Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Cezaevine fabrika kurdu dünyaya gümüş satacak !..

Akgün Kuyumculuk, Türkiye’nin en büyük gümüş takı üreticisi ve ihracatçısı. Sadece Türkiye’de değil, Tayland’da da bir üretim tesisi bulunan firma, şimdi bunlara üçüncü halkayı da ekledi. Hem de bir cezaevinde…

Akgün Kuyumculuk’un patronu Süleyman Akgün, geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin en büyük cezaevi özel sektör yatırımını gerçekleştirdi ve Mardin Midyat Cezaevi’ne bir fabrika kurdu. Yakın zamanda cezaevindeki istihdamını 60 kişiye çıkarak olan Akgün’ün hedefi 80 kişiye ulaşmak. Buradan çıkan ürünler ise hem yurtiçine hem de yurtdışına pazarlanacak…

Akgün ile hem bu ilginç ve cesur teşebbüsünü, hem de Türkiye’deki gümüş takı sektörünü, fırsatları ve hedeflerini konuştuk.

Midyat Cezaevi’nde gümüş üretimi

HERŞEY TURİSTİK BİR GEZİ İLE BAŞLADI

– Cezaevinde üretim yapma işi nereden çıktı?

Aslında biraz ilginç oldu. Aklımızda hiç böyle bir proje yoktu. Ben 5 günlük bir turistik ziyaret için Mardin ve Midyat bölgesine gitmiştim. Oraya kadar gitmişken, başsavcı arkadaşımdı, ona da uğradık. Bana ’biz burada mahkumlar için birşeyler yapmayı düşünüyoruz, siz de yardımcı olur musunuz? dedi. Hatta gelin bu işi siz yürütün diye bir teklifte bulundular.

Sonra cezaevini gezelim dedik. Beraber geziyoruz cezaevini, iki tane masa atmışlar ortaya, birşeyler yapmaya çalışıyorlar.

– Üretim yapılıyor muydu orada?

Hayır, cezaevi idaresi almış, birşeyler öğretmeye çalışıyormuş. 3-5 kişilik bir grup, yine böyle gümüş konusunda birşey öğrenmeye çalışıyor. Bir ticaret filan yok ortada.

Neticede bize ’bu işi yapar mısınız?’ dediler, biz de yardımcı oluruz dedik. Birkaç makine veririz, bilgi veririz gibi düşündük ama daha sonra ’burası tamamen size çalışsın, siparişleri siz verin, makinaları koyun’ noktasına geldik. ’İşyurtları Kurumu olarak sizinle karşı karşıya gelip böyle bir işbirliğine gidelim’ dediler.

– Neden kendileri yapmadı?

Çünkü kurum onlara öğretse bile satacakları bir kesim lazım. Nasıl satacaksınız? Bu defa ’siz getirin istediğinizi üretin, mahkumlar çalışsınlar, biz de kurum olarak sizin muhattabınız olalım’ dediler.

– Siz de kabul ettiniz…

Biraz zorlama ile tabii, hatta ciddi bir zorlama ile ’evet’ dedik. Neticede başsavcı çok samimi arkadaşımdı kıramadık. 200-250 bin dolarlık yatırımla cezaevine girdik.

Sonuçta Midyat turistik ziyaretten çıktı bütün bu olay. Anlayacağınız bir turistik geziden bu işi yapmaya mahkum olduk…

HEDEFİMİZ 80 KİŞİ ÇALIŞTIRMAK

– Görüşmeler ne kadar sürdü?

Görüşmeler 6 ay sürdü. Yılbaşında tüm makinaları içeriye koyduk ve hemen ardından eğitim işine girdik. Şimdi de üretime başladık.

– Üretim tesisi cezaevinin içerisinde mi?

Cezaevinin içerisinde yaklaşık 200 metrekarelik iki katlı bir yer vardı, makinalarımızı oraya koyup bir üretim atölyesi oluşturduk. Tamamen kuyum üretimine uygun bir yer oluşturduk.

– Sadece mahkumlar mı çalışıyor?

Yok hayır, İstanbul’dan üç usta gönderdik ve halen onlar devam ediyor. Sabah işe başlıyorlar, hem öğretiyorlar hem de üretim yaptırıyorlar. Akşam da çıkıyorlar. Mesaisini orada yapıyorlar. Üç ustanın haricinde kalan herkes ise mahkum.

– Ne kadarlık bir üretim yapacaksınız?

Üretim kapasitesi ayda 150-200 kg olacak. Tabii bu rakam modellere bağlı olarak 250 kg’ye de çıkabilir. Eğer ürettiğimizi satabilirsek cezevinden yılda 2 ton rahat üretiriz.

– Kaç kişi çalışıyor?

Şu anda 40 kişi fiili olarak çalışıyor, 20 kişi de eğitime devam ediyor. Eğitim alıp da yetişeni hemen işe alıyoruz. Eğitimler tamamlanınca 60 kişi çalışıyor olacak. Hedefimiz ise 80 kişiye istihdam sağlayabilmek.

ÖRGÜT MENSUPLARINI ÇALIŞTIRMIYORUZ

– Mahkumları nasıl seçiyorsunuz?

Mahkumları cezaevi yönetimi seçiyor. Önce kendi istekleri var mı, çalışmak istiyorlar mı ona bakıyorlar. Yönetim seçtikten sonra biz tekrar eğitime alarak el becerisi var mı, yetiştirebilir miyiz, ona bakıyoruz. Kuyumculuk işi ona uygun mu, öğretebilir miyiz? Eğer öğretebilirsek devam ediyoruz, yoksa değiştiriyoruz.

– Mahkumun suçu önemli mi?

Biz bireysel suçlarla içeri girmiş insanları alıyoruz. Örgüt mensubu olanları çalıştırmıyoruz.

SİGORTA DA VAR MAAŞ DA ÖDÜYORUZ

– Mahkumlara ne kadar ödüyorsunuz?

Biz bu proje kapsamında İşyurtları Kurumu ile anlaşma yaptık. Bizim direk muhatabımız o kurumdur. Biz onlara, devletin belirlediği bir resmi ücret var ve onu ödüyoruz.

Günlük ücret 5.25 YTL. Biz çalışan başına bu rakamı kuruma ödüyoruz.

– Sigorta var mı?

Evet, ayrıca sigortalarını da ödüyoruz. Ama sigorta dışarıdakinden farklı. Mahkumlar için emeklilikik sigortası olmuyor, sağlık sigortası var. Dışarıdaki birinci dereceden akrabaları bu sigortadan yararlanabiliyor.

Bunun haricinde bir de İşyurtları Kurumuna pay veriliyor. Onların da ayakta durabilmesi için çıkan iş durumuna göre bir miktar pay ayrılıyor. Yani bu işten hem mahkum, hem İşyurtları Kurumu hem de mahkumların yakınları yararlanıyor. En önemlisi de mahkumlar bir meslek kazanmış oluyor.

– Tahliye olduktan sonra sizde çalışmaya devam edecekler mi?

Piyasanın şartları elverdiği ölçüde bizim fabrikamızda çalışmaya devam edebilir. Hatta o bölgeden olup da çok iyi çalışan bir mahkum olursa çıktıktan sonra yine cezaevinde de çalışmaya devam edebilir. Bizim oradaki ustalarımızdan, ustabaşılarımızdan biri olabilir.

HEPSİ ÇOK İSTEKLİ, İYİ NETİCELER ALIYORUZ

– Mahkumların ürettiği işten ve becerilerinden memnun kaldınız mı?

Bir kere çok istekliler. Hepsinin gözlerinde ışıltı var. Neticede 3-4 metrekarelik bir koğuşta yaşayacaklarına dışarıda bir fabrikada çalışıyormuş gibi 200
metrekarelik bir alanda çalışıyorlar. İş elbiselerini giyiyorlar, rahat, nezih ve tertemiz bir ortamda çalışabiliyorlar.

Kendileri işi öğrenmek için çok gayret safediyor. Çünkü işi öğrenemeyen, bu konuda becerisini gösteremeyen geri dönmek zorunda. Geri dönünce de koğuşunda kalacak, çalışma bölgesine gelemeyecek… Koğuşunda kalınca hem alacağı ücretten hem de sigortadan olacak. Ayrıca günlerini koğuşta geçirmek zorunda kalacak.

Sonuçta bu tür bir çalışma onlar için bir nevi dışarıda olma hissi yaratıyor. Yatağında yatıyor, sabah geliyor, işe başlıyor, öğlen yemeğini yiyiyor, sonra tekrar koğuşuna dönüyor… Böylece cezaevinde bulunma modundan çıkmış oluyor. Bu da mahkumlar için son derece önemli…

Çok gayretliler ve iyi neticeler alıyoruz. Ben 7-8 ayda netice alırım derken, 3 ayda benim tahmin ettiğim yere geldiler.

– Mesai saatleri nasıl?

Sabah 8.30 akşam 17.30.

BU İŞİN ESAS KISMI SOSYAL SORUMLULUK

– Cezaevinde üretim yapmanın size ne avantajı var?

YENİ TEKLİFLER VAR AMA BEKLEMEDEYİZ

– Başka cezaevlerinden de teklif geliyor mu?

Evet geliyor tabii. Ama Türkiye’nin şartları, piyasanın şartları bizi nereye götürür bilemiyoruz. Onun için Mardin Midyat’da 70-80 kişilik gruba iş verdikten sonra tekrar bir gruba iş verebilir miyiz, veremez miyiz, piyasa bizi nereye götürür, bunları düşünüyoruz açıkçası. Yoksa yer olarak yer var. Teklifler var, hazır.

– Nereden mesela?

Mesela Kartal Cezaevi’nden talep var. Maltepe Cezaevi’ne taşındıktan sonra çalışmak isteyen 200-250 kişiyi orada bırakıp bir proje yapmak istiyorlar. Bu bizim iş kolu da olabilir başka iş kolu da olabilir.

Sonuçta teklif var. Tabii bizim düşüncemiz de var ama soru işaretleri de var. Günümüz koşulları, Mardin’de 80 kişi çalışıyor olacak, aynı şeyi Kartal’da da yapabilir miyiz yapamaz mıyız gibi konuları devamlı düşünüyoruz. Şu anda beklemedeyiz.

Biz sigortalı bir insan çalıştırdığımızda, piyasada işler yavaşlasa da ona yine maaş vermek zorundasınız. Veya daha da yavaşladı, belki işten çıkarmanız gerekebilir, bu da tazminat ödeyeceğiniz anlamına gelir. Onlarla öyle bir şeyimiz yok. Sadece çalıştıkları sürece ücret Vereceğiz, çalışmadığı sürece
vermeyeceğiz. Piyasa şartları sıkıştığı ve satışlar azaldığı zaman bizim bir kaybımız olmayacak.

Ama burada en önemlisi, biz bu işe girerken bir sosyal sorumluluk projesi olarak düşündük. Başta bir-iki makine göndeririz demiştik ama artık kolumuzu
kaptırdık. Şimdi ilgileniyoruz, gümüşünü gönderiyoruz, modelle beslemeye çalışıyoruz ve yeni makinalar da koyacağız.

– Kar edebiliyor musunuz?

Şu anda etmiyoruz. Bizim kara geçebilmemiz sene sonunu bulur. Çünkü önce işi öğretmemiz lazım. Neticede fabrikalarda çalışan işçilerimiz çok seri çalışıyor.

Burada bir kişi ayda 1-2 kg üretebilirken, bu rakam fabrikalarda 5 kg’ye çıkıyor. Haliyle veriğimiz ücretle aldığımız ürün arasında büyük bir kar marjı olmayacak. Bu işin esas kısmı bir sosyal sorumluluk projesi olması. Ama belki 1-1.5 sene sonra, çok istediğimiz şekle gelirse, ancak o zaman kar edebiliriz.

– İşçilik maliyeti çok düşük ama burada…

Gümüş işinde işçilik maliyeti en fazla yüzde 15’tir. Kalanı metal ve sabit maliyetlerdir, onlarla oynayamazsınız. Bu yüzden işçilikle oynayarak ancak o yüzde 15’ten kar edebilirsiniz. Mesela bunu yüzde 10’a çekebilirseniz orada bir beş puan kar edebilirsiniz.

Rakamlar büyük rakamlar değil, sadece işçilik farkından kazanabiliriz. Zaten öyle yüksek karlar olursa İstanbul’daki fabrikayı kapatırım, ben de Mardin’e
giderim, orada da ev tutarım ve kazanırım…. Ama dediğim gibi işçilik toplam maliyetlerin çok düşük bir kısmı. Bizi oraya götüren şeyin yüzde 80-90’ı sosyal sorumluluktur.

– Siz Rizeli’siniz. Neden kendi şehriniz değil de Mardin?

Bunu bana Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de sordu bakanlık müsteşarı da sordu. Sonuçta Türkiye’nin her tarafı bizim, her karışı bizim. Ayrıca Mardin’de gümüş sanatı, el sanatçılığı çok gelişmiş. Bu bizim için çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi…

– Cezaevinde hangi tür ürünleri üretiyorsunuz?

Şu anda bayan yüzük, küpe, bileklik ağırlıklı üretiyoruz.

– Yani daha kolay ürünler mi?

SEKTÖRDE BİR KARADENİZLİ…

– Bu sektörde Karadenizli fazla değildir. Sizin Akgün Kuyumculuk maceranız nasıl başladı?

Esasında bu sektörde Mardinli çoktur, Süryani grup çoktur ama son zamanlarda her kesimden insan girmeye başladı.

Ben makina mühendisiyim. Üniversiteden mezun olduktan sonra 1986’da eniştemle ortak olarak firma kurduk ve işe başladım. 94 yılında da kardeşimle ortak olarak burayı kurduk. 2000’e kadar ufak çaplı bir firmaydık ama bu tarihten sonra imalatı da ekledik. Bizim imalat geçmişimiz çok değil, fakat 22 senedir piyasa tecrübemiz var.

İmalatı kurarken en son teknoloji ile kurduk. Sıfırdan başlarken böyle büyük bir yatırım yaptık. İtalyan ve Japon makinalar getirdim ve 100 kişi ile imalata başladık. Yani biraz iddialı başladık. Millet yavaş yavaş büyür ama biz bu işi büyütürüz deyip hızlı girdik.

Bizim başlangıçtaki hedefimiz çok kaliteli mal üretip Avrupa’ya ihraç etmekti. Kaliteli model yaparsanız ve Avrupa’ya satarsanız onun karşılığını alırsınız. Eğer hedef olarak Ortadoğu’yu seçerseniz çok düşük marjla çalışmanız lazım. Kalite o kadar ön planda değildir. Biz onun için hedef olarak Avrupa’yı koyduk ve özellikle Almanya odaklı ürün üretmeye başladık. Sonuçta çıktığımız yolda başarılı olduğumuzu görüyoruz.

Yok hayır. İlk başta kolaydan başladık ama şu anda standart işçiliği üretebilecek konuma getirdik. Yani orada kendi fabrikamızda ürettiğimiz birçok ürünü üretibiliyoruz. Ama tabii kaplama gibi daha yüksek teknoloji gerektiren ürünleri İstanbul’da üretiyoruz. Düz ve yüzeysel işlemlerin yapılableceği modelleri yapıyoruz.

– Buradan çıkan ürünler belirli bir bölgeye gidiyor mu?

Oradan çıkan ürünleri gönderdiğimiz kesin bir yer yok. Önce buraya getiriyoruz. Pazarlamasını buradan yapıyoruz. Müşteri grubumuza siparişlerine göre gönderiyoruz. Yurtiçine de yurtdışına da gönderiyoruz. Önümzdeki dönemde ise Silver Point mağazalarımızın içine ufak bir bölüm yapıp orada sergileyebiliriz.

TAYLAND’DA DA FABRİKAMIZ VAR

– Kaç tane üretim tesisiniz var?

Midyat’la beraber 3 olduk. İstanbul Demirkapı’da ve Tayland’da da fabrikalarımız var. Demirkapı’da 100’ün üzerinde eleman çalışıyor. Yıllık 6-6.5 ton ürün kapasitemiz var. Has gümüşü götürüyoruz ve bitmiş şekilde 6.5 ton ürün alıyoruz. Bunun da yüzde 90’ı ihraç ediliyor.

Tayland’da ise 60 kişi çalışıyor. Oradaki fabrikayı üç yıl önce kurduk.

– Tayland’da tesis kurmak nereden çıktı?

Orada elişçiliği daha gelişmiş durumda. Türkiye’de ağırlıklı olarak teknolojiyi, orada ise el emeğini kullanıyoruz. El işçiliği çok fazla olan modelleri orada üretiyoruz ve böylece maliyetleri de düşürebiliyoruz. Çünkü orada işçilik daha ucuz.

Bir de gümüş deyince dünyanın bir numaralı merkezi Tayland. En çok üretimin yapıldığı ve en fazla çeşidin üretildiği ülkeler arasında yer alıyor. Haliyle tüm toptancılar ve alıcılar Tayland’a gidiyor.

Biz de eğer orada bir merkezimiz olursa Türkiye’ye gelmeyen toptancılarla Tayland’da buluşuruz ve oradan Türkiye siparişlerini alırız diye düşündük. Düşündüğümüzde de çok başarılı olduk. Projemiz tamamen dediğimiz noktada uygulanmış oldu. Çok önemli müşterilerle buluşma şansımız oldu. Oradan siparişi alıyoruz, burada üretiyoruz ve dünyaya ihraç ediyoruz. Yani bir nevi o noktadan hem oraya hem buraya çalışıyoruz…

BİZİM ESAS PAZARIMIZ AVRUPA

– Akgün Kuyumculuk olarak sektörde neredesiniz?

Türkiye’de en büyük imalatçı firmayız. En kaliteli ürün yapan firmayız. İhracatta da yine birinci konumda olduğumuzu sanıyorum.

– İhracat payınız ne kadar?

İhracatın toplam ciro içerisindeki payı yüzde 70 civarında. Toplam 58 ülkeye ihracat yapıyoruz. En büyük pazarımız ise Almanya. Biz çok kaliteli ürün yapıyoruz ve ağırlıklı olarak Avrupa’ya çalışıyoruz. İşe başlarken de hedefimiz buydu zaten.

Biz kalitenin üzerinde çok duruyoruz ki satışımız rahat olsun. O yüzden piyasanın şartları bizi fazla etkilemiyor. Her sene yaklaşık yüzde 20 büyüyoruz.

KÜLTÜR SEVİYESİ ARTTIKÇA GÜMÜŞ KULLANIMI DA ARTIYOR

– Türkiye’de gümüş takı satışları ne durumda?

Son zamanlarda beyaz altının çıkması, gümüşü bir miktar daha öne çıkardı. Sonuçta beyaz altınla gümüşü ayırmanız mümkün değil. Sadece pırlanta olursa taştan dolayı anlarsınız. Bu benzerlik de satışları önemli oranda artırıyor.

Bir de kültür seviyesi yükseldikçe, tercihler değişiyor. Daha önce Anadolu’da altın hem takı hem de yatırımdı. Ama şimdi gençler altın istemiyor. Evlenirken bile ’tamam ben yüzük takarım, ama başka birşey istemem’ diyor. Takı olarak artık gençler gümüşü tercih ediyor ve bu tercih gümüş takı satışlarını artırıyor.

Sektör her sene yüzde 20-25 büyüyor… Bence sektörün önü açık. Türkiye gümüş sektöründe yavaş yavaş ciddi bir konuma geldi. Dünyada ilk 5-6 ülkeden biriyiz.

– Ya ihracat?

Geçen sene yüzde 26 arttı. Toplam ihracat 60 milyon doların üzerine çıktı.

– Sektörde en güçlü ülke hangisi?

Makina zinciri olarak düşünürsek en büyük İtalya. Ama kuyum, yani yüzük, kolye, küpe bazında Tayland. Üçüncü Çin, dördüncü Hindistan, sonra da biz geliriz.
Ama toplam ciroda her zaman İtalya birinci çıkar. Çünkü orada gümüş zincir üretimi çok fazla.

Tasarım olarak da İtalya önde zaten. İtalyanlar bu konuda modayı belirleyici konumda.

GÜMÜŞ YÜZÜKTE FUL ÇALIŞIYORUZ

– En çok sattığınız ürün nedir?

Kolye ve bileklikten oluşan bir setimiz var, en çok onu satıyoruz. Ondan sonra alyans yüzük. Biz her sene yüzükte ful çalışıyoruz. Özellikle Avrupa’da büyük talep var. Bayanlar da erkekler de kullanıyor.

– Avrupalı gümüş ürünlere mi yöneliyor?

Avrupa’da gümüşe kayış çok hızlı. Gümüş kullanımı Türkiye’den çok daha fazla yaygın. Ya gümüş ya da bujiteri kullanıyorlar. Altın kullanımı da var ama çok fazla değil. Çünkü bir altın aksesurara ödeyeceğiniz paraya 10-15 tane ayrı gümüş aksesuar alabiliyorsunuz. Her türlü kullanım için ayrı ayrı takabiliyorsunuz.

Altın yatırım aracı olmaktan çıkınca gümüşe yönelim çok arttı.

– Gümüşü hammadde olarak nereden getiriyorsunuz?

Kütahya Etibank tesislerinde üretiliyor. Ayrıca ithalatçı firmalardan alıyoruz. Çünkü Etibank’taki üretim talebi karşılamıyor.

– Rezervde en büyük kim?

En büyük rezervler Güney Afrika’da. Altın da gümüş de en çok oradan çıkıyor. Avrupalı şirketler oradan alıyor, biz de onlardan ithal ediyoruz.

SİLVER POİNT İLE PERAKENDEYE GİRİYOR

– İstihdamı artırmayı düşünüyor musunuz?

Bir miktar daha artırdık zaten Mardin projesi ile. Şimdi pazarlama ağını genişleteceğiz. Ayrıca Silver Point adı altında perakende zinciri kuruyoruz. Bu bir miktar daha mal çekmemizi sağlayacak ve haliyle üretim kısmımızı da güçlendireceğiz.

Bu sene hedefimiz 10 mağaza kurmak. Şu anda Şehr-i Bazaar’da ve Depozite AVM’de varız. Diğer yerlerle görüşmelerimiz sürüyor.

– Sadece alışveriş merkezlerinde mi açacaksınız?

Hayır, caddelere de ineceğiz. Bayilik yöntemi ile büyüyeceğiz ama önce 10 yer açıp kendimiz test etmek istiyoruz. Bu kendi yerlerimizde nasıl gidiyor, kar oranları, cirolar nedir, hangi ürünler gidiyor, bunlara bakacağız. Önce test mağazalarımıza bakıp sonra bayilik vermeye başlayacağız.

-Bayilik şartları nedir?

Katılım payı almayacağız. Gümüşle ilgili tecrübe de aramıyoruz. Ama yatırımcı ruha sahip olmalı. Ortalama 50-60 bin dolara bir mağaza açılabiliyor.

Bayilerimizi fazla zorlamadan, kendi ailemizden biri gibi görüp ortak kazanacağımız bir noktaya doğru gideceğiz. Sadece kendimiz kazanalım amacında değiliz.

Her sene 10-15 civarında bayilik verecğiz. Sadece istanbul’da kalmayacağız, Anadolu’ya da yayılacağız. şu anda 30’a yakın talep var ama biz bekletiyoruz. Çünkü önce test etmemiz lazım…

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND