Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çalışanın gözü ‘öteki’ şirkette

Krizin çalışanlar üzerinde yarattığı endişeye yeni yılla birlikte şirketlerden beklenen maaş iyileştirmelerin gelmemesi de eklenince, pek çok kişiyi yeni iş kapısı arayışına itiyor. İşsizlik oranı tırmanırken halihazırda çalışanlar arasında iş arama oranı da yüzde 100 arttı…

Kriz baskısıyla işinden sıkılanların gözü, ‘başka’ şirketlere kaydı. Rakamlar, son altı ayda çalışanlar arasında iş arama oranının, yüzde 100 arttığını gösteriyor. En çok da üst düzey yöneticiler ‘çalacak yeni bir şirket kapısı’ arıyor.

Global ekonomik krizin ardından iş dünyası üzerindeki tedirginliği atmak adına, alternatif arayışına yöneldi. Krizle birlikte hızla artan işsizlik nedeniyle halihazırda çalışanlarda ortaya çıkan ‘işini kaybetme korkusu’, pek çok beyaz yakalının kariyer planlarını etkiler hale geldi. Hem krizin çalışanlar üzerinde yarattığı endişe hem de yeni yılla birlikte şirketlerden beklenen maaş iyileştirmelerin gelmemesi, pek çok kişiyi yeni iş kapısı arayışına itiyor.

Online insan kaynakları siteleri, yönetim danışmanları ve şirket yöneticilerinin ortak görüşü, bir süredir çalışanların “gözünün dışarıda” olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik rakamlar da farklı yönetim seviyelerdeki pek çok çalışanın, aktif olarak iş aradığını destekler nitelikte. İnsan kaynakları ve istihdam sitesi SecretCV.com’un araştırmasına göre son altı ayda “çalıştığı halde iş arayanların sayısı”nda yüzde 100’lük bir artış yaşandı. Sitenin kayıtlı iki üyesinden biri, “halihazırda bir iş yerinde çalıştığını” belirtiyor. Bir diğer online kariyer sitesi Kariyer.net’in verileri ise ocak ayından bu yana çalışan ve iş arayan kişi sayısında artış yaşandığını gösteriyor.

Kariyer.net Genel Müdürü Yusuf Azoz, iş arayan sayısındaki artışı, “Ocakta beklediği maaş artışını alamayan çalışanların farklı fırsatlara yöneldi” sözleriyle açıklıyor.

Üst kademe hareketli
Çalıştığı şirkette -deyim yerindeyse- ‘hevesi kaçan’ veya ‘yeni fırsat arayışına giren’ler yalnızca “memnuniyetsiz” orta ve alt seviye çalışanlar da değil. İnsan kaynakları ve yönetim danışmanları, özellikle kriz nedeniyle şirketlerin ‘teyakkuz’ durumuna geçmeleriyle birlikte yönetim katlarında da hareketlenmelerin başladığını ifade ediyor. Üst düzey yönetici seçme ve yerleştirme alanında danışmanlık hizmeti veren Egon Zehnder yönetici ortağı Murat Yeşildere, yönetim kademesinde olduğu halde iş arayan çalışanların sayısında son dönemde ciddi bir artış olduğu bilgisini veriyor. Yeşildere’ye göre bu durumun ortaya çıkmasındaki ana etken, krizle birlikte şirketlerin başlattığı ‘yeniden yapılanma’ çalışmaları. “Ekonomik tedbirler” başlığı altında hem ücretlerde hem de unvan ve yetkinliklerde yapılan değişikliklerin, “sumen altı kalmış kariyer planlarını ortaya çıkardığı tespitinde bulunmak” hiç de yanlış değil.

Zira Yeşildere’ye göre yıllık maaş artışlarının ve ikramiye miktarlarının belirlendiği, yan hakların yeniden gözden geçirildiği yılın ilk aylarında memnuniyetsiz çalışanlar, yeni fırsatlar kovalamaya başlıyor.

Bu görüşe katılan bir diğer isim de yine yönetim ve danışmanlık alanında hizmet veren KRM Genel Müdürü Kerim Paker. İşi olduğu halde danışmanlık şirketleri ya da online insan kaynakları siteleri aracılığıyla yeni kariyer planlarının peşinden koşan çalışan sayısındaki artışı, “krizle birlikte düşen motivasyona” bağlayan Paker, zincirleme bir etkiden söz ediyor: “Kriz dönemlerinde işlerin yavaşlaması ve hedeflerin tutturulamaması çalışanların işe olan motivasyon ve bağlılığını olumsuz etkiler. Bir de bunun üzerine kriz tedbirleri eklendiğinde çalışanlar, kendilerine yeni bir başlangıç ve soluk aramaya başlar. Doğal olarak işler açılınca da halihazırdaki konumunu ve gelirini kaybetmeden, daha iyi koşullar sunabilecek yeni iş olanaklarını değerlendirmek ister”.

Evdeki bulgurdan olmak da var…
Mevcut işinden memnun olmayan ya da koşullarını iyileştirmek için yeni bir iş arayışına giren çalışanları ise zorlu ve stratejik bir süreç bekliyor. Bilindiği gibi alternatif kariyer planlarını değerlendirmek isteyen pek çok çalışan, yeni iş arama sürecini, şirket ve çalışma arkadaşlarından olabildiğince gizli yürütmeyi tercih ediyor. Belki biraz da buna mecbur bırakılıyor. Zira uzmanlar Türkiye’de henüz çalışanının yeni bir iş aramasını ‘hoşgörüyle’ karşılayacak şirket ve yöneticilerin azınlıkta olduğunda hemfikir.

Örneğin Murat Yeşildere, çalışırken iş arayanların bu durumu işverenleriyle paylaşmasını gerçekçi bulmayanlardan. Çoğunlukla bu arayışın arkasında “Acaba daha iyi şartlar var mı?” sorusunun olduğunu, henüz bu aşamadaki bir durumun işverenle paylaşılmasının sorun doğurabileceğini düşünüyor.

Human Resources Management Kurucu Ortağı Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka ise bu durumun çalışanların inisiyatifine kaldığını belirtse de, adayları olumsuz sonuçlara karşı uyarıyor. Yeni bir iş arayışı içinde olduğunu şirketiyle açıkça paylaşan çalışanın, umduğu gibi bir iş teklifi almaması durumunda çalıştığı şirket ve yöneticilerle ilişkilerinin bozulabileceğini ifade eden Nazlıaka adaylara, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın” mesajı veriyor.

Ancak açık sözlülüğün, olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşünenler de var. İşinden memnun olmayan, sıkıntılarını ve yeni bir iş arayışında olduğunu yöneticileriyle paylaşan kimi çalışanlar için sonuç beklendiği gibi ‘hüsran’ olmayabiliyor.

Yüzde 90’ı bir yılda ayrılıyor
Yeni iş arayışındaki çalışanını kaybetmek istemeyen bazı şirketler maaşta iyileştirme, unvan ya da yeni yan haklarla çalışanının gönlünü alma yolunu tercih edebiliyor. Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka Türkiye’de bu konuda yerleşmiş bir hatanın söz konusu olduğuna dikkat çekiyor. Yeni bir iş teklifi alan çalışanının değerini ‘geç’ anlayan şirketlerin, işten ayrılmayı engellemek adına yeni imkanlar sunmasını “diğer çalışanlara verilen yanlış mesaj” olarak değerlendiriyor. Nazlıaka’nın konuya ilişkin ilginç bir de tespiti var. Referans olarak American Management Research Association’ı gösteren Nazlıaka, araştırmalara göre bu tip bir durumda istifasını geri çeken çalışanların yüzde 90’ı, bir yıl içinde işinden ayrılıyor.

Her ne kadar çalışan olarak yeni bir iş aramak ve alternatif kariyer planlarını değerlendirmek zor ve karmaşık gibi görünse de, uzmanların bu konudaki tavsiyeleri süreci kolaylaştırabilir. Halihazırda bir işi olduğu için adayların daha özgüvenli ve rahat, pazarlık gücünün de daha yüksek olacağını belirten insan kaynakları danışmanları, çalışanları rastgele başvuru yapmamaları konusunda uyarıyor. Ayrıca başvuru aşamasında bir işiniz olduğunu mutlaka belirtmeniz gerekiyor. Ancak unutulmaması gereken en hassas nokta, iş görüşmelerinde mevcut iş yerine dair olumsuz ifadelerin kesinlikle kullanılmaması gerektiği. Uzmanlar bunun adaylara dair negatif bir etki yaratacağı konusunda birleşiyor. Ayrıca yeni iş arayışı, mevcut şirketten gizleniyorsa görüşmelerin mazeret izni alınarak yapılması daha ‘etik’ bulunuyor.

Uzmanlar ’çalıştığınızı gizlemeyin’ diyor

Kerim Paker / KRM Danışmanlık
“Bazen paylaşmak işe yarayabilir”
Çalışırken iş arayanlar kesinlikle rastgele CV göndermemeli. İnternet siteleri üzerinden yapılacak başvurularda, ilan sahibi şirketlerle ilan içeriği çok iyi incelenmeli ve aday sadece kendi özelliklerine uyanlara başvurmalı. Bence işinden memnun olmayan bir çalışan, ayrılma kararı almadan önce sıkıntılarını üst yönetimiyle paylaşmalı. Bazen firmalar bu durumdaki çalışanlarına pozisyon değişikliği, yeni sorumluluklar gibi alternatif çözümler sunabiliyor.

Aylin Coşkunoğlu Nazlıaka / HRM
“İşiniz olduğunu belirtin”
Çalışan adayların iş arama sürecinde özgeçmişlerinde ‘çalışıyor’ oldukları bilgisini gizlememeleri gerekir. CV üzerinde halihazırda çalıştığını açıkça belirten adaylar görüşmeye çağrılırken görüşme günü ve saatleri konusunda daha toleranslı ve esnek karşılanabiliyor. Burada önemli olan, yeni bir iş ararken mevcut işinizdeki sorumluluk ve görevleri aksatmadan yerine getirebilmek.

Murat Yeşildere / Egon Zehnder
İşverene ders vermek
Çalışırken iş arayanların bu arayışı işverenleriyle paylaşması bence Türkiye şartlarında gerçekçi değil. Aslında iş arayanların önemli bir kısmı ne aradığını bilmeden “acaba çalıştığım koşullardan daha iyi bir şeyler bulabilir miyim?” diye pazarda bakınanlar. Ancak gerçekten sahip olunan işle ilgili somut sıkıntılar varsa ve işten ayrılma kararı kafalarda yer edindiyse, bunu işverenler paylaşmak olası iyileştirmelerin önünü de açabilir. Her ne olursa olsun iş arayışının amacı, “işverene ders vermek” olmamalı.

Fatmanur Erdoğan / kariyeryolculugu.com
“İş, işte bulunur!”
Yeni bir iş aradığınızı ve ayrılmak istediğinizi yöneticinize söylediğiniz anda aslında o şirketteki kariyerinizi bitirmeye hazır olduğunuzu da açıkça ifade etmiş olursunuz. Bu da, kısa bir süre içinde yeni bir iş bulmanız gerektiği anlamına gelir. Çünkü yöneticiniz de sizin yerinize gelecek ismi düşünmeye ve planlarını yapmaya başlar. Ama işiniz varken başka bir iş aramak her zaman avantajlıdır çünkü pazarlık gücünüz artar. Bu yüzden de tercih edilen, çalışırken iş aramaktır.

Çalışanlar hangi alanlarda iş arıyor?

Kariyer.net’e göre;
– Satış elemanı
– Tıbbi mümessil
– Muhasebe elemanı
– Yönetici adayı
– Müşteri temsilcisi

SecretCV’ye göre;
– Mağazacılık/perakendecilik
– Tekstil
– Gıda
– İnşaat
– Bankacılık/finans

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND