Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

‘çizgi dışı’ başarı taktikleri

Amerikalı yazar Malcolm Gladwell, başarının sadece kişisel özellikler, kararlılık ve yetenekle ilgili olmadığı konusunda oldukça ısrarlı olan isimler arasında yer alıyor. Çok satanlar listesinde yer alan Çizginin Dışındakiler kitabıyla çizgi dışı başarıları yakalamanın sırrını anlatan Gladwell, başarıda koşulların etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini savunuyor. İşte Galdwell’den çizgi dışı başarı taktikleri…

Başarıya tapınan bir dünyada herkes kazanmanın sırlarını öğrenmek istiyor. Amerikalı yazar ve “pop sosyolog” Malcolm Gladwell’e göre başarının sırrına vakıf değiliz. Hatta başarı hakkında gayet kabataslak ve basmakalıp fikirlerimiz var.

Gladwell başarının sadece kişisel özellikler, kararlılık ve yetenekle ilgili olmadığında gayet ısrarlı: “İnsan yoktan var olmaz. Soya, sopa ve himayeye bir şeyler borçluyuz. Kralların karşısına dikilen insanlar bunu tek başlarına yapmış gibi görünür ama bu doğru değil.” Yani kültürel mirasınız ve gizli avantajlarınız uygunsa yırttınız. Bu avantajları ve sıradışı fırsatları merak eden o kadar çok insan var ki, Gladwell’ın kitabı Outliers (Çizginin Dışındakiler) hit, kendisi de bir yıldız oldu.

Malcolm Gladwell çok parlak bir hikayeci. Konferans verdiği salonları tıka basa dolduran bir konuşmacı aynı zamanda. En büyük marifeti karışık akademik açıklamaları dramatize edip anlaşılır hale getirmek. Kimi zaman entelektüel yeterliliği sorgulansa da, tüm dünyada fikirlerine çok önem veren hatırı sayılır bir mürit topluluğu var. Yoksa neden kitapları haftalarca en çok satanlar listesinde yer alsın, insanları konuşmalarını dinlemek için neredeyse Rolling Stones konserine verdikleri parayı gözden çıkarsın ki?

Anlayacağınız Gladwell’in kendisi de tam bir başarı timsali. Dolayısıyla başarı hakkında konuşmaya hakkı var ve söyledikleri can kulağıyla dinleniyor. Yazdıklarına kıymet veriliyor, prestijli yayınlarda röportajları yayınlanıyor ve zaman zaman hafifçe kıskançlık kokan tartışmalara konu oluyor. Gladwell’ın kitaplarının kolay hazmedilmesi sizi yanıltmasın. Konularına kışkırtıcı bir yaklaşımı olsa da, ele alış biçimi epeyce terbiyeli. Hatta sofistike. Hem sık sık güncel örneklere ve referanslara başvuruyor, hem de çıkarımlarını sosyolog, psikolog, ekonomist ve tarihçilerin çalışmalarına dayandırıyor.

Popüler bilim yazarlığından miras, konuşur gibi yazma üslubu da işine yarıyor. Okurun kafasına tatlı tatlı giriyor ve ciğerini tüketmeden entelektüel olduğunu hissettiriyor. Kitaplarını herhangi bir kitapçının raflarını dolduran binlerce motivasyon ve kendine yardım kitabından ayıran en önemli fark da bu. Bir İngiliz eleştirmenin dediği gibi: “Geçen yüzyıla damgasını vuran büyük ideolojiler çöktüğü için karmaşık bir dünyada hayatta kalabilmek için basit ve şaşırtıcı numaralara ihtiyacımız var. Ve Gladwell’ın yaptığı tam da bu!”

KİMSE TEK BAŞINA BAŞARAMAZ
Bazı insanlar neden daha başarılı olur? Daha etkili ve üretken bir yaşam sürer? Ve neden bazıları potansiyellerini kullanamaz? Pek çok yetenekli insan arasında öne çıkanlar kimler? Gladwell’e göre başarı için zeki, çalışkan, hırslı ve tutkulu olmak gerekiyor ama iş bu kadarla bitmiyor. Başarı öngörülebilir bir rota izliyor. Sadece kararlarımızın ve çabalarımızın bir toplamı da değil başarı. Daha çok bir armağan. Çizginin dışındakiler, doğru zamanda doğru yerde bulunma şansının yanı sıra kendilerine fırsat verilenler. Ve bu fırsatları değerlendirecek güç ve soğukkanlılığa sahip olanlar.

Yazara kulak verirsek: “Kişisel liyakat, ‘en iyiler kazanır’ ve ‘insan kendi kendini yetiştirir’ mitlerine o kadar çok kapılmışız ki, çizgi dışındakilerin topraktan fışkırdığını sanıyoruz. Kitabı yazarken bayrağı bir adım ileri götürenlenin geldikleri kültürleri, ailelerini ve mensup oldukları kuşağı hep göz ardı ettiğimizi gördüm. Oysa ne kadar yetenekli olursanız olun bazen koşullara ve kültürel mirasınıza özgü sınırlamalardan kaçmanız mümkün olmaz. Başarı kesinlikle bir grup çalışmasıdır. Hiçbir atlet, bilgisayar programcısı ya da rock star tek başına başaramamıştır. Dahi olsalar bile… Başarılarında mutlaka pek çok insanın katkısı olmuştur.”

DOĞUM TARİHİ BİLE ETKİLİ
Kontrolümüzün dışındaki şeylerin başarı üzerindeki etkisini fazlasıyla küçümsediğimize inanıyor Gladwel: “Genellikle insanlara ve başarı hikayelerine bakmaktan onları yaratan koşullara gerektiği kadar yoğunlaşamıyoruz. Halbuki bunlar derinlemesine incelenmeyi hak ediyor. Aileleri, doğum yerleri ve tarihleri çok önemli. Yakından bakınca, başarılı insanların çoğunun gizli avantajlara ve olağanüstü fırsatlara sahip olduklarını gördüm. Kimi durumlarda da dezavantajlarını avantaja dönüştürmüşler. Öğrenmelerine, çok çalışmalarına ve dünyaya diğerlerinin veremediği biçimlerde anlam vermelerine olanak tanıyan kültürel miraslardan yararlanmışlar. Ait olduğumuz kültür ve atalarımızdan kalan miras başarı modellerimizi hayal bile edemeyeceğimiz yollarla biçimlendirir.”

Neyse ki kadere razı olacak biri değil Gladwell, çözüm de öneriyor: “Bugün başarıyı belirleyen ‘şanslı farklılık’ yerine, fırsat eşitliği egemen olmalı. Çünkü toplum aramızdan kaç kişinin başarılı olacağı konusunda düşündüğümüzden daha etkili. Bunu çok umut verici buluyorum çünkü yetenekler her alanda çok daha kolay filizlenebilir. Böylece dünya yetindiğimizden çok daha zengin ve güzel bir yer olabilir.”

ÇİZGİNİN DIŞINDA BİR İSİM: MALCOLM GLADWELL
İngiltere’de doğdu, Kanada’da büyüdü. İngiliz babası mühendislik profesörü, Jamaikalı annesi psikoterapist ve yazar. Kitabını ithaf ettiği anneannesi Daisy, Colin Powell ile uzaktan akraba olduklarını söylüyor. Prestijli The New Yorker’da sürekli yazdığı bir köşesi var. Öncesinde Washington Post’ta bilim muhabiri olarak çalıştı. İlk kitabı “Tipping Point: How Little Things Make a Big Difference” (2000), (Kıvılcım Anı: Küçük Şeyler Nasıl Büyük Farklar Yaratır?) ile büyük bir sükse yaptı. Ardından ikincisi geldi: “Blink: Power of Thinking Without Thinking” (2005), (Göz Açıp Kapatıncaya Dek: Düşünmeden Düşünmenin Gücü) geldi. Son kitabı “Outliers” (2008) da dahil olmak üzere tüm kitapları Türkçe’ye çevrildi. Kitapları satış rekorları kıran Gladwell, 2005’te Time’ın “En Etkili 100 Kişi” listesindeydi. 46 yaşındaki yazar aynı zamanda ödüllü bir uzun mesafe koşucusu. New York’ta yaşıyor, bekar ve çocuksuz.

OUTLIERS’TAN OLAĞAN MUCİZELER
Başarının en büyük sırlarından biri, o konuda en az 10 bin saat çalışmak. Mükemmelliğin sihirli sayısı olan 10 bin saatlik çalışma yaklaşık 10 yıllık bir ustalaşma pratiği demek. Yani Mozart’ın beste yapmayı, Beatles’ın birlikte çalmayı ve Bill Gates’in de bilgisayar programcılığını öğrenmek için harcadığı zaman.

Varlıklı ailelerde doğan çocuklar kendilerini cesaretlendiren ebeveynler tarafından büyütüldükleri için başarı şansları daha yüksek. Bir başka avantajları da hayatları boyunca karşılarına çıkacak otorite figürleriyle başa çıkmayı öğrenmek.

Carnegie, Rockefeller and J.P. Morgan gibi dünyanın en zengin adamları 1830’ta dünyaya geldi.

Bill Gates ve Steve Jobs başta olmak üzere yazılım dahilerinin çoğu 1954-1955’te Kaliforniya’da doğdu.

Ayrımcılık yüzünden 2. Dünya Savaşı sonrası itibarlı hukuk firmalarında çalışma fırsatı bulamayan Yahudi avukatlar, mecburen şirket hukukuna yöneldi. Kapitalizmin palazlanması sayesinde büyük başarı elde ettiler. Bu güçlü avukatların çoğu evde giysi üreten Doğu Avrupalı çalışkan göçmenlerin çocukları. Genellikle 1930’lı yılların ortasında, Bronx ve Brooklyn’de doğmuşlar.

Kanada’daki başarılı buz hokeycilerinin ezici çoğunluğu yılın ilk aylarında (Ocak, Şubat, Mart) doğmuş. En büyük avantajları diğerlerinden ay farkıyla büyük olmaları.

New York Bronx’ta, yoksul çocukların arayı kapatmaları için pilot okul projesi KIPP (Knowledge is Power Program, yani Bilgi Güçtür Programı) devreye sokuldu. Öğrenciler, sabahın köründen akşama kadar ders yapılan bu okula cumartesileri ve yazın da (fazladan üç hafta) devam etmek zorunda. Sabır, motivasyon, disiplin ve kararlılığın öğretildiği KIPP’lerin üniversite başarısı diğer devlet okullarından yüzde 80 daha yüksek.

Otoritenin ve hiyerarşinin önemli olduğu Kore gibi kültürlerden gelen pilotlar hata yapmaya daha eğilimli.

Uzakdoğuluların neden daha çok matematik dahisi çıkardığını hiç merak ettiniz mi? Çünkü binlerce yıldır çeltik tarlalarında çalışan ailelerin çocukları. Pirinç tarımı çok büyük emek, özen ve süreklilik gerektiriyor.

Yazar, dünyanın en yüksek IQ’lu (195) insanlarından biri olmasına rağmen sıradan bir hayat süren Chris Langan ile atom bombasını geliştiren fizikçi J. Robert Oppenheimer’ı kıyaslıyor. Amerikan taşrasında ziyaret ettiği Langan’ın zekasından çok etkilenmiş ama “Bu zekanın hak etttiği yerde olmaması içimi acıttı” diyor. Langan tüm analitik zekasına rağmen sosyal becerilere ve pratik zekaya sahip değildi.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND