitamin, demir ve minerallerin hiç eksik olmamasıdır. Anne sütünde az olan vitamin D vitaminidir. Onu da biz zaten yeni doğan döneminden itibaren çocuklara takviye yapıyoruz. Ağızdan damla şeklinde D vitaminin takviye ediyoruz. Onun dışında anne sütü komple bir besindir. Çocuğun her türlü besin ihtiyacını karşılar. Bu nedenle eğer imkân varsa annenin çocuğunu anne sütüyle besleyebilecek durumda olan her bireyin bebeğini anne sütüyle beslemesini istiyoruz.

EDA: Prematüre doğan bebeklerde de durum aynı mıdır? Anne sütünü alamayan bebeklere de ek gıda olarak mama verebiliyor musunuz?
EMEL TORUN: Eğer annenin sütü yeterince geliyorsa 34 haftadan önce doğan bebekler emme refleksleri olmadığı için anne göğsünü ememezler. Bu nedenle o bebeklerin annelerinin sütlerini pompa ile sağmalarını, temiz torbalara koymalarını ve onu çocuğa vermelerini öneriyoruz. Ama 34 haftanın üzerinde doğmuş prematüre bebekler emme refleksi olduğu için bebek anne göğsüne konarak denenmelidir. Bebekler yeterine güçlü çekemiyorlarsa yine aynı şekilde sağarak anne sütü bebeğe verilmelidir. Bunun kaşıkla verilmesi tercih ediliyor ama bu sabır meselesidir. Eğer anne göğsü tutturulamıyorsa biberona da geçilebilir. Ama mümkünse anne sütünü her zaman ön plana çıkarmak gerekiyor. Şayet annenin sütünün yeterli gelmediği, annenin rahatsız olduğu ve bu nedenlerle çocuğun emzirilemediği bir durum varsa anne sütüne yakınlaştırılmış formül süt dediğimiz piyasada bulunan mamalardan faydalanabilirler. İkinci tercih olarak anneler çocuklarını bu şekilde besleyebilirler.

EDA: Ek gıdaları kaçıncı aydan sonra tavsiye ediyorsunuz?
EMEL TORUN: Gününde doğmuş ve anne sütüyle yeterince büyüyen bir çocuğun ilk 6 ay anne sütü alması çok önemlidir. Ek gıdalara en erken 6 aylıkken başlıyoruz. Ek gıda olarak ön planda meyve suyu, meyve püresi, yoğurt, sebze çorbaları, sebze püreleri, muhallebiler verilebilir. Ama eğer çocuğunuz anne sütünü almış olmasına rağmen ilk dört aydan sonra kilosunda bir azalma oluyorsa 4 ila 6 aylık dönemde anne sütünün yanına mama veya yoğurt ve meyve püresi çocuğa yedirilebilir. Bu çocuğun takiplerinde doktorun karar vermesi gereken bir şey. Bebekte haftalık veya aylık alması gereken kiloda bir gerileme saptanıyorsa veya anne çalışan bir anne olup çocuğunu yeterince emziremiyorsa bu durumlarda ek gıdalara daha erken geçilebilir.

EDA: Bunun içine suda dâhil midir?
EMEL TORUN: Suya ek gıdalara başladığımız dönemlerde başlıyoruz. Ondan önce anne sütü alırken çocuğa ekstra su vermeye gerek yok. Bu genellikle toplumda yanlış bilinen bir şey. 4 ila 6 ay arasında ek gıda geçtikten sonra su takviyesi yapılabilir. Ama mutlaka önceden kaynatılmış ve soğumuş su olması gerekir. Normal çeşme suları veya satın alınan suların mutlaka çocuğa içirilmeden önce kaynatılması gerekir. Aksi takdirde bu sulardan bulaşabilecek çeşitli ishal mikroplarını veya solunumla geçen hastalıkların mikroplarını çocuğa vermiş oluruz. O yüzden mümkünse 1.5-2 yaşına kadar mümkünse kaynatılmış suyu çocuğunuza içirmek her zaman için onun sağlığı açısından çok önemlidir.

EDA: Bir de bu yalancı emzikler var. Bu yalancı emzikler kullanılmalı mı yoksa kullanılmamalı mıdır?
EMEL TORUN: Yalancı emzik konusu aslında çok tartışmalı bir konudur. Bazı çocuklarda ilk 6 ay, en çokta ilk üç ay aşırı derecede emme isteğine sahip oluyorlar. Veya çok fazla ağlayan, sancı çeken çocuklar oluyor. Böyle çocuklarda emzirmenin dışında emme refleksi çok aktif olan çocuklarda yalancı emzik kullanılabilir. Yalnız yalancı emzik kullanırken mutlaka damaklıklı olanları tercih etmek gerekir. İkincisi hijyene çok dikkat etmek gerekir. Yalancı emzik her kullanımdan önce en az 10 dk kaynatılmalıdır ve soğutulmalıdır. Aksi takdirde emziğe yapışabilecek mikroplar çocuk ağzına emziği aldığında çocuğa geçmesi ve onu hasta etmesi söz konusudur. Mutlaka o açıdan da çok dikkatli kullanılması gerekir. 2 yaşın üzerinde artık yalancı emziği kullanmayı önermiyoruz. Çünkü emzik 2 yaşından sonra damaklıklı bile olsa çocuğun damak yapısını bozabilir. Bu nedenle en fazla 2 yaşına kadar kullanılmalıdır ama tabi mümkün olduğunca kullanılmaması gerekiyor. Rahat, çok ağlamayan, emdiğinde uyuyan ve doyan bir çocuğa emzik vermek çok doğru değil. Aşırı derecede ağlayan, gaz sancısı çeken, sürekli emmek isteyen, doyduğu halde emme isteği olan çocuklara da ilk 6 ay en fazla da 1 yaşına kadar kullanılabilir. Ama mümkünse 2 yaşın üzerinde emzik kullanımını bıraktırmak gerekiyor.

EDA: Bebeklerde ki kramplar ve karın ağrıları annelerin en büyük sıkıntılarındandır. Bu ağrılar neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: İlk 6 ay çocuklarda genellikle gaz sancıları görüyoruz. Bunun tıbbi ismi koliktir. Bunlar 3 aya kadar sık gördüğümüz ama bu 3 aydan sonra genellikle kendiliğinden geçen sancılardır. Bu çocuğun bağırsak gelişimiyle alakalıdır. Bağırsağın gelişimiyle alakalı bir şeydir. Bunun anne sütü veya mama alımıyla çok fazla ilişkisi yok. Anne sütü içen, mama yiyen çocukta da gaz olabilir.

EDA: Yani bu erken doğumla ya da bağışıklık sisteminin gelişmesiyle alakalı bir durum değil öyle mi?
EMEL TORUN: Bağışıklık sistemiyle çok alakası yok. Erken doğum olan çocuklarda da gaz sancısı olabilir ama onların ki biraz daha uzun sürebiliyor. Çünkü onlar geriden takip ettikleri için diğer çocuklara göre bağırsak gelişimleri, gülümsemeleri, baş tutmaları daha geriden geldiği için gaz sancıları daha uzun sürebilir. Gaz sancısının klasik bir tedavisi yok. Genellikle hastaya göre tedavi şekillenebiliyor. Piyasada bitkisel kaynaklı değişik ilaçlar var. Bunların çoğunun bir zararı yoktu ve denenebilir. Ama kesinlikle uzman gözetiminde alınması gerekiyor. Doktorun tavsiye ettiği ilaçlar denenebilir. Ama bunların %100 sonuç vereceği şeklinde bir garanti yok. Çocuk özellikle belli saatlerde ağladığı için (özellikle akşam saatlerinde veya geceleri) o saatlerde annenin çok sakin ve sabırlı olması gerekiyor. Anneye yardımcı olan yanında olan insanların sakin olması gerekiyor. Özellikle ilk anne olan insanlar kronik sancılarla baş etmekte çok zorlanıyorlar. Çocukta bir problem olmadığını, gaz sancısının olduğunu ve bunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Çocuğu rahatlatacak bazı mekanik önlemlerle çocuğun gaz sancılarının kontrol altına alınması gerekiyor. Çocuğun karnına badem yağı ya da bebe yağı damlatılarak karnı ovulabilir, sıcak havluyla karna masaj yapılabilir, o saatte çocuğa ılık bir banyo yaptırılarak çocuğun rahatlaması sağlanabilir, çocuğu omzumuza koyarak mekanik olarak sırtına hafif hafif vurularak gazın çıkması sağlanabilir. Bunun başka bir tedavisi veya önlemi ne yazık ki yok.

EDA: Soğuk algınlığı da çocuklar arasında en çok rastlanan rahatsızlıklardandır. Biz hep üşütmekten dolayı olduğunu düşünürüz. Bu gerçekten böyle midir? Soğuk algınlığı neden kaynaklanır?
EMEL TORUN: Soğuk algınlığının aslında nedeni bizim nezle, grip dediğimiz durumların sebebi %80 virüslerdir. Mikroplar virüsler ve bakteriler olarak ikiye ayrılıyor. virüsler genellikle üst solunum yollarını, bademcikleri solunum yoluyla bulaşarak tutan ve o bölgede hastalık yapan ufak mikroplardır. Genel olarak kendini ses kısıklığı, burun tıkanıklığı, boğazda kızarıklık, ateş, halsizlik, genel vücut ağrısı şeklinde gösterir.

EDA: Mevsim değişikliği de buna etken midir?
EMEL TORUN: Belli mevsimlerde virüsler daha çok yayılır. Özellikle kalabalık ortamlarda virüslerin yayılımı çok ciddi boyutlara ulaşıyor. Salgınlar genellikle okulların ilk açıldığı zamanlarda yoğun olarak görünür. Yaz mevsimlerinde bunu pek fazla görmeyiz. Veya bahara, kışa giriş mevsimlerinde çok ciddi salgınlar görüyoruz. Bunun aslında soğukla direk bir ilişkisi yok. Ama soğuğun çocuğun bağışıklık sistemini zayıflattığı ve kapmış olduğu virüslerin ortaya çıkmasına neden olduğu bir gerçek. Sonuçta bunlar mikroplarla oluşan hastalıklar ama çocuğun mikroplarla savaşabilmesi için hem beslenmesinin, hem genel aşılamasının, bakımının çok iyi yapılması gerekiyor.

EDA: Aşılar gerçekten hasta olmayı engelliyor mu?
EMEL TORUN: Eğer bunu üst solunum yolu enfeksiyonu bazında düşünürseniz bunların çoğu virüs olduğu için çok büyük bir kısmının zaten aşısı yok. Aşısı olan sadece bizim grip aşısı dediğimiz, grip enfeksiyonu yapan mikrobun aşısı tüm dünyada ve Türkiye’de mevcut. Özellikle kışa giriş aylarında grip aşısı riskli çocuklara önerilebilir. Riskli çocukla derken kronik hastalığı olan çocuklar, alerjik bronşiti, astımı olan, enfeksiyonlara yakalandığında çok ağır geçiren çocukları kastediyoruz. Ciddi hastalığı olan çocukların hastalıkları çok ağır geçirmek durumları olduğu için bu kişilere grip aşısı öneriyoruz. Artık sağlıklı çocuklarda yaptırıyor. Ama korunma oranının sınırlı kaldığını, iki ya da üç mikrobu içerdiğini geri kalan mikroplara da çocuğun yine açık kaldığını unutmamak lazım. Bunlarında çoğu nefesle, hapşırmayla, öksürmeyle, damlacık enfeksiyonla bulaştığını ve bu bulaşmanın da önüne geçilemediğini bilmek lazım. Bulaştıktan sonra da hastalığın boyutuna göre gerekli tedaviler uygulanır.

EDA: Anneleri korkutan bir diğer şeyde öksürük. Öksürük hangi noktaya geldiğinde endişelenmeli?
EMEL TORUN: Öksürük yine burundan veya boğazdan giren mikropların özellikle üst solunum yollarında yaptığı tahrişe bağlı olarak oluşur. Çocukların %80 ya da 90ında bu tür öksürükleri görüyoruz. Öksürüğün bir de çok ciddi boyutlara ulaştığı, özellikle akciğerden kaynaklanan çeşidi de var. Bu çocuklar bizim zatürree dediğimiz, bronşit dediğimiz durumlarda enfeksiyon boğaz ve burunla sınırlı kalmıyor. Çocuğun alt solunum yollarına kadar ilerliyor. Bu durumlarda mutlaka doktor kontrolünde çocuğun tedavisinin yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu durum daha ciddi hastalıkların oluşmasına neden olabilir.

EDA: Bu durum kronik bir hastalığın habercisi de olabilir mi?
EMEL TORUN: Özellikle kronik öksürük alerjik çocukların rahatsızlığıdır. Tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu, tekrarlayan öksürükler, geçmeyen burun tıkanıklığı, sabah hapşırıkları gibi sorunların altından çocuklarda genellikle alerji çıkar. Eğer böyle çocuklar ailemizde varsa mutlaka doktor kontrolünde herhangi bir alerjik yapıları veya herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılmalı ve ondan sonrada çocuk o anki atak tedaviye veya koruyucu tedaviye alınmalıdır. Koruyucu tedavi kullanılması çok kolay tedavilerdir. Ama öncelikle çocuğun var olan alerjisinin veya hastalığının saptanması gerekiyor. Bu konuda aileler çocuk doktorlarından yardım alabilir.

EDA: Devam eden bir öksürük nasıl tedavi ediliyor? Durdurulabilir mi?
EMEL TORUN: Koruyucu tedaviye aldığınızda eğer o esnada üst solunum yolu enfeksiyonu veya bakteriyel solunum yolu enfeksiyonu gibi bir durum yok ama tekrar eden öksürükler varsa koruyucu tedavi çok etkili oluyor.

EDA: Son günlerde en çok rastladığımız hastalıklardan biri de beta mikrobu. Nedir beta mikrobu?
EMEL TORUN: Beta her zaman vardı. Mevsimsel olarak betanın sıklığında bu mevsimde bir artış oluyor. Beta bir çeşit bakteridir. Bu bakteri nefesle, öksürükle, damlacık enfeksiyonuyla boğaza yerleşiyor. Genellikle beta bademciğe oturur. Bademcikte ufak, beyaz iltihaplar yapar. Bu esnada çocukta çok ciddi ateş (40 dereceyi bulabiliyor), çok ciddi halsizlik, boğazda yutma zorluğu yapabilir. Beta eğer boğazla sınırlı kalırsa ortalama bir hafta 10 gün içerisinde geçer. Ama betanın bizim korktuğumuz iki tane yan etkisi var. Yani hastalık geçtikten sonra çocuğun vücuduna miras bıraktığı iki tane sorun var. Bunlardan bir tanesi akut romatizmal ateş dediğimiz eklem romatizması, diğeri de böbrek yetmezliği. Betadan bu nedenle korkuyoruz.

EDA: Betanın önüne geçilebiliyor mu?
EMEL TORUN: Diyelim ki çocuğunuzda erken dönemde boğazında bu bulgular var. Bademciklerinde iltihap var, çok yüksek ateşi var, kusuyor, karnı ağrıyor… Böyle durumlarda hemen doktora başvurmak ve gerekli işlem yapıldıkta sonra hemen en az 10 gün antibiyotiğe başlamak gerekir. Şayet antibiyotiğe başlarsa ilk 24 saatte çocuğun bulgularını kontrol altına alıyoruz. Ondan sonrada çocukta sözünü ettiğimiz iki komplikasyonun oluşmasının önüne geçebiliyoruz. Eğer enfeksiyon kendi kendini sınırlar ve herhangi bir antibiyotik tedavisi başlanmazsa saydığım bu yan etkilerin oluşma ihtimali doğacağından beta asıl bu gruplarda tehlike oluşturuyor. Betanın oluşturduğu başka hastalıklarda var. Bunlardan biri kızıl. Kızıl da enfeksiyonun boğazla sınırlı kalmadığı, vücuda yayıldığı ve döküntülü ateş yaptığı bir hastalıktır.

EDA: Peki bunlar bulaşıcı mıdır?
EMEL TORUN: Evet bulaşıcıdır. Boğaz enfeksiyonu olduğu için damlacık enfeksiyonu şeklinde öksürmeyle, tükürükle, nefes alıp vermeyle bulaşır.

EDA: İshal neden kaynaklanıyor?
EMEL TORUN: İshali biz özellikle yaza giriş mevsimlerinde çok görüyoruz. İshalin %80 nedeni yine viral enfeksiyondur. Bu virüslerden bizim en korktuğumuz rota dediğimiz bir mikroptur. Rotanın kliniği çok ağır seyreder. Genellikle önce çok yüksek ateşle beraber kusma başlar. İki ya da üç gün çocuk kustuktan sonra ishal başlar. Neyse ki bunun şimdi ufak çocuklarda yapılabilen aşısı var. Artık aşılar yapılarak hastalık %80-%90 geçiyor. İshal mikropları ağızdan bulaşır. Yenilen yiyeceklerle, sularla bulaşabilir. O yüzden yemekleri hazırlayan kişilerin el temizliğine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bu sadece el temizliğiyle sınırlandırılamaz. Kapların temizliği, havluların temizliği, bardakların, çatalların temizliği vb. bunlar çok önemlidir. İshal mikrobu bulaştıktan sonra çocukta karın ağrısı, kusma, çok yüksek ateş gibi belirtilerle kendini gösterebilir. İshalli vakalarda önemli olan sıvı takviyesi yapmak. Eğer çocuğa yeterince sıvı takviyesi yapılmazsa çocuk kusarak devamlı sıvı kaybettiği için vücut susuz kalacaktır. O zaman da çocukta şoka kadar gidebilen bulgulara rastlayabiliyoruz. bu sıvı alımı da ağızdan yapılabilir. Anneler ishal sırasında sürekli çocuklarına su ve sıvı gıdaları yedirmelidirler. Ama eğer çocuk sıvıyı aldığında sürekli kusmaya devam ediyorsa o zamanda hastane bakımı gerekmektedir. Çocuğu bekletmemek gerekiyor. Yoksa şoka doğru giden bulgular gerçekleşebilir. O zamanda damardan enjekte edilerek serum şeklinde çocuk 4 ya da 6 saat tedavi edilebilir. Eğer serumla da çocuğun kusmalarını kontrol altına alamıyorsak böyle vakaları hastaneye yatırmak gerekiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND