Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çalışma hayatının bilinmeyen yüzü

İş hayatı hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Ancak bu bilgi bombardımanına rağmen iş hayatı hakkında hiç bilinmeyen gerçekler de var. İşte bu gerçekten yola çıkarak yapılan bir araştırmadan bakın nasıl bir sonuç çıktı…

İş hayatı hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Ancak bu bilgi bombardımanına rağmen iş hayatı hakkında hiç bilinmeyen gerçekler de var. İşte bu gerçekten yola çıkarak yapılan bir araştırmadan bakın nasıl bir sonuç çıktı…

ÇALIŞMA HAYATIYLA İLGİLİ ÇOK BİLİNEN HİÇ BİLİNMEYEN 13 KORKUNÇ GERÇEK

Son aylarda batı ülkelerinde bizim gibi çalışanları ilgilendiren birçok araştırma yayımlandı. Bunların bazıları yıllardır bildiğimiz kimi gerçekleri doğrularken, kimileri insana vay be! dedirtecek sonuçlara ulaştı. İşte size bu araştırmalardan en çarpıcıları…

Patronunuz ‘başarmış bir psikopat’ olabilir
“Bizim patron resmen psikopat ya!..” Bu yakınmayı mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur. Sakın gülüp geçmeyin. Sizinki de, Amerikalı psikolog Paul Babiak’ın tanımıyla ‘başarmış bir psikopat’ olabilir. Yapılan bir araştırma her 25 Amerikalı patrondan birinin psikopat eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. İşin ilginç yanı bu oran diğer meslek dallarına göre 4 kat daha yüksek. Babiak’ın araştırmasına göre bu ‘psiko’lar yönetim becerilerinin zaafını, çalışanlarının ‘gözünü boyayarak’ telafi ediyorlar. Adını koyamasalar bile, altlarında çalışanların tavırlarını ve duygularını tahlil edip ‘duygusal manipülasyon’ yapmayı beceriyorlar. Yöntemleri değişiyor elbet, sindirme politikası izleyen de var, karşısındakini yok farzetmeyi yeğleyen de. Babiak bu yöneticilerin ‘başarmış psikopatlar’ olduğunu ve ‘ne kadar hasta ruhlu iseler o kadar karizmatik olduklarını’ iddia ediyor.

Şirretlik size maaş olarak geri dönüyor
Yapılan araştırmalar çalışma hayatında ‘şirretler’in (edepsiz, kavga çıkarmaktan hoşlanan) daha yüksek maaş ve zam aldığını gösteriyor. Amerika’da yapılan araştırmalar, şirret erkeklerin meslektaşlarından ortalama yüzde 18, kadınların da yüzde 5 fazla kazandığını gösteriyor. Özetle agresif bir tutum, görüşlerini kabul ettirmeyi, çatışmalardan kazançlı çıkmak ve şirkette yükselmek için bir avantaj. Bir çalışma arkadaşınız sizden bir yardım istediğinde, yahut patronunuzla maaş zammını konuşurken bu gerçeği unutmayın.

İnternette gezinmek faydalıdır
Singapur Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre internette gezinmek çalışanların motivasyonunu ve enerjisini yeniliyormuş. Üstelik internette gezinmek, özel telefon görüşmelerinden, şahsi e-postasına cevap vermekten bile ‘faydalı’ imiş. 3 gruba ayrılan 96 öğrenciden uzunca bir metnin içindeki ‘e’ harflerini tek tek saymaları istenmiş. Birinci gruba hiç teneffüs verilmemiş; ikinci grup istediği zaman dinlenmiş ama internete girmesine izin verilmemiş; üçüncüsü ise, istediği zaman internete girerek, kafasına göre çalışmış. Peki hangi grup en verimli olmuş sizce? Sonuncusu.

Çocuk sahibi olmak kariyere darbe indirir
İşte bilinen bir gerçek daha: Zaten kadınların kâbûsu olan ‘cam tavan’ anne oldukları zaman biraz daha kalınlaşıyor. Anne olmak, zaten çalışma hayatında ‘negatif ayrımcılık’ kurbanı olan kadınların kariyerine ağır bir darbe indiriyor. Fransa’da yapılan bir ankete göre, şirketlerin yüzde 34’ü 2011 yılında yeni personel almaya hazırlanırken ‘çocuklu kadın’ istihdam etmeyi ‘kabul edenler’in oranı sadece yüzde 25 idi. Bu oran 2010 yılında yüzde 33 idi. Yani durum giderek kötüleşiyor.

Sarışınlar daha yüksek ücret alır
1953 yapımı ‘Erkekler Sarışın Sever’ filmi, biri paralı erkeklerin peşinde koşan bir ‘aptal sarışın’ (Marilyn Monroe) diğeri her seferinde çulsuz erkeklere aşık olan kumral (Jane Russell) iki arkadaşın Paris macerasını anlatır. Avustralya Queensland Üniversitesi’nin 13 bin kadın çalışan üzerinde yaptığı bir araştırma erkek egemen şirketlerin de ‘sarışın sevdiği’ gerçeğini ortaya çıkardı. Avustralya’da sarışın kadınlar esmer veya kumral hemcinslerinden yüzde 7 daha yüksek ücret alıyorlarmış.

Fazla mesai yapanın sonu akşamcılıktır!
Yeni Zelanda Otago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, haftada 50 saat ve üstü mesai yapan çalışanların alkol bağımlısı olma riski, fazla mesai yapmayanların 1.3 ila 3.3 katı imiş. Alın size patronun ‘ricasına’ karşı çıkmak için kapı gibi bir gerekçe! Uzmanlar bu riski 2 ana nedene bağlıyorlar: Ağır mesainin getirdiği yük ve stresi atmak için akşam bir kadeh içme eğilimi + iş arkadaşlarıyla uzun saatler bir arada olup ‘aşırı sosyalleşmenin’ getirdiği ‘hadi çıkışta bir kadeh atalım’ ritüeli…

Krizde kadınlara ayrımcılık uygulanır
Fransa’da yapılan araştırmaya göre, 4 Fransızdan biri ‘krizde işe almada erkeklere öncelik tanınmasını normal bulduklarını’ söylüyorlar. Gerekçe? 19.yy’dan kalma klişeler: Evi geçindiren erkektir, kadının maaşı ek gelirdir. Erkek iş bulamaz, eve ekmek getiremezse utanır, kadın çalışmasa da olur. Tek teselli gençlerin bu koduna büyüklerinden daha ‘medeni’ oluşu. ‘İş ararken erkeklere öncelik verilmeli’ cevabı 75 üstü kadın ve erkeklerde yüzde 50 iken, bu oran 20-24 yaş arası gençlerde yüzde 10’a düşüyor. İnşallah bu geçler yaşlanınca dedelerine-ninelerine benzemezler!

Çay-kahve molası = 188 gün mesai
Sabah mesaiye çayını-kahvesini yudumlamadan başlamayanlar, saat 10’da 11’de, öğleden sonra 5 sularında bir küçük çay-kahve molası veren İngilizler… bir hesaba göre (günde ortalama 24 dakikadan) kariyerleri boyunca 188 tam gün işten kaytarıyorlarmış. Online Opinions adlı sitenin araştırmasına göre bunun İngiltere ekonomisine maliyeti yılda çalışan başına 416 İngiliz sterlini yani 1.165 TL imiş. Tabii söz konusu araştırma, bu çay-kahve molasının çalışanların enerjisini ne kadar tazelediğini, motivasyonunu ne kadar arttırdığını; yahut da hiç ara vermeseler verim düşüklüğünün ekonomiye kaça mal olacağını söylemiyor…

‘Boş vaktimizde’ de çalışıyormuşuz
Biz değil aslında Fransızlar, ama Türkler için de durum farklı değildir herhalde. 100 Fransız çalışandan 90’ı normal mesai saatleri dışında da işine zaman ayırmayı sürdürüyormuş. İlginçtir, çalıştığı şirket ne kadar küçükse, özel hayatından fedakarlık o oranda artıyormuş. ‘Mesai saatlerim dışında 3 saat daha evden/dışarıdan çalışıyorum’ diyenlerin oranı büyük şirketlerde yüzde 57 iken küçük şirketlerde yüzde 70’i buluyormuş.

Fiziksel görünüm ayrımcılık sebebi
Bu da bilinen ve söylenen bir gerçek aslında. ‘Güzel olmamak’ işe girerken, işte yükselirken çok ciddi bir dezavantaj. Ne yazık ki! Hatta kimi araştırmalara göre ‘olumsuz bir fizik’ bir numaralı ayrımcılık sebebi. Etnik kökenden, cinsiyetten, eğitim ve iş tecrübesinden bile fazla… Bunun bilincinde olan kimi çalışanlar estetik ameliyata sığınıyor.

Pazartesi, depresyona en meyilli gün
İngiliz pop grubu Supertrump’ın ünlü From Now On parçasının ‘Yine pazartesi geldi / Yine aynı yerde oturuyorum / Yine aynı suratlar bana bakıyor / Kimbilir daha ne kadar burada oturacağım’ dediği gibi… pazartesi çalışanlar için en zor gün. O kadar ki, İngilizler’in pazartesi günü ‘ilk kez yüzlerinin gülmesi için’ saatlerin 11’i çeyrek geçmesi gerekiyormuş. Üstelik pazartesi sendromunun ‘alışması’ da yokmuş, aksine. İnsanlar şirkette eskidikçe, pazartesi daha çok ‘koyuyor’ imiş.

Oturarak çalışmak ömrü kısaltıyor
American Cancer Society’nin bir araştırmasına göre günde 6 saatten fazla oturarak çalışanların ölüm oranı, 3 saatten daha az oturan çalışanlardan yüzde 20 daha fazla imiş. Bu fark kadınlarda yüzde 40’a çıkıyormuş. Sebep? Hareketsizliğin sebep olduğu şeker ve obezite gibi hastalıklar. İşte bu yüzden doktorlar ‘e-posta atacağınıza, telefon edeceğinize kalkıp şefinizin odasına gitmeyi yeğleyin. Hatta mümkünse asansörle değil, merdiveni kullanarak’ diyorlar. Sosyalleşmesi de cabası…

Şirretler yaratıcılığı arttırıyor
Yukarıda şirret çalışanların daha iyi işi ve maaşı kaptığını söyledik ya… Meğer edepsizliklerinin sadece kendilerine değil, diğer arkadaşlarına da faydası varmış. Journal of Applied Psychology’de yer alan bir makaleye göre kötü muameleye, alaya, bağırıp çağırılmaya maruz kalan çalışanlar bu duruma düşmemek için daha yaratıcı oluyorlarmış. Belki, belki doğru olabilir ama herkes biliyor ki, çalışanları motive etmenin, yaratıcılıklarını teşvik etmenin en iyi yolu onlara saygı göstermek, yetki vermek ve inanmaktır.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND