Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine

KİGEM.COM VE SABAH GAZETESİ köşe yazarlarından Hayrullah Mahmudun, Cem Kozlunun başarı felsefesi hakkında yazmış olduğu bir yazı.

DENGEYE ÖNEM VERİRİM

Rahmetli Zeki Mürenin severek kullandığım bir sözü vardır; Şöhretle, para karbonatla hazmedilmez diye… Müren bu sözle hazmedilmemiş başarıların yarattığı sakıncalardan ve yüksek meblağlı rakamların baştan çıkarttığı insanlardan, bildik, tanıdık simalardan bahseder.

Cem Kozlu bu tanımın dışında kalanlardan…
Başarılı bir kariyer çizgisi var…
Hem siyasette, hem de profesyonel işyaşamında elde ettiği başarıları hazmedebilmiş olanlardan… Onun için hem THYnin yönetim kurulu başkanlığı… Hem de Coca Colanın Orta Avrupa ve Avrasya Grubu Başkanlığı görevini eşzamanlı olarak yürütüyor.

Mütevazı görünümünden, araştıran, sorgulayan ve paylaşan yönünden hiçbir şey kaybetmemiş.
Tempolu koşmaya ve yelkenlerini global ölçekteki başarı rüzgarları ile doldurmaya devam ediyor.
İşte Kozlunun zirveye giden yolda kullandığı başarı reçetesi..
Bana aktardıklarını aynen yansıtıyorum:

SÜRATLE KARAR VERDİM

1946, İstanbul Kalamış doğumluyum. Babam İşbankasında görevliydi.
İstanbul ve Ankarada yaşadık. İlkokulu Ankarada bitirdim. Ortaokul, liseyi de İstanbulda bitirdikten sonra üniversite öğrenimimi ABDde tamamladım.
Lisans ve mastır yaptım. İki yıl ABDde, dört yıl İsviçrede çalıştım. 1976 yılında Türkiyeye döndüm. Meslek hayatıma Komilide başladım. 1988de rahmetli Turgut Özalın talimatı üzerine süratle karar verdim. THYde göreve başladım.

Orada zevkli, hareketli, önemli THYnin çehresini değiştirdiğimiz önemli bir dönem yaşadık. Çok güzeyl bir çekibimiz vardı. 1991deki seçimlerde aday oldum. Bir dönem Mecliste görev yaptım. Daha sonra şöylesi bir kanaat gelişti bende; mesleğimi devam ettirmek istiyordum. Mesleğim profesyonel yöneticilik. Onun için 1995 seçimlerinde aday olmadım ve tekrardan yöneticiliğe döndüm.

KARARLI DAVRANDIM

Üniversiteye gittiğim dönem ya iktisatçı ya da doktor olmak istiyordum. Tıbbın çok uzun olduğunu ve o ortamın da karakterime pek uymadığını düşünüyordum. O yüsden yöneticilik ve ekonomi üzerine okumaya karar verdim. Yöneticilik ve ekonomi biliminden çok zevk aldım okurken. Bu heyecanı sürdürmeye karar verdim. Hep Türkiyeye dönmeyi düşünüyordum.

O yıllar Türkiyenin zor yıllarıydı. 1976da Türkiyenin içinde bulunduğu durum pek de içaçıcı değildi. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Türkiyeye döndüm. Ama, o gün döndüğüme hiç pişman olmadım. Bu kararı vermiş olmaktan da mutluyum. Türkiyede yaşamak da çalışmak da hem heyecanlı hem de zevkli.

LABARATUVAR GİBİYDİ

Türkiyede işhayatı profesyonel anlamda da çok heyecanlıydı. Burayı bir labaratuvar olarak gördüm. Gerek THY, gerekse daha sonraları Coca Coladaki görevlerim hep uluslararası nitelikte oldu. THY bugün gerek kamu gerek özel Türk şirketleri arasında en yoğun uluslararası rekabete açık bir şirkettir. Gelirinin yüzde 80i döviz bazındadır.

Avrupanın ABDnin en büyük şirketleri ile rekabet edebilen bir yapıya sahiptir. Çoğu hattında da yüzde 50den fazla piyasa payına sahiptir. Çok başarılıdır. Bugün dünyada 65 şehirde bürosu olan, oralarda sefer yapan çok büyük uluslararası bir kurumdur. Burada gerek yapmak, hem büyük bir imtiyaz, hem de büyük bir zevktir.

YENİ DENGELER KURDUM

Coca Cola da benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü 32 ülkeden sorumluyum. Çok renkli ve farklı ülkeler. Bir tarafta 150 milyonluk nüfusuyla bir dev olan Rusya var. Bir fabrikamız Pasifik kıyısında, diğer bir fabrikamız Sicilyada, Akdenizde. Bu arada Polonyadan Balkanlara, Kafkasyadan Ortaasyaya kadar çok değişik bölgelerde çalışma imkanı buluyorum. Çok değişik kültürlerden, çok değişik formasyonlarda, yöneticilerle çalışma imkanı buluyorum.

Benim için hem büyük bir tecrübe, hem de farklı bir olay. 10 kişilik bir ekiple oturup karar vereceksiniz. Hemen hemen 10u da başka ülkeden, farklı kültürden. Hem kararları zenginleştiriyor, insana yeni ufuklar açıyor. Bir yerde bu insanlarla birleşmek zorundasınız. Dil probleminin de zorlukları var. Bunu da aşmak zorundasınız. Şimdiki ortamım da böyle bir ortam. Bu işleri yaparken, ya araştırma yapmak yahut kitap ya da gazetede yazı yazmak şeklinde faaliyetlerimi sürdürdüm. Meclisteyken de çalışmalarım o ağırlıktaydı. Böyle bir hayat dengesi kurdum. Bundan mutluyum. Allah sağlık verdiği sürece sürdürmeye çalışacağım.

SABIR ÇOK ÖNEMLİ

İnsan hayatında çeşitli olaylar oluyor. Yaşamın herhangi bir döneminde başınıza gelen bir olay tüm akışı değiştirebiliyor. Üniversitedeyken babamı kaybettim. Kardeşim çok daha ufaktı. Ailemiz için büyük bir darbeydi. Ondan bir sene sonra oturduğumuz, doğdumuz babaevini kaybettik. Bir aile içi anlaşmazlık yüzünden. Gençliğimde bunlar önemli gördüğüm beni etkileyen olaylardı. Ama annemin sayesinde birbirimize kenetlendik ve bu sorunları aştık.

Bizi hep dayanışmaya ve daha çok çalışmaya itti. Onun için neticede bize güç verdi. Bundan sonra işhayatında tabii mücadeleler olacak. Bu olayın çok üzücü ya da kalıcı izleri olmamıştır bende. Sabır ve çalışma ve zaman. En çok buna inanırım. Belki de çok aceleci olmamak. 30 yıldır profesyonel hayatın içindeyim. Adım adım bir şeyler yaptım. Sabrın önemine inanıyorum.

VİZYONERİM

Sorunları çözerken kullandığım birkaç yöntem var. Biri her konuda odaklaşmaya çalışmak. Yani ayanı anda 10 sorunu çözmeniz mümkün değil. En önemlisini anlayıp onun gereklerini yerine getirmek. Biri ise başladığımızda belli sürelerde, haftalarla, aylarla ölçülebilir olabilir ama yıllar değil. O işin özünü, ruhunu anlamanız, ana sorunlara egemen olmanız lazım. Yani idrak etmeniz, sade bilgi değil, sade rakamlar değil, işin ruhunu idrak etmeniz lazım. Olayı saptadıktan sonra bir vizyon çizmeniz lazım.

Bu olayı ben şu yönünden anladım, sorunlar bu, fırsatlar şu, bende bu işi şu kadar sürede şuraya getireceğim diye kendi kendinize bir plan yapmanız lazım. Ama, sahiden daha iyi paralar kazanacağım, piyasamı artıracağım diye değil, bu işin de bir psikolojik bir tarafı hatta ulvi noktasını yakalayıp insanlara heyecan verecek, enerjilerini de kamçılayacak yönünü de ortaya koymak lazım. O yaptığınız işi en iyi şekilde mi yaparsınız, yahut ulusal bir düzeyden alıp, uluslararası bir seviyeye mi çıkartırsınız bu çok önemli.

Tüm bunları tek başınıza yapmanız çok zor. Eğer teşhis ve vizyonunuzu ekibinizle paylaşırsanız, bu ekip çalışmasıyla ancak mümkün olabilir. İşte ben buna büyük fikir derim. Ondan sonra bu büyük fikri, büyük bir öyküye dönüştürmeniz lazım.

SORU SORARIM

Uluslar kendilerini, ulusal tarihleriyle, insanlar ailelerinin tarihleriyle kendilerini tanırlar. Öyküler çok önemli. Bazı şeylerin ruhunu beş on cümle ifade ediyor.Ben hep şunu düşünürüm; arkamda ne bırakacağım. Bu görevden ayrıldığımda, yerime kimleri yetiştirmiş olacağım, onlara çalışma yaşamına ne gibi yenilikler getirmiş olacağım. İşte tüm bunları da baştan düşünmüş olmanızda fayda var. Bunları yaparken ekibiniz iyi dinler iyi oluşturursanız, kaliteli bir çizginin yakalanması hiç de güç değil. Bunları daha çok gençlerde görüyorum.

Kaliteli gençleri bulup ekibinize alırsanız, onları dinler ve cesaretlendirip insiyatif kullanmalarına imkan sağlarsanız, bu dediğiniz vizyonu gerçekleştirmeniz mümkün olabiliyor. Yeni bir göreve geldiğimde kendimi bir öğrenci gibi görürüm. Sözlerim de sorularım da size tuhaf gelebilir. Her adımda, anlamadığım şeyleri soracağım. Hızla öğrenmenin başka yolu yok. Bu noktadayım, şu pozisyondayım diye sormam der ve ayıp olur düşüncesini taşıyıp soru sormaktan çekinirseniz bir şeyler öğrenmeniz mümkün değil.

Soru sormaktan çekinmezseniz yeni birçok şeyi öğrenmeniz mümkün oluyor. Bu öğrenmeyi de şirketin en üst düzeyindekilere değil, şirketin en alt düzeyinde, sahanın içindekilere soru sorarak yapabiliyorsunuz. Onun için ofisten sürekli çıkmanız gerekiyor. Benim ofis hayatım minimumdur. Haftanın bir ya da bir buçuk gününü geçmez.

ÖĞRENMEYE AÇIĞIM

Benim kadromun yaş ortalaması 30-35tir. Gayet iyi yetişmiş gençlerden oluşan bir yönetici takımımız var. Hepsi 500-600 milyon dolarlık cirodan sorumlu kişiler. Böyle bir çalışma düzenim var. Telefonla teması sürdürürüm. Çok resmi toplantılardan, şirket terminolojisinden kaçarım. Kısa yazışmalara önem veririm. Yaşamda en başta kendime babamı örnek aladım. İkna ve ifade yeteneği çok güçlü, çok çalışkan ve dürüst bir adımdır. İnsan ilişkilerinde çok dürüst saygıdeğer biriydi. Onu örnek almışımdır. Onun bir çalışma arkadaşıdır Burhan Karagöz.

İşbankasının yönetim kurulu başkanıdır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, tevazusu benim için örnektir. Başka şirketlerde başarılı olan insanların neler yaptıklarına bakarım. General Electricin Genel Müdürü Jack Walchin yönetim sistemini yakından izlemiş, onunla ilgili kitapları okumuşumdur. Hemingwayin üslubunu yazışmalarda örnek almışımdır. Basit, kısa, çok net cümlelerle yazmaya arkadaşlarımı teşvik ederim. Başkalarından daima bir şeyler öğrenmeye çalışırım.

BAŞARI FORMÜLÜM

Başarı formülümü konuya odaklanma, bilgi teknolojisi kadar insana önem verme, insanların benim hedeflediğim misyona katılmasını sağlama, insan ilişkilerine önem verme olarak özetleyebilirim. Her olayda az, öz, net hedefler koyup ekibimin o hedefleri çok iyi özümsemesine gayret ederim. Japonyada en çok satan kitap çeşidi iş hayatında nasıl başarılı olunur, nasıl iyi bir eş seçilir. ABDde ise nasıl tenis, golf, briç oynanır gibi kitaplar çok satılır. Dergiye bakın tenis, briç köşesi var. Bu nedir, insanın kendini geliştirme güdüsüdür.

Bizim toplumumuzda hayat boyu insanın kendini geliştirmesi mümkün. Önce daktiloyu, sonra bilgisayarı, sonra tenisi, daha sonra da daha iyi konuşmasını öğrenebiliyor. Uluslararası bir şirketin genel müdürü seçilmiş biri güzel bir konuşma yaptı. Bende kendisini tebrik ettim. Biliyor musun? dedi, Çok kolay olmadı, ben genel müdür olduktan sonra, uzun süre hitabet dersi aldım, çok yardımı dokundu. 45-50 yaşlarında biri saatlerce bir odaya kapanıp, hitabet dersi almaktan yüksünmüyor.

AMACIM VARDI

Gençler daima kendilerini geliştirmek için planlı bir şekilde çalışmalı. Yeni bir şeyler öğrenmek peşinde koşsunlar. Sırf para kazanmak için yola çıkmasınlar. Yola zengin olmak için çıkıp, benim ölçülerime göre başarılı olmuş birisine da rastlamadım. Gençler yola yeni bir iş, yeni bir moda, yeni bir dizayn için çıkarlarsa başarılı olduklarını görecekler. Yaşamda para pul kadar, topluma bir şeyler vermek de önemli. Yaşamda her şey para değil. Hayatta dengeleri yakalamak da önemli. Bunları zaten yapmak kolay değil. Bugünün dünyasında gençler kendilerine ölçü olarak uluslararası normları alsınlar. İnşallah global ölçütler içinde değer bulan işlerle, beş on sene sonra bizler de övünürüz. Bir de muhakkak gençlere lisan öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Avrupada gençler kendi dillerinin yanında en az birkaç dil daha biliyorlar. Bizim de bu konuda yol almamız gerekiyor.

MİSYON ADAMIYIM

Coca Coladaki görevime 6 ay önce geldim. Bu ekibin Coca Cola içinde en başarılı ekip olması için çalışacağım. Bölgesel yenilikleri seferber etmeye çalışacağım. Burada da önümüzdeki aylarda sanıyorum THYnin özelleştirilmesine başlanacak. Orada da THY, 10 yıldır sürdürülen gelişme süreci de eğer özelleştirme adımı da tamamlanırsa, oradaki görevimi de yerine getirmiş adledeceğim kendimi. Tekrar hocalık, yazma-çizme gibi şeylere daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

Yazmayı çok seviyorum

Süpermarketten bakkaldan alışveriş ederim. Orta Asyada Kafkaslarda, Sovyetlerdeki açık pazarlardan, İpek Yolundaki alışveriş noktalarında dolaşmak ve alışveriş etmekten hoşlanırım. İnsanların karınlarını doyurma, toplumları besleme, ilerleme çabalarının bir parçası olarak görüyorum. Azerbaycan gibi petrol zengini bir ülkede petrol istasyonlarının olmaması ama yol kenarında bir tankerden bir tenekeden petrol yahut yağ satışını görmek. Bunları fotoğraflamak, konuşmak, hadisenin ekonomik dinamiğini anlamaya çalışmak hoşuma gider. Tarih, fizik, astronomi ve bilimdeki gelişmeler, teknolojideki ilerleme, yönetim bilimiyle ilgili kitapları okurum. Yelken yaparım. Havalar müsait olduğu sürece ama böyle ufak kataramanım var. Kamarası olmayan denizden 20 cm yukarıda bir şey. Çoğu zaman tek başıma, katılan olursa çocuklardan onlarla birlikte denize açılırım. Hafta içinde genellikle koşarım. Programlı ama yoğun olmayan bir tempom var. Yazmayı çok seviyorum. Bir ara gazetelerde de yazdım. Yazabilmek için de çok okurum. Şu anda da yazma öncesi arşivleme araştırma safhasındayım. Biri bitti mi kitaplardan, başka birini kızağa koyarım. Hafif hafif araştırmasına başlarım. Bunlar da yeterince zamanımı dolduruyor.

İşe erken giderim

Sabahları 7 gibi kalkarım. 8:00, 8:30 gibi en geç işimde olurum. Meslek hayatımın başından itibaren işe erken gitmeye alışmışımdır. İlk birkaç saat planlamaya yönelik geçer. İşlerimi yaparım. Ondan sonra da toplantılarıma başlarım. Derken telefon trafiği, yazılacak, okunacak şeylere göz atarım. Muhakkak hep kendimi ofisin dışına atmaya, daha doğrusu ofiste geçirdiğim zamanı asgariye düşürmeye çalışırım. Zamanımın önemli bir kısmı yolda geçer. Okunması gereken şeyleri yol için biriktiririm. Akşam 8 gibi evde olmaya çalışırım. Akşamları ya da sabahları yarım saat spor yapmaya çalışırım. Kalan vaktimi ailemle geçiririm. 24ten sonra uyurum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND