Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çocuğunuzu hayata hazırlıyor musunuz?

Çocuk yetiştirme konusunda iki ana eğilim var: Korumacılık ve sorumluluk verme. Aşırı korumacılık da, aşırı sorumluluk verme de çocuğun motor gelişimini olumsuz etkileyebilir. Peki bu durumda ne yapmalı… Dr. Bahar Eriş yazdı…

 

Çocuk yetiştirme konusunda iki ana eğilim var: Korumacılık ve sorumluluk verme. Aşırı korumacılık da, aşırı sorumluluk verme de çocuğun motor gelişimini olumsuz etkileyebilir. Peki bu durumda ne yapmalı… Dr. Bahar Eriş yazdı… 

Bebeğiniz var gücüyle kapıyı iterek açmaya çalışırken, hemen yardımına mı koşuyorsunuz? 

Çocuğunuzun parktaki çocuklarla kavga edeceğini anlayınca, “iş işten geçmeden” araya mı giriyorsunuz?

Ev ödevlerini onun yerine siz mi yapıyorsunuz? 

Akrabaların, komşuların, öğretmenlerin yanında sözcülüğünü mü üstleniyorsunuz?

Hatta daha ileri gidip “Biz büyüyünce doktor olacağız Nazan teyzesi” gibi cümleler mi kuruyorsunuz?

Cevabınız çoğunlukla evetse, “helikopter ebeveyn” olabilirsiniz.

Çocuk bir şey için çaba harcarken koşup yardım etmek hissi çok doğal bir içgüdü. Hatta bizimki gibi korumacı kültürlerde daha da yaygın. Özellikle modern çağ anne- babaları, çocuklarının yapabilecekleri birçok şeyi onlar adına yapma eğiliminde. İşte bu aşırı korumacı stile “helikopter ebeveynlik” deniliyor. Kendimden bir örnekle anlatayım: 

Birkaç yıl önce Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde yürürken karşı yönden, yabancı bir kız çocuğuyla babası geliyordu. 4-5 yaşlarında bir kızdı. Babasıyla konuşurken ayağı takılıp yere düştü. İşte o an bağrımdan Süpermen’in ‘S’si fışkırmış bir halde çocuğa adeta uçtum ve apar topar yerden kaldırdım. İnsanlığa yaptığım bu kahramanca katkının karşılığında baba, “Teşekkürler Süpermen” demedi. Bilakis, “Ne yaptın şimdi?” diyen gözlerle bana bakıyordu.

Sahi, babası dururken çocuğu “kurtarma” işi bana mı kalmıştı? Ama asıl mesele o da değildi. Babası büyük olasılıkla çocuğun kendi kendine kalkmasını istemişti. Bense çocuğa yardım ederek, zorluğu kendi çabasıyla aşma fırsatını yok etmiştim. Hikayedeki “helikopter” benim. Yaptığımı anladığımda utanıp özür diledim. Her yardımsever Türk genci gibi içten bir “thank you” bekliyordum. Oysa adam gülümseyerek “It’s OK” dedi. “Önemli değil”. 

Çocuğa yar etmediğim hayat dersi, bana kısmet olmuştu!

Hangi davranışlarımız çocuklara zarar veriyor?

Helikopterin motoru bebeklik çağında çalışmaya başlıyor. Çocuk kendi kendine koltuğa tırmanmaya çabalıyor, biz kucağımıza alıp hop diye koltuğa yerleştiriveriyoruz. Ayakkabısını kendi giymeye çalışırken alelacele biz giydiriyoruz. “Önemli olan öğrenmek, çabalamak, keşfetmek değil; önemli olan kısa yoldan sonuç almak” mesajını veriyoruz. 

Parkta oynarken komşu çocuğu gelip elinden oyuncağını kaptığında, “Abisi ama o senin oyuncağın değil, geri ver” diye çocuğun avukatlığını yapıyoruz. Çatışmayı kendi kendine çözümlemesine, sosyal becerilerini geliştirmesine engel oluyoruz.

Sabah yatağını dağınık bıraktığında, onun yerine biz topluyoruz. Şimdi o toplayana kadar servis kaçar. “Sen kahvaltını yap paşam” diyoruz, evladının karnını doyurmuş her muzaffer Türk annesi gibi gurur duyarak ! 

Ödevini evde unuttuğunda arkasından kan ter içinde okula koşturuyoruz… Aman düşük not almasın, başarılı olsun, eve laf gelmesin. Bunları yapmasına yapıyoruz da, çocuğumuza hayatının sonuna kadar onun yanında olma garantisi verebiliyor muyuz? 

Kimsenin ana-babası başından eksik olmasın, ama hayat maalesef merhametli değil. “Bir tek annem olsun, bana bir şey olmaz” diyen reklamları içten içe haz duyarak izlesek de, bizim yanında olamadığımız gün geldiğinde çocuğumuz yıkılsın istemeyiz, değil mi? Kendine yeten yetişkinlikler yetiştirmek istiyoruz. Peki çocuğu bu yolda hazırlamak adına ne yapıyoruz? 

Tacı elinden alınmış krallar 

Çocuğumuzun yapabileceği şeyleri yaparak ona güçlüsün, yetkinsin, başarabilirsin mesajı mı veriyoruz? Hayır. Aksine, “Sen acizsin, o yüzden ipler benim elimde” demiş oluyoruz. Çocuğumuzun çalışma motivasyonu bu şekilde artıyor mu? Hayır. Tersine, düşüyor. Nasılsa her şeyi onun adına yapan, peşinden toplayan, sorumluluklarını onun yerine üstlenen ana babası var. Çabalamak niye? 

Çocuk okula başlayınca da sudan çıkmış balığa dönüyor. Haklı olarak, “Evde her şeyi benim için yapıyorlardı, buraların bendim şahı ağası; bu okul ne menem bir yer?” diye düşünüyor. Tacı elinden alınmış kral gibi hissediyor. Evde belli ödevleri olmayan, sorumluluk edinmemiş çocuk, okulda verilen ev ödevlerini nasıl ve neden anlasın ya da kabullensin? Evde sorumluluk öğrenmediğinden okulda sorumsuz davranınca da “sorunlu” ilan ediliyor. Kimi zaman gereksiz yere “ilaçlanıyor”.

Çocuğu olmadığı bir şey olmaya zorlamak depresyona yol açabilir

Bir psikiyatr anlatıyor. Bir hastası 14 yaşında bir kız çocuğu. Çocuk ağır depresyon sorunuyla gelmiş. Okulda başarılı bir çocuk değil. 

Burada bir parantez açalım: Her çocuk okulda yüksek başarı gösteremez ki! Her çocuğun sporda, müzikte, sanatta başarılı olmasını beklemezken akademik başarısının yüksek olmasını beklemenin mantığı nedir? Ama ailesi çok iyi eğitimli kişiler. Kızlarının da en iyi üniversitelerden birine girmesini istiyorlar.

Annesi okula gidip öğretmenlerle konuşuyor. Kızının düşük notlarının “öğrenme stilinin farklılığından” kaynaklandığını savunuyor. Kızın akademik başarıya ulaşması için “gereğinin yapılmasını” talep ediyor.

Kızın bütün bu süreçte düşündüğü ise “arkadaşları kadar zeki olmadığı”. Sonuçta ağır depresyona giriyor. Okulu ve ailesini suçluyor, hedefleriyle notları arasındaki farktan onları sorumlu tutuyor. Psikiyatr kızla ve aileyle yaptığı görüşmelerin ardından, depresyonun altındaki asıl sebebin, akranlarına göre aşağıda hissetme duygusu olduğunu keşfediyor. Aileyi de dahil eden uzun bir terapi süreci başlıyor. Aile, kızın kendi yolunu bulması için geri çekiliyor ve yavaş yavaş kendini bulmaya çalışan, olduğu gibi kabullenilmeye başlayan çocuğun depresyonu da zaman içinde çözümleniyor.

Çocukları güçsüzleştiriyor muyuz?

Adamın biri yolun kenarında kozasından kurtulmaya çabalayan bir kelebek görür. Yardım etmek için kelebeği eline alır, kozasından çıkarır. Kelebek kanadını güçsüzce bir çırpar, iki çırpar, sonra ölür. Çünkü kelebeğin kozadan çıkarken mücadele vermesi gerekir; ancak bu şekilde kanatları güçlenir ve uçabilir.

Biz de çocukların sorumluluklarını üstlenerek kanatlarını erken yaşta kırmıyor muyuz? 

Jean Jacques Rousseau, “Bir çocuğun başına gelebilecek en iyi şey, küçük yaşta babasını kaybetmektir” demiş. Bunu hemen kötü niyetli bir filozofun felaket tellallığı olarak değerlendirmeyelim, altta yatan anlam üzerinde duralım. Küçük yaşta “başsız” kalan bir çocuk, kendi başının çaresine bakmayı öğrenir. Kendi kendini geliştirmek, geçindirmek, güçlendirmek zorunda kalır.

Yaptıklarımızı kötü niyetli, korkunç insanlar olduğunuz için yapmıyoruz. Tersine, amacımız iyilik yapmak. Ama iyi niyetle bir çuval inciri berbat ediyoruz. Özsaygısı düşük, mutsuz, zararlı alışkanlıklara yönelebilen çocuklar ortaya çıkıyor. 

Birgham Young Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, ailenin sevgisi ve desteği, helikopter davranışın olumsuz etkilerini ortadan kaldırmıyor. Sevgi ve desteği de esirgeyen bir helikopter aile ise, çocuğu daha da olumsuz etkiliyor.

Bir görüşe göre çocuklar neden bilgisayara bu kadar tutkun biliyor musunuz? Anne baba kontrolü olmayan tek ortam orası olduğu için! Bütün kontrolün kendi ellerinde olduğu, belki de kendilerini en yetkin hissettikleri ortam olduğu için.

İşbaşvuruları “ana baba günü” 

Günümüzde ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemi uzadıkça uzuyor. Çocuklar bir türlü büyümüyor. Evde kalma süreleri uzamış durumda. Ailelerinden daha uzun süreyle maddi destek alıyorlar. Wall Street Journal’da yayınlanan bir ankete göre, ABD’de üniversite mezunlarının yüzde 8’i iş görüşmelerine anne babalarıyla gidiyor. Yüzde 3’ü işe de anne babalarıyla giriyor! 

Düşünsenize, oğlunuz ya da kızınız iş görüşmesinde, siz de dibinde oturuyorsunuz! Küçükken “Ablası, çok güzel şiir okur bizimki” diye konu komşuya reklamını yaparken, şimdi de “(Müstakbel) patronu, Excel’de çok güzel rapor yazar, bir sunum yapar ki tadına doyum olmaz!” diyerek övüyorsunuz!

Şaka bir yana, helikopter ebeveynler ve onların mamulü çocuklar, şirketleri ciddi anlamda düşündürüyor. Dünyanın önde gelen şirketlerinden LinkedIn, geçtiğimiz günlerde “Anneni Babanı İşe Getir” diye bir gün düzenlemiş.

On helikopter gücünde anneler

Haydi bir gün neyse, bir günlüğüne böyle bir aktivite yapmak ilginç olabilir. Ben bunu düzenli yapan “on helikopter gücünde” anneler biliyorum. Bir arkadaşımın avukatlık ofisi var, annesi akşama kadar orada oturuyor. Gelen giden müvekkili dinliyor. Her sabah kızını adliyeye arabayla taşıyıp şoförlüğünü yapıyor, çıkana kadar bekliyor, ofise geri getiriyor. Kendisini de bu nedenle dünyanın en iyi annesi ilan etmiş durumda. 

Ama bu “hizmet”in bir de bedeli var. Kız, arkadaşlarıyla yalnız yemeğe gitmek istese kıyamet kopuyor, “nankör evlat” ilan ediliyor. Dolayısıyla genellikle anne de yemeklere gidiyor. Dışarıdan bakanlar durumu çok tuhaf buluyor. Kız da şikayetçi ama bir şey söyleyemiyor. Anne, durumun dışına çıkamadığı için, dışarıdan bakamıyor. 

Psikologlara göre çocuğa en zararlı helikopter ebeveyn modeli de bu; yani “Sana saçımı süpürge ettim, bana borçlusun” yaklaşımı. “Eğitimine para akıttım, şimdi benim seçtiğim yoldan gitmek zorundasın. Benim istediğim mesleği seçmek zorundasın.” 

Çocuk bu durumda duygu ve düşüncelerinin göz ardı edildiğini düşünüyor. Değersiz, suçlu, kızgın, mutsuz hissediyor.

Helikopterin pervanelerini durdurmak için ne yapabilirsiniz?

Kısacası çocukların hayatından kendi egomuzu çıkardığımızda, geriye kendine yeten yetişkinler kalıyor. Bunu başarmak çok zor değil. Şu birkaç öneriyi uygulasanız bile çok şey değişir:

• Bırakın ev ödevini evde unutsun. Okulda zaten bunun için doğal bir bedel ödeyecek. Siz peşinden ödevi yetiştirdiğinizde alacağı yüksek not mu, ödevi unutunca edineceği hayat dersi mi daha önemli? 

• Hataları dünyanın sonu gibi değil, öğrenme fırsatı olarak görün. “Nerede hata yaptın, gel birlikte bakalım” diyebilirsiniz. Yaptığı hatadan ne öğrendiğini sorabilirsiniz. Çabasını takdir edebilirsiniz. Bu, doğru düzeyde bir destek olur. Ayrıca hatalara olumsuz tepki, korku duygusuna yol açar. Korku içinde öğrenme motivasyonu ve sevgisi çok zor. 

• Kendi yapabilecekleri şeyleri onların yerine siz yapmayın. Ev içinde, yaşına göre sorumlulukları olsun. Örneğin çamaşırları renklerine göre ayırsın. Biraz büyüyünce sofrayı kursun, çamaşırını kendi yıkasın. Şimdiki çocuklar öyle zeki ki, öğrenememeleri imkansız. Bu davranışı erken yaştan yerleştirmeye başlayın. Sorumluluk duygusunu erkenden evde kazanmak, okul hayatına da, ondan sonraki hayatına da olumlu etki eder. 

• Kurallarınız, sınırlarınız önceden belli olsun. Ne olursa olsun o sınırlardan vazgeçmeyin. Sözünüzle eyleminiz tutarlı olsun. Anneyle baba tutarlı davransın. Tutarsızlık kafa karışıklığı, kafa karışıklığı da güvensizlik yaratır.

• Çocuğunuzu tanıyın. Karakterine, kapasitesine, sınırlarına saygı gösterin. Çam ağacını portakal ağacı yapmaya kalkarsanız, ortaya çıkan meyve sağlıksız olur. Olmayacak şeye zorlamayın.

• Bırakın çocuk erkenden yenilmeyi öğrensin. Yenilgiyi ne kadar erken öğrenirse, bunun dünyanın sonu olmadığını da o kadar erken görür. Asıl zaferin, her yenilgiden sonra ayağa kalkıp yola devam etmek olduğunu, yolun başındayken öğrenir.

Helikopter geç olmadan inişe geçsin ki, çocuğunuz bir an önce kanatlarını açıp yükselmeye başlasın.

Yazar: Dr.Bahar Eriş
Kaynak: www.bahareris.com

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND