Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Çağımızın mutsuz erkeği…

Dünyanın büyük bölümünde kadın hakları mücadelesi sürerken, gelişmiş ülkelerin birçoğunda “erkek hareketi” ya da “erkek hakları hareketi” diye toplumsal bir hareket var. Yakında ülkemizde de erkekler ayaklanabilir…

Kaynak: Radikal İki, Saba Öymen/Sydney

Türkiye gibi erkek egemen bir toplumun üyelerine tuhaf gelebilir ama erkek olmanın özenilecek bir şey olmadığı günler geldi. “Erkekler hayatta başarısız oluyorlar. Kırık ve güvensiz iç dünyalarını ele vermemek için güçlü ve mutlu rolü oynuyorlar. Sorunlarını paylaşmaya, duygularını açıklamaya korkuyorlar”.

Bu iddialar erkek hakları savunucularına ait ve günümüzün erkeğinin feminizmle birlikte yaşamak zorunda kalarak bu hale geldiğini düşünüyorlar. Dünyanın dört bir yanında kadınlar ezilmeye devam ederken, kendileri adına karar verme hakları bile olmazken, kadına ödenen para aynı işi yapan erkeğe ödenenden azken, yönetici seviyesindeki kadınların sayısı erkeklere oranla çok daha düşükken erkeklerin güçsüzlüğü iddiası saçma bulunabilir ama son yıllarda erkeklerin toplumdaki konumunda büyük bir değişiklik olduğu açık.

Toplumun bazı kesimleri dışında, erkekler korkulacak kişiler değiller artık kadınlar için. Dahası, kadınların saygı duyduğu ya da görüşlerine değer verdiği kişiler olmaktan da çıkıyorlar. Özellikle televizyon reklamlarında, önem verilmeyen, kenarda bırakılan kişiler hep erkekler. Şu sıralar gösterilmekte olan bir reklamda, erkek karısına son derece yumuşak bir sesle ”balım” diye seslenip pantolonunun yerini soruyor. Erkek, panik içinde koşuşarak her yerde pantolonunu ararken, kadın cevap verme gereğini bile duymuyor, oturduğu koltuğa daha da gömülüyor, yüzünde hafif bir gülümsemeyle neskafesini yudumluyor.

Erkeklerin özellikle son on yılda geldiği bu yeni durumu önemli bir sorun olarak görmeyenler olabilir. Öyle ya, yıllardır kadınlardı güçsüz ve başarısız olan, şimdi sıra erkeklere geldiyse, varsın gelsin. Ama toplum bilimcilere göre çok önemli bir sorun bu ve çözüm arayışında, bir noktada anlaşma sağlandı: Özellikle Batı ülkelerinde neredeyse tamamen bir kadın mesleği haline gelmiş olan öğretmenlik mesleğine erkekleri teşvik etmek gerekiyor.

Son yıllarda Amerika, İngiltere ve Avustralya”da yapılan araştırmalar sonucunda, kız öğrencilerin hemen her derste erkek öğrencilere göre daha başarılı oldukları ortaya çıktı. Eskiden erkeklerin alanı olarak bilinen matematikte kızlar erkeklerle aynı seviyeye gelirken, İngiliz dili ve edebiyatında ve sosyal bilimlerde çok daha başarılılar.

Bu konuyu araştıran eğitimciler ve toplum bilimciler, günümüzde erkek çocukların, kendilerine pozitif örnek teşkil edecek yetişkin erkek modelinden yoksun büyüdüklerini fark ettiler. Ekonomik koşulların zorlaması ile günün uzun saatlerini işlerinin başında geçiren, bazen iki işte çalışan babalar çocuklarını doğru dürüst görmüyorlar bile günümüzde.

Köy ve kasabalardan şehirlere göç başlayıp aile üyeleri birbirlerinden uzaklaştığından bu yana, çocukların amcalar ve dayılarla yakın ilişkisi de yok oldu. Boşanma oranının da giderek arttığını hesaba katarsak gerçekten erkek çocuklar bazen hayatlarında hiçbir yetişkin erkek olmadan büyüyorlar. Böylece anneler, anneanneler ve teyzeler arasında, bir kadının verebileceği desteği ve bilgilendirmeyi alarak yetişen kız çocuklarına oranla dezavantajlı oluyorlar.

Araştırmacılara göre, günümüzde özellikle ilkokullarda öğretmenlerin çok büyük bir çoğunluğunun kadın olmasının da katkısıyla, kendilerine pozitif örnek olacak baba ve/veya erkek öğretmenden yoksun yetişen erkek çocuklar güvensiz, açığa vurmayı başaramadıkları gerçek kişiliklerini bir örnek maskelerin ardında saklayan, yetişkin bir erkek olmanın ne demek olduğunu bilmeyen büyük adam görünümünde çocuklara dönüşüyorlar.

Zoraki idoller

Bunun çaresi erkekleri öğretmenliğe özendirmek olarak görülüyor ama nasıl? Ücret ve statü seviyesi başka pek çok mesleğe göre düşük kalan öğretmenliği erkekler artık tercih etmiyorlar. Amerika”da ilk ve orta öğretimde her 10 öğretmenin yalnızca iki tanesi erkek.

Avustralya”da geçtiğimiz günlerde ortaya atılan bir öneri öğretmen olmak isteyen erkeklere ekstra burslar sağlamak, kız öğrencileri ise burstan yararlandırmamak. Yani aldıkları notlar aynı seviyede olan biri kız biri erkek iki öğrenciden erkek olan burstan faydalanıp öğretmen olabilecekken, kız öğrencinin aynı eğitimi almak için para ödemesi gerekecek. Bunu yapabilmek için cinsiyet ayrımcılığıyla ilgili yasada değişiklik yapmak gerekiyor ama ortaya atılan fikir cinsiyet ayrımcılığının ta kendisi.

Bu arada toplumsal dayanışma kulüpleri kurarak babasız çocuklara birer cici baba sağlama fikirleri de dolaşıyor ortalıkta. Hatta bunu küçük çapta kendi aralarında organize edenler bile var duyduğumuza göre. Kendilerine olumlu örnek olacak yetişkin erkeklerle birlikte oyun oynayıp spor yapmalarının, gezilere gitmelerinin, erkek çocukların psikolojik gelişmesine olumlu etkisi olacağı muhakkak, ama bunu zorlama ilişkilerle yaptırmaya çalışmak ne derece doğru?

Tek başlarına erkek çocuk büyütmekte olan bazı anneler çocuklarına mutlaka ve mutlaka erkek öğretmen gerektiğine inanırken, önemli olanın, öğretmenin erkek veya kadın olması değil, çocuklarına anlayış, sevgi ve ilgi ile yaklaşabilmesi olduğunu unutmuş durumdalar.

Erkek özgürlük hareketi

Gelişmiş ülkelelerin birçoğunda “erkek hareketi” ya da “erkek hakları hareketi” diye toplumsal bir hareket var bugün. İngiltere Erkek Hakları Örgütü şöyle sesleniyor erkeklere: “Feminist lobi tarafından erkek haklarına yapılan saldırıların farkında mısınız? Evliyseniz evliliğinizde, boşanmışşsanız boşanma sırasında ve boşanma sonrası çocuklarınızla ilişkilerde size haksızlık yapıldığını düşünüyor musunuz? Medyada sergilenen zayıf karakterli ya da komik erkek tipinden bıktınız mı? Bu konuda bir şeyler yapmamızın zamanı çoktan geldi.”

Son yıllarda ara ara alevlenen tartışmalarda, erkek hakları hareketinin öncülüğünü yapan yazarlar, feminizmle birlikte ortaya çıkan modern erkek tipi için önemli olan tek noktanın kadınları memnun etmek haline geldiğini, oysa kadınlara saygı duymak ve onların toplumda hakları olan yere gelmelerine yardım etmenin farklı bir şey olduğunu söylüyorlar.

Her ne kadar erkek dünyası deniyorsa da, gerçekler aslında bu dünyanın ne erkek ne de kadın dünyası olduğunu gösteriyor. Kadınların ezilişinden söz ediyoruz ama erkeklerin de ayrıcalıklı mutlu kesim olmadığını görmek için istatistiklere bakmak yeterli: Erkekler ortalama olarak kadınlardan altı yıl daha az yaşıyorlar.

Kadın erkek ilişkilerinde çoğu zaman erkekler başarısız oluyor. (Batı ülkelerinde eviliklerin yüzde 40”ı ayrılıkla sonuçlanırken, boşanmak üzere başvuranların 5”inden 4”ü kadın.) Yasaya aykırı eylemleri gerçekleştirenlerin yüzde 90”a yakını erkekler olduğu gibi cezaevlerindeki mahkumların da yüzde 90”ı erkek. Okullarda davranış problemi olan ve öğrenme güçlüğü çeken çocukların da gene yüzde 90”a yakını erkek çocuklar.

Kadınlar çok uzun yıllar ezildiler. Daha 1970”ler kadar yakın bir zamanda kocası tarafından terk edilen bir kadın, devletten maddi yardım almak için başvuru yaptığında, kadınlık görevlerini aksatmamış olduğunu ispat etmesi gerekiyordu. Bu, kocasına düzenli olarak yemek hazırladığını, gömleklerini ütülediğini ve kocası istediğinde seks yaptığını ispatlaması demekti. İşte feminizm bütün bunlara karşı başladı, pek çok haksızlığı değiştirdi, değiştiriyor. Tamamen eşit haklara sahip olmak kadınlar için hâlâ uzak bir hayal ama bu, erkeklerin de mutlu, ruhen güçlü ve başarılı olduklarını göstermiyor.

Bugün temalı tebrik kartları ve masa takvimlerinin en popüler olanları erkeklerle dalga geçenler. “Erkekleri ne kadar çok tanırsam köpeğimi o kadar fazla seviyorum” ya da “Erkeklerin iki yanlışı var: Söyledikleri her şey ve yaptıkları her şey” gibilerden cümlelerle süslü kartların en çok sattığı günümüzde erkeklerin de kadınların da kendileriyle ve birbirleriyle barışık bir hayat yaşamalarına daha çok var.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND