Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuk gelişimi için ne yapmalı?

Erken eğitim, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen aileler için bir lüks değil, zorunluluk arz ediyor. Beynin en hızlı geliştiği 0-6 yaş arası dönem, çocukların eğitimine başlanması için en uygun zaman dilimi olarak kabul ediliyor. Peki ne yapmalı?

erken eğitim, çocuk gelişimi ve eğitimi, çocuk gelişimi

Erken eğitim, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek isteyen aileler için bir lüks değil, zorunluluk arz ediyor. Beynin en hızlı geliştiği 0-6 yaş arası dönem, çocukların eğitimine başlanması için en uygun zaman dilimi olarak kabul ediliyor.

ERKEN EĞİTİM ÇOCUĞA İKİ YIL KAZANDIRIYOR
Ana Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) uzmanları, 0-6 yaş çağında eğitime başlayan çocukların okulda ve hayatta daha başarılı olduğunu belirtiyor. Okul öncesi eğitime evde başlamak bile mümkün. Ancak Türkiye’de bu yaş aralığındaki 7 milyon çocuğun ancak yüzde 16’lık bir kısmı okul öncesi eğitim alabiliyor. Oysa erken eğitim, iki okul yılına denk gelecek başarı farkı yaratıyor.

Sekiz yıllık zorunlu eğitime rağmen, Türkiye’de ortalama eğitim süresi halen altı yılın altında. 7 milyonu aşkın kişi ise okuma yazma bilmiyor. İlköğretim çağındaki kız çocuklarının yüzde 10’u okula gitmiyor. İlköğretim çağına gelmiş çocukların ise yaklaşık yüzde 70’i okula hazır başlamıyor. Oysa yapılan araştırmalar gösteriyor ki, okul öncesi eğitim alan çocuklar diğerlerine oranla hem yaşamda, hem de okulda çok daha başarılı durumda. Türkiye’de 0-6 yaş grubundaki 7 milyon çocuğun ancak yüzde 16’sı, 6 yaş grubundaki çocukların sadece yüzde 25’i okul öncesi eğitimi hizmetlerinden yararlanıyor. Oysa Kuzey Avrupa başta olmak üzere Avrupa’da yüzde 100’e varan okullaşma söz konusu.

BELİRLEYİCİ DÖNEM
Erken çocukluk adı verilen 0-6 yaş arası dönem çocuğun en hızlı geliştiği dönem. Beyin gelişiminin büyük bir bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanıyor. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler, beynin çalışma biçimi için belirleyici olduğundan bu dönemde çocuğun yeterli beslenmesinin yanı sıra, gelişimini destekleyen bir ortamda bulunması da önem taşıyor. Bu alanda Türkiye’de en büyük kampanyayı ise Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) yürütüyor. 1993’te kurulan AÇEV, 0-6 yaş dönemi eğitim konusuna dikkat çekmek için 2005’te “7 Çok Geç” kampanyasını başlattı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Türk Eğitim Vakfı’nın da bulunduğu 7 sivil toplum örgütü de kampanyayı destekliyor.

Nobel ödüllü iktisatçı James Heckman “Çocuklara yatırım yapmak için onların birer yetişkin olmasını bekleme lüksümüz olmadığı gibi, onlar okula başlayana kadar bekleme lüksümüz de yok, çünkü o zaman müdahale etmek için çok geç olabilir” diyor. Çocuklara yönelik eğitimin özellikle de okul öncesi eğitimin önemi, rakamlara da yansımış durumda… OECD araştırmaları, Türkiye’de erken çocukluk eğitimi alan ve almayan öğrenciler arasında iki okul yılına denk gelen başarı farkı olduğunu gösteriyor.

7 ÇOK GEÇ…
AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel Göçer, iki yıl önce “7 Çok Geç” kampanyasını okul öncesi eğitimin önemine dikkat çekmek için başlattıklarını anlatıyor. Erken çocukluk eğitiminin insan gelişiminin başlangıç noktası olduğuna işaret eden Göçer, okul öncesi eğitim konusunda dünyadaki durum ile Türkiye karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablonun, hiç de iç açıcı olmadığını söylüyor. Göçer, şu ana akadar Türkiye’de kurum merkezli eğitim modelinin şimdiye dek benimsenen ana model olduğunu, 4-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 25’inin 5-6 yaş grubundaki çocukların ancak yüzde 32’sinin Milli Eğitim Bakanlığı’na veya Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı okul öncesi kurumlardan faydalandığını vurguluyor. Ayla Göksel Göçer, zorunlu eğitim öncesinde, 3-5 yaşlarında erken çocukluk eğitimine ulaşan çocuk oranlarına bakıldığında ekonomik açıdan Türkiye’nin çok benzetildiği Meksika’da bile çocukların yüzde 70’nin bu eğitimden yararlandıklarına dikkat çekiyor.

FAS’TAN BİLE GERİYİZ
Ayla Göksel Göçer, bu oranın Fas’ta yüzde 34, Ürdün’de yüzde 27, Suriye’de ise yüzde 9, olduğunu hatırlatırken, “AB ülkelerinin her birinde bu oranlar yüzde 100’e yakındır” diyor. Türkiye’de ise 2000-2001 itibariyle bu oran yüzde 10.3.

BESLENME PROJESİ

AÇEV’in “7 Çok Geç” kampanyası dışında düzenlediği bir başka kampanya de “Beslenme Projesi”. MEB’nın işbirliği ile yürütülen bu kampanyada hedef ihtiyaçların en yoğun ancak eğitimin en düşük olduğu Bitlis, Bingöl, Diyarbakır, Erzurum, Hakkâri, Mardin, Muş, Şanlıurfa ve Van gibi kalkınmada öncelikli illerde başlatmak ve okul öncesi eğitime katılımı artırmak oldu. AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel Göçer, ilk yıl 10 ilde 33 bin çocuğa ulaşan kampanyanın, ikinci yılda 21 ile yayıldığını ve ulaştığı çocuk sayısının 41 bin olduğunu söylerken, kampanyanın okul öncesi eğitime katılanların oranında yüzde 20 artış sağladığına da dikkat çekiyor. Ayla Göksel Göçer şu bilgileri veriyor: “Hedef, ailelerin okul öncesi kurumlarına vermekte zorlandığı giderlerine katkının okullar tarafından talep edilmemesi. Yoksul ailelerin, okul öncesi eğitime teşvik edilmesi.”

DÜNYA BANKASI UYARDI

Geçen yıl Dünya Bankası Türkiye Direktörlüğü “Türkiye’nin Eğitim Sistemi’nin AB Üyeliği için hazırlanması” konulu bir çalışma yaptı. Dönemin Türkiye Direktörü Andrew Workink başkanlığında hazırlanan raporda Türkiye’deki eğitim sistemi AB ülkeleri ile kıyaslandı. Bu raporda AB’ye yaklaşabilmek için atılması gereken adımların başında da okul öncesi eğitime yatırım yapılması gerektiği görüşü dile getirildi. Raporda, “Türkiye okul öncesi tesislerin sayısını büyük ölçüde artırmalı, yüzde 15’ten az olan okul öncesi programlara katılımı 2015 yılında yüzde 50’ye getirme hedefini koymalı. Özellikle ülkenin doğu kesimlerinde okullaşmayı artıracak programları sürdürmeli” denildi.

Daha yaratıcı ve üretken oluyorlar
AÇEV nitelikli ve etkili bir erken çocukluk eğitiminin Türkiye’ye katkılarını şöyle sıralıyor:

* Çocukların uzun vadede daha üretken, daha yaratıcı, sorun çözmede daha yetkin olmalarını sağlar.

* Dilsel, zihinsel, fiziksel, sosyal ve duygusal açıdan gelişmiş çocuklar okula hazır olur, daha rahat uyum sağlar, böylelikle ilköğretim kalitesi yükselir.

* Okula hazır çocukların sınıfta kalma ve okulu terk etme oranları düşer, bu da maliyetleri azaltır.

* Toplumdaki vasıflı çalışan sayısı artar, yükselen üretim ekonomik yarar getirir.

* Toplumda suç oranları düşer.

* Sosyo-ekonomik ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin etkisi hafifler.

* Kadınların işgücüne katılımlarını, ayrıca çalışma verimliliklerini artırır.

* Sağlıklı ve iyi beslenen çocukların ölüm oranları düşer.

* Köyden kente göçün getirdiği sorunların çözümüne katkıda bulunur.

Kitap okurken drama da ekleyin

BEŞ-altı yaş grubundaki çocuğunuzla birlikte okuduğunuz kitap saatlerine dramayı ekleyin. Farklı karakterlerde ses tonunuzu değiştirin. Bildik hikâyeyi okurken belli bir yerde kesin ve çocuğun tamamlamasını bekleyin. Çocuğun size bir hikâye anlatmasını isteyin ve anlattıklarını yazın kendi hikâye kitabını oluşturun. Günlük hayattaki gerçek nesnelerle gruplama, birebir eşleme, sıralama yapmasını sağlayın. Sayma kavramını geliştirmek ve karşılaştırmak için oyun oynayın. Örneğin, sizin ve çocuğun önünde farklı sayıda meyveler olsun. Tek tek sayarak kiminki daha fazla kiminki daha az bulmaya çalışabilir. Bazı mekan kavramlarını oyun ortamında öğretin, “altında-üstünde”, “içinde-dışında” gibi kavramları kullandırın.

PROBLEM ÇÖZME YETENEĞİ
Neden sonuç ilişkisi kurmaya yönelik oyunlar oynayın. Örneğin, “kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçerse ne olabilir? Evdekilere haber vermeden arkadaşıyla oynamaya giderse neler olabilir?” gibi sorularla düşünmesini sağlayın. Canlandırma oyunları oynayın. Örneğin, doğum günü partisi ortamı veya alışveriş merkezi, tren istasyonu gibi mekanlar canlandırılabilir.

Okul ve iş hayatları başarılı
Erken çocukluk eğitimi alanların en az üçte biri üniversiteye gidiyor. Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı, “Bu eğitimi alan çocuklar üniversiteye devam ediyor ve iş yaşamında daha başarılı oluyor” diyor

“0-6 yaş eğitimin önemini anlamayan toplumlar yerinde saymaya mahkûmdur” sloganı ile çocukların eğitimi konusunda çalışan Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) kurucularından ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Türkiye gibi genel eğitim düzeyi çok düşük bir ülkede insan kapasitesini artırmanın yolunun erken çocukluk eğitimi olduğunu vurguluyor. Erken çocukluk eğitimi alanların aradan yıllar geçse de bu eğitimin etkilerini taşıdığını araştırmaların gösterdiğini belirten Kağıtçıbaşı, bunu kanıtlayan araştırmayı şöyle anlatıyor:

29 YILLIK ARAŞTIRMA
“Okul öncesi eğitim ile ilgili ilk araştırmamızı 1978-1980 yıllarında yaptık. Sonra bu çocukları 13-15 yaşlarında bulduk ve aldıkları eğitimin olumlu etkilerinin sürdüğünü gördük. İki yıl önce tekrar çocuklara ulaştık. 25-27 yaşlarına ulaşmışlardı. Erken çocukluk eğitiminin hâlâ etkili olduğunu, birçoğunun üniversiteye devam ettiğini ve iş hayatında da başarılı olduklarını gördük.”

AİLE ORTAMI YETERSİZ
Çocuğun çok yönlü gelişiminde ilk yılların önemine işaret eden Kağıtçıbaşı, bu yıllardaki ciddi yoksunlukların daha sonra telafisi güç geriliklere neden olduğunu söylüyor. Çoğunlukla evlerdeki ortamın çocuğun çok yönlü özellikle de zihinsel gelişimini destekleyemediğini anlatan Kağıtçıbaşı, çocuğa destekleyici bir ortamın sunulması gerektiğini belirtiyor. 1978-1980 yıllarında bir grup çocuk psikoloğu ve eğitimcisi ile MEB için bir proje hazırladıklarını anlatan Kağıtçıbaşı, AÇEV’in doğuş öyküsünü şöyle anlatıyor: “Bu projede çocuklarla ilgili birçok materyal, erken çocuk eğitimi program ve kitapları ve ana-baba eğitim kitapları hazırlandı. Sonra bunların bir kısmını kullandığımız bir araştırmayı yönettim. Bu araştırmanın sonuçları hem bizim sağladığımız anne eğitiminin, hem de kurumsal okul öncesi eğitimin çocukların çok yönlü gelişimi ve okul başarısı için büyük yarar sağladığını gösterdi. AÇEV işte bu araştırmadan doğdu. “

SONUÇ OLUMLU
22 yıl süren “Erken Müdahalenin Erişkinlikte Süren Etkileri” konulu araştırmaya, Çiğdem Kağıtçıbaşı ile birlikte öğretim üyeleri Sevda Bekman, Diane Sunar ve Zeynep Cemalcılar tarafından 1982’de başlandı. İstanbul’un çoğu gecekondu semtlerindeki anne ve 3-5yaşındaki çocuklarına eğitim verilmesinin ardından bunun etkileri önce 1992 sonra da 2004’te ölçüldü. Araştırma eğitim amaçlı anaokullarına giden çocukların, hem gündüz bakımevlerine giden, hem de evde bakılan çocuklara göre daha iyi performans gösterdiklerini ortaya koydu. 2004’te yapılan takip araştırmasında okul öncesi eğitim alan ve 25-27 yaşlarına ulaşmış 217 katılımcıdan 133’üne ulaşıldı. 34’ü eğitim amaçlı anaokuluna 50’si bakımevine giderken 49’u hiç okul öncesi eğitim almamıştı. Bu çocukların yüzde 35’i üniversite eğitimi aldı. Anneleri de eğitime katılan çocukların yüzde 44.7’si üniversiteye giderken, eğitim almayanlarda bu oran yüzde 30.6 oldu.

1 liralık yatırım 7 liralık kazanç getiriyor
Okul öncesi eğitime yapılan 1 liralık yatırım 7 lira olarak geri dönüyor. Aynı yatırım bir hayvancılık projesinde 1.62, bir çimento fabrikasında 2.27 oranında geri dönüyor

Okul öncesi eğitime yapılan her yatırım ülke ekonomisine kazanç olarak geri dönüyor. Erken çocukluk eğitimi sadece çocuğun sağlıklı ve başarılı bir yetişkin olmasına katkı sağlamıyor, orta ve uzun vadede tüm toplumu etkileyen sosyal ve ekonomik kazançlar da getiriyor. Işık Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Kaytaz’ın yaptığı araştırma da erken çocukluk dönemine yapılan 1 birimlik yatırımın orta ve uzun vadede yaklaşık 6-7 birim kazanç olarak topluma geri döndüğünü gösteriyor. Buna karşılık Dünya Bankası’nın projeleri arasında yer alan bu kazanç, çimento fabrikasında 2.27, hayvancılık ve tarımı geliştirme projesinde 1.62. sulama sistemlerini iyileştirme projesinde 1.48.

’ÇOK KÂRLI BİR YATIRIM’
Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) için “Türkiye’de Okul Öncesi Eğitimin Fayda- Maliyet Analizi” başlıklı rapor hazırlayan Kaytaz, yaptıkları çalışmanın okul öncesi eğitimin en kârlı yatırım olduğunu gösterdiğini anlatıyor. Fayda-maliyet analizinin “yüksek okullaşma-eğitim” ile “artan üretkenlik-kazanma” arasındaki ilişki üzerine kurulduğunu söyleyen Kaytaz, “Erken çocukluk eğitimi alanlarda sınıf tekrarı oranı düşüyor, üniversiteye gidiyor, yüksek maaşlı iş buluyor, ödedikleri vergi dilimi artıyor. İşte tüm bunları hesapladığımızda ortaya 1’e 7 kâr getiren bir yatırım ortaya çıkıyor” diyor. Fayda- maliyet analizlerine ilişkin olarak yapılmış bir başka çalışmanın da Perry Okul Öncesi Projesi (Schweinhart, Barnes ve Weikart) olduğuna değinen Kaytaz, “Bir grup çocuğun 27 yaşına gelene dek kişisel ve toplumsal gelişimi ile aileleri ve toplumla olan etkileşimleri izlenmiş. Fayda- maliyet oranının tahmini değeri yatırılan her 1 dolara karşı alınan 7 dolardır. Bu da çok kârlı bir yatırım olduğunu göstermektedir” diye konuşuyor.

ÇİMENTODAN DAHA KAZANÇLI
Yapılan yatırımların kârlı olduğunu belirten Kaytaz şunları söylüyor: “Buna göre fayda maliyet oranında sulama sistemleri iyileştirme projesinin faydası 1.48, hayvancılığı geliştirme projesinin faydası 1.62, pamuk işleme ve pazarlama projesinin faydası 1.80, çimento fabrikasının maliyetine faydası ise 2.27 oranında. Yani en faydalı yatırım erken çocukluk dönemine yapılan yatırımdır. Dünya Bankası da bu örnekleri vererek, erken çocukluk eğitiminin desteklenmesi gerektiğini savunmakta.” Türkiye’de kurumsal modeli temel alarak yaptıkları araştırmada birden fazla senaryo kullandıklarını anlatan Kaytaz, maliyetler içinde, tesis, yatırım maliyetleri, ekipman ve tamiratlar ile cari giderlerin hesaplandığını, tesislere 30 yıl ömür biçildiğini ve yüzde 6 iskonto uyguladıklarını söylüyor: “Fayda tahminlerinde önemli varsayım eğitim alma süresinin uzaması ile birlikte elde edilecek olan ücretin daha yüksek olacağı ilişkisidir. Çünkü daha fazla eğitim genelde daha yüksek gelir anlamına gelir. Fayda-maliyet oranlarının hesaplanmasında faydalar özel sektörde ücretli çalışanların yaşam boyu üretkenliği bağlamında erken çocukluk eğitimi programlarından elde edilen faydalar, maliyetler ise kamunun üstlendiği okul öncesi eğitim masrafları ile öğrencilerin bir üst düzey eğitime devam etmeleri sonucu kazanmadıkları gelirlerdir. İki farklı senaryo için modelleme yapıldı. Birinci senaryoda bin çocuğun bir yıl boyunca ana okuluna gideceği varsayıldı. Bu çocukların 950’si ilk öğretimi tamamlamakta, 670’i liseyi bitirmekte, 240’ı ise yüksek öğrenime giderek mezun olmakta. İkinci senaryoda ise sadece yüksek öğrenime giderek mezun olanların sayısı 250 olarak varsayıldı. Bu varsayımlara bağlı olarak Türkiye’deki erken çocukluk eğitiminin fayda-maliyet oranı birinci senaryoda 4.35, ikinci senaryoda 6.31 olarak hesaplandı.” Aynı analiz, kurum temelli modelin dışında ev temelli bir modeli öngören anne ve çocukların eğitimi esasına dayanan Anne-Çocuk Eğitim Programı (AÇEP) için yapıldığı takdirde ise fayda-maliyet oranı daha da yükseliyor. Buna göre AÇEP için fayda maliyet oranı birinci senaryoda 5.91, ikinci senaryoda 8.14 oluyor.

’Kalkınma stratejisi olarak görülmeli’
Amsterdam Üniversitesi Profesörü Jacques Van Der Gaag’in araştırmasına göre, erken çocukluk gelişimi çocuklarda IQ yükselmesine ve pratik akıl yürütmeye etki ediyor. Gaag, erken çocukluk gelişiminin ülkenin genel kalkınma düzeyini etkilediğini belirterek, “Daha yüksek IQ, pratik akıl yürütme, göz ve el koordinasyonu, duyma ve konuşma, okumaya hazır olma hemen görülen faydalardır. Erken çocukluk gelişim programları uzun vadeli ekonomik kalkınma stratejileri olarak da görülmeli” diyor. Gaag’a göre erken çocukluk eğitimi ve insani gelişme yakından bağlantılı ve bu bağlantı 4 yoldan gerçekleşiyor.

* EĞİTİM: Okullaşma oranı artacak, okulların kalitesi dolayısıyla mezunların niteliği yükselecek. Toplumun eğitim düzeyi gelişecek, bu da istihdamı, geliri artıracak.

* SAĞLIK: Erken yaşlarda başlayan eğitim ailenin bilgilenmesini, gerekli beslenme ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayacak, böylece sağlıklı kuşaklar yetişecek. Toplum sağlıklı ve üretken bireylerden oluşacak, toplumsal verim dolayısıyla refah artacak.

* TOPLUMSAL SERMAYE: Kendine güvenen, öğrenme isteği yüksek, başarılı bireyler kendileri ve çevreleri ile barışık olacak. Bu çocuklar başkalarına saygı duymayı, sorunları uzlaşma yoluyla çözmeyi öğrenecek. Böylece toplumsal gerginlikler azalacak, dayanışma duygusu güçlenecek

* EŞİTLİK: Sınırlı olanaklara sahip çocuklara kendilerini geliştirme olanağı sağlayarak, fırsat eşitliği yaratır. Böylece hem işgücüne daha çok kişinin katılması hem de toplumsal eşitlik sağlanır.

EKONOMİK KAZANÇ YÜKSEK

Erken çocukluk eğitiminin ekonomik kazançları şöyle sıralanıyor:

* Her 1 liralık yatırımın ekonomiye 7 liralık bir kazanç olarak geri dönmesi.

* Sosyal yardım maliyetlerinin düşmesi.

* Uzun vadede yoksulluk döngüsünün sona ermesi.

* Daha yüksek statülü işlerde çalışma.

* Daha fazla kredi kartı kullanımı.

* Daha fazla bilgisayar kullanımı.

Kaynak: www.risalehaber.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND