Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine

KİGEM.COM VE SABAH GAZETESİ köşe yazarlarından Hayrullah Mahmudun, Cem Kozlunun başarı felsefesi hakkında yazmış olduğu bir yazı.

DENGEYE ÖNEM VERİRİM

Rahmetli Zeki Mürenin severek kullandığım bir sözü vardır; Şöhretle, para karbonatla hazmedilmez diye… Müren bu sözle hazmedilmemiş başarıların yarattığı sakıncalardan ve yüksek meblağlı rakamların baştan çıkarttığı insanlardan, bildik, tanıdık simalardan bahseder.

Cem Kozlu bu tanımın dışında kalanlardan…
Başarılı bir kariyer çizgisi var…
Hem siyasette, hem de profesyonel işyaşamında elde ettiği başarıları hazmedebilmiş olanlardan… Onun için hem THYnin yönetim kurulu başkanlığı… Hem de Coca Colanın Orta Avrupa ve Avrasya Grubu Başkanlığı görevini eşzamanlı olarak yürütüyor.

Mütevazı görünümünden, araştıran, sorgulayan ve paylaşan yönünden hiçbir şey kaybetmemiş.
Tempolu koşmaya ve yelkenlerini global ölçekteki başarı rüzgarları ile doldurmaya devam ediyor.
İşte Kozlunun zirveye giden yolda kullandığı başarı reçetesi..
Bana aktardıklarını aynen yansıtıyorum:

SÜRATLE KARAR VERDİM

1946, İstanbul Kalamış doğumluyum. Babam İşbankasında görevliydi.
İstanbul ve Ankarada yaşadık. İlkokulu Ankarada bitirdim. Ortaokul, liseyi de İstanbulda bitirdikten sonra üniversite öğrenimimi ABDde tamamladım.
Lisans ve mastır yaptım. İki yıl ABDde, dört yıl İsviçrede çalıştım. 1976 yılında Türkiyeye döndüm. Meslek hayatıma Komilide başladım. 1988de rahmetli Turgut Özalın talimatı üzerine süratle karar verdim. THYde göreve başladım.

Orada zevkli, hareketli, önemli THYnin çehresini değiştirdiğimiz önemli bir dönem yaşadık. Çok güzeyl bir çekibimiz vardı. 1991deki seçimlerde aday oldum. Bir dönem Mecliste görev yaptım. Daha sonra şöylesi bir kanaat gelişti bende; mesleğimi devam ettirmek istiyordum. Mesleğim profesyonel yöneticilik. Onun için 1995 seçimlerinde aday olmadım ve tekrardan yöneticiliğe döndüm.

KARARLI DAVRANDIM

Üniversiteye gittiğim dönem ya iktisatçı ya da doktor olmak istiyordum. Tıbbın çok uzun olduğunu ve o ortamın da karakterime pek uymadığını düşünüyordum. O yüsden yöneticilik ve ekonomi üzerine okumaya karar verdim. Yöneticilik ve ekonomi biliminden çok zevk aldım okurken. Bu heyecanı sürdürmeye karar verdim. Hep Türkiyeye dönmeyi düşünüyordum.

O yıllar Türkiyenin zor yıllarıydı. 1976da Türkiyenin içinde bulunduğu durum pek de içaçıcı değildi. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Türkiyeye döndüm. Ama, o gün döndüğüme hiç pişman olmadım. Bu kararı vermiş olmaktan da mutluyum. Türkiyede yaşamak da çalışmak da hem heyecanlı hem de zevkli.

LABARATUVAR GİBİYDİ

Türkiyede işhayatı profesyonel anlamda da çok heyecanlıydı. Burayı bir labaratuvar olarak gördüm. Gerek THY, gerekse daha sonraları Coca Coladaki görevlerim hep uluslararası nitelikte oldu. THY bugün gerek kamu gerek özel Türk şirketleri arasında en yoğun uluslararası rekabete açık bir şirkettir. Gelirinin yüzde 80i döviz bazındadır.

Avrupanın ABDnin en büyük şirketleri ile rekabet edebilen bir yapıya sahiptir. Çoğu hattında da yüzde 50den fazla piyasa payına sahiptir. Çok başarılıdır. Bugün dünyada 65 şehirde bürosu olan, oralarda sefer yapan çok büyük uluslararası bir kurumdur. Burada gerek yapmak, hem büyük bir imtiyaz, hem de büyük bir zevktir.

YENİ DENGELER KURDUM

Coca Cola da benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü 32 ülkeden sorumluyum. Çok renkli ve farklı ülkeler. Bir tarafta 150 milyonluk nüfusuyla bir dev olan Rusya var. Bir fabrikamız Pasifik kıyısında, diğer bir fabrikamız Sicilyada, Akdenizde. Bu arada Polonyadan Balkanlara, Kafkasyadan Ortaasyaya kadar çok değişik bölgelerde çalışma imkanı buluyorum. Çok değişik kültürlerden, çok değişik formasyonlarda, yöneticilerle çalışma imkanı buluyorum.

Benim için hem büyük bir tecrübe, hem de farklı bir olay. 10 kişilik bir ekiple oturup karar vereceksiniz. Hemen hemen 10u da başka ülkeden, farklı kültürden. Hem kararları zenginleştiriyor, insana yeni ufuklar açıyor. Bir yerde bu insanlarla birleşmek zorundasınız. Dil probleminin de zorlukları var. Bunu da aşmak zorundasınız. Şimdiki ortamım da böyle bir ortam. Bu işleri yaparken, ya araştırma yapmak yahut kitap ya da gazetede yazı yazmak şeklinde faaliyetlerimi sürdürdüm. Meclisteyken de çalışmalarım o ağırlıktaydı. Böyle bir hayat dengesi kurdum. Bundan mutluyum. Allah sağlık verdiği sürece sürdürmeye çalışacağım.

SABIR ÇOK ÖNEMLİ

İnsan hayatında çeşitli olaylar oluyor. Yaşamın herhangi bir döneminde başınıza gelen bir olay tüm akışı değiştirebiliyor. Üniversitedeyken babamı kaybettim. Kardeşim çok daha ufaktı. Ailemiz için büyük bir darbeydi. Ondan bir sene sonra oturduğumuz, doğdumuz babaevini kaybettik. Bir aile içi anlaşmazlık yüzünden. Gençliğimde bunlar önemli gördüğüm beni etkileyen olaylardı. Ama annemin sayesinde birbirimize kenetlendik ve bu sorunları aştık.

Bizi hep dayanışmaya ve daha çok çalışmaya itti. Onun için neticede bize güç verdi. Bundan sonra işhayatında tabii mücadeleler olacak. Bu olayın çok üzücü ya da kalıcı izleri olmamıştır bende. Sabır ve çalışma ve zaman. En çok buna inanırım. Belki de çok aceleci olmamak. 30 yıldır profesyonel hayatın içindeyim. Adım adım bir şeyler yaptım. Sabrın önemine inanıyorum.

VİZYONERİM

Sorunları çözerken kullandığım birkaç yöntem var. Biri her konuda odaklaşmaya çalışmak. Yani ayanı anda 10 sorunu çözmeniz mümkün değil. En önemlisini anlayıp onun gereklerini yerine getirmek. Biri ise başladığımızda belli sürelerde, haftalarla, aylarla ölçülebilir olabilir ama yıllar değil. O işin özünü, ruhunu anlamanız, ana sorunlara egemen olmanız lazım. Yani idrak etmeniz, sade bilgi değil, sade rakamlar değil, işin ruhunu idrak etmeniz lazım. Olayı saptadıktan sonra bir vizyon çizmeniz lazım.

Bu olayı ben şu yönünden anladım, sorunlar bu, fırsatlar şu, bende bu işi şu kadar sürede şuraya getireceğim diye kendi kendinize bir plan yapmanız lazım. Ama, sahiden daha iyi paralar kazanacağım, piyasamı artıracağım diye değil, bu işin de bir psikolojik bir tarafı hatta ulvi noktasını yakalayıp insanlara heyecan verecek, enerjilerini de kamçılayacak yönünü de ortaya koymak lazım. O yaptığınız işi en iyi şekilde mi yaparsınız, yahut ulusal bir düzeyden alıp, uluslararası bir seviyeye mi çıkartırsınız bu çok önemli.

Tüm bunları tek başınıza yapmanız çok zor. Eğer teşhis ve vizyonunuzu ekibinizle paylaşırsanız, bu ekip çalışmasıyla ancak mümkün olabilir. İşte ben buna büyük fikir derim. Ondan sonra bu büyük fikri, büyük bir öyküye dönüştürmeniz lazım.

SORU SORARIM

Uluslar kendilerini, ulusal tarihleriyle, insanlar ailelerinin tarihleriyle kendilerini tanırlar. Öyküler çok önemli. Bazı şeylerin ruhunu beş on cümle ifade ediyor.Ben hep şunu düşünürüm; arkamda ne bırakacağım. Bu görevden ayrıldığımda, yerime kimleri yetiştirmiş olacağım, onlara çalışma yaşamına ne gibi yenilikler getirmiş olacağım. İşte tüm bunları da baştan düşünmüş olmanızda fayda var. Bunları yaparken ekibiniz iyi dinler iyi oluşturursanız, kaliteli bir çizginin yakalanması hiç de güç değil. Bunları daha çok gençlerde görüyorum.

Kaliteli gençleri bulup ekibinize alırsanız, onları dinler ve cesaretlendirip insiyatif kullanmalarına imkan sağlarsanız, bu dediğiniz vizyonu gerçekleştirmeniz mümkün olabiliyor. Yeni bir göreve geldiğimde kendimi bir öğrenci gibi görürüm. Sözlerim de sorularım da size tuhaf gelebilir. Her adımda, anlamadığım şeyleri soracağım. Hızla öğrenmenin başka yolu yok. Bu noktadayım, şu pozisyondayım diye sormam der ve ayıp olur düşüncesini taşıyıp soru sormaktan çekinirseniz bir şeyler öğrenmeniz mümkün değil.

Soru sormaktan çekinmezseniz yeni birçok şeyi öğrenmeniz mümkün oluyor. Bu öğrenmeyi de şirketin en üst düzeyindekilere değil, şirketin en alt düzeyinde, sahanın içindekilere soru sorarak yapabiliyorsunuz. Onun için ofisten sürekli çıkmanız gerekiyor. Benim ofis hayatım minimumdur. Haftanın bir ya da bir buçuk gününü geçmez.

ÖĞRENMEYE AÇIĞIM

Benim kadromun yaş ortalaması 30-35tir. Gayet iyi yetişmiş gençlerden oluşan bir yönetici takımımız var. Hepsi 500-600 milyon dolarlık cirodan sorumlu kişiler. Böyle bir çalışma düzenim var. Telefonla teması sürdürürüm. Çok resmi toplantılardan, şirket terminolojisinden kaçarım. Kısa yazışmalara önem veririm. Yaşamda en başta kendime babamı örnek aladım. İkna ve ifade yeteneği çok güçlü, çok çalışkan ve dürüst bir adımdır. İnsan ilişkilerinde çok dürüst saygıdeğer biriydi. Onu örnek almışımdır. Onun bir çalışma arkadaşıdır Burhan Karagöz.

İşbankasının yönetim kurulu başkanıdır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, tevazusu benim için örnektir. Başka şirketlerde başarılı olan insanların neler yaptıklarına bakarım. General Electricin Genel Müdürü Jack Walchin yönetim sistemini yakından izlemiş, onunla ilgili kitapları okumuşumdur. Hemingwayin üslubunu yazışmalarda örnek almışımdır. Basit, kısa, çok net cümlelerle yazmaya arkadaşlarımı teşvik ederim. Başkalarından daima bir şeyler öğrenmeye çalışırım.

BAŞARI FORMÜLÜM

Başarı formülümü konuya odaklanma, bilgi teknolojisi kadar insana önem verme, insanların benim hedeflediğim misyona katılmasını sağlama, insan ilişkilerine önem verme olarak özetleyebilirim. Her olayda az, öz, net hedefler koyup ekibimin o hedefleri çok iyi özümsemesine gayret ederim. Japonyada en çok satan kitap çeşidi iş hayatında nasıl başarılı olunur, nasıl iyi bir eş seçilir. ABDde ise nasıl tenis, golf, briç oynanır gibi kitaplar çok satılır. Dergiye bakın tenis, briç köşesi var. Bu nedir, insanın kendini geliştirme güdüsüdür.

Bizim toplumumuzda hayat boyu insanın kendini geliştirmesi mümkün. Önce daktiloyu, sonra bilgisayarı, sonra tenisi, daha sonra da daha iyi konuşmasını öğrenebiliyor. Uluslararası bir şirketin genel müdürü seçilmiş biri güzel bir konuşma yaptı. Bende kendisini tebrik ettim. Biliyor musun? dedi, Çok kolay olmadı, ben genel müdür olduktan sonra, uzun süre hitabet dersi aldım, çok yardımı dokundu. 45-50 yaşlarında biri saatlerce bir odaya kapanıp, hitabet dersi almaktan yüksünmüyor.

AMACIM VARDI

Gençler daima kendilerini geliştirmek için planlı bir şekilde çalışmalı. Yeni bir şeyler öğrenmek peşinde koşsunlar. Sırf para kazanmak için yola çıkmasınlar. Yola zengin olmak için çıkıp, benim ölçülerime göre başarılı olmuş birisine da rastlamadım. Gençler yola yeni bir iş, yeni bir moda, yeni bir dizayn için çıkarlarsa başarılı olduklarını görecekler. Yaşamda para pul kadar, topluma bir şeyler vermek de önemli. Yaşamda her şey para değil. Hayatta dengeleri yakalamak da önemli. Bunları zaten yapmak kolay değil. Bugünün dünyasında gençler kendilerine ölçü olarak uluslararası normları alsınlar. İnşallah global ölçütler içinde değer bulan işlerle, beş on sene sonra bizler de övünürüz. Bir de muhakkak gençlere lisan öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Avrupada gençler kendi dillerinin yanında en az birkaç dil daha biliyorlar. Bizim de bu konuda yol almamız gerekiyor.

MİSYON ADAMIYIM

Coca Coladaki görevime 6 ay önce geldim. Bu ekibin Coca Cola içinde en başarılı ekip olması için çalışacağım. Bölgesel yenilikleri seferber etmeye çalışacağım. Burada da önümüzdeki aylarda sanıyorum THYnin özelleştirilmesine başlanacak. Orada da THY, 10 yıldır sürdürülen gelişme süreci de eğer özelleştirme adımı da tamamlanırsa, oradaki görevimi de yerine getirmiş adledeceğim kendimi. Tekrar hocalık, yazma-çizme gibi şeylere daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

Yazmayı çok seviyorum

Süpermarketten bakkaldan alışveriş ederim. Orta Asyada Kafkaslarda, Sovyetlerdeki açık pazarlardan, İpek Yolundaki alışveriş noktalarında dolaşmak ve alışveriş etmekten hoşlanırım. İnsanların karınlarını doyurma, toplumları besleme, ilerleme çabalarının bir parçası olarak görüyorum. Azerbaycan gibi petrol zengini bir ülkede petrol istasyonlarının olmaması ama yol kenarında bir tankerden bir tenekeden petrol yahut yağ satışını görmek. Bunları fotoğraflamak, konuşmak, hadisenin ekonomik dinamiğini anlamaya çalışmak hoşuma gider. Tarih, fizik, astronomi ve bilimdeki gelişmeler, teknolojideki ilerleme, yönetim bilimiyle ilgili kitapları okurum. Yelken yaparım. Havalar müsait olduğu sürece ama böyle ufak kataramanım var. Kamarası olmayan denizden 20 cm yukarıda bir şey. Çoğu zaman tek başıma, katılan olursa çocuklardan onlarla birlikte denize açılırım. Hafta içinde genellikle koşarım. Programlı ama yoğun olmayan bir tempom var. Yazmayı çok seviyorum. Bir ara gazetelerde de yazdım. Yazabilmek için de çok okurum. Şu anda da yazma öncesi arşivleme araştırma safhasındayım. Biri bitti mi kitaplardan, başka birini kızağa koyarım. Hafif hafif araştırmasına başlarım. Bunlar da yeterince zamanımı dolduruyor.

İşe erken giderim

Sabahları 7 gibi kalkarım. 8:00, 8:30 gibi en geç işimde olurum. Meslek hayatımın başından itibaren işe erken gitmeye alışmışımdır. İlk birkaç saat planlamaya yönelik geçer. İşlerimi yaparım. Ondan sonra da toplantılarıma başlarım. Derken telefon trafiği, yazılacak, okunacak şeylere göz atarım. Muhakkak hep kendimi ofisin dışına atmaya, daha doğrusu ofiste geçirdiğim zamanı asgariye düşürmeye çalışırım. Zamanımın önemli bir kısmı yolda geçer. Okunması gereken şeyleri yol için biriktiririm. Akşam 8 gibi evde olmaya çalışırım. Akşamları ya da sabahları yarım saat spor yapmaya çalışırım. Kalan vaktimi ailemle geçiririm. 24ten sonra uyurum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Üstüme iyilik sağlık!

sağlıklı besinler, kış hastalıkları, hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kış hastalıkları kapımızı bir bir çalıyor. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız ve bunun içinde iyi beslenmemiz gerekiyor. İşte hastalıklardan korunmak için ilaç niyetine tüketilecek besinler…

Kışın hasta olmayı önleyen yiyecekler

Kışı güçlü geçirmek için mevsime uygun sofranızda bulundurmanız, yemeniz gereken başlıca yiyecekler neler? Diyetisyen Vildan Kabataş, kışın zindelik sağlayan,bağışıklığı güçlendiren yiyecekleri anlattı.

Maydanoz: C vitamini ve demir deposudur. Böbrekleri temizleyici, ödem atıcı ve kan şekerini dengeleyici etkisi vardır.

Lahana: İçeriğinde yaşlanmayı önleyici mineral olarak kabul edilen selenyumu barındırır. Mide ve yemek borusu kanseri tehlikesini azaltır. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini korur, yaraların iyileşmesini sağlar. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Bal kabağı: Yüksek lif, A vitamini, fosfor ve kalsiyum içerir. Ayrıca lifli yiyecekler kolon kanserine karşı koruyucudur.

Soğan/sarımsak: Yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirmekte oldukça etkilidir.

Mandalina: Zengin C vitamini içeriğiyle, özellikle kış aylarında hastalıklara karşı savunma mekanizmamızı güçlendirir. Potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür.

Portakal: C vitamini ve folik asit kaynağı olan portakal bağışıklık sistemini güçlendirir ve kansızlığa iyi gelir.

Ispanak: Demir yönünden zengindir. Betakaroten içerdiği için yaşla birlikte ortaya çıkan göz hastalıklarına karşı da etkilidir. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir.

Armut: A, B1, B2, B3, B6 ve C vitamininden zengindir. Kabuklu olarak tüketilmesi, bağırsak sağlığı açısından çok faydalıdır. Kabızlığı tedavi etmek için sık sık tüketilebilir.

Rezene: Uçucu yağlar içerdiğinden kaynatılması yerine sıcak suda bekletilmesi tercih edilmelidir. Kalsiyum, potasyum gibi minerallerin yanı sıra B vitamini de içerir. Vücut direncini artırır. Düzenli kullanıldığında kolesterolü düşürür.

Brüksel lahanası: Kükürtlü sebzeler grubunda olduğu için güçlü bir kanser savaşçısıdır. Az pişirilmesi veya çiğ tüketilmesi gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Lif, C vitamini, folat ve A vitamini içerir. Cilt sağlığı için faydalıdır.

Zerdeçal: İçeriğindeki etken madde olan kurkumin sayesinde etkili bir antioksidan kaynağı, iltihapları önleyici, kansere karşı koruyucu ve bağışıklığı güçlendiricidir. Aynı zamanda zerdeçal hazımsızlığa iyi gelir. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Greyfurt: C Vitamini açısından zengin olan greyfurt bağışıklık sistemi için yararlıdır. Kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır.

Pırasa: C, K ve B vitamini deposudur. Ayrıca, potasyum, kalsiyum, silisyum, manganez, kükürt, bakır yönünden oldukça zengindir. Aynı zamanda bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlık şikâyeti olanlar faydalanabilir.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Evli, iki çocuklu bir öğretmendi, 40 yaşından sonra pilot oldu!

Ne olursa olsun yılmadım.

Eğer kendinize meydan okumazsanız, kendi en iyi halinizi asla bilemezsiniz. Bazen “sıradan” bir insan, sıra dışı bir karar alır. Hayatı o andan itibaren, köklü bir şekilde değiştirir. Çoğunluk böyle şeyleri düşünür, ama sonra gider dizi izleyip uyur:) Kendi hayatını renklendirmek yerine, renkli hayatları beyaz camdan izlemekle yetinir.

Bu sayfada konumuz olan biteni seyredenler değil kendi hayalini gerçekleştirenler. Şimdi, bir kadın hayal edin. Evli ve  iki çocuklu bir öğretmen. Gündelik hayatın rutin akışında dönüp duruyor.

Çocukken anneannesi tarafından büyütülmüş. Hep kendisinden beklenenleri yaparak ilerlemiş. Bu kadın hayatının orta yaşlarına gelince, içinden “ben kimin ve gerçekten ne istiyorum?” sorusunu sormaya başlamış. “Hayatımda bir şeyler eksik”, diye tekrarlamış iç sesi “tam olmayan bir şey var!”

Bu dönemde bir kitap okumuş ve rutinlerle dolu hayatını baştan aşağı değiştirmeye karar vermiş. Önce kolay bir adım atıp, spor salona yazılmış. Sonra yabancı dil öğrenmiş. Hobileri yetmemeye başlayınca, daha köklü ve radikal bir karar almış:40 yaşından sonra pilot olmak!

Bir düşünün bakalım: Böyle bir şeyi yapabilir miydiniz? En iyi devlet okullarından birinde 20 yıllık öğretmenken, öğrencilerinize okumak üzere aldığınız “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabı okuyup, göklerde pilot olmayı hayal edip, bunu gerçekleştirmek için tüm gücünüzle mücadele edebilir miydiniz?

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster

Öyküsünü yayınladığımız insan, bunu yapabildi. Bir yanda öğretmenlik, bir yanda iki çocuk, bir yanda evlilik olduğu halde, azimli bir mücadeleyle pilot olmayı başardı.

Eski öğretmen yeni pilot Gamze Aster, Mümin Sekman’ın “Başarılı Okurlar Buluşması”na da davet edildi. Orada hikayesini diğer başarılı okurlarla paylaştı.  

Başarı hikayesinin tüm detaylarıyla ilk defa www.kigem.com sitesine anlattı.

Okuyun ve görün: Başka bir hayat mümkün!

Gamze Aster neyi nasıl yaptığını anlatıyor.

“Otuz beş yaşında, evli, mutlu ve çocuklu bir öğretmendim. Dışarıdan bakıldığında hayatıma dair her şey yolunda görünüyordu. Mutlu bir evliliğim, iki güzel çocuğum ve severek yaptığım bir işim vardı. Ancak içimde bir ses, bir şeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu!  Hatta ve hatta o ses bana, “Hiçbir şey yolunda değil Gamze”, diye fısıldıyordu.

Hayatı boyunca pek çok zorluğun üstesinden gelmiş ve  kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmış biri olarak ilk kez yaptığım şeylerin işe yaramadığı bir durumdaydım.

Bir sorunum olduğunu hissediyordum, fakat o çözümünü bilmediğim bir sorunun üstüne gitme motivasyonunu kendimde bulamıyordum. Kitap okumayı, kendini geliştirmeyi her daim seven biri olarak, bir gün yine kitapçıda dolaşıyordum.

Tesadüfen gördüğüm bir kitap dikkatimi çekti. Kapağında yer alan ‘en çok satan başarı kitabı’ etiketi dikkatimi çekmişti. Kitabı elime aldığımda, ‘bu kadar insanın bir kitabı okuması tesadüf olamaz’, diye düşündüm.

Kitabın ismi de çok çarpıcıydı: ‘Her Şey Seninle Başlar’

Öğrencilerimi hayata hazırlamak için bir kitap aldım.

İlgimi çeken bu kitabı, hayatımda yeni bir dönemi başlatacağından habersiz bir şekilde aldım. Aslında amacım kitabın içinden bazı öykü ve fikirleri öğrencilerimle paylaşmak ve onlara faydalı olabilmekti.

Hiçbir zaman sadece dersini anlatan bir öğretmen olmadım. Ders konuları dışında da öğrencilerimi hayata hazırlamak için elimden gelen desteği sağlamaya çalıştım. Öğrencilerimin özgüvenlerini geliştirmek, motivasyonlarını yükseltmek için çeşitli yollar arayıp buluyordum. Çünkü ben zaten hayatta bazı şeyleri başarmıştım, sıra gençlerdeydi. Onların da hayallerini gerçekleştirmelerini istiyordum.

Benim için öğretmenlik, asla sadece bir meslek değildi. Bana göre öğretmenlik, gençleri hayata hazırlamanın, onlara bir hayat amacı vermenin en güzel yoluydu. Bu nedenle gençlik yıllarımda sahip olamadığım destek ve motivasyonu öğrencilerime sunmak için çabalıyordum.

Derslerde sık sık kendi hayatımdan örnekler vererek onları geliştirmeye çalışıyordum. Çünkü benim hayatım başlı başına bir hayatta kalma mücadelesiydi. Her Şey Seninle Başlar’ı alıp okumaya başladıktan sonra derslerde de kitaptan bazı bölümleri öğrencilerimle paylaşmaya başladım.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Kırk yaşında pilot olmaya karar verdim!

Her Şey Seninle Başlar, pek çok öğrencimin kişisel gelişim kitaplarına bakışını değiştirmişti. Bunun olması da çok normaldi, çünkü zaten milyonları etkilemiş bir kitaptı. Ancak beklenmeyen, bu kitabın benim hayata bakışımı etkilemesi ve otuz beş yaşından sonra hayatımda yeni bir sayfa açmamı sağlamasıydı.

Üstelik bu yol, artık 40 yaşlarında, 18 yıllık öğretmenlik kariyeri olan, evli ve iki çocuklu bir kadının çıkmayı hayal bile edemeyeceği kadar çetin bir yoldu. Belki milyonlarca insan tıpkı benim gibi “orta yaş krizi” denilen bir durumla karşılaşıyor ve milyonlarcası bu durumu kabullenip mutsuz hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Hatta bu süreçte, evlilikleri bitirme noktasına getirecek olayların yaşandığı bile görülür.

Monoton hayatlarına hareket katmayı isteyen orta yaşlıların çoğu bu veya buna benzer olaylar yaşıyor. Ancak olumsuz koşullar içinde büyümüş biri olan ben, içine girdiğim orta yaş krizini, Her Şey Seninle Başlar sayesinde fırsata çevirdim.

Henüz 18 yaşındayken bir ömür boyu sizi mutlu edecek kariyeri seçme konusunda isabetli olmak elbette kolay değildir. Pek çoğumuz 40 yaşında ne yaparsak daha mutlu olacağımızı bilmeden bu kararları alıyoruz. Gelecekte nasıl biri olacağımıza dair sadece tahminler üzerinden önemli kararlar alıyoruz. Bazıları bu konuda şanslı olabilir, ama herkes için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Sil baştan başlamaktan korkmadım!

Yıllarını öğretmenlik mesleğine vermiş, işini severek yapmış, milyonlarca güzel anı biriktirmiş bir öğretmendim. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmaya hak kazanmış, geleceğin pırıl pırıl öğretmenlerini yetiştiriyordum. İki harika oğlum ve mutlu bir evliliğim vardı.

Ancak 35 yaşından sonra içten içe hayatımda bir şeyin eksik olduğunu hissetmeye başlamıştım. Bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum, ama bu ‘olmamışlık duygusu’ içimi sürekli kemiriyordu.

Bir gün yine Her Şey Seninle Başlar’ı okurken hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ilgimi çekti. Pireler üzerinde yapılan davranış incelemesi, fillerin tutsaklık öyküleri gibi…  Bunlar bizim içine düştüğümüz öğrenilmiş çaresizlik sendromunu çok güzel açıklıyordu. Benim de aynı hisse kapılmış olduğumu ve bunu hiç farkında bile olmadan kabullendiğimi, o satırları okurken fark etmiştim.

Kitapta okuduğum her cümle sanki benim hücrelerime kazınmış ama kendimin bile farkında olmadığım fikirlerin dile gelmiş hali gibiydi. Her satırla birlikte içimde var olduğunu bile unutmuş olduğum motivasyonum harekete geçmişti.

Böyle durumlarda, benim gibi pek çok kişi, yeniden harekete geçen içsel motivasyonunu eşi ya da çocuklarına yönlendirmeyi seçmiştir. Ama sadece bunu yapmak sorunun çözümü olamayacaktı.

Bu yüzden kitaptan edindiğim yöntemlerle ben farklı bir şey daha yaptım. Her Şey Seninle Başlar sayesinde mutsuzluğumun kaynağını bulmuştum. Bu noktadan sonra hayatıma aynı şekilde devam etmeyecektim. Her zaman kendini geliştirmeyi ve değiştirmeyi seven biriydim, yine öyle yapacaktım.

Öğretmen olarak misyonumu tamamlamıştım ve etrafıma yaydığım hayat enerjisini bundan sonra kendim için kullanmaya karar verdim.

Tüm rutinlerimi yerle bir ettim!

Her Şey Seninle Başlar, bana kaybettiğim cesaretimi geri vermişti. Hayatımı değiştirmek üzere minik ama anlamlı adımlar atarak işe başladım. Uzun yıllar boyunca spora başlamak istememe rağmen bunu hep ertelemiştim. Çok zayıf olmam ve yaşam koşullarım, düzenli spor yapmama izin vermemişti.

İlk olarak haftanın beş günü spor yaparak üzerimdeki ataleti yendim. Hatta kilo alıp enerjimi yükselttim. Artık daha enerjik ve pozitiftim. Böylece yorgunluğumun mutsuzluktan kaynaklandığını gördüm.

Sürekli gülümseyen, etrafına neşe saçan biri olduğum için kimse benim aslında ne kadar mutsuz olduğumun farkında bile değildi. Oysa benim içimde sonsuz bir umut duygusu olsa da çözemediğim bir mutsuzluk vardı.

İngilizce öğrenmeye başladım

Hayatım boyunca uğraşmama rağmen İngilizce eğitimimi tamamlamayı başaramamıştım. Bunun için hemen İngilizce kursuna kayıt oldum, haftanın 4 günü pratik yapma imkânı buldum. Gece yarılarına kadar İngilizce çalıştım. Yeni bir dil ve kültür öğrenmek dünyaya bakışımı değiştirdi.

Bir diğer hayalim ise dansa başlamaktı. Bu da yeni hayatımın tarif edilemez bir eğlencesi olmuştu. İçimdeki çocuk giderek mutlu oluyordu. Çocukluk yıllarımda yaşıtlarımdan biraz farklıydım. Yaşıtlarım dışarıda oyunlar oynarken, ben kitap okumayı ya da klasik müzik dinlemeyi tercih ederdim.  

Büyük bir cesaretle birkaç günlük yurt dışı seyahatleri yaptım. Öğrendiğim kadar İngilizce ile kendime aldığım gece kıyafetini de giyip çok güzel bir salonda opera izledim. Dinlediğimiz müziklerin bile aslında düşünce biçimimizi, duygularımızı, onların da motivasyonumuzu nasıl etkilediğini gördüm. Müzik tarzıma yenilerini ekledim, genişlettim, değiştirdim. Hüzünlü melodilerin pozitif bir bakış açısı sağlamayacağı bir gerçekti, bu nedenle daha farklı müziklere yöneldim.

Hayatımın sorumluluğunu kimseye bırakamazdım!

Her Şey Seninle Başlar, beni sanki derin bir uykudan uyandırmıştı. Birden bire hızlı bir değişim ve gelişim sürecine girmiştim. Sanki artık elimde bir yapılacaklar listesi vardı ve ben adım adım hayallerimin peşinden ilerliyordum.

Bir yandan rutin yaşantım devam ederken, bir yandan da ‘daha farklı neler yapabilirim’ sorusuna cevap arıyordum. Beni mutlu edecek, hayatımı zenginleştirecek yeni bir hedefe ihtiyacım olduğunu görmüştüm.

 Her Şey Seninle Başlar, benim kendime bir yolculuk yapmamı sağlamıştı. Artık hayata başka gözlerle bakıyordum ve kendim için bir hobiden fazlasını bulmam, yeni bir iş yapmam gerekiyordu. 40 yaşıma girmeme birkaç ay kala ne aradığımı buldum!

Mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevmeme rağmen öğretmenlik beni artık motive etmiyordu. Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti. Çünkü her geçen yıl kendimden veriyordum ve tükenen motivasyonumu yeniden güçlendiremiyordum.

Hayata bir kez geldiğimize göre, istediğimiz gibi bir hayat yaşamak bence hepimizin hakkı. Artık 18 yaşında, imkânları ve bilgisi sınırlı bir genç kız değildim. Şimdi 40 yaşına gelmiş, yıllar içinde kendinden yeni bir insan inşa etmiş bir yetişkindim.

Haliyle bu yeni insanın yapabilecekleri ve beklentileri 18 yaşındaki o genç kızdan çok farklıydı. Üstelik artık istediklerimi alacak cesarete de sahiptim.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Hayattaki birikimimi ve sahip olduğum enerjiyi, başka bir amaç için harekete geçirme zamanı gelmişti.

Çocukluğum kitapların arasında geçti..

Ben boşanmış bir anne-babanın ilk çocuğuydum. Hayatımı ders çalışarak, kitap okuyarak kurmuştum. Benim hiç hayal kurma şansım olmadı gençliğimde. Hayatın bana sunduklarıyla en iyisini yapma mücadelesi içinde olduğumdan hayallerim ve hayal kırıklıklarım olmadı.

Hayattaki en büyük şansım, anneannemin bakmak için kardeşlerim arasından beni seçmesi oldu. Ben de anneannemi utandırmamak için sürekli çabaladım. İyi bir insan olmak ve kendi ayaklarımın üstünde durabilmek tek düşüncemdi.

Başarı benim yaşama tutunmam için önemli bir motivasyondu. Bir işi yapacaksam en iyi şekilde yapmalıydım. Anneannemin benim için kurduğu hayalleri takip ettim çoğu zaman.

Her Şey Seninle Başlar ile birlikte, hayat sanki bana ikinci bir şans vermişti. Şimdi ikinci kez ve kendi istediğim şekilde bir hayat inşa edecektim. Beni mutlu etmeyen, ancak güvenli bir liman olan hayatımdan tüm zorluklara rağmen kopmayı seçtim. Herkes hayatıma kaldığım yerden, aynı şekilde devam etmemi bekliyordu, ama ben bu kez kendimi de onları da şaşırtmayı seçtim. Ve hayatımın akışını değiştirecek büyük bir risk alarak pilot olmaya karar verdim! Elbette bunu söylemek başarmaktan çok daha kolaydı!

Mimar Sinan başardıysa ben de başarabilirim!

Aslında başlarda bende bu yolda nelerle karşılaşacağımın farkında değildim. Eşimin pilot olması bu kararı almamda etkili olmuştu. Eşim ve arkadaşlarıma sorular sorarak bu kararı almıştım, ama yine de bu gerçekten büyük bir meydan okumaydı.

Çok sevdiğim bir öğretmen arkadaşıma pilot olma hayalimi söylediğimde bana Mimar Sinan örneğini verdi. Her daim önemli insanların hayatları ve aldıkları kararlar beni etkilemiştir. Mimar Sinan’ın 40 yaşından sonra mimarlığa başladığını öğrenmek doğru yolda olduğumu görmemi sağladı. O yapabildiyse, ben de başarabilirdim!

Kendimden ve kararımdan emin oldukça çevremdekiler de beni destekledi.

Her adımı milim milim planladım!

Pilot olmaya karar verdikten sonra oturup kendime ayrıntılı bir yol haritası hazırladım. Emek, zaman, bütçe… Akla gelebilecek her şeyi düşünüp ayrıntılı bir plan hazırladım. Elbette plan yapmak, başarmak anlamına gelmiyordu. Büyük bir risk aldığımı biliyordum, ama vazgeçmedim. Bu benim olgunluk hayalimdi, kaderimin bu hayali gerçekleştirmek olduğuna emindim.

Çoğu gün sabahları 3’te kalkıp eğitim için yollara düştüm. Havacılık gibi erkek egemen bir dünyada, kadın pilot adayı olmanın yanı sıra, sorumlulukları çok olan bir anne olmanın da sayısız güçlüğüyle karşılaştım. Çoğu zaman günümün yarısı havaalanlarında geçiyordu. Okulda öğretmen olan ben artık eğitimlerde öğrenciydim.

Hayatımda hiçbir zaman bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, tabii bu kadar mutlu olduğumu da! Çok çalışıyor, çok yoruluyordum ama bu durum sanki benim enerjimi dengede tutmamı sağlamıştı. Artık hayatımı daha iyi hissediyordum. Pilot olmaya karar vermemin daha fazla para kazanmayla bir ilgisi yoktu, pilot olmak benim için hayatımın geri kalanıydı.

Bu süreçte başarısızlıklar yaşamadım mı? Evet yaşadım! Hayal kırıklıklarım olmadı mı? Evet yaşadım! Yetemediğimi düşünmedim mi? Evet düşündüm! Günlerce ağlamadım mı? Evet ağladım! Haksızlıklara maruz kalmadım mı? Evet kaldım! Ancak şu da var ki, her anında dolu dolu yaşadığımı hissettim.

Oyunu kurallarına göre oynamayı öğrendim

Pilotluk eğitimi almaya başlamak bile dünyamı değiştirmişti. Yeni dünyama da kısa sürede alışmıştım. Süreç boyunca neler feda etmedim ki!

Belime kadar inen saçlarımı kestirdim mesela. Aracımı satmak zorunda kaldım. Hiçbir sosyal faaliyete katılamadım.  

Başarıya giden bu yolda, çocuklarla ilgilenmesi konusunda annemi bizimle yaşamaya ikna ettim. En önemlisi kafa yapımı değiştirdim. Artık öğretmen değil, bir öğrenciydim. Gençlerden, oyunun kurallarına dair ipuçları aldım. İhtiyaç duyan herkese yardımcı oldum. Yaşadığım her olayı avantaj olarak gördüm, her anının tadını çıkardım.

İnsan kendini zorladığı zaman, bilmediği kaynakları ortaya çıkar

Yaşamımı sil baştan dizayn ederken kendime ve insanlara yeni bir gözle bakmaya başladım. Bir zamanlar bir öğretmenim ‘sayısal zekâm olmadığını’ söylemişti. Oysa benim içimde keşfedilmeyi bekleyen bir sayısalcı olduğunu keşfettim!

Altı ay süren sınav döneminde mühendislikten başlayıp da tıbba kadar 15000 İngilizce soru çözdüm. Eğitimimi 97.10’luk bir ortalamayla tamamladım. Şimdi biri bana orsa “Zor muydu?” diye, “Kesinlikle hiçbiri zor değildi” derim.

Aldığım eğitimlerin hepsinden büyük keyif aldım. Onlar sayesinde geliştim ve değiştim. Uçmak ise tarif edilemez bir tutkuymuş, en önemlisi bunu öğrendim.

Bana kalırsa sadece sahne tozu yutanlar değil, göklerde süzülenler de işlerine aşık olup kopamazlar. Şimdi neden insanların mutlu olduklarında  ‘havalarda uçuyorum’ dediklerini çok iyi biliyorum. Bunu her zerremle hissediyorum!

En çok ‘Bu yaşta bu kadar sorumlulukla yapamazsın’ demeleri zorladı!

Pilotluk eğitimi almak her yaşta zor, ama beni en çok zorlayan şey, bana ve hayallerime inanmayan insanlarla mücadele etmekti. Hatta beni tek yoran şey bu oldu.

Orta yaşlarda, evli, çocuklu, kariyer sahibi bir kadının yeni bir mesleğe yönelmesine macera gözüyle bakanların negatif etkisini hiç hesaba katmamıştım. Elbette onları da anlayabiliyordum, ama zaman zaman onların olumsuz bakış açıları yüzünden motivasyonumu kaybediyordum.

Pek çok insanın günlük hayatın içinde kendinden ve gelecekten umudu kestiğini, çabalamayı bıraktığını biliyorum. Bunun için de herkesin kendine göre onlarca nedeni olabilir, ama kendileri gibi olmayanlara ön yargılı yaklaşmalarını kabul etmek mümkün değil.

Bu tür insanlar benim gibi ezberleri bozmak isteyen insanların önündeki en büyük engel. Kimseye, hiçbir konuda ‘Yapamazsın!’ denilmemelidir. Ben öğretmen olarak bunu çok iyi biliyorum. Başarısız öğrencilerin en büyük mimarı da yine onu motive etmesi gerekirken ‘Başaramazsın’ diyenlerdir.

Sınıflarımda başarısız görülen öğrencilerimin hayatta pek çok başarıya imza attıklarına şahit oldum. Bir kişinin denemeden neler başarabileceği bilinemez. Mesleğim sayesinde elde etmiş olduğum birikimim, pilotluk sürecimi de bu anlamda besledi. Beni destekleyen onlarca insan olduğu gibi bir de sürekli yargılayan, başaramayacağımı söyleyenler vardı.

Benim sıkıntım derslerden, uçuş eğitimlerinden yana değildi. Ön yargılı, sıra dışı azim dolu başarılara inanmayan, inançsız insanlardan çektim. Özgüvenimi kaybetmemek için bu tür negatif insanlardan uzaklaştım, bana inanan ve güvenen insanlarla vakit geçirdim.

Ne olursa olsun yılmadım. Önyargılı insanlara karşı motivasyonumu yükselttim. Artık biliyordum ki benim herkesten daha iyi olmaya ihtiyacım vardı. Defalarca önyargılı insanların yıpratma çabalarıyla karşı karşıya kaldım, elenmeyle yüz yüze kaldım, ama karşımdakileri her seferinde başarabileceğime ikna ederek yoluma devam ettim. Onca insanın arasındaki birkaç insan bana neleri yapabileceğimi gösterdi ve bu benim vazgeçmemem gerektiğini gösterdi.

Manşet, her şey seninle başlar )+, Gamze Aster başarısı, Gamze Aster başarı hikayesi, Gamze Aster
Ne olursa olsun yılmadım.

Başardıkça daha fazlasını istedim

Başarılı olduğum her sınavda kendime olan inancım arttı. Her uçuşta bu işi ne kadar çok istediğimi gördüm. Artık kulaklarımı negatif yorumlara kapayıp, gökyüzünde olmanın tadını çıkarttım. Motivasyonumu içimde sakladım.

Bu süreçte insanların kendileri gibi olmayana karşı ne kadar acımasız olabileceklerini, onun ayağını kaydırmak için yetki ve imkânlarını kötüye kullandıklarına çok kez şahit oldum. Benim gibi olgunluk yaşındaki birçok bayanın bu zorlu yolda vazgeçtiklerini, vazgeçirildiklerini gördüm. İnsanların başarısından ya da mutluluğundan mutsuz olan insanlarla karşılaştım. Ancak bu kadar olumsuzluğun arasında az da olsa profesyonel olan, iyi yürekli ve bize inanan kişiler bizlerin en büyük umudu oldu. O bir tek kişinin bile benim gibi binlerce insana umut olabileceğini gördüm.

Benim içimi umutla dolduran bu azınlıktaki insanlar sayesinde yoluma kararlılıkla devam edebildim. Hayatım boyunca elde ettiğim birikimim, bu yolculukta en büyük yardımcım oldu. Sanki bu bir seyahatti ve elimde deneyimlerimle dolu bir valiz vardı. Sevgi, saygı ve ihtiyacı olanlara yardım etmeye olan inancım, disiplinim beni ayakta tutuyordu.

Elimde başarıya giden yolu anlatan bir kılavuzla, tüm okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, biyografiler ve hayat mücadelemden öğrendiklerim bana yol gösterdi. Bana inanmayan insanlar tarafından üzüldüğüm zamanlar olsa bile onlardan da çok şey öğrendiğimi hiçbir zaman unutmadım! Onlar sayesinde vasatın üstünde bir pilot olmayı başardım ve hedefimi yükselttim.

Şunu asla unutmayın ki sizin bir işi başaracağınıza herkesin inanması gerekmez. Sizin inanmanız yeterlidir. Çünkü başarı sizin içindir; başkaları için değil!

Limitlerimi test etmekten pişman olmadım!

Yoğun, yorucu ve olumsuzluklarla ancak umutla ve kocaman bir gülümsemeyle dolu bu yolculuğun sonunda ne mi oldu? Hayal bile edemediğim bir başarı gerçeğim oldu. Artık daha donanımlı, daha mutlu, daha güçlü bir kadınım.

 ‘Her Şey Seninle Başlar’ sayesinde hayatım değişti. Bu kitap sayesinde kendi limitlerimi test ettim ve ‘olabileceğimin en iyisi olma’ yolunda önemli bir adım attım. Hayatın bana sunduklarıyla yetinmek yerine, istediğim gibi bir hayatı inşa etmek üzere harekete geçtim.

Bu yola ilk çıktığımda yoksul ve parçalanmış bir ortamda, imkânsızlıklarla büyümüş, çalışmayı ve iyi bir insan olmayı hedeflemiş küçük bir kızın, bir gün hayata karşı büyük bir zaferle kendini göstereceğini hayal ettim. Annem, eşim, dostlarım, geceleri benimle ders çalışırken uyuyup kalan çocuklarım ve beni idolleri olarak gören öğrencilerim en büyük destekçilerim oldu.

Keşke demek yerine hayalimin peşinden gittim. İki yılın sonunda pilot lisansımı aldım. Öğrencilerimle vedalaşıp 20 yıllık meslek hayatımdan ayrılıp kendi yolumu seçtim.

Hayatınızdan memnun değilseniz, çocuk değilsiniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz!

Pilotluk sadece bir lisans ya da üniforma olmayacak benim için. Bu belge ve üniforma bir hayalin gerçekleşmesi demek. Biliyorum ki pek çok kişi pilot olma hayali kuruyor. Bu hayali paylaşanlara, gecelerce okuduğum Mümin Sekman kitaplarından aldığım güçle, nasıl başardığımı anlatmaya devam edeceğim.

Son olarak, benim gibi orta yaş krizine giren milyonlarca insana artık çocuk olmadıklarını ve hayatlarının kontrolünün tamamen kendi ellerinde olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu belki de hepimiz için bir uyarı, havaalanı deyişiyle ‘son çağrı.’

Henüz hayallerimizden ve kendimizden vazgeçmek zorunda değiliz. Kim bilir neleri başaracaksınız. Çocuk değilsiniz, hayatınızdan memnun değilseniz, onu baştan aşağı değiştirebilirsiniz. Umuyorum bir gün, bu satırları okuyan insanlarla, benim pilotu olduğum uçakta birlikte uçacağız…

Gamze Aster

Eski öğretmen, yeni pilot.



Okumaya devam et

MAKALE

Paranın ne kadarından sonrası mutluluk getirmiyor?

para mutluluk getirir mi, para ile mutluluk arasındaki bağ, istanbul'da yaşam

Para ile mutluluğun pozitif bir ilişkisi var. Fakat mutluluğun ilişkide olduğu toplumsal değerler de var. Sizce uzun vadede hangisi daha çok mutluluk getiriyor?

Prof. Murat Şeker: İstanbul’da mutluluk sınırı 8 bin lira

“Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, ‘Mutluluk Ekonomisi’ üzerine yaptığı son araştırmasında, İstanbul’da 7 bin 500 kişiyle yüz yüze görüşüldüğünü, mutluluk ile gelir arasındaki ilişkinin araştırıldığını açıkladı. Şeker, “İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor. Ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözleniyor” ifadesini kullandı.

Araştırmaya katılanlara genel olarak mutluluk düzeylerini belirtmeleri istendiğinde yüzde 15’inin mutsuz olduğunu, yüzde 48’inin ne mutlu ne mutsuz olduğunu, kendini mutlu hissedenlerin oranının ise yüzde 37 olduğunu aktaran Şeker, “İstanbul’da mutluluk düzeyi 10 üzerinden yapılan değerlendirmede ortalama değer 5.8 olarak saptandı” diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, uluslararası çalışmalarda sorgulanan günlük deneyimlerin, bu çalışmada da sorgulanarak analiz edildiğini ifade ederek şunları aktardı:

“Buna göre İstanbullular arasında ‘dün kahkaha attım’ diyenler yüzde 43, eğlenenler yüzde 48, kendini mutlu hissedenler ise yüzde 52 oranında temsil edildi. Buna karşılık üzgün olanlar yüzde 41, endişeliler yüzde 40, stresli olanlar ise yüzde 44’te kaldı. Mutluluk ile yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında ise yaş azaldıkça mutluluk düzeyinin yükseldiği ortaya çıktı. Özellikle 15-24 yaş arası gençler, 40’lı yaşlardakilerle kıyaslandığında göreceli olarak kendini daha mutlu hissediyor.”

Evli – bekar farkı var

Kadınlarla erkekler arasında mutluluk düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Şeker, ancak evli olanların bekarlara göre kendilerini daha mutlu algıladığını söyledi.

Prof. Dr. Şeker, araştırmaya katılanların gelirleri ile mutluluk algısına ve günlük deneyimine ilişkin sorulara verilen yanıtlar birlikte incelendiğinde, gelir artışının bir noktaya kadar mutluluğu artırmada etkili olduğu, ancak devamında gelen gelir artışının mutluluğu artırmakta yeterli olmadığının görüldüğünü söyledi.

Uluslararası literatüre uygun bir şekilde sonuç aldıklarını belirten Prof. Şeker, sözlerine şöyle devam etti:

“İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor”

“İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandına kadar artan gelir mutluluğu artırıyor, ancak bu noktadan sonra gelir artsa da mutluluk düzeyi değişmiyor. Hatta daha yüksek gelire sahip olanlarda gelir artmasına karşılık mutluluk düzeyi değişmezken, stres faktörünün de yükseldiği gözlendi. Bu durum İstanbul’da yaşamanın maliyetinden kaynaklanıyor.

İstanbul’da aylık 7 bin 500-8 bin TL bandı, yaşanabilirlik düzeyini gösteriyor.

Başka bir deyişle aylık gelir 2 bin TL’den 3 bin TL, oradan 5 bin TL’ye ve devamında 7 bin 500-8 bin TL’ye yükseldiğinde bireyin yaşam standardı belli bir seviyeye ulaşıyor. Bu seviyeye ulaşana kadar artan gelir, mutluluğunun da artmasını sağlıyor. Ancak kabul gören belli bir yaşam standardına ulaşıldığında, artan gelir mutluluğu artırmakta yeterli olmuyor. Aile, sağlık gibi diğer faktörlerin önemi daha fazla artıyor. İstanbul’da bu sınır 7 bin 500-8 bin TL bandında gerçekleşiyor.”

Prof. Dr. Şeker, araştırmada bir senaryo sorusu ile göreli zenginlik ile mutlak zenginlik arasındaki ilişkiyi de incelediklerini belirterek, göreli zenginliğin toplum tarafından daha fazla önemsendiğini söyledi.

Bu bağlamda deneklere, iki iş teklifi aldıklarında hangisini seçeceklerinin sorulduğunu belirten Şeker, şunları aktardı: “Bu tekliflerden ilkinde iş yerinde ortalama maaş 10 bin TL iken 8 bin TL teklif ediliyorken, ikinci teklifte ise iş yerinde ortalama maaş 5 bin TL iken 7 bin TL teklifi sunuluyor. Deneklerin yüzde 73’ünün ikinci teklifi, yani mutlak olarak daha az ama göreli olarak yüksek olan teklifi tercih ettiği görülüyor. Dolayısıyla toplumda bireylerin böyle bir iktisadi kararda rasyonel davranmadığı, etrafındaki ortalama gelire göre kendini konumlandırmak istediği ortaya çıkıyor.”

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND