Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çekilin yoldan z kuşağı geliyor!

Z kuşağının ayak seslerinden söz ediliyor bir süredir…Ama artık kapımıza dayandılar desek yerindedir. O halde bu kuşağın olumlu, olumsuz yanları nelerdir, gelin bir bakalım. Geçmiş kuşakların özelliklerine de şöyle bir göz atalım.

Üç yaşında araba satın alan Jack”i yönetmek

2003”ten başlayarak dünyaya gelen Z kuşağı, iş dünyasında çok şeyi değiştirecek. Şirketler bu İnternet çocukları için stratejileri gözden geçiriyor.

İngiltere”de geçen hafta üç yaşındaki bir çocuk evdeki bilgisayardan İnternet”e girdi ve pembe bir araba satın almayı başardı. Annesinin eBay şifresini açık bırakmasını fırsat bilen minik Jack Neal, her gün oynadığı bilgisayardan “Onu al” butonuna bastı. Yaklaşık 26 bin YTL”lik pembe renkli Nissan Figaro marka aracın ödemesini yaptı. Jack”in annesi Rachael Neal (36), televizyonlara yaptığı açıklamada, oğlunun bilgisayarı çok iyi kullandığını söyledi ama “Bir araba satın alabileceği hiç aklıma gelmezdi” diyerek şaşkınlığını ifade etti. Baba Neal”in, arabanın satıcısını arayarak durumu anlatmasıyla olay tatlıya bağlanırken, tüm dünya Z kuşağının tipik bir temsilcisiyle tanışmış oldu. Z kuşağı 2003 yılı ve sonrasında doğanlara deniyor. Onları Jetgiller ve Geleceğe Dönüş filmlerine benzer bir yaşam bekliyor. Teknoloji ile iç içe büyüdükleri için coğrafi sınırlamaları olmayacak. Batılı akranlarıyla kolay uyum sağlayacak, sabırsız ve komplekssiz olacaklar. Çok fazla bireysel ve bağımsız olmaları nedeniyle tek başına bir yaşam tercih edecekler. Yaratıcılık ve yenilikten zevk alan, aynı zamanda güven arayan bir kuşak bu. Buna karşılık azimli ve hırslı olmamaları kariyerlerinde önlerine bir engel olarak çıkacak. Aralarıdan lider yetiştirmek zorlaşacak. Sadakatsiz ve tatminsiz olmaları, iş dünyasında onları yönetmek için yeni yönetim anlayışlarının geliştirilmesine yol açacak.

Yönetimde kuşak faktörü
Bu hafta PERYÖN ve İş”te İnsan ev sahipliğinde düzenlenecek olan 14. Ulusal İnsan Yönetimi Kongresi”nde “Yirmili Yaşları Nasıl Yönetmeli?” konulu bir konferans verecek olan Turkcell”in Satış Genel Müdür Yardımcısı Levent Burak Demiralp, insan kaynağının yönetiminde Amerikalı uzmanların kuşak tanımlarından yararlanmayı isabetli buluyor. Kendisi için “baby boomers kuşağındanım” diyen Levent Burak Demiralp, Turkcell Grup şirketlerinden Global Bilgi”nin genel müdürlüğünü yaptığı sırada yönetimde olanlar X, yeni işe başlayanlar ise Y kuşağındandı. İşten ayrılma oranı yüzde 47, ciro ise 35 milyon dolardı. Üç yıl sonunda, Haziran 2006” Demiralp görevi bıraktığında işten ayrılma oranının yüzde 20”ye kadar düştüğünü, cironun ise 70 milyon dolara yükseldiğini belirtiyor. Bu yıl da 80 milyon doların üzerinde bir ciro hedefleniyor. X ve Y kuşağını bir arada yönetmek konusunda büyük deneyimler elde eden Demiralp, 2003”te doğmaya başlayan Z kuşağına ilişkin çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Yaklaşık 25 – 30 yıllık dönemlerde doğanlar aynı kuşaktan sayılıyor.

Aynı kuşaktakileri yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, tarihini, sosyal olaylarını, benzer sıkıntılarını ve kaderini paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü kişiler oluşturuyor. Son 25 – 30 yılda doğan kuşakları etkileyen en önemli gelişme ise teknoloji oldu. İnternet ve cep telefonlarının hayatımıza girmesi, bireylerin davranışlarında ve yaşayış biçimlerinde ortak izler bırakıyor. X ve Y kuşağını yönetmek için bu kuşakların sahip olduğu özellikleri dikkatle inceleyen Turkcell Satış Genel Müdür Yardımcısı Levent Burak Demiralp, iletişime açık bu nesilleri dinlemeyi seçmiş. Genel müdürlüğünü yaptığı Global Bilgi”de ayda 200 kişi olmak üzere üç bin kişilik kadronun 1 200”ü ile yüz yüze görüşen Demiralp, aldığı geri dönüşlere göre bir strateji geliştirmiş. Şirket içi yetiştirme programları kurgulamış. Y kuşağı için önemli olan faktörleri saptamak için maaş artı performans primi sistemini getirmiş. Yönetim kadrosunun yüzde 80”inin içerden yükselenler arasından seçilmesine karar verilmiş. Z kuşağının 2017”ye kadar anne babaları olacak olan X ve Y kuşağından çok etkileneceğini belirten Demiralp, buna rağmen standart yönetim şekillerinin değişeceğini söylüyor. Demiralp, “Z kuşağının teknoloji tutkunu olması nedeniyle coğrafi sınırları olmayacak ve bu kuşak küreselleşmiş yönetim politikaları talep edecek. Bugünkü İK politikaları geçerli olamayacak. 20 yıl sonra iş hayatına girdiklerinde yaratıcı Y kuşağı sürekli değişim arayacak” tespiti yapıyor.

10 yıl sonra
Levent Burak Demiralp”e göre Türkiye”de nüfus içerisindeki büyüklüğü 2015”te tahminen 18 milyona varacak olan bu kuşak – kuşaklar arası dönemler kısaldığı için – kendilerinden önceki nesille kolay anlaşacak. Uyum sorunu yaşamayacaklar. Bununla beraber hiyerarşiye soğuk durdukları ve iletişime açık oldukları için organizasyon yapısı değişecek. Her şeyin kendilerine uygun kişiselleştirilmesini bekledikleri için tüm yöneticilerin bireysel bakış açısı geliştirmesi gerekecek. Bireye yatırım giderek artacak. Değişim isteyen, çabuk vazgeçen kuşak olduklarından yetenekli olanları elde tutmak, daha fazla kaynak gerektirecek. İş süreçleri mutlaka teknoloji ile desteklenmiş ve bürokrasiden uzak tasarlanmış olacak. “Ben” odağı yükselen çalışanların bireyselleşen taleplerine karşılık verecek esnek sistemler tanımlanması ve ortamlar oluşturulması gerekecek. Bu bilgiler, şimdi değil ama 10 yıl sonra işe yarayacak. Yine de şimdiden pazarlamacılar, Z”lere özel strateji geliştiriyor. Örneğin marka sadakatleri zayıf olacağı için bu kuşak mensuplarının küçük yaşlarda zihinlerine yerleşecek işlere yönelme planları var. Standart politikaları bir kenara ”” bırakacak olan insan kaynaklarında ise hızlı ve esnek olmak gerekecek.

””Z kuşağının olumlu yönleri:

– Daha iyi eğitimli olacaklar.
– Bireysel ve bağımsız olmaları yaratıcılığı artıracak.
– Doğruyu çekinmeden söylemeleri motive edici bir ortam oluşturacak.
– Nesiller arası farklar azalacak.
– Sosyal ve iletişime açık olmaları müşterileri ve birbirlerini kolay anlamalarını sağlayacak.
– İnternet ile coğrafi sınırları kaldırmaları güvenlerini arttıracak.
– Komplekssiz oldukları için kendilerini rahat ifade edebilecekler.

Z kuşağının olumsuz yönleri:

– Sadakatsiz olmaları şirketleri zorlayacak.
– Azimli ve hırslı olmamaları, kriz dönemlerini olumsuz etkileyecek.
– Hep yükselmek istemeleri nedeniyle ”yıldız savaşları” yaşanabilir.
– Çabuk vazgeçmeleri nedeniyle şirketlerin yetenekleri tutmaları zorlaşacak.
– Standart işleri yaptırmak zorlaşacak.
– Zaman ve emek gerektiren meslek dalları değer kaybedecek.
– Her şeyi kişiselleştirmek istemeleri, zengin – fakir uçurumu yaratacak.

Z”den önce hangi kuşaklar vardı?

Boomers (1945 – 1964): İşkolik, çalışmak için yaşamını adayan bir kuşak. Hayatındaki en önemli şey bir şeyler katmak ve yeni nesillere bırakmak.

X Kuşağı (1965 – 1976): Daha kanaatkar, marka sadakati yüksek, görece daha çabuk tatmin olan ve teknoloji ile ileri yaşlarda tanışmış olan X kuşağı önemli bir ara kuşak. Radikal değerlerin savunucusu bir kuşak aynı zamanda. İş yaşamı ile sosyal hayatlarını dengelemeyi tercih ediyorlar

Y Kuşağı (1977 – 1994): Y ve Z”lerin anne ve babaları olacaklar. Teknoloji ile dost bir kuşak. X”lere göre Y”ler, daha bireysel ve sonuç odaklı.

Milenyum Kuşağı (1995 – 2003): Çok küçük birara kuşak. 1990”ların ortalarında ortaya çıkan İnternet, onlar için bir kilometre taşı. Özgürlüğüne düşkün, teknoloji tutkunu, hız seven, esnek bir çalışma ortamı arayan kendilerine güvenli bir kuşak. Z”lere çok yakın özellikler taşıyorlar.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et

MAKALE

Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Dünya genelinde nüfusun yaşlanmasıyla beraber, yaşların taşıdığı anlamlar ve algılanış şekilleri de değişmeye başladı. Bundan elli yıl önce, 50’li yaşlarında şehirli bir kadınla ilgili stereotip belliydi. Ev hanımı ya da emekli, yaşına uygun diz altı etekler ve uzun kollu penyeler giyen, ayakkabı alırken rahatlığına önem veren, arkadaşlarıyla gündüzleri görüşüp gece evde eşiyle ve çocuklarıyla dizi izleyen bir kadın tiplemesiydi bu. Oysa şimdi, global haber ve trendleri takip eden, hobilerine zaman ayıran, modern giyinmeye ve görünmeye özen gösteren, akıllı telefonunu elinden düşürmeyen bir nesille karşı karşıyayız: Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Kalıcı, sürekli ve ilgili: Perenniallar

Perennialler nesli 200x300 - Perennialler: Yaşsız ve hayata bağlı yeni bir kuşak doğuyor!

Perennial, yani yaşsız ve ilgili nesil.

Günlük lugata yeni eklenen bir sözcük olan Perennial, adını Perennializm (daimicilik) adlı felsefeden alıyor. Bu felsefe, evrensel hakikat ilkelerinin tüm insanlar ve kültürlerde ortak olarak mevcut olduğunu öne sürer. Sözcüğün kalıcı, tekrar eden, sürekli, uzun ömürlü gibi anlamları da düşünüldüğünde, bu yeni “yaşsız” insan grubuna neden bu adın layık görüldüğü anlaşılıyor.

Özellikle gelişmiş ülkelerdeki trend, insanları hedef kitle olarak sınıflandırırken biyolojik yaştan çok, dünyayla, hayatla ne kadar ilgili olunduğuna bakma yönünde. Nesillere ve yaş gruplarına göre insan ayrıştırmak eskide kaldı, artık insanlar davranışlarına göre birbirinden ayrılıyor.

The Telegraph’ın yaptığı global ankete göre, 40+ yaşındaki kadınların;

  • yüzde 96’sı orta yaşlı gibi hissetmiyor.
  • yüzde 80’i, orta yaşlı kadınlarla ilgili yaygın görüşün kendi hayatını yansıtmadığına inanıyor.
  • üçte ikisi hayatının doruk noktasında olduğunu düşünüyor.
  • yüzde 59’u hayatı boyunca olduğu kadar genç ve hayat dolu hissediyor.
  • yüzde 84’ü kendisini yaşıyla tanımlamıyor.

Orta yaşlılara dair kabuller günümüzde geçerli değil

Günümüzde, yaygın orta yaşlı insan kabulünü gözden geçirmek gerektiği çok açık. Zira çoğu marka, hedef kitlesini belirlerken bu mevcut ve yanlış öngörüleri kullanıyor. Netflix ve Amazon gibi örnekler hariç: Bu mecralar insanlara seçenekler sunarken yaşlarını değil, beğeni ve zevklerini dikkate alıyor. Böylece ortaya daha sağlıklı bir sonuç çıkıyor. Çünkü artık çoğu orta yaşlı insan, özellikle de kadınlar, hiç de “yaşlarını göstermiyorlar”.

Yapılan araştırmalar, X jenerasyonu olarak bilinen 1960-1980 doğumluların finansal olarak güçlü, alışverişte söz sahibi bir nesil olduğunu ortaya koyuyor. Onlar, yani Perenniallar, hala hayatın içinde, hala “ilgili” olduklarını savunuyorlar. Dolayısıyla hedef kitleleri belirlerken önyargılardan değil, hızla ilerleyen teknolojiye ve şehir hayatına tamamen adapte olmuş insanların görüşlerinden yararlanmak gerekiyor.

Kaynaklar: www.uplifers.com

Okumaya devam et
Advertisement

TREND