Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuk gelişimi için ne yapmalı?

Erken eğitim, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen aileler için bir lüks değil, zorunluluk arz ediyor. Beynin en hızlı geliştiği 0-6 yaş arası dönem, çocukların eğitimine başlanması için en uygun zaman dilimi olarak kabul ediliyor. Peki ne yapmalı?

erken eğitim, çocuk gelişimi ve eğitimi, çocuk gelişimi

Erken eğitim, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen aileler için bir lüks değil, zorunluluk arz ediyor. Beynin en hızlı geliştiği 0-6 yaş arası dönem, çocukların eğitimine başlanması için en uygun zaman dilimi olarak kabul ediliyor.

ERKEN EĞİTİM ÇOCUĞA İKİ YIL KAZANDIRIYOR
Ana Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) uzmanları, 0-6 yaş çağında eğitime başlayan çocukların okulda ve hayatta daha başarılı olduğunu belirtiyor. Okul öncesi eğitime evde başlamak bile mümkün. Ancak Türkiye’de bu yaş aralığındaki 7 milyon çocuğun ancak yüzde 16’lık bir kısmı okul öncesi eğitim alabiliyor. Oysa erken eğitim, iki okul yılına denk gelecek başarı farkı yaratıyor.

Sekiz yıllık zorunlu eğitime rağmen, Türkiye’de ortalama eğitim süresi halen altı yılın altında. 7 milyonu aşkın kişi ise okuma yazma bilmiyor. İlköğretim çağındaki kız çocuklarının yüzde 10’u okula gitmiyor. İlköğretim çağına gelmiş çocukların ise yaklaşık yüzde 70’i okula hazır başlamıyor. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki, okul öncesi eğitim alan çocuklar diğerlerine oranla hem yaşamda, hem de okulda çok daha başarılı durumda. Türkiye’de 0-6 yaş grubundaki 7 milyon çocuğun ancak yüzde 16’sı, 6 yaş grubundaki çocukların sadece yüzde 25’i okul öncesi eğitimi hizmetlerinden yararlanıyor. Oysa Kuzey Avrupa başta olmak üzere Avrupa’da yüzde 100’e varan okullaşma söz konusu.

BELİRLEYİCİ DÖNEM
Erken çocukluk adı verilen 0-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı geliştiği dönem. Beyin gelişiminin büyük bir bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanıyor. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler, beynin çalışma biçimi için belirleyici olduğundan bu dönemde çocuğun yeterli beslenmesinin yanı sıra, gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması da önem taşıyor. Bu alanda Türkiye’de en büyük kampanyayı ise Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) yürütüyor. 1993’te kurulan AÇEV, 0-6 yaş dönemi eğitim konusuna dikkat çekmek için 2005’te “7 Çok Geç” kampanyasını başlattı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Türk Eğitim Vakfı’nın da bulunduğu 7 sivil toplum örgütü de kampanyayı destekliyor.

Nobel ödüllü iktisatçı James Heckman “Çocuklara yatırım yapmak için onların birer yetişkin olmasını bekleme lüksümüz olmadığı gibi, onlar okula başlayana kadar bekleme lüksümüz de yok, çünkü o zaman müdahale etmek için çok geç olabilir” diyor. Çocuklara yönelik eğitimin özellikle de okul öncesi eğitimin önemi, rakamlara da yansımış durumda… OECD araştırmaları, Türkiye’de erken çocukluk eğitimi alan ve almayan öğrenciler arasında iki okul yılına denk gelen başarı farkı olduğunu gösteriyor.

7 ÇOK GEÇ…
AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel Göçer, iki yıl önce “7 Çok Geç” kampanyasını okul öncesi eğitimin önemine dikkat çekmek için başlattıklarını anlatıyor. Erken çocukluk eğitiminin insan gelişiminin başlangıç noktası olduğuna işaret eden Göçer, okul öncesi eğitim konusunda dünyadaki durum ile Türkiye karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablonun, hiç de iç açıcı olmadığını söylüyor. Göçer, şu ana akadar Türkiye’de kurum merkezli eğitim modelinin şimdiye dek benimsenen ana model olduğunu, 4-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 25’inin 5-6 yaş grubundaki çocukların ancak yüzde 32’sinin Milli Eğitim Bakanlığı’na veya Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı okul öncesi kurumlardan faydalandığını vurguluyor. Ayla Göksel Göçer, zorunlu eğitim öncesinde, 3-5 yaşlarında erken çocukluk eğitimine ulaşan çocuk oranlarına bakıldığında ekonomik açıdan Türkiye’nin çok benzetildiği Meksika’da bile çocukların yüzde 70’nin bu eğitimden yararlandıklarına dikkat çekiyor.

FAS’TAN BİLE GERİYİZ
Ayla Göksel Göçer, bu oranın Fas’ta yüzde 34, Ürdün’de yüzde 27, Suriye’de ise yüzde 9, olduğunu hatırlatırken, “AB ülkelerinin her birinde bu oranlar yüzde 100’e yakındır” diyor. Türkiye’de ise 2000-2001 itibariyle bu oran yüzde 10.3.

BESLENME PROJESİ

AÇEV’in “7 Çok Geç” kampanyası dışında düzenlediği bir başka kampanya de “Beslenme Projesi”. MEB’nın işbirliği ile yürütülen bu kampanyada hedef ihtiyaçların en yoğun ancak eğitimin en düşük olduğu Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Erzurum, Hakkâri, Mardin, Muş, Şanlıurfa ve Van gibi kalkınmada öncelikli illerde başlatmak ve okul öncesi eğitime katılımı artırmak oldu. AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel Göçer, ilk yıl 10 ilde 33 bin çocuğa ulaşan kampanyanın, ikinci yılda 21 ile yayıldığını ve ulaştığı çocuk sayısının 41 bin olduğunu söylerken, kampanyanın okul öncesi eğitime katılanların oranında yüzde 20 artış sağladığına da dikkat çekiyor. Ayla Göksel Göçer şu bilgileri veriyor: “Hedef, ailelerin okul öncesi kurumlarına vermekte zorlandığı giderlerine katkının okullar tarafından talep edilmemesi. Yoksul ailelerin, okul öncesi eğitime teşvik edilmesi.”

DÜNYA BANKASI UYARDI

Geçen yıl Dünya Bankası Türkiye Direktörlüğü “Türkiye’nin Eğitim Sistemi’nin AB Üyeliği için hazırlanması” konulu bir çalışma yaptı. Dönemin Türkiye Direktörü Andrew Workink başkanlığında hazırlanan raporda Türkiye’deki eğitim sistemi AB ülkeleri ile kıyaslandı. Bu raporda AB’ye yaklaşabilmek için atılması gereken adımların başında da okul öncesi eğitime yatırım yapılması gerektiği görüşü dile getirildi. Raporda, “Türkiye okul öncesi tesislerin sayısını büyük ölçüde artırmalı, yüzde 15’ten az olan okul öncesi programlara katılımı 2015 yılında yüzde 50’ye getirme hedefini koymalı. Özellikle ülkenin doğu kesimlerinde okullaşmayı artıracak programları sürdürmeli” denildi.

Daha yaratıcı ve üretken oluyorlar
AÇEV nitelikli ve etkili bir erken çocukluk eğitiminin Türkiye’ye katkılarını şöyle sıralıyor:

* Çocukların uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmalarını sağlar.

* Dilsel, zihinsel, fiziksel, sosyal ve duygusal açıdan gelişmiş çocuklar okula hazır olur, daha rahat uyum sağlar, böylelikle ilköğretim kalitesi yükselir.

* Okula hazır çocukların sınıfta kalma ve okulu terk etme oranları düşer, bu da maliyetleri azaltır.

* Toplumdaki vasıflı çalışan sayısı artar, yükselen üretim ekonomik yarar getirir.

* Toplumda suç oranları düşer.

* Sosyo-ekonomik ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin etkisi hafifler.

* Kadınların işgücüne katılımlarını, ayrıca çalışma verimliliklerini artırır.

* Sağlıklı ve iyi beslenen çocukların ölüm oranları düşer.

* Köyden kente göçün getirdiği sorunların çözümüne katkıda bulunur.

Kitap okurken drama da ekleyin

BEŞ-altı yaş grubundaki çocuğunuzla birlikte okuduğunuz kitap saatlerine dramayı ekleyin. Farklı karakterlerde ses tonunuzu değiştirin. Bildik hikâyeyi okurken belli bir yerde kesin ve çocuğun tamamlamasını bekleyin. Çocuğun size bir hikâye anlatmasını isteyin ve anlattıklarını yazın kendi hikâye kitabını oluşturun. Günlük hayattaki gerçek nesnelerle gruplama, birebir eşleme, sıralama yapmasını sağlayın. Sayma kavramını geliştirmek ve karşılaştırmak için oyun oynayın. Örneğin, sizin ve çocuğun önünde farklı sayıda meyveler olsun. Tek tek sayarak kiminki daha fazla kiminki daha az bulmaya çalışabilir. Bazı mekan kavramlarını oyun ortamında öğretin, “altında-üstünde”, “içinde-dışında” gibi kavramları kullandırın.

PROBLEM ÇÖZME YETENEĞİ
Neden sonuç ilişkisi kurmaya yönelik oyunlar oynayın. Örneğin, “kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerse ne olabilir? Evdekilere haber vermeden arkadaşıyla oynamaya giderse neler olabilir?” gibi sorularla düşünmesini sağlayın. Canlandırma oyunları oynayın. Örneğin, doğum günü partisi ortamı veya alışveriş merkezi, tren istasyonu gibi mekanlar canlandırılabilir.

Okul ve iş hayatları başarılı
Erken çocukluk eğitimi alanların en az üçte biri üniversiteye gidiyor. Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı, “Bu eğitimi alan çocuklar üniversiteye devam ediyor ve iş yaşamında daha başarılı oluyor” diyor

“0-6 yaş eğitimin önemini anlamayan toplumlar yerinde saymaya mahkûmdur” sloganı ile çocukların eğitimi konusunda çalışan Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) kurucularından ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Türkiye gibi genel eğitim düzeyi çok düşük bir ülkede insan kapasitesini artırmanın yolunun erken çocukluk eğitimi olduğunu vurguluyor. Erken çocukluk eğitimi alanların aradan yıllar geçse de bu eğitimin etkilerini taşıdığını araştırmaların gösterdiğini belirten Kağıtçıbaşı, bunu kanıtlayan araştırmayı şöyle anlatıyor:

29 YILLIK ARAŞTIRMA
“Okul öncesi eğitim ile ilgili ilk araştırmamızı 1978-1980 yıllarında yaptık. Sonra bu çocukları 13-15 yaşlarında bulduk ve aldıkları eğitimin olumlu etkilerinin sürdüğünü gördük. İki yıl önce tekrar çocuklara ulaştık. 25-27 yaşlarına ulaşmışlardı. Erken çocukluk eğitiminin hâlâ etkili olduğunu, birçoğunun üniversiteye devam ettiğini ve iş hayatında da başarılı olduklarını gördük.”

AİLE ORTAMI YETERSİZ
Çocuğun çok yönlü gelişiminde ilk yılların önemine işaret eden Kağıtçıbaşı, bu yıllardaki ciddi yoksunlukların daha sonra telafisi güç geriliklere neden olduğunu söylüyor. Çoğunlukla evlerdeki ortamın çocuğun çok yönlü özellikle de zihinsel gelişimini destekleyemediğini anlatan Kağıtçıbaşı, çocuğa destekleyici bir ortamın sunulması gerektiğini belirtiyor. 1978-1980 yıllarında bir grup çocuk psikoloğu ve eğitimcisi ile MEB için bir proje hazırladıklarını anlatan Kağıtçıbaşı, AÇEV’in doğuş öyküsünü şöyle anlatıyor: “Bu projede çocuklarla ilgili birçok materyal, erken çocuk eğitimi program ve kitapları ve ana-baba eğitim kitapları hazırlandı. Sonra bunların bir kısmını kullandığımız bir araştırmayı yönettim. Bu araştırmanın sonuçları hem bizim sağladığımız anne eğitiminin, hem de kurumsal okul öncesi eğitimin çocukların çok yönlü gelişimi ve okul başarısı için büyük yarar sağladığını gösterdi. AÇEV işte bu araştırmadan doğdu. “

SONUÇ OLUMLU
22 yıl süren “Erken Müdahalenin Erişkinlikte Süren Etkileri” konulu araştırmaya, Çiğdem Kağıtçıbaşı ile birlikte öğretim üyeleri Sevda Bekman, Diane Sunar ve Zeynep Cemalcılar tarafından 1982’de başlandı. İstanbul’un çoğu gecekondu semtlerindeki anne ve 3-5yaşındaki çocuklarına eğitim verilmesinin ardından bunun etkileri önce 1992 sonra da 2004’te ölçüldü. Araştırma eğitim amaçlı anaokullarına giden çocukların, hem gündüz bakımevlerine giden, hem de evde bakılan çocuklara göre daha iyi performans gösterdiklerini ortaya koydu. 2004’te yapılan takip araştırmasında okul öncesi eğitim alan ve 25-27 yaşlarına ulaşmış 217 katılımcıdan 133’üne ulaşıldı. 34’ü eğitim amaçlı anaokuluna 50’si bakımevine giderken 49’u hiç okul öncesi eğitim almamıştı. Bu çocukların yüzde 35’i üniversite eğitimi aldı. Anneleri de eğitime katılan çocukların yüzde 44.7’si üniversiteye giderken, eğitim almayanlarda bu oran yüzde 30.6 oldu.

1 liralık yatırım 7 liralık kazanç getiriyor
Okul öncesi eğitime yapılan 1 liralık yatırım 7 lira olarak geri dönüyor. Aynı yatırım bir hayvancılık projesinde 1.62, bir çimento fabrikasında 2.27 oranında geri dönüyor

Okul öncesi eğitime yapılan her yatırım ülke ekonomisine kazanç olarak geri dönüyor. Erken çocukluk eğitimi sadece çocuğun sağlıklı ve başarılı bir yetişkin olmasına katkı sağlamıyor, orta ve uzun vadede tüm toplumu etkileyen sosyal ve ekonomik kazançlar da getiriyor. Işık Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Kaytaz’ın yaptığı araştırma da erken çocukluk dönemine yapılan 1 birimlik yatırımın orta ve uzun vadede yaklaşık 6-7 birim kazanç olarak topluma geri döndüğünü gösteriyor. Buna karşılık Dünya Bankası’nın projeleri arasında yer alan bu kazanç, çimento fabrikasında 2.27, hayvancılık ve tarımı geliştirme projesinde 1.62. sulama sistemlerini iyileştirme projesinde 1.48.

’ÇOK KÂRLI BİR YATIRIM’
Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) için “Türkiye’de Okul Öncesi Eğitimin Fayda- Maliyet Analizi” başlıklı rapor hazırlayan Kaytaz, yaptıkları çalışmanın okul öncesi eğitimin en kârlı yatırım olduğunu gösterdiğini anlatıyor. Fayda-maliyet analizinin “yüksek okullaşma-eğitim” ile “artan üretkenlik-kazanma” arasındaki ilişki üzerine kurulduğunu söyleyen Kaytaz, “Erken çocukluk eğitimi alanlarda sınıf tekrarı oranı düşüyor, üniversiteye gidiyor, yüksek maaşlı iş buluyor, ödedikleri vergi dilimi artıyor. İşte tüm bunları hesapladığımızda ortaya 1’e 7 kâr getiren bir yatırım ortaya çıkıyor” diyor. Fayda- maliyet analizlerine ilişkin olarak yapılmış bir başka çalışmanın da Perry Okul Öncesi Projesi (Schweinhart, Barnes ve Weikart) olduğuna değinen Kaytaz, “Bir grup çocuğun 27 yaşına gelene dek kişisel ve toplumsal gelişimi ile aileleri ve toplumla olan etkileşimleri izlenmiş. Fayda- maliyet oranının tahmini değeri yatırılan her 1 dolara karşı alınan 7 dolardır. Bu da çok kârlı bir yatırım olduğunu göstermektedir” diye konuşuyor.

ÇİMENTODAN DAHA KAZANÇLI
Yapılan yatırımların kârlı olduğunu belirten Kaytaz şunları söylüyor: “Buna göre fayda maliyet oranında sulama sistemleri iyileştirme projesinin faydası 1.48, hayvancılığı geliştirme projesinin faydası 1.62, pamuk işleme ve pazarlama projesinin faydası 1.80, çimento fabrikasının maliyetine faydası ise 2.27 oranında. Yani en faydalı yatırım erken çocukluk dönemine yapılan yatırımdır. Dünya Bankası da bu örnekleri vererek, erken çocukluk eğitiminin desteklenmesi gerektiğini savunmakta.” Türkiye’de kurumsal modeli temel alarak yaptıkları araştırmada birden fazla senaryo kullandıklarını anlatan Kaytaz, maliyetler içinde, tesis, yatırım maliyetleri, ekipman ve tamiratlar ile cari giderlerin hesaplandığını, tesislere 30 yıl ömür biçildiğini ve yüzde 6 iskonto uyguladıklarını söylüyor: “Fayda tahminlerinde önemli varsayım eğitim alma süresinin uzaması ile birlikte elde edilecek olan ücretin daha yüksek olacağı ilişkisidir. Çünkü daha fazla eğitim genelde daha yüksek gelir anlamına gelir. Fayda-maliyet oranlarının hesaplanmasında faydalar özel sektörde ücretli çalışanların yaşam boyu üretkenliği bağlamında erken çocukluk eğitimi programlarından elde edilen faydalar, maliyetler ise kamunun üstlendiği okul öncesi eğitim masrafları ile öğrencilerin bir üst düzey eğitime devam etmeleri sonucu kazanmadıkları gelirlerdir. İki farklı senaryo için modelleme yapıldı. Birinci senaryoda bin çocuğun bir yıl boyunca ana okuluna gideceği varsayıldı. Bu çocukların 950’si ilk öğretimi tamamlamakta, 670’i liseyi bitirmekte, 240’ı ise yüksek öğrenime giderek mezun olmakta. İkinci senaryoda ise sadece yüksek öğrenime giderek mezun olanların sayısı 250 olarak varsayıldı. Bu varsayımlara bağlı olarak Türkiye’deki erken çocukluk eğitiminin fayda-maliyet oranı birinci senaryoda 4.35, ikinci senaryoda 6.31 olarak hesaplandı.” Aynı analiz, kurum temelli modelin dışında ev temelli bir modeli öngören anne ve çocukların eğitimi esasına dayanan Anne-Çocuk Eğitim Programı (AÇEP) için yapıldığı takdirde ise fayda-maliyet oranı daha da yükseliyor. Buna göre AÇEP için fayda maliyet oranı birinci senaryoda 5.91, ikinci senaryoda 8.14 oluyor.

’Kalkınma stratejisi olarak görülmeli’
Amsterdam Üniversitesi Profesörü Jacques Van Der Gaag’in araştırmasına göre, erken çocukluk gelişimi çocuklarda IQ yükselmesine ve pratik akıl yürütmeye etki ediyor. Gaag, erken çocukluk gelişiminin ülkenin genel kalkınma düzeyini etkilediğini belirterek, “Daha yüksek IQ, pratik akıl yürütme, göz ve el koordinasyonu, duyma ve konuşma, okumaya hazır olma hemen görülen faydalardır. Erken çocukluk gelişim programları uzun vadeli ekonomik kalkınma stratejileri olarak da görülmeli” diyor. Gaag’a göre erken çocukluk eğitimi ve insani gelişme yakından bağlantılı ve bu bağlantı 4 yoldan gerçekleşiyor.

* EĞİTİM: Okullaşma oranı artacak, okulların kalitesi dolayısıyla mezunların niteliği yükselecek. Toplumun eğitim düzeyi gelişecek, bu da istihdamı, geliri artıracak.

* SAĞLIK: Erken yaşlarda başlayan eğitim ailenin bilgilenmesini, gerekli beslenme ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayacak, böylece sağlıklı kuşaklar yetişecek. Toplum sağlıklı ve üretken bireylerden oluşacak, toplumsal verim dolayısıyla refah artacak.

* TOPLUMSAL SERMAYE: Kendine güvenen, öğrenme isteği yüksek, başarılı bireyler kendileri ve çevreleri ile barışık olacak. Bu çocuklar başkalarına saygı duymayı, sorunları uzlaşma yoluyla çözmeyi öğrenecek. Böylece toplumsal gerginlikler azalacak, dayanışma duygusu güçlenecek

* EŞİTLİK: Sınırlı olanaklara sahip çocuklara kendilerini geliştirme olanağı sağlayarak, fırsat eşitliği yaratır. Böylece hem işgücüne daha çok kişinin katılması hem de toplumsal eşitlik sağlanır.

EKONOMİK KAZANÇ YÜKSEK

Erken çocukluk eğitiminin ekonomik kazançları şöyle sıralanıyor:

* Her 1 liralık yatırımın ekonomiye 7 liralık bir kazanç olarak geri dönmesi.

* Sosyal yardım maliyetlerinin düşmesi.

* Uzun vadede yoksulluk döngüsünün sona ermesi.

* Daha yüksek statülü işlerde çalışma.

* Daha fazla kredi kartı kullanımı.

* Daha fazla bilgisayar kullanımı.

Kaynak: www.risalehaber.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND