Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Cem kozlu ile başarmak ve yaşamak sanatı üzerine

KİGEM.COM VE SABAH GAZETESİ köşe yazarlarından Hayrullah Mahmudun, Cem Kozlunun başarı felsefesi hakkında yazmış olduğu bir yazı.

DENGEYE ÖNEM VERİRİM

Rahmetli Zeki Mürenin severek kullandığım bir sözü vardır; Şöhretle, para karbonatla hazmedilmez diye… Müren bu sözle hazmedilmemiş başarıların yarattığı sakıncalardan ve yüksek meblağlı rakamların baştan çıkarttığı insanlardan, bildik, tanıdık simalardan bahseder.

Cem Kozlu bu tanımın dışında kalanlardan…
Başarılı bir kariyer çizgisi var…
Hem siyasette, hem de profesyonel işyaşamında elde ettiği başarıları hazmedebilmiş olanlardan… Onun için hem THYnin yönetim kurulu başkanlığı… Hem de Coca Colanın Orta Avrupa ve Avrasya Grubu Başkanlığı görevini eşzamanlı olarak yürütüyor.

Mütevazı görünümünden, araştıran, sorgulayan ve paylaşan yönünden hiçbir şey kaybetmemiş.
Tempolu koşmaya ve yelkenlerini global ölçekteki başarı rüzgarları ile doldurmaya devam ediyor.
İşte Kozlunun zirveye giden yolda kullandığı başarı reçetesi..
Bana aktardıklarını aynen yansıtıyorum:

SÜRATLE KARAR VERDİM

1946, İstanbul Kalamış doğumluyum. Babam İşbankasında görevliydi.
İstanbul ve Ankarada yaşadık. İlkokulu Ankarada bitirdim. Ortaokul, liseyi de İstanbulda bitirdikten sonra üniversite öğrenimimi ABDde tamamladım.
Lisans ve mastır yaptım. İki yıl ABDde, dört yıl İsviçrede çalıştım. 1976 yılında Türkiyeye döndüm. Meslek hayatıma Komilide başladım. 1988de rahmetli Turgut Özalın talimatı üzerine süratle karar verdim. THYde göreve başladım.

Orada zevkli, hareketli, önemli THYnin çehresini değiştirdiğimiz önemli bir dönem yaşadık. Çok güzeyl bir çekibimiz vardı. 1991deki seçimlerde aday oldum. Bir dönem Mecliste görev yaptım. Daha sonra şöylesi bir kanaat gelişti bende; mesleğimi devam ettirmek istiyordum. Mesleğim profesyonel yöneticilik. Onun için 1995 seçimlerinde aday olmadım ve tekrardan yöneticiliğe döndüm.

KARARLI DAVRANDIM

Üniversiteye gittiğim dönem ya iktisatçı ya da doktor olmak istiyordum. Tıbbın çok uzun olduğunu ve o ortamın da karakterime pek uymadığını düşünüyordum. O yüsden yöneticilik ve ekonomi üzerine okumaya karar verdim. Yöneticilik ve ekonomi biliminden çok zevk aldım okurken. Bu heyecanı sürdürmeye karar verdim. Hep Türkiyeye dönmeyi düşünüyordum.

O yıllar Türkiyenin zor yıllarıydı. 1976da Türkiyenin içinde bulunduğu durum pek de içaçıcı değildi. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Türkiyeye döndüm. Ama, o gün döndüğüme hiç pişman olmadım. Bu kararı vermiş olmaktan da mutluyum. Türkiyede yaşamak da çalışmak da hem heyecanlı hem de zevkli.

LABARATUVAR GİBİYDİ

Türkiyede işhayatı profesyonel anlamda da çok heyecanlıydı. Burayı bir labaratuvar olarak gördüm. Gerek THY, gerekse daha sonraları Coca Coladaki görevlerim hep uluslararası nitelikte oldu. THY bugün gerek kamu gerek özel Türk şirketleri arasında en yoğun uluslararası rekabete açık bir şirkettir. Gelirinin yüzde 80i döviz bazındadır.

Avrupanın ABDnin en büyük şirketleri ile rekabet edebilen bir yapıya sahiptir. Çoğu hattında da yüzde 50den fazla piyasa payına sahiptir. Çok başarılıdır. Bugün dünyada 65 şehirde bürosu olan, oralarda sefer yapan çok büyük uluslararası bir kurumdur. Burada gerek yapmak, hem büyük bir imtiyaz, hem de büyük bir zevktir.

YENİ DENGELER KURDUM

Coca Cola da benim için çok heyecan vericiydi. Çünkü 32 ülkeden sorumluyum. Çok renkli ve farklı ülkeler. Bir tarafta 150 milyonluk nüfusuyla bir dev olan Rusya var. Bir fabrikamız Pasifik kıyısında, diğer bir fabrikamız Sicilyada, Akdenizde. Bu arada Polonyadan Balkanlara, Kafkasyadan Ortaasyaya kadar çok değişik bölgelerde çalışma imkanı buluyorum. Çok değişik kültürlerden, çok değişik formasyonlarda, yöneticilerle çalışma imkanı buluyorum.

Benim için hem büyük bir tecrübe, hem de farklı bir olay. 10 kişilik bir ekiple oturup karar vereceksiniz. Hemen hemen 10u da başka ülkeden, farklı kültürden. Hem kararları zenginleştiriyor, insana yeni ufuklar açıyor. Bir yerde bu insanlarla birleşmek zorundasınız. Dil probleminin de zorlukları var. Bunu da aşmak zorundasınız. Şimdiki ortamım da böyle bir ortam. Bu işleri yaparken, ya araştırma yapmak yahut kitap ya da gazetede yazı yazmak şeklinde faaliyetlerimi sürdürdüm. Meclisteyken de çalışmalarım o ağırlıktaydı. Böyle bir hayat dengesi kurdum. Bundan mutluyum. Allah sağlık verdiği sürece sürdürmeye çalışacağım.

SABIR ÇOK ÖNEMLİ

İnsan hayatında çeşitli olaylar oluyor. Yaşamın herhangi bir döneminde başınıza gelen bir olay tüm akışı değiştirebiliyor. Üniversitedeyken babamı kaybettim. Kardeşim çok daha ufaktı. Ailemiz için büyük bir darbeydi. Ondan bir sene sonra oturduğumuz, doğdumuz babaevini kaybettik. Bir aile içi anlaşmazlık yüzünden. Gençliğimde bunlar önemli gördüğüm beni etkileyen olaylardı. Ama annemin sayesinde birbirimize kenetlendik ve bu sorunları aştık.

Bizi hep dayanışmaya ve daha çok çalışmaya itti. Onun için neticede bize güç verdi. Bundan sonra işhayatında tabii mücadeleler olacak. Bu olayın çok üzücü ya da kalıcı izleri olmamıştır bende. Sabır ve çalışma ve zaman. En çok buna inanırım. Belki de çok aceleci olmamak. 30 yıldır profesyonel hayatın içindeyim. Adım adım bir şeyler yaptım. Sabrın önemine inanıyorum.

VİZYONERİM

Sorunları çözerken kullandığım birkaç yöntem var. Biri her konuda odaklaşmaya çalışmak. Yani ayanı anda 10 sorunu çözmeniz mümkün değil. En önemlisini anlayıp onun gereklerini yerine getirmek. Biri ise başladığımızda belli sürelerde, haftalarla, aylarla ölçülebilir olabilir ama yıllar değil. O işin özünü, ruhunu anlamanız, ana sorunlara egemen olmanız lazım. Yani idrak etmeniz, sade bilgi değil, sade rakamlar değil, işin ruhunu idrak etmeniz lazım. Olayı saptadıktan sonra bir vizyon çizmeniz lazım.

Bu olayı ben şu yönünden anladım, sorunlar bu, fırsatlar şu, bende bu işi şu kadar sürede şuraya getireceğim diye kendi kendinize bir plan yapmanız lazım. Ama, sahiden daha iyi paralar kazanacağım, piyasamı artıracağım diye değil, bu işin de bir psikolojik bir tarafı hatta ulvi noktasını yakalayıp insanlara heyecan verecek, enerjilerini de kamçılayacak yönünü de ortaya koymak lazım. O yaptığınız işi en iyi şekilde mi yaparsınız, yahut ulusal bir düzeyden alıp, uluslararası bir seviyeye mi çıkartırsınız bu çok önemli.

Tüm bunları tek başınıza yapmanız çok zor. Eğer teşhis ve vizyonunuzu ekibinizle paylaşırsanız, bu ekip çalışmasıyla ancak mümkün olabilir. İşte ben buna büyük fikir derim. Ondan sonra bu büyük fikri, büyük bir öyküye dönüştürmeniz lazım.

SORU SORARIM

Uluslar kendilerini, ulusal tarihleriyle, insanlar ailelerinin tarihleriyle kendilerini tanırlar. Öyküler çok önemli. Bazı şeylerin ruhunu beş on cümle ifade ediyor.Ben hep şunu düşünürüm; arkamda ne bırakacağım. Bu görevden ayrıldığımda, yerime kimleri yetiştirmiş olacağım, onlara çalışma yaşamına ne gibi yenilikler getirmiş olacağım. İşte tüm bunları da baştan düşünmüş olmanızda fayda var. Bunları yaparken ekibiniz iyi dinler iyi oluşturursanız, kaliteli bir çizginin yakalanması hiç de güç değil. Bunları daha çok gençlerde görüyorum.

Kaliteli gençleri bulup ekibinize alırsanız, onları dinler ve cesaretlendirip insiyatif kullanmalarına imkan sağlarsanız, bu dediğiniz vizyonu gerçekleştirmeniz mümkün olabiliyor. Yeni bir göreve geldiğimde kendimi bir öğrenci gibi görürüm. Sözlerim de sorularım da size tuhaf gelebilir. Her adımda, anlamadığım şeyleri soracağım. Hızla öğrenmenin başka yolu yok. Bu noktadayım, şu pozisyondayım diye sormam der ve ayıp olur düşüncesini taşıyıp soru sormaktan çekinirseniz bir şeyler öğrenmeniz mümkün değil.

Soru sormaktan çekinmezseniz yeni birçok şeyi öğrenmeniz mümkün oluyor. Bu öğrenmeyi de şirketin en üst düzeyindekilere değil, şirketin en alt düzeyinde, sahanın içindekilere soru sorarak yapabiliyorsunuz. Onun için ofisten sürekli çıkmanız gerekiyor. Benim ofis hayatım minimumdur. Haftanın bir ya da bir buçuk gününü geçmez.

ÖĞRENMEYE AÇIĞIM

Benim kadromun yaş ortalaması 30-35tir. Gayet iyi yetişmiş gençlerden oluşan bir yönetici takımımız var. Hepsi 500-600 milyon dolarlık cirodan sorumlu kişiler. Böyle bir çalışma düzenim var. Telefonla teması sürdürürüm. Çok resmi toplantılardan, şirket terminolojisinden kaçarım. Kısa yazışmalara önem veririm. Yaşamda en başta kendime babamı örnek aladım. İkna ve ifade yeteneği çok güçlü, çok çalışkan ve dürüst bir adımdır. İnsan ilişkilerinde çok dürüst saygıdeğer biriydi. Onu örnek almışımdır. Onun bir çalışma arkadaşıdır Burhan Karagöz.

İşbankasının yönetim kurulu başkanıdır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, tevazusu benim için örnektir. Başka şirketlerde başarılı olan insanların neler yaptıklarına bakarım. General Electricin Genel Müdürü Jack Walchin yönetim sistemini yakından izlemiş, onunla ilgili kitapları okumuşumdur. Hemingwayin üslubunu yazışmalarda örnek almışımdır. Basit, kısa, çok net cümlelerle yazmaya arkadaşlarımı teşvik ederim. Başkalarından daima bir şeyler öğrenmeye çalışırım.

BAŞARI FORMÜLÜM

Başarı formülümü konuya odaklanma, bilgi teknolojisi kadar insana önem verme, insanların benim hedeflediğim misyona katılmasını sağlama, insan ilişkilerine önem verme olarak özetleyebilirim. Her olayda az, öz, net hedefler koyup ekibimin o hedefleri çok iyi özümsemesine gayret ederim. Japonyada en çok satan kitap çeşidi iş hayatında nasıl başarılı olunur, nasıl iyi bir eş seçilir. ABDde ise nasıl tenis, golf, briç oynanır gibi kitaplar çok satılır. Dergiye bakın tenis, briç köşesi var. Bu nedir, insanın kendini geliştirme güdüsüdür.

Bizim toplumumuzda hayat boyu insanın kendini geliştirmesi mümkün. Önce daktiloyu, sonra bilgisayarı, sonra tenisi, daha sonra da daha iyi konuşmasını öğrenebiliyor. Uluslararası bir şirketin genel müdürü seçilmiş biri güzel bir konuşma yaptı. Bende kendisini tebrik ettim. Biliyor musun? dedi, Çok kolay olmadı, ben genel müdür olduktan sonra, uzun süre hitabet dersi aldım, çok yardımı dokundu. 45-50 yaşlarında biri saatlerce bir odaya kapanıp, hitabet dersi almaktan yüksünmüyor.

AMACIM VARDI

Gençler daima kendilerini geliştirmek için planlı bir şekilde çalışmalı. Yeni bir şeyler öğrenmek peşinde koşsunlar. Sırf para kazanmak için yola çıkmasınlar. Yola zengin olmak için çıkıp, benim ölçülerime göre başarılı olmuş birisine da rastlamadım. Gençler yola yeni bir iş, yeni bir moda, yeni bir dizayn için çıkarlarsa başarılı olduklarını görecekler. Yaşamda para pul kadar, topluma bir şeyler vermek de önemli. Yaşamda her şey para değil. Hayatta dengeleri yakalamak da önemli. Bunları zaten yapmak kolay değil. Bugünün dünyasında gençler kendilerine ölçü olarak uluslararası normları alsınlar. İnşallah global ölçütler içinde değer bulan işlerle, beş on sene sonra bizler de övünürüz. Bir de muhakkak gençlere lisan öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Avrupada gençler kendi dillerinin yanında en az birkaç dil daha biliyorlar. Bizim de bu konuda yol almamız gerekiyor.

MİSYON ADAMIYIM

Coca Coladaki görevime 6 ay önce geldim. Bu ekibin Coca Cola içinde en başarılı ekip olması için çalışacağım. Bölgesel yenilikleri seferber etmeye çalışacağım. Burada da önümüzdeki aylarda sanıyorum THYnin özelleştirilmesine başlanacak. Orada da THY, 10 yıldır sürdürülen gelişme süreci de eğer özelleştirme adımı da tamamlanırsa, oradaki görevimi de yerine getirmiş adledeceğim kendimi. Tekrar hocalık, yazma-çizme gibi şeylere daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

Yazmayı çok seviyorum

Süpermarketten bakkaldan alışveriş ederim. Orta Asyada Kafkaslarda, Sovyetlerdeki açık pazarlardan, İpek Yolundaki alışveriş noktalarında dolaşmak ve alışveriş etmekten hoşlanırım. İnsanların karınlarını doyurma, toplumları besleme, ilerleme çabalarının bir parçası olarak görüyorum. Azerbaycan gibi petrol zengini bir ülkede petrol istasyonlarının olmaması ama yol kenarında bir tankerden bir tenekeden petrol yahut yağ satışını görmek. Bunları fotoğraflamak, konuşmak, hadisenin ekonomik dinamiğini anlamaya çalışmak hoşuma gider. Tarih, fizik, astronomi ve bilimdeki gelişmeler, teknolojideki ilerleme, yönetim bilimiyle ilgili kitapları okurum. Yelken yaparım. Havalar müsait olduğu sürece ama böyle ufak kataramanım var. Kamarası olmayan denizden 20 cm yukarıda bir şey. Çoğu zaman tek başıma, katılan olursa çocuklardan onlarla birlikte denize açılırım. Hafta içinde genellikle koşarım. Programlı ama yoğun olmayan bir tempom var. Yazmayı çok seviyorum. Bir ara gazetelerde de yazdım. Yazabilmek için de çok okurum. Şu anda da yazma öncesi arşivleme araştırma safhasındayım. Biri bitti mi kitaplardan, başka birini kızağa koyarım. Hafif hafif araştırmasına başlarım. Bunlar da yeterince zamanımı dolduruyor.

İşe erken giderim

Sabahları 7 gibi kalkarım. 8:00, 8:30 gibi en geç işimde olurum. Meslek hayatımın başından itibaren işe erken gitmeye alışmışımdır. İlk birkaç saat planlamaya yönelik geçer. İşlerimi yaparım. Ondan sonra da toplantılarıma başlarım. Derken telefon trafiği, yazılacak, okunacak şeylere göz atarım. Muhakkak hep kendimi ofisin dışına atmaya, daha doğrusu ofiste geçirdiğim zamanı asgariye düşürmeye çalışırım. Zamanımın önemli bir kısmı yolda geçer. Okunması gereken şeyleri yol için biriktiririm. Akşam 8 gibi evde olmaya çalışırım. Akşamları ya da sabahları yarım saat spor yapmaya çalışırım. Kalan vaktimi ailemle geçiririm. 24ten sonra uyurum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND