Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Can sıkıntısının kaynağı bulundu!

Kaynağı her ne olursa olsun tüm can sıkıntısı durumlarının arkasında aynı etken yer alıyor! Bunu biz değil, bilim insanları söylüyor. Can sıkıntısını kendilerine dert eden bilim insanlarının yaptığı araştırmalar dikkat bozukluğu ve can sıkıntısı arasında ciddi bir bağlantı olduğunu kanıtladı…

kişisel gelişim

Can sıkıntısına bir gün çare bulabilir miyiz gerçekten?

 

Evet, can sıkıntısı gerçekten de can sıkıcı bir konu, insan başlıkta görünce bile sıkılıyor. Belki öyle, ama durun, yazı öyle değil.

Hayatta yapmak zorunda olduğumuz pek çok şeyin bize yaşattığı tek bir ortak his varsa, o da herhalde can sıkıntısıdır. Aslında büyüklerimizin “sıkı can iyidir, kolay çıkmaz” diye fazlaca hafife aldığı bu ruh hali, insanlığın pek çok belaya bulaşmasına da neden olmuş bir olgu malumunuz: Alkolizmden uyuşturucu kullanımına, kumar alışkanlığından takıntılı davranış bozukluğuna kadar pek çok rahatsızlığımızın temeline inilince, orada canımızın sıkılmasının yatttığını görmek çok da şaşırtıcı olmaz genelde.

Ayrıca, tehlikeli durumlara da yol açabildiğini de herkes az çok bilir, örneğin yaptığı işten canı sıkılan bir pilotun kullandığı uçağa binmeyi pek kimse istemez normalde.

Fakat gelin görün ki, can sıkıntısına tam olarak neyin yol açtığı sorusu, yüzyıllardır kah filozoflar, kah bilim adamları tarafından çokça araştırılmasına rağmen, hala cevabı daha bizim için çok da açık olmayan bir soru. Daha doğrusu öyle bir soruydu.

Ama şimdi, Kanada’daki York Üniversitesi‘nden araştırmacılar bu soruyu çözmeye ant içmişçesine öyle delicesine bir araştırmaya girmişler ki, bu konuda bugüne kadar yayınlanmış tüm çalışmaları gözden geçirmişler (tamamen onların yalancısıyım) ve sonunda can sıkıntısı için tüm durumları kapsayan, “birleşik bir can sıkıntısı teoremi”ne ulaştıklarını ve bu teoremin bu soruya yanıt olabileceğini iddia etmişler.

Perspectives on Psychological Sciences isimli bilimsel derginin bu sonbahar sayısında yayınlanan bir makalede, bilişsel psikolog John Eastwood ve ekibi, tüm can sıkıntısı hallerinin aslen tek bir şeyden kaynaklanıyor olabileceğini iddia etmiş: Bu da, dikkatimizi vermekte yaşadığımız çatışmalar ya da insanların yanlış yönlendirilmiş dikkatleri sonucu yaptıkları işin engellendiği durumlardan başka bir şey değilmiş.

Peki, olay bu kadar basit miymiş? Yani, psikolojide üzerinde en çok çalışılan alanlardan biri olan “dikkat”, can sıkıntısıyla bu kadar yakın bağlantılı ise, neden bunu ortadan kaldırmıyor muşuz o zaman? Bu zeki arkadaşların, elbette bu sorulara da cevabı hazırmış.

Bu ekibin yaptığı ve belki de daha önce denenmemiş olan tek şey, çok popüler olan iki başlık olan “dikkat” ile “can sıkıntısı“nı birlikte düşünerek, bu iki durumun birbiriyle ilişkisini araştıran deneysel çalışmaları başlatmak olmuş. Ortaya çıkan sonuçlar, ilk aşamada canımız sıkıldığında beynimizde neler olup bittiği hakkında ilginç ipuçları sağlayabileceği izlenimini uyandırmış.

Belki de, bu tür çalışmalar sayesinde bir gün can sıkıntımızdan kurtulmanın yollarını bulacak ve hatta insanların dikkatlerinde çatışma yaşadıkları halleri azaltarak, işlerini yaparken canı sıkılan insanların toplum için yarattığı risklerdne de korunmuş olabilecekmişiz.

Ekibin başındaki kişi olan Eastwood, can sıkıntısını araştırmaya ilk olarak kronik depresyonu olan hastalarla çalışırken başlamış ve o zaman ilk olarak farketmiş ki bu konuda akademik literatürde çok az çalışma varmış. Eastwood, can sıkıntısının depresyonun başka bir yüzü olduğundan şüphelenmiş önce, ama yaptığı bir dizi araştırma sonunda, o ve ekibi, araştırmalarının sonucunda ulaştıkları nicel analizlerin de ışığında, her iki ruh halinin aslında birbirinden çok ayrı olduğunu tespit etmişler.

Ama, bu çalışmalar sırasında ekibin dikkatini, depresyon ve can sıkıntısı arasındaki bir ilişki çekmiş. Eastwood, konuyu anlatabilmek için “Can sıkıntısı özünde tatmin sağlayacak bir uğraşıya ya da duruma kişinin arzu duyması fakat ona ulaşamaması olarak tanımlanabilir” demiş ve eklemiş,  ”Dikkat ise, bizim dış dünya ile kendi iç düşünce ve duygularımızın bağlantılandığı bilişsel bir süreçten oluşuyordu. Dolayısıyla, dikkatin, tanımın bu araştırmanın temelinde yattığı mantığı ile devam edebilececeğimizi farkettik.”

Eastwood’un ekibinin yaptığı literatür araştırmalarında ise bu konuda cesaret verici bir çalışmaya rastlamışlar bu arada. 1989′da Clark Üniversitesi‘nde gerçekleştirilen bir deneyde, deneye katılan kişilerden, yan odadaki bir televizyonun açık ve sesi duyulurken, “kısmen” ilgi çekici bir makaleyi okumaları ve hatırlarında tutmaları istenmiş. Eğer televizyonun sesi fazla açıksa, denekler hallerini “kafaları karışmış” olarak betimlemişler (ama canlarının sıkıldığını söylememişler). Oysa, televizyonun sesinin kısık olduğu durumda, çok sayıda kişi kendini “canı sıkılmış” olarak tanımlamış.

Şimdi, her iki durumda da, deneye katılan kişilerin dikkatlerinin dağıldığı aşikar iken, ilginç olan şuymuş ki, ilk durumda katılımcılar bu dikkat dağınıklığının nedenini gayet açık olarak tespit edebilirlerken, ikinci durumda ise makaleyi akıllarında tutamamalarına neden olacak böyle bariz bir sebep bulamadıklarını belirtmişler ve belki de bu yüzden, ikinci duruma maruz bırakılan bu kişiler, ruh hallerini “canları sıkılmış” olarak işaretlemişler.

Araştırmalar sürerken, karşılaştıkları bazı hallerde Eastwood, “Deneyimin merkezine ‘dikkati’ koyduğumuz zaman, … bu bizim ‘can sıkıntısı’ dediğimiz subjektif ruh halini daha iyi anlamamıza olanak sağladı.” demiş. “Zamanın yavaş geçmesi, dikkati toplamakta zorlanma, uyarılmada düzensizlik” gibi olguların bu subjektif can sıkıntısı haline örnek olarak verilebileceğini de eklemiş.

Bu anlayışa göre, verilen bir görev dikkatimizi toplamamızı gerektirmeyecek kadar kolaysa, kendimizi meşgul edecek uygun bir uğraş bulamamış oluyoruz.  Yani, mesela dikkatimizi o alana sabit tutmak için bir efor sarfetmemiz gerekmiyor ve yanında da bizi oyalayacak başka bir alan bulunmuyor. Öte yandan, yoğun ve bunaltıcı bir ortamda sınırlı bir dikkat seviyesi ile bir işlevi görmeye çalışmak, bizim “canımız sıkılmış” hissetmemize neden olabiliyor. Eastwood’a göre, “Uyaranların çok fazla olduğu ortamlarda, bizi tatmin etmeyen durumlar deneyimlememiz normal, çünkü dikkatimiz aynı anda bir çok yöne çekiliyor.”

Bu araştırmanın sonucuna göre, can sıkıntısı ile dikkat konularını bu şekilde bağlantılı olarak düşünmek, her iki durumda gelişme sağlamamız için önemli bir potansiyel taşıyabilir. Bu görüşe, bu konularda uzmanlaşmış diğer araştırmacılar da katılıyor ve aslında iki durum arasında karşılıklı (birbirlerini etkileyen veya tetikleyen) bir ilişki olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Günümüzde malum, en popüler bozukluklardan biri de artık “Dikkat Eksikliği Bozukluğu” (şu ilginç linkte de görüldüğü gibi örneğin) ve bu teşhisi alan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Bana kalırsa, yukarıda özetlemeye çalıştığım araştırmalar (ki elbette bunlardan daha bir çok var), bu konudaki genel anlayışı değiştirme ve yerine daha derinlemesine bir çözümleme olanağını getirebilirler.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND