Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Cennete, kapıyı kırarak giremezsin!

Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım, Ruhi Mücerret romanlarının yazarı Murat Menteş, bu kez gündeme dair sorulara yanıt verdi. İşte bir edebiyatçının gözünden Türkiye ve dünyaya dair keskin tespitler…

Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım, Ruhi Mücerret romanlarının yazarı Murat Menteş, bu kez gündeme dair sorulara yanıt verdi. İşte bir edebiyatçının gözünden Türkiye ve dünyaya dair keskin tespitler…

Murat Menteş: Cennete, kapıyı kırarak giremezsin!

Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım, Ruhi Mücerret…

Son yıllarda çok okunan bu üç romanın altındaki imza aynı: Murat Menteş.

Her mecrada sadece ve sadece edebiyatçı olduğunu söyleyen Menteş, 2013 yılının temmuz ayında ‘Uçsuz bucaksız bir Araf’ta’ başlıklı son yazısıyla, 11 aydır köşe yazdığı Yeni Şafak’tan ayrılmıştı.

Ara sıra Afilifilintilar ve OT dergisinde yazsa da epeydir sesi soluğu çıkmıyordu.

Menteş’le çok şey vardı konuşulacak… Günlük siyaseti, dünyadaki İslam algısını, hükümetin dinle ilişkisini ve geldiği çizgiyi konuşmak için bir araya geldik.

Demokrasiden şehitliğe, Tarantino’dan Tanzimat’a, ‘Ponzi Tezgahı’ndan ‘siyasi sorumluluk‘ kavramına kadar biz sorduk o yanıtladı…

Siyasi roman yazsam bugünün siyasetçileri kadar kötü adamlar yazamazdım

Siyasi gündemle başlamak istiyorum…

Tatsız mevzu.

Neden?

Çünkü bir ülkede ne kadar çok siyaset konuşuluyorsa, o ülkede hayat o kadar kötü demektir.

Siyasetimizi kötü yapan ne?

Türkiye’de siyaset bir kısır döngü içinde. Demokrasinin seyrelmesi, siyasetimizi bir ‘Emir verme ve emir alma’ kalıbına oturttu. Hatta, tapınmaya varan ifadelere şahit oluyoruz. Onurlu insanlar emir vermek de, emir almak da istemezler. Krala filan tapmazlar.

Peki, sanatın siyaseti konu etmesi? Mesela siz, siyasi bir roman yazmayı düşünmez misiniz?

Gerçekler, romanlardan daha ilginç. Siyasi roman yazsam, bugünün siyasetçileri kadar kötü adamlar yazamazdım. Böylesi tipler, korku romanlarında bile yok.

28 Şubat’ın tek mağduru kadınlar

Sık sık kadın haklarına vurgu yapıyorsunuz. Kadın meselesi neden önemli?

Uygarlığın düzeyi, kadının konumundan belli olur. Türkiye’de tüm iyi kadın yazarlar medyadan kovuldu. Yürürlükteki gaddar maçoluğun bedelini hepimiz ağır ödüyoruz. Şefkatli, nazik, yumuşak bir ses yok artık medyada.

Ot dergisinde ‘Beyaz Bluzlu Kız’ başlıklı bir yazı yazmıştınız. Medyanın ötesinde, genel bir kadın sorunundan söz ediyordunuz…

Türkiye, kadınların dehasından, enerjisinden, sezgi gücünden faydalanamıyor. Kadınlara “Başını ört, başını aç” dedik. Centilmen olamadık. Bülent Arınç “Kadınlar gülmesin” dedi. Yüz binlerce kadını diri diri gömdük aslında. İş yok, gelir yok, umut yok… 28 Şubat sürecinin de tek mağduru kadınlar oldu. İslamcı erkekler iktidara geldi, fakat kadınlar diplomasız, işsiz, yapayalnız kaldılar.

Kur’an’a hakaret edenin karikatüre kızmaya hakkı yok

Charlie Hebdo dergisinde, Hz. Muhammed karikatürünün yayınlanması, 7 Ocak’ta dergiye saldırılması ve çizerlerin katledilmesi size ne ifade ediyor?

Bu karikatür, inanca saygısızlık; cinayet ise büyük bir suçtur. Bu karikatürlerden hiç hoşlanmıyorum. Fakat cinayetler, o karikatürleri tüm dünyaya yaydı. Artık, milyonlarca insan, “Hz. Muhammed” denilince karikatürü hatırlıyor!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnsanları karikatür çizdiler diye katletmek nasıl terörse, peygamberi resmetmek de en az o kadar terördür” dedi. Sizce de öyle mi?

Hayır… Karikatüristlere çokça dava açan, kitapların bombalardan tehlikeli olabileceğini söyleyen cumhurbaşkanımızın ilginç bir bakış açısı var. Daha dün Kur’an’la “Bakara makara” diye dalga geçilmesine hiç ses çıkarmamış birinin, peygamber karikatürüne kızmaya hakkı yok.

“Bakara makara” sözü, Egemen Bağış’a aitti. Yolsuzluk iddiaları nedeniyle Yüce Divan’a sevk edilmesi için oylama yapılan dört bakandan biri. Egemen Bağış, oy kullanırken zarfı bir nevi artistik bir hareketle attı. Ve çok tepki topladı. Siz ne dersiniz?

Saygısızlık. Millete sayısı yok, kendine saygısı yok, Allah’a, Kur’an’a hiçbir şeye saygısı yok.

Zorba bir milyarderin ölümünden sana ne?

Bu arada, Suudi Arabistan Kralı’nın ölümünden ötürü Türkiye’de yas ilan edilmesini nasıl karşıladınız?

Arabistan Kralı, Kâbe’nin çevresini 50’ye yakın gökdelenle kuşattı. Allah’ın evini, mimari olarak, yani olası en kalıcı şekilde aşağılamıştır.

En az 300 sene o gökdelenler Kabe’ye tepeden bakacak! Milyarlarca Müslüman, kıble diye gökdelenlere yöneliyor! Kral, Peygamber’in doğduğu sokağı, rezidans yapmak için tahrip etti.

Peygamber karikatürüne kızıyorsan, Kabe’ye hakaret edenin, Peygamber’in sokağını yıkanın yasını niye tutuyorsun? Zorba bir milyarderin ölümünden sana ne?

Kâbe çevresindeki gökdelenler neden hakaret olarak algılanmıyor?

İstanbul silueti, mimari ve tarihî bir Müslüman imzasıdır. Bu imzayı tahrif eden zihniyetten ne beklersin?

Din adına konuşanların yüzde 99’u ‘stratejik yalan’ söylüyor

Dindarlık bugün çok farklı anlamlara gelebiliyor, neden böyle?

Dindarlık çok çeşitli, rengarenk olabilir. Problem şu ki bugün din adına konuşanların yüzde 99’u ‘stratejik yalan’ söylüyor. Biri kefen satar, öbürü şov yapar, bir başkası laga lugayla, zırıltıyla kafamızı şişirir. Ağzını açıp “Dinimiz…” diyerek, tertemiz insanları yıllarca kandırıp hayatları zehirleyen din tacirlerinden iğreniyorum.

Ekonomide de mi dini kullanıyorlar?

Siyasal İslam gibi, bir de ticari İslam var. Hatta, ticari İslam, siyasal İslam’ı kapsıyor.

‘Ponzi Tezgahı’nı bilir misiniz? Bir dolandırıcılık türü. Biri sana bir paket ürün satar. Senden, bu üründen iki kişiye satmanı ister, onların da ikişer kişiye satmasını söyler. Böylece piramit oluşur. En tepede bir adam, altında milyonlarca müşteri… İslamcılara ait büyük şirketlerin çoğu Ponzi Tezgahı’yla ortaya çıkmıştır. Tek fark, reklam sloganı: “İslamî!”

Yandaş yazarın da ifade özgürlüğü yok!

Neden dindar aydınlar bu duruma ses çıkarmıyor?

Bugün, muktedir yandaşı bir yazarın, doğruyu söyleme, riyasız konuşma lüksü yok! Desteklediğin kimse iktidarda ve senin eleştiri, ifade özgürlüğün yok?! Neden tek kelime etmediklerini kendilerine sorun. Onları hiç anlayamıyorum zaten.

Sizin romanlarınızda mizah çok büyük yer tutuyor. Okurken sık sık kahkaha atıyoruz. Sizce mizahın gündemle ilişkisi nasıl olmalı?

Bugün en çok ilgi gören komedi Recep İvedik. Siyasetimiz de komedimizle aynı seviyede.

Eksiğimiz akıl, bilgi ve ahlak

Avrupa’nın İslam’a bakışı değişiyor mu?

Gelecek-bilimciler, önümüzdeki 200 yıl içinde, İslam’ın Avrupa’da en yaygın din olacağını söylüyordu. Fakat şimdi Allah ile kullar arasına mermiler, bıçaklar giriyor. İnsanlar İslam’dan kaçıyorlar. Avrupa’daki 700 milyon insan bir ağızdan şehadet getirip Müslüman olsa, İslam dünyasının acıklı durumu gözler önüne serilir.

Nasıl yani?

Diyelim, Quentin Tarantino İslam’a girdi. İslamcılar sevinir. Fakat Yönetmen Onur Ünlü’nün ‘İtirazım Var’ adlı tertemiz, şahane filmine de ‘+18′ sınırlaması getirdiler?!

Cat Stevens, 1977’de Müslüman oldu. Onu da kendilerine benzettiler. Adamcağız 35 sene eline gitar almadı! Yazık değil mi? Ta 2000’lerde bir konser verdi. Lady D’Arbanville’i öyle coşkulu söylüyordu ki, içim acıdı.

Fakat Avrupa komple Müslüman olursa, onları uyduruk bir İslam’a ikna edemezler. Ve din tacirlerinin çirkinliği, kokuşmuşluğu, adiliği su yüzüne çıkar. Eksiğimiz akıl, bilgi ve ahlak. Tarantino’nun, Spielberg’ün, Stephen King’in filan Müslüman olmasını bekleme. Kendi büyük yazarlarını, yönetmenlerini, bilim insanlarını çıkar.

Osmanlı’ya dönüş hem Cumhuriyet’e hem ecdada saygısızlık

Osmanlı’ya dönüş söylemi ve bir vekilin “Cumhuriyet 90 yıllık reklam arasıydı” sözüne ne diyorsunuz?

“Osmanlı, ecdat, şanlı tarihimiz…” Bunlar, masum sivilleri tavlayan hamaset kalıplarıdır. Osmanlı coğrafyasında bugün ancak demokrasiyle öncülük edebiliriz. Bilim ve sanatla. Emek ve eserle.

Osmanlı’yı severiz; dedesini kim sevmez? Mehteri, Divan Şiiri’ni, Süleymaniye’yi, Itri’yi severiz. Tamam da Fatih yaşasa, böyle mi yapardı? Osmanlı’ya dönme eğilimi, hem Cumhuriyet’e, hem ecdada saygısızlık.

Yobaz başkası mutlu olacak diye ödü kopan insandır

Hükümetin en önemli hatası ne?

Türkiye’yi tüm unsurlarıyla bir bütün olarak benimseyememek, ‘biz ve onlar’ diye ikiye bölmek. Milletin yarısını dışlamak, yarısını ise kenetlemek. Bunu yaparken dini kullanmak. ‘Bizden olmayanlar din düşmanı’ havası yaymak. Demokratik yani çoğulcu, şeffaf, katılımcı seyirden sapmak. Eleştiri kabul etmemek.

Bu durumun ne gibi toplumsal sonuçları oluyor?

Bakın, dünya artık kozmopolit bir şehir görünümünde. Pencereden komşuyla konuşur gibi Meksika’yla, Hindistan’la konuşuyoruz. 2013’te, 1 milyar 100 milyon insan bir ülkeden diğerine seyahat etti. Herkes farklı inançları, kültürleri tanıyor.

Siz eğer İslam’ı ticarete, siyasete, suça, saltanata alet etmeye devam ederseniz; orta sınıftan, diplomalı, liyakat sahibi insanlar isyan eder. Size yalnızca eğitimsiz ve muhtaç insanlar tâbi olur. Bu yoksul nüfusun yoğunluğu nispetinde taraftar bulursunuz. Siyasi varlığınız eşitsizliğe, her bakımdan sefalete bağlı hale gelir.

Ne olmalı peki?

Ben size sorayım: Bugün diyelim bir İspanyol, Japon veya Rus’un, yani bir yabancının örnek almak, ona benzemek isteyeceği bir Müslüman imgesi var mı? Yani, ‘Müslüman’ denince akla harika bir insan geliyor mu?

Pek sanmıyorum. Bu ne manaya geliyor?

İslam, tüm bu sultanlar, krallar, büyük ustalar, kefen giyenler, yalakalar, silahlı radikaller… yüzünden cazibesini kaybediyor. Eleştirmeyenler, soru sormayanlar yüzünden. Bilgisizlik, bağnazlık ve açgözlülük yüzünden.

Bağnazlık yalnızca dine mi özgü?

Tabii ki hayır. Bir başkası mutlu olacak diye ödü kopan herkes bağnazdır, yobazdır. Tek fikir, tek tutum, tek renk, tek önder, tek yol… diyen ve espri yeteneği sıfır kimseler…

Kız verilmeyecek türden bir adama Allah huri de vermez

IŞİD gibi örgütlere nasıl bakıyorsunuz?

Cennete gitmek için, dünyayı cehenneme çeviriyorlar. Halbuki bir insanın öldürülmesi, bir gencin katil olması, tüm insanlığın ortak kaybıdır.

Zulmediyorlar. Hurilere kavuşacaklarını umuyorlar belki. Normal bir adamın kız vermeyeceği tipte birine, Allah huri vermez.

Cennete, kapıyı kırarak giremeyiz

Şehit olmak için İslamcı örgütlere katılan gençler var. Siz, ‘Şimdi o silahı yavaşça yere bırak’ başlıklı bir yazı yazmıştınız. Şimdi ne diyorsunuz?

Şehitlik hayattan yana olmaktır. Kur’an’da “Size saldıranlar, sizi öldürenler, kadınları ve çocukları ezenler, sizi yurtlarınızdan sürenler…”e karşı direnmekten söz ediliyor. Durduk yerde savaş çıkarmak deliliktir. Bu, zekat verebilmek için hırsızlık yapmaya benzer.

Cennete, kapıyı kırarak giremeyiz. Şehit, bizim yaşamamızda onun fedakarlığının payı olan kişidir. Çanakkale şehitleri gibi. Doğum yaparken ölen anne gibi.

“Ben demokratım” diyemezsek hiçbir şeyi düzeltemeyiz

“Gerçek İslam bu değil” sözünde ifadesini bulan yorumlara, tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Şu anda dünyada birbirine en uzak insanlar, İslamcı teröristler ile barışçı, medeni, demokrat Müslümanlardır.

İslamcılar demokratlığı benimseyebilir mi?

Türkiye’de dindarlar zaten tüm kazanımlarını demokrasiye borçlu. Dindar, liberal veya sosyalist olabilirsiniz. Bununla birlikte demokrat olabilirsiniz. Yani barışçı ve özgürlükçü olursunuz.

Demokratlık, ötekinin yaşam hakkına, söz hakkına saygı göstermektir. Eşitlikçi olmaktır. Çoğulculuktur. Müzakereden, kuvvetler ayrılığından, serbest seçimlerden yana olmaktır. Kendine güvenmektir. Tüm toplumsal süreçlerde barışçı dengeler kurmaktır.

“Ben demokratım” diyemezsek hiçbir şeyi düzeltemeyiz.

AKP, 2002’de ‘Müslüman demokratız’ diyordu. Bugün aynı çizgide mi?

AK Parti iktidarı, bu ülkenin dindar çocuklarının; eşitlikçi, özgürlükçü, demokrat ve çalışkan olduklarını gösterme fırsatıydı. Ne yazık ki bu fırsat heba edildi. ‘Kötünün iyisi’ olmaya rıza göstermek utanç verici. Dindarlar, muhalefetteyken son derece demokrattı. Şimdi, yalnızca bileğine kelepçe takılanlar‘demokrasi’ diyor.

Siz tam olarak neyi ümit ediyordunuz?

Batı, bizim sanatsal, derinlikli inanç değerlerimize; İslam dünyası ise demokratlığımıza ilgi duyacaktı. Tüm gezegene faydamız dokunacaktı.

Erdoğan kendini bir savaşın içinde görüyor

Erdoğan’ın oyu yüzde 50 civarında. Bir o kadar insan da Erdoğan’a muhalif. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Cumhurbaşkanı, 12 yıllık iktidardan sonra artık çok daha özgüvenli, barışçı ve kalender olabilirdi. Kendini bir savaşın, bitmeyen bir kavganın içinde görüyor.

1994’te, ellerinde karanfillerle kapı kapı gezen o başörtülü kızlar ve kravatlı çocuklar… Laik teyzelerden, bar müdavimlerinden, hatta genelevlerdeki hayat kadınlarından oy almayı başaran o gençler nasıl bu hale geldiler anlayamıyorum. Osmanlı’ya döneceklerine, 1994’e dönseler ya?

Başbakan Davutoğlu, Charlie Hebdo katliamından hemen sonra, “İslam barış dinidir” dedi. İnandırıcı oldu mu bu?

Nasıl inandırıcı olabilir ki? Bugün öldürülen her 10 Müslümandan dokuzunu Müslümanlar öldürüyor. 5,5 milyar gayrimüslimin katledilmesi ve 1,5 milyar Müslüman’ın şehit olması gerektiğine inanan radikaller var. Herkes ölsün istiyor adamlar. İslam denilince akla katliam ve hırsızlık geliyor.

Birçok insan, Erdoğan’a âşık, Davutoğlu hiçe sayılıyor

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun daha demokratik bir üslup getireceğini düşünüyor musunuz?

Kütahya’nın AK Parti’li belediye başkanı, “Haziran seçimlerine lidersiz giriyoruz” dedi. Yani, Davutoğlu’nu hiçe sayıyor. Cumhurbaşkanı, bakanlar kuruluna başkanlık etti. Davutoğlu’nun suratı asıktı. Birçok insan, Erdoğan’a âşık. Davutoğlu ne yapsın? Araya giremiyor.

Âşık mı?

Âşık, evet. İşadamları “Erdoğan’a aşığım” diyorlar. “Erdoğan’a zaafım var” diyen üstatların gözleri doluyor. “O’na dokunmak ibadettir” diyen vekiller, “O bizim için ikinci peygamber gibi”diyen il başkanları gördük.

Erdoğan sürekli ekranlarda, gazetelerde, afişlerde; evde, işte, her yerde göründüğü için bu aşklar hiç küllenmiyor. Her dem taze. O, sadece bir politikacı değil aynı zamanda en büyük star. Bilimsel tezleri, keşifleri, mimari konusundaki öncülüğü, şairliğiyle de beğeni topluyor.

Din adına hırsızlık, cinayet ve köleliği savunuyorlar

İlahiyat Uzmanı Profesör Hayettin Karaman’ın “Yolsuzluk, hırsızlık değildir” açıklamasına katılıyor musunuz?

Yolsuzluk, hırsızlığın en ileri aşamasıdır.

Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi de, Aralık 2012’de, Suriye’de entelektüellerin ve sivillerin de öldürülmesi yönünde fetva verdi. “Masum iseler zaten cennete giderler”dedi. Katliam çağrısı yaptı! Gezi eylemleri sırasında da “Tayyip Erdoğan’ı protesto etmek haramdır” demişti.

Din adına hırsızlık, cinayet ve köleliği savunuyorlar.

Aydın, iktidara eyvallah etmez

Entelektüeller ile muktedirler arasındaki ilişki nasıl olmalı?

Safderun bir adam, bir arife sormuş: “Rüyamda filanca şeyhi cehennemde, hükümdarı ise cennette gördüm; bunun manası nedir?” Arif cevap vermiş: “Hükümdar cennete gitti, çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Şeyh cehenneme gitti, çünkü hükümdarla uzlaştı.”

Bizde ise hükümdarın entelektüele, yazara, sanatçıya, bilim insanına, arife… zerre kadar hürmeti yok. Bununla birlikte hükümdarla uzlaşmaya can atan bir sürü herif var.

Hükümete hiçbir konuda katılmamak mı gerekiyor?

Bakın, iktidar bir lanettir. Yıllarca kendini Tanrı zannedersin. Sonra kuyruğu titretirsin. Yani ölür gidersin. Bu kadar acıklı ve basittir. Entelektüel bunu bilir. Muktedire, Tanrı olmadığını hatırlatır.

Bunu yapabilmesi için, entelektüelin yoksulluktan ve yalnızlıktan korkmaması gerekir. Entelektüelin, ‘âkil insan’ın, alimin, arifin, yazarın… kalbindeki karar bu olmalıdır: “Yoksulluktan ve yalnızlıktan korkmuyorum!”

Kitleler bunu diyemez. Bu, aydınların sözüdür. Aydın, iktidara eyvallah etmez.

Tamer Karadağlı tutarlı konuştu

Aktör Tamer Karadağlı’nın önce “Sayın Cumhurbaşkanı’ndan korkuyorum” deyip bir gün sonra “Onun müthiş karizması çok etkileyici” gibi sözler söylemesi ne anlama geliyor?

Gayet tutarlı. İkinci açıklama, Sayın Karadağlı’nın gerçekten çok korktuğunu gösteriyor.

Bizi Batı değil, başımızdakiler sömürüyor

Sömürgeci Batı’nın bugün bölgemizdeki kargaşayı körüklediğine katılıyor musunuz?

Hayır. Batı, Afrika’yı sömürdü, Hindistan’ı sömürdü, doğru. Fakat Türkiye’de devlet kendi öz evlatlarını, vatandaşlarını sömürdü. 13 milyon insan asgari ücretle çalışıyor, sen 700 bin liralık saat takıyorsun. Bu yoksul halktan 270 kalem vergi alıyorsun.

Biz emeği, zamanı, istikbali çalınan bir halkız. Üstüne bir de duygularımız, inançlarımız, umutlarımız sömürülüyor. Halkın yüzde 62’si, 1200 liranın altında aylık gelirle yaşıyor. Yani 46 milyon 500 bin kişi bu ülkede sefalet içinde.

Batı’nın hiç mi dahli yok?

Sen kendi çocuğunu öldüresiye dövüp sokağa atarsan, yoldan geçen Batılı’nın da o çocuğu tekmelemesi veya sana karşı kullanması, senin suçunu ortadan kaldırmaz.

Siyasi sorumluluk yok, saltanat var

Yani ‘dış güçlerin oyunu’ ifadesine katılmıyorsunuz, öyle mi?

Bak, çocuğun doğar, onu kucağına aldığın anda senin için tüm dünyanın anlamı değişir. Ömür boyu o çocuğu koruyacak, seveceksin artık. Onun başına bir iş gelince, kendini sorumlu hissedersin…

Siyasi sorumluluk diye de bir şey var. İktidar, hiçbir konuda sorumluluk üstlenmiyor. “Paralel yapı, dış güçler, faiz lobisi, iç düşmanlar, bizi çekemeyenler…” gibi ifadeler kullanıyor. İyi de sen ne iş yapıyorsun? Neden iktidardasın? Niye hiçbir sorumluluk kabul etmeden sadece saltanat sürüyorsun?

Siyasi sorumluluktan kaçış neye mal oluyor?

Sadece Soma’da 301 işçi öldü! Ermenek’te ölen 18 madenciden birinin eşi “1 lira için kapı kapı gezdim” diyordu! Muktedirler bundan utandı mı? Hayır. Gene yetimi itip kaktı, gene yoksulu tekmeledi!

Avrupa’nın en genç nüfusu bizde. Fakat evlatlarımız kaçacak ülke arıyor. Gençleri memleketten soğuttular işte!

Lider “Darbe” diyor, katil, “Darbeyi bastırdım”diyor, yoksul çocuklar ölüyor

Gençler sevilmiyor mu?

Gezi eylemleri için “Darbe girişimi” denmişti. 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz’ı döverek öldüren sanık polislerden biri (Mevlüt Saldoğan’ı kastediyor), kasım ayında, mahkemede “Ben, darbenin bastırılmasında görev aldım, beraatımı talep ediyorum” dedi. Lider “Darbe” diyor, katil, “Darbeyi bastırdım” diyor, yoksul çocuklar ölüyor. Bu denklemde sevgi yok. Gaddarlık var.

Ali İsmail Korkmaz davasında verilen karar?..

Hukuk ile adaletin birbirinden kopup uzaklaştığını gösteriyor.

Mevki ve yetki sahibi olmak için, şahsiyetsizliği kabul ettiler

Muktedirler niye utanmıyorlar?

1- Haklı çıkmak veya haklı görünmek onlara yetiyor. Yolsuzluğu‘resmen’ rttüklerinde haklı çıktıklarını sanıyorlar. Fakat‘haksızlık etmemek’ gibi bir hassasiyetleri yok.

2- Mevki ve yetki sahibi olmak için, şahsiyetsizliği kabul ettiler.

İslam ahlakı, Batı’daki seküler ahlakın gerisine mi düştü? ‘Batı’nın ahlakını da alalım’ mı diyorsunuz?

Allah aşkına Batı’dan bir şey almayalım artık. Biraz da biz Batı’ya, dünyaya, insanlığa bir şeyler sunalım.

‘Batı’nın oyunu’ deyip geçemezsin. Önce bir aynaya bak, halini gör

İslam bir kriz mi yaşıyor?

Hepimiz hacca gitmek isteriz, fakat hiçbirimiz Arabistan’da yaşamayı düşünmüyoruz. Ticari ve siyasal İslam’ın krizi bu. Kalplerde temiz bir inanç olarak yaşayan İslam’ın krizi değil.

İslam ülkelerinin durumu ne?

Katar’da, her Katar vatandaşı başına yıllık gelir 150 bin dolar. Etiyopya’da ise sadece 177 dolar. Yani, birinin bir günde kazandığını, öteki üç yılda bile kazanamıyor! Ayrı gezegenlerdeler sanki?!

Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi olan Endonezya, aynı zamanda emeğin en ucuz olduğu ülke!

İslam, tüm dünyada adaletsizlerin, vicdansızların tahakküm aracı haline getirildi. Müslümanların asıl isyan etmesi gereken budur. ‘Batı’nın oyunu’ deyip geçemezsin. Önce bir aynaya bak, halini gör. Gözünün önünde, İslam adına fırıldak çevirenleri gör.

‘İslam kalplerde kalmasın, sokakta da yaşansın’ fikrine katılmıyor musunuz?

Kalbinde inanç varsa, senin düşüncen, sözün, emeğin, eserin, sözün, tebessümün sokağı da memleketi de, hatta dünyayı aydınlatır.

Vicdansız ve akılsız yöneticilerin yalanlarını alkışlamaya varan dindarlık umurumda değil

Sizce gelişmişlik nedir?

Ruh hastası olmamaktır. Çalışkanlıktır. Gelişmişlik, cazibedir. Müslümanlar; ahengiyle, sanatıyla, bahçeleriyle, estetiğiyle, tebessümüyle dünyayı büyülemeliydi. “Vay canına!”dedirtmeliydi.

Türkiye dindarlaşmıyor mu peki?

Düşmanlıkların, ölümlerin, hırsızlıkların, korkunun, yalanların… artmasıyla birlikte yürüyen bir dindarlaşmaya inanmıyorum. Vicdansız ve akılsız yöneticilerin yalanlarını alkışlamaya varan dindarlığa asla itibar etmiyorum. Umurumda değil.

“İslam dünyası çağın gerisinde kaldı” diyorsunuz. Bu eski bir tespit değil mi?

Üzgünüm. “Dünyanın başrolünde Müslümanlar var”diyebilmeyi çok isterdim.

Sanayi ve bilim çağlarını ıskaladık. Şimdi yeni bir çağın eşiğindeyiz. Gelişmiş toplumlar, tabiatla uyumlu bir teknolojiye yöneliyor. Güneş enerjisini, rüzgar enerjisini depolayıp iletmeyi mümkün kılan sistemler üzerinde çalışıyorlar. Bu yeni çağı da yakalayamazsak, büsbütün köleleşeceğiz.

Artık her evde bir Tanzimat aydını var!

Bu iktidar döneminde, düşünce üretimi azaldı mı?

Hem de nasıl. Bugün, çoğunluk düşünmüyor, rasyonalizasyon yapıyor. Yani olayları, durumları mantığa bürüyor, tutarlı gösteriyor.

Rasyonalizasyon, demagojiyle birlikte yürür. Düşünmenin bir yolu da, fikrimizin, kanaatimizin aksi yönünde kanıtlar aramaktır. Bu, cesaret gerektirir. Böylece tüm doğruları, tüm iyilikleri, tüm güzellikleri kendimizde; tüm yanlışları, kötülükleri, çirkinlikleri başkasında görme çılgınlığından kurtuluruz.

Çözüm ne peki? Bilim ve sanat mı?

Son halife Abdülmecit Efendi yetkin bir ressamdı. ‘Sarayda Beethoven’ gibi tabloları çok meşhurdur. Bakın, halife diyorum, ressam diyorum. Bugün ise Tanzimat’ın da gerisine düşüldü.

Tanzimat’ı olumlu mu kabul ediyorsunuz?

Elbette. Tanzimat aydınını yerden yere vurduk. Onu taklitçi ilan ettik. Hacivat aydın, bopstil, Frenk şebeği diye yaftaladık.

Osmanlı nüfusu 13 milyon iken, Paris’e giden diyelim 13 kişiyle alay etmek kolaydı. Halbuki, hepsi de dindar çocuklar olan Tanzimat aydınları, bize çok basit bir şey söylüyorlardı: “Sistem kurmalıyız. Demokratlaşmalıyız. Batı ilerliyor. Bunu görmezden gelemeyiz…”

Bugün, 75 milyon nüfusun 10 milyonunda pasaport var. Kıyas, reflekstir. Londra’daki yeşil alanları (bu arada, Londra dünyanın en büyük kent ormanıdır), trafik düzenini, mimari dokuyu gören her vatandaşımız; bizim durumumuzun içler acısı olduğunu söylüyor. Yani artık her evde bir Tanzimat aydını var!

Talancılara kendi çocukları isyan edecek

Tanzimat Fermanı, halk arasında “Artık gavura gavur denmeyecek” şeklinde yorumlanmıştır. Bu tepkiyi nasıl anlamalı?

İnsanlara “Gavur” demek bir kazanım mı, iyi bir şey mi?

Tanzimat Fermanı, tek sayfalık bir metindir. İçinde ‘gavur’kelimesi geçmez. Okumadan nasıl yargılayabiliriz?

Ahmet Mithat, Recaizade, Namık Kemal… hepsi de aslan gibi adamlardı. Saygıdeğer münevverlerdi. Okuyan bir toplum olsun, eşitlik olsun, geri kalmayalım derdindeydiler. Milyonlarca insan, dönüp bu insanlarla alay etti. 200 yıldır da alay ediliyor. İşte, geldiğimiz yer ortada.

Her evde bir Tanzimat aydını bulunması neye yol açacak sizce?

Çocuklarımızın dünyası, bizimkinden daha geniş olacak. Onlar, işlerini yaparken, eser verirken dünya standardını tutturacaklar. Akılsız, düşüncesiz, asalak olmayacaklar. Dinî inançları da onların hayatına zarafet ve bilgelik katacak.

Bugünün dinci talancılarına da, bizzat kendi çocukları en gür şekilde “Yeter!” diyecek.

Son söz: Birbirinden güzel üç film

Son olarak ne söyleyeceksiniz?

Sanırım epey iç karartıcı bir konuşma oldu…

Din ve inançla ilgili üç film tavsiye etmek isterim: 

1- ‘PK’, 2014 Hindistan yapımı, harika bir komedi. 

2- ‘Sürpriz Damatlar’, bir Fransız filmi, o da çok komik. 

3- ‘Benim Komşum Bir Melek’adıyla vizyona giren ‘St. Vincent.’

İnsan nedir, inanç nedir, demokratlık, eleştiri, ahlak, şefkat, barış nedir?.. Bu sorulara zekice cevaplar bulabilirsiniz bu filmlerde. Çok da eğlenirsiniz.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND