Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Büyükler daha başarılı, küçükler daha mutlu

Ailede hangi çocuk daha başarılı oluyor sorusundan yola çıkan araştırmacılar ilk, ortanca ve küçük çocukların başarı grafiklerini inceledi. Araştırma bulgularına göre büyük çocuklar daha başarılı, küçük çocuklar daha mutlu. Neden mi…

AİLEDE HANGİ ÇOCUK DAHA BAŞARILI OLUYOR?

Pek çok araştırma ilk çocukların meslek hayatlarında daha başarılı olduklarını gösteriyor. Neden mi? Çünkü ilk çocuklar genelde daha sorumluluk sahibi, otoriter, başarı odaklı, kurallara uyan kişiler.

İlk çocuk olduklarından ailelerinin beklentileri çok yüksek. O nedenle CEO’ların büyük oranda ilk çocuk olduğu söyleniyor. Aynı durum Amerikalı devlet başkanları, Nobel ödüllü bilim adamları ve astronotlar için de geçerli. Küçük çocuklar ise genellikle daha dışa dönük, neşeli oluyor ve yaratıcı alanlarda kendilerini gösteriyorlar, örneğin sanatsal alanlarda daha başarılı oluyorlar. Doğum sırasının (aslında ailelerin tutumu) çocukların karakterlerini ve iş hayatındaki pozisyonlarını nasıl etkilediğini araştırdık.

“Kardeşimle aramda 2.5 yaş var. Hayatım boyunca hep onun sorumluluğunu üstümde hissettim, hep ‘ama kardeşin küçük, sen ona göz kulak olacaksın’ dendi. Ben zayıf not getirdiğimde bu çok ciddi bir sorun oldu, ama o birkaç zayıf getirdiğinde bile bu neredeyse hiç sorun yapılmadı. Sanki bütün umutları bendim. Onları hayal kırıklığına uğratmamak için çok çalıştım, kendimi çok zorladım. Birçok şeyi kendim başardım. Şimdi dönüp baktığımda iyi ki de öyle olmuş diyorum. Çünkü bu bana kendi ayaklarımın üzerinde durmayı, rekabet etmeyi öğretti. Beni güçlendirdi. Bugün geldiğim mevkide büyük çocuk olmanın payı büyük bence” Bir şirkette üst düzey yönetici olarak çalışan S.O. büyük çocuk olmanın nasıl bir tecrübe olduğunu bu şekilde anlatıyor.
Doğum sırası, daha doğrusu aile bireylerinin çocuklarına davranışları ve kardeşler arasındaki ilişki, insanların karakterini etkiliyor. Küçük çocuklar daha dışa dönük, bağımsızken, büyük çocuk daha içine kapalı, başarılı, sorumluluk sahibi, kuralların savunucusu oluyor.

Ailede hangi çocuk daha başarılı oluyor sorusundan yola çıkan araştırmacılar ilk, ortanca ve küçük çocukların başarı grafiklerini inceledi. Araştırma bulgularına göre büyük çocuklar daha başarılı, küçük çocuklar daha mutlu. Neden mi…

Büyük daha başarılı küçük daha mutlu

Fransa’da, çocukların doğum sırasına göre karakterlerini inceleyen Büyükler ve Küçükler kitabının yazarı Marc Sznajder, 5 Eylül 2011’de Le Figaro’da yayımlanan bir haberde şunları söylüyor: “Anneler 10 vakadan 9’unda küçük çocuğun daha bağımsız, daha dışa dönük, ama – daha içine kapalı ve kaygılı olan büyük çocuğa nazaran – daha kararlı olduğunu söylüyorlar. Mesela 41 yaşındaki bir anne ‘Büyük kızım biraz ciddi, hatta kaygılı, halbuki ikincisi daha neşeli ve daha açık. En küçük ise tamamen bağımsız, çok açık, hiçbir şeyden korkmuyor ve herkesin yanında çok rahat” diyor.

Sznajder, büyüklerin profesyonel kariyerlerinde daha başarılı, küçüklerin ise şahsi açıdan daha mutlu olduğunu savunuyor.

Araştırmalara göre Amerika başkanlarının ve Nobel kazananların ezici bir çoğunluğu ilk çocuk. Aynı şekilde ilk 23 NASA astronotunun 21’i ilk veya tek çocuk. 7 Mercury astronotunun tamamı ilk çocuk. Oslo Üniversitesi’nden bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, 240 binden fazla Norveçli üzerinde yapılan IQ testi, ilk çocukların ikinci çocuktan çok daha zeki olduğunu ortaya koyuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aylin Sezer, yapılan araştırmaların, zekadaki farkı, büyük çocuğun küçüklere günlük işlerde yardım etmesi ve yol göstermesiyle ilişkilendirdiğini ve bu nedenle büyük çocukların daha zeki çıktığını söylüyor: “Daha küçükten kardeşlerine bakmayı, onlarla ilgilenmeyi, evde ebeveynden sonra ilk sorumluluk almayı bir rol olarak üzerine alan çocuk, büyüdüğünde de aynı sorumlulukları almaya devam ediyor. Küçük çocuklarda da, aynı dinamik farklı bir davranış şekline dönüşüyor. Her zaman ona bakacak, onu kollayıp, onun yapamadıklarını yapacak bir abisi veya ablası olan çocuk, yetişkinlik hayatında da böyle bir abla veya abiye gerek duyabiliyor.”

CEO’lar neden ilk çocuk?

USA Today, dünyanın en büyük CEO organizasyonlarından Vistage’tan üyelerini araştırmasını istedi. Vistage’in cevap veren 1.582 üyesinin yüzde 43’ü ilk çocuk, yüzde 23’ü son çocuk, yüzde 33’ü ise ortancaydı. USA Today’ın bir CEO panelinde yaptığı küçük çaplı araştırmaya göre ise 155 CEO’dan yüzde 59’u ilk çocuk, yüzde 18’i en küçük ve yüzde 23’ü ortanca çocuktu.
Peki neden ilk çocuklar yönetim kurullarına hükmediyor? CEO’ların buna cevabı şöyle oluyor. Bir kere hayatlarında en azından bir kez olsun ailelerinin ilgisini kimseyle paylaşmıyorlar. (İkinci çocuk doğana kadar). Ayrıca büyük umutların baskısını hep üzerilerinden hissediyorlar. Ve küçük kardeşlerine bakmak için kendi kendilerine yetmeleri şart oluyor.

New York University’den bir psikoloji profesörü olan ve doğum sırası üzerine araştırmalar yapan Ben Dattner, ilk çocukların en tepeye yükselmesinin anlamlı olduğunu söylüyor. Çünkü onlar daha kendine güvenli, iddialı, otoriter, dominant, görev odaklı, disiplinli, kurallara uyan ve pozisyonunu, unvanını kaybet korkusu taşıyan kişiler.

Büyük çocuk melankolik oluyor

Doğum sırası konusunda çalışmalar yapan ilk psikologlardan Alfred Adler büyük çocukların aşırı sorumluluk hissi taşıdığını ve bu nedenle de küçük yaşlarından itibaren onları hiç bırakmayan bir melankoli hissettiklerini söylüyor. C.A., büyük çocuk olmayı tarif ederken hep ezilen olmak diyor, diğer kardeşlerinin daha rahat büyüdüğünü, kendisinin ise hep ağır sorumluluklar altında ezildiğini, horlandığını düşünüyor: “Kardeşine ders çalıştır, o küçük sen ona bakacaksın, teneffüste kardeşine bak, ona örnek ol, ödevini yaptır vs vs. Anne baba kavga eder sana patlarlar, genelde kabak her durumda sizin başınıza patlar.”
Yabancı bir forumda, evin en büyüğü olan abi şunları söylüyor “Çoğu kez kardeşimi giydirmekten ve ödevini yaptırmaktan nefret ederdim, çünkü benden daha çok sevildiğini düşünürdüm. O en küçük olduğu için ailem onu sevmekte haklıydı. Ben feda edilmiştim. Bu da sizi içinize kapanık, mutsuz ve güvensiz yapıyor.”

Psikoloji eğitimi alan ve şu anda halkla ilişkiler alanında çalışan, Sevi Hacıhanifioğlu kardeşiyle olan ilişkisinde kendisini de her büyük çocuk gibi en çok etkileyen şeyin ‘kardeşin ufak ama’ şiarı olduğunu söylüyor: “Büyük çocuk olmak sorumluluk almak. Nişantaşı’nda Şişli Terakki ve Işık Liseleri’nde yanyana okuyorduk mesela, onu alıp eve dönmek zorundaydım, çıkışta arkadaşlarımla buluşamıyorum bana ayak bağı oluyor diye çok hayıflanırdım. Küçük olduğu için yaptığı her türlü hatayı görmezden gelmek, senden daha küçük ve şirin birşeyin üstündeki ilgiyi almasını üzüntüyle izlemek, anneni, babanı paylaşmak zorunda kalmak duygusuyla baş etmeye ve onları affetmeye çalıştım belli bir yaşa kadar. Öte yandan sürekli senden sonra gelene öğretmek, yolunu açmak, örnek olmak, anne babana karşı dahi onu korumak, dayanışmak, ‘büyük’ ve ‘lider’ olduğunu hissetmek işin güzel tarafı” diyor.

Getir-götür işleri küçüklere kalıyor

Tabii küçük çocukların da şikayet ettikleri alanlar var, kardeşlerinin eskilerini giymek zorunda kalmak, sürekli abisi-ablasıyla kıyaslanmak, büyük kardeşin altında ezilmek, ‘sen sus, küçüksün’ denmek, evde getir-götür işi yapmak gibi. Ama küçük çocuklar çoğunlukla hem abiden hem abladan harçlık almak konusunda son derece mutlu. 3 kardeşin en küçüğü K.Y. “Eğer ailenin en küçüğü iseniz ve diğer kardeşlerle aranızda yaş farkı varsa çok şanslısınız demektir. Herkes sizi çok sever, 30 yaşına da gelseniz size çocuk muamelesi yapılır. Bu hem iyi hem kötü ama genelde hatalarınız hoş görülür. Bayramlarda el öper ve iyi para toplarsınız. Abinizin ablanız sizin yerinize mücadele vermiştir ve kazanılmış bazı haklar vardır. Mesela eve geç gelme konusunda sizin mücadele vermenize gerek kalmamıştır, ayrıca sizi savunan bir ablanız vardır. Ama küçük çocuk olmanın şöyle kötü bir tarafı vardır. Tüm bakkal işleri ve çöp dökmeler size patlar“ diyor.

Hep başarı kaygısı taşıyor

İlk çocuk doğduğunda, anne ve babanın maddi ve manevi kaynaklarının yüzde 100’üne sahip oluyor. Anne baba, tüm sahip oldukları varlıkları tek çocukları için kullanıyor, tüm zaman, ilgi ve sevgileri tek çocuğa yöneliyor. Yine araştırmalara göre ilk çocukların eğitimine genelde daha fazla yatırım yapılıyor, ilk çocuklar daha iyi üniversitelere giriyor ve okul hayatlarında daha başarılı oluyorlar. Dolayısıy1a iş hayatında da daha başarılı oluyorlar. Tabii ebeveynin de büyük çocuktan başarı beklentisi oluyor. Bu beklenti büyük çocuğu başarılı olmaya teşvik ediyor ama aynı zamanda ilk çocuklar daima performans ve başarı kaygısı yaşıyorlar.

Yine bir büyük kardeş şunları söylüyor: “Ailenin en büyüğü olarak hem ailede hem iş çevresinde başarılı olma baskısını çok net hissettim. Daima yapabileceğimin en iyisini yapmaya gayret ettim” diyor. Bir başkası “Ben 3 kardeşin en büyüğüyüm. Daima sorumluluklarım oldu. İlk olarak kardeşlerime ebeveynlik yaptım. Üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirdim ve sonrasında kendi işimi kurdum. Hiç hayal bile edemeyeceğim bir okulda okudum, ailenin en zekisi değildim ama bence doğum sıram benim başarılarımı etkiledi. Çünkü ailem bana güveniyordu, benden umutluydular. Bu da beni çok çalışmaya teşvik etti” diyor.

İkinci çocuk daha cesur

İkinci çocuklarda, ebeveyn baskısının daha az olmasına bağlı olarak, başarıdan daha çok sevdikleri, mutlu oldukları şeyleri yapmaya eğilimli olduklarını gösteriyor. Küçük çocuk daha canayakın, espirili, uyumlu olmayı seçiyor. Büyük kardeşiyle yarışmak yerine, ailede bu özellikleriyle varoluyor. Psikolog Aylin Sezer, “Küçük çocukların, büyük kardeşlerine göre daha riskli davranışlarda bulunuyor. İlk çocuklar, anne ve babanın beklentilerini yerine getirme sorumluluğunun ağırlığı ile başarı odaklı olarak, risk içeren davranış ve planlardan kaçınıyorlar. Diğer yandan, küçük kardeşler, ailede tepki yaratabilecek davranışlarla, anne ve babanın ilgisinin bir kısmını çekmeye çalışıyor. Daha cesur olan küçük kardeşler, yetişkin yaşamlarında da, başarısızlık kaygıları daha az olduğu için, daha riskli adımlar atabiliyorlar“ diyor.

Sandviç olmak zor

Kimilerine göre en zor pozisyon ortancanın. Ortanca hep arada kalıyor, bir nevi sandviç olma durumu var. Ortancanın, büyük ve küçükle yarışması, onların içinde yer edinmesi gerekiyor ve bu nedenle daha uzlaşmacı oluyorlar.

Tek çocuk olmak ise ilk bakışta ideal pozisyon gibi görünüyor. Anne-babanın ilgisi, alakası hep sizin üzerinizde ve hep de öyle kalacak. Bu nedenle kendinizi biraz fazla beğenmiş olabilirsiniz ama kalabalık ailelerde kardeşleri ile rekabet etmek zounda olan çocukların karşısında rekabeti öğrenemediğinizden zayıf kalacağınız kesin.
PSİKİYATRİST PROF. DR. BENGİ SEMERCİ
Belirleyici olan sıra değil ailenin tutumu
Bir cocuğun karekteri, kendi özellikleri, ailenin tutumu, aile üye sayısı, ailenin sosyal ve ekonomik yapısı, aile sorunları, sosyal çevre başta olmak üzere bir çok şeyden etkilenir. Doğum sırasının da bir etken olduğunu ileri süren görüşler var ancak tek başına anlamı yok, aslında doğum sırasının aile tutumlarına ilişkili olduğu da söylenebilir. Kardeşler arasındaki ilişkiyi anne baba destekleyecek ve sorunları çözecek sekilde davranırsa fark az olur. Kilit nokta anne baba tutumu. Anne babaların çocuklara atfettikleri değerler vardır, ‘Bu güçlü, bu güçsüz vb.’ Ve bu atıflar ailelerin tutumlarını etkiler, güçsüzü koruyup, kollamak gibi. Bu da çocuğun gelişimi etkilenir. Büyük çocuklardan daha güçlü olmaları, kardeşini korumaları, paylaşmaları beklenir. Ailenin iyi çocuğu olması beklenir. Ailenin büyük çocuğa daha fazla şey vermesi (zaman, ilgi vb) mümkündür, çünkü ebeveynligi öğreniyordur. Aile kuralları da büyük çocukta öğrenir. Bu büyük çocuğa, diger koşullar da uygunsa liderlik özelikleri kazandırabilir. Böylece her anlamda daha çok beslenen ve çok şey beklenen çocuk diğer şartlar uygunsa daha çok şey becerebilir. Küçük çocuk ise büyük çocukta yapılamayanların yapıldığı, küçük diye korunan, sorumluların onun yerine yerine getirilen, bu nedenle de daha yetersiz ve şımarık olabilen çocuktur. Beklenti az olduğundan ve daha serbest bırakıldığından hiç bir şey olamayacağı ve benlik saygısı düşük olabileceği gibi, sanatçı, yaratıcı yönünü öne çıkarma şansı da bulabilir. Bu gibi durumlarda küçük çocuk sendromundan bahsedilir.

Meslek seçimini etkiliyor
Geleneksel toplumlarda büyük çocuğun üstünlüğü var. Bu toplumlarda küçük çocukların bakımı ablaya emanet ediyor. Afrika’da ilk doğan çocuğun toplumda özel yeri var. Feodal toplumlarda yönetim babadan oğula geçtiğinde şirket sahipliği ya da yöneticiliği genellikle en büyük erkek çocuğa kısmet oluyor. Ama bunun haricinde ailede sorumluluğu alan çocuk, lider özellikleri taşımak durumunda kaldığı için iş hayatında yönetici, karar verici pozisyonunu benimsemeye çok daha eğilimli olabiliyor.

Yetiştiriliş tarzı, anne babanın tutumu ve ailede alınan roller, kişilerin yetişkin yaşamlarındaki meslek seçiminde etkili oluyor. Daha disiplinli ve başarıya önem veren ilk çocuklar, eğitimlerine daha fazla devam ediyorlar. Bunun sonucunda da, ikinci veya üçüncü doğan çocuklara göre, daha yüksek mevkili işler bulabiliyorlar. Ailede sorumluluğu alan çocuk, lider özellikleri taşımak durumunda kaldığı için iş hayatında yönetici, karar verici pozisyonunu benimsemeye eğilimli olabiliyor. Psikolog Aylin Sezer, “Yapılan araştırmalara göre ilk çocukların daha çok yüksek eğitim seviyesi gerektiren, tıp, hukuk ve mühendislik gibi alanlar seçtiklerini gösteriyor, devlet başkanlarının genelde ilk çocuk olduklarını ortaya çıkarıyor” diyor.
Ortanca çocuklar, ailede genelde arabulucu rolleri üstlendikleri için, yetişkin yaşamlarında da aynı rolü devam ettirip, iletişim ve ilişki becerilerini kullanabilecekleri meslekleri seçiyorlar. Yine Sezer’e göre ortanca çocuklar hemşirelik, polislik, itfaiyecilik ve alet kullanmayla ilgili işler seçiyorlar.

Ailenin küçük çocukları ise, sevimlilikleri, canayakınlıkları ve espritüellikleriyle kendilerini ifade edebilecekleri işlere daha yatkın oluyorlar. Diğer kardeşlerine göre daha yaratıcı da olan küçük çocuklar, daha sanatsal ve dışarıda yapılan işlere yöneliyorlar. Gazetecilik, reklamcılık, sanatçılık, atletlik, küçük çocukların daha başarılı oldukları iş alanları.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND