Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çizgi kahramanlar gibi başarmak!

Süper kahraman olmayı kim istemez ki! Ancak aslına bakarsanız süper kahramanlar gibi mucize güçlerle donanmış olmasak da süper kahramanlar gibi her durumdan başarı ile çıkmak mümkün. Nasıl mı? İşte cevabı…

kişisel gelişim

Süper kahraman olmayı kim istemez ki! Ancak aslına bakarsanız süper kahramanlar gibi mucize güçlerle donanmış olmasak da süper kahramanlar gibi her durumdan başarı ile çıkmak mümkün. Nasıl mı? İşte cevabı…

Çizgi roman kahramanlarından ders almak için çok geç değil

Çizgi romanlar aslında okuyucuya basit ancak oldukça yararlı öğretileri tatlı bir dille anlatır. Karakterlerin birbirleriyleolan ilişkileri, problemleri çözme şekilleri günlük yaşamımıza taşıyabileceğimiz birçok öğretiyle doludur.

Çizgi roman kahramanları çocukluk yıllarından gençliğimize uzanan dönemde en yakın arkadaşlarımızdır. Hikâyeleri bizi, her şeyin mümkün olduğu, günün sonunda süper kahramanların hep kazanacağı, kötüleri yeneceği mutlu sonlu bir dünyaya götürür. Birbirinden renkli, bambaşka yeteneklere sahip karakterlerden, inanılmaz yerlere, hayalle gerçeğin çoğu zaman birbiriyle karıştığı senaryolara tutkuyla bağlanırız. Hiçbir zaman bu kitaptan ne ders çıkarmalı gözüyle bakmadığımız çizgi romanlar aslında okuyucuya basit ancak oldukça yararlı öğretileri tatlı bir dille anlatır. Karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri, problemleri çözme şekilleri, çevreleriyle kurdukları bağdan günlük yaşamımıza hatta iş hayatımıza taşıyabileceğimiz birçok öğretiyle doludur. 

Örneğin, Süperman’in kahramanlığından ne dersler çıkarılır? Baş düşmanı Lex Luthor’la arasındaki ilişki bize ne gibi örnekler oluşturabilir? Keyifli zaman geçirmenin dışında pek ders almak mümkün değil diye düşünebilirsiniz. Öğretileri keşfetmek için satır aralarına bakmaya başlayın. Gerçek hayatla çizgi roman arasındaki paralellikleri hızla görmeye başlayacaksınız. 

İş hayatına çizgi romandan rehber 

İş hayatında doğruyu yanlıştan ayırmak her zaman kolay olmayabilir. Bazen çevrenizdeki iş arkadaşlarınızın sizi kandırmak için özel çaba harcadıklarını düşünebilirsiniz. Doğru davranışlarda bulunacağına emin olduğunuz bir iş arkadaşınız sizin hiç onaylamayacağınız bir şey yapabilirken, her konuya yanlış bir açıdan yaklaşan bir diğeri en doğru duruşu sergileyebilir. Dolayısıyla, kişileri iyi ve kötü diye siyah ve beyaz gibi keskin çizgilerle ayırmak çok ama çok zordur. Oysa çizgi romanların dünyasında durum tam tersidir: iyi ve kötü, gece ve gündüz kadar net bir şekilde birbirinden ayrılmıştır.

ÇİZGİ ROMANLARDAN ALINACAK 10 DERS

NORMAL İNSANLARDAN DAHA İYİ DİNLEYİN 

Bir süper kahramanın size zaman ayırabilmesi için 9 e-mail göndermeniz ve 4 telefon konuşması yapmanız gerekseydi, kendisine pek süper kahraman demezdiniz. Ne zaman Lois Lane’in başı derde girse veya Metropolis’te meydana gelen felaketleri bertaraf etmek gerekse, Superman hemen olay yerinde olmayı başarır ve işler sarpa sarmadan duruma müdahale eder. Her şeyden haberdar olmasının başlıca sebeplerinden biri, kendi kimliğini gizlediği Clark Kent karakterinin gazeteci olmasının büyük avantaj olmasının yanı sıra, süpersonik kulakları da acil durumlardan haberdar olmasına yardımcı olur. Ancak dinlemek ve detaylara dikkat etmek için insanüstü özelliklere sahip olmaya tam anlamıyla ihtiyaç yoktur. Yapılması gereken çoğu zaman dikkatli dinlemek, gözlemlemek ve detaylara inebilmek için akılcı sorular sormaktır. İlk adım olarak, ofisinizde saklanmayı bırakın ve harekete geçin. Sıra dışı başarılarla dolu bir kariyeriniz olsun istiyorsanız, proaktif bir şekilde çevrenizdekilerin problemlerini dinlemeyi göreviniz edinmelisiniz. Superman ve Örümcek Adam gibi, insanların şikâyetlerine kulak verip onlar için çözüm üretmelisiniz. 

TANIMADIĞINIZ İNSANLARA BİLE YARDIM EDİN 

Sadece tanıdığınız, bildiğiniz, sevdiğiniz insanlara değil, kim olduğunu umursamadan herkese yardım etmeye çalışın. Süper kahramanlar insanlara değer verir, zorda kalan insanlara gerçekten yardım etmek isterler. Yangın çıkan bir binaya tırmanan Örümcek Adam binada kimin olduğuna bakmaz, toplumunun hangi segmentinden olursa olsun, yaş grubu, cinsiyet ayırmaksızın insanları kurtarmanın derdine düşer. Amacı, herkesi kurtarmaktır ve kurtardığı kişilerin sayısından çok, herkesin yaşamını kurtarmanın peşindedir. Bakış açınız her zaman, sayabileceğinizden fazla insana yardım etmek olmalıdır. 

BAŞKALARININ İHTİYAÇLARINI KENDİ İHTİYAÇLARINIZIN ÜZERİNDE TUTUN 

Eğer hareketli bir yaşamınız olsun istiyorsanız, başkalarının ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenin. Tek ilgilendiğiniz şey, düzgün bir evinizin olması ve mevcut gelirinizi korumanız ise, statükoyu korumanın ötesinde bir şey yapmayın. Bu sizi ben merkezli ve yalnız bir kariyer yoluna itecektir. Her zaman önceliğiniz kendinizin ilerlemesi olacağından diğerlerinin neye ihtiyacı olduğu, ne düşündüğü gibi detaylarla ilgilenmeyeceksinizdir. Ancak sadece kendinize dönük bu yaklaşımı benimsemeden önce şunu düşünün, Wolverine iş arkadaşlarının kendisinden daha çok para aldığını düşünüp hayıflanıyor mudur? 

GÜNÜ KURTARMAK İÇİN HAYAL GÜCÜNÜZÜ ZORLAYIN 

Aynı çözüm her problem için işlemez. Her zaman daha büyük ve karmaşık bir problem ve daha kötü, güçlü, kurnaz bir kötü kahraman çıkacaktır. Tüm gizli silahlarınızı ve mucizevi çözümlerinizi bir günde harcamayın. Sürekli kendinizi yenileyerek farklı yaklaşımlar, metotlar ve çözümler geliştirin. Kendinizi olaylara ve problemlere farklı açılardan bakmaya koşullayın. Ben karşımdakinin yerinde olsam ne yapardım sorusunu kendinize sorun ve farklı cevaplar vermeye kendinizi zorlayın. 

USLANMAZ BİR İYİMSER OLUN 

Söylenmek, şikâyet etmek, önünüze çıkan engellerden dolayı yaka silkmek normal karşılanabilir. Ancak özünüzde kendinize ve beraber yola çıktığınız arkadaşlarınıza güveniniz tam olduktan sonra, iyimser olmak zor değildir. Koşulların hepsi size karşı bile olsa, umurunuzda olmasın. Bu bakış açısı sayesinde her koşulda ayakta duracak ve hayat size nasıl sürprizler getirirse getirsin, umudunuzu ve olanlara mizahla yaklaşabilme yetinizi elinizden almayacaktır. 

HER ZAMAN “ACİL” DURUMLARA HAZIRLIKLI OLUN 

İlle üzerinde ‘ACİL’ veya ‘ÖLÜM KALIM MESELESİ’ yazan bir e-mail veya telefon almanıza gerek yok. Size durumun aciliyetini veya vahametini anlatmak için kimseden yazılı bir mesaj gelmeyeceği gibi, sizden şöyle bir cevap yazmanız da beklenmiyor: “Bana ulaştığınız için teşekkür ederim. İçinde bulunduğunuz korkuyu ve gezegenler arası çıkması muhtemel savaştan duyduğunuz endişeyi anlıyorum. Uzay gemisinin dünyamız yönünde hızla hareket ettiğine dair bulgular olduğu NASA tarafından da teyit edilmiş durumda. Takvimime baktıktan sonra, önümüzdeki çeyrekte size yardım edebileceğime inanıyorum – tabii şirketimin yönetim kurulunun onayı olduğu sürece…” Allah’tan süper kahramanlarla memolar aracılığıyla haberleşmiyoruz! Onlar planlamadan nerede, ne zaman ve nasıl yardım edebileceklerine o anda – ne zaman yardıma ihtiyaç olursa – spontane bir şekilde karar veriyorlar ve anında harekete geçiyorlar. Günü kurtarmak, BUGÜNÜ kurtarmak anlamında; birazdan değil, 

ŞİMDİ! ZORBALARA İZİN VERMEYİN 

Bir süper kahraman bir zorbayla karşılaştığında kesin olan bir şey vardır, o da zaman içinde o zorba, hak ettiğini bulacaktır. Herkese baskı yapan, çevresindekilerin hakkını yiyen kötü bir adamın her zaman kendi istediğini alacağını düşünmek yanlıştır. Sizin evreninizde böyle bir insana yer yoktur. 

İŞ TAMAMLANANA KADAR DENEMEKTEN VAZGEÇMEYİN 

İşiniz denemek değil, başarmak olmalıdır. “Dünyayı kurtarmak için elimden geleni yapacağım” yeterli değildir. Herkes sizden etkili bir çözüm beklemektedir. İş dünyasında günü, bir şeyler eksikken bitirmek çok da zor değildir: “Of saat 6 olmuş, artık bu iş yarına kaldı, umarım hafta sonuna kadar hallederiz işleri” der çantanızı alır çıkarsınız. Başlarken bir hedefe odaklandıysanız, sonuna kadar odağınızı koruyun. Sonuç; üreten kişi olun, sözler veren değil.

İNSANLARIN TALİHSİZLİKLERİNDEN ZEVK ALMAYIN – HAK ETSELER BİLE 

Kendiniz ne kadar acı çekmiş olursanız olun, diğerlerinin benzer acılar çekmesinden mutluluk duymayın. Süper kahraman olarak düşmanlarınızı cezalandırırken dahi bundan zevk almayın. Her zaman çekimser davranın. Süper güçlerinizi bu insanların gözüne sokmayın. Onlara saygı duyduğunuzu davranışlarınızla gösterin. Eğer gerçekten gerekli görüyorsanız süper güçlerinizi gösterin. Kazandığınız zaman – ki kazanacaksınız – saygın ve ketum davranın. Süper kahramanların romanların sonunda zafer naraları attığını hiçbir zaman görmeyiz, unutmayın. 

AŞİL TOPUĞUNUZU İYİ BİLİN 

Zayıf noktalarınızı görmezden gelmek, başarı için hiçbir zaman iyi bir strateji değildir. Bu yöntemle kariyerinize en büyük darbeyi gene siz indirirsiniz. Süper kahramanlar kendilerini nelerin savunmasız hale getirdiğini ve neleri düşmanlarının kendilerine karşı kullanabileceklerini çok iyi bilirler. Sizin zayıf yönleriniz ne ise, bu yönleri güçlü ortaklardan yardım isteyin. Bilinçli bir şekilde, yetenek ve karakter özellikleri açısından dengeli bir takım kurarsanız, her yönden güçlü hale gelebilirsiniz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND