Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Büyük başaranların şans ile imtihanı

Başarı ile şans arasında nasıl bir ilişki vardır? Bir insanın gerçekten başarılı olması için şanslı mı olması gerekir? Dünya çapındaki büyük başarıların mimarları, kendileri için dönüm noktası olan şans ya da fırsatları nasıl değerlendirdiklerini anlatıyor…

Başarı ile şans arasında nasıl bir ilişki vardır? Bir insanın gerçekten başarılı olması için şanslı mı olması gerekir? Dünya çapındaki büyük başarıların mimarları,  kendileri için dönüm noktası olan şans ya da fırsatları nasıl değerlendirdiklerini anlatıyor…
 

En büyük şansım 

Sarık Tara’nın iş hayatındaki en büyük şansı, üniversitedeki hocasıyla tartışması oldu. Bu yüzden okulunu bir dönem geç bitirdi. Ancak arkadaşları iş bulamazken o en iyi işi kaptı. Migros’un yönetim kurulu başkanı Bülend Özaydınlı’nın yüzüne ise şans Vehbi Koç’la yaptığı ilk görüşmede güldü. Koç’a verdiği kıvrak cevaplar, onun gruba girmesini sağladı. Aileden ayrılıp kendi grubunu kuran Nafi Güral’ın hayatındaki en büyük şansı ise ortaklarının “Projen hayal” sözüne sinirlenip şirketin hisselerinin tamamını satın alması oldu. Güral, bu sayede Türkiye’nin en büyük gruplarından birini yarattı. İşte Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının hayatlarını değiştiren büyük şansları…

Google’ın Patronu Larry Page

Standford’a başladığı ilk gün kendisinden bir yıl önce aynı okula kabul edilen Sergey Brin’le tanıştı. Brin, ona okulu gezdirdi. Page, Stanford’da okulun ilk günü ortağı Sergey Brin’le tanışmasaydı belki bugün teknoloji devi Google olmayacak, Page de hayatının şansını yakalayamayacaktı. Tıpkı Page’de olduğu gibi patronların hayatında şansın önemi büyük. Türkiye’nin en önemli girişimcilerinden, Enka Şirketler Grubu Fahri Başkanı Şarık Tara’nın da iş hayatındaki “en büyük şansım” dediği olay üniversite son sınıfta kapısını çaldı.

“Son sınıfta hiç yapmayacağım bir şey yaptım ve bir hocayla münakaşa ettim. Bu nedenle de bir sömestr geç mezun oldum. İşte bu hayatımın en önemli şanslarından biri oldu” diyen Tara, bu sayede pek çok arkadaşının önüne geçerek Haydarpaşa’daki silo inşaatındaki işi kaptı. Gece vardiyası mühendisi olarak çalışmaya başlayan Tara, daha sonra eniştesiyle birlikte kendi inşaat şirketini kurdu. Ta-ra’nın iş hayatındaki ikinci büyük şansı ise Almanlar-dan gelen sürpriz iş teklifi oldu. Tara, bu sayede hiç aklında yokken şirketini yurtdışına açtı ve bugün 6 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşan dev bir grup yarattı.

Herkesin Şansa İhtiyacı Var!

Bu örneklerden anlaşıldığı gibi başarılı insanların da hayatlarında şans faktörü belirleyici olabiliyor… Her başarılı iş insanının “en büyük şansım” diye nitelediği bir olay var. Örneğin Çukurova’nın patronu Mehmet Emin Karamehmet’in de hayatını değiştiren en büyük şansı Murat Vargı’yla tanışması oldu. Hüsnü Özyeğin, askerlik arkadaşı Murat Vargı’dan gelen Turkcell projesini eski patronu Karamehmet’e götürdü. Karamehmet de Vargı sayesinde gelen şansı iyi değerlendirerek bugün Türkiye’nin en büyük GSM şirketinin sahibi oldu.

 
Karamehmet de Hüsnü Özyeğin’in en büyük şansı oldu. Hüsnü Özyeğin, Yapı Kredi’de yöneticilik yaptığı dönemde patronu olan Karamehmet’in kendisine hisse vermemesine sinirlenerek kendi bankasını kurdu. Özyeğin, bu olayın hayatının en büyük şansı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Karamehmet’ten yüzde 1 hisse istedim, onu da bana vermediği için her akşam kendisine dua ediyorum beddua değil. Ne kadar doğru bir şey yaptı vermemekle ki ben kendi bankamı kurabildim.” Limak’ın patronu Nihat Özdemir’den Migros’un başkanı Bülend Özaydınlı’ya kadar Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının hayatlarındaki en büyük şanslarını araştırdık.

Yarım Bırakılan Doktora

Nihat Özdemir, 4,7 milyar dolar aktif büyüklüğe ulaşan Limak Holding’in patronu. Son 10 yılda Limak’ı baş döndürücü bir hızla büyüttü. En son 3’üncü havalimanı ihalesine ortaklarıyla birlikte 22 milyar doların üzerinde bir tutar ödeyerek dikkatleri üzerine çeken Özdemir’in iş hayatındaki en önemli şansı ise terör nedeniyle doktora eğitimini yarıda bırakması oldu. Ortağı Sezai Bacaksız’la terör olayları yüzünden ODTÜ’de doktorayı yarıda bırakıp kendi şirketinikuran Özdemir, “hayatımdaki en büyük şansım oldu” dediği olayı şöyle anlatıyor:

“Ortağım Sezai Bacaksız ile ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nden sınıf arkadaşıyız. Daha sonrasında endüstri mühendisliği bölümünde birlikte yüksek lisans yaptık. Üniversiteye dönüp beraber öğretim görevlisi olduk. 6-7 yıl kadar akademik çalışmalara devam ettik. Doktora çalışmaları yaptık. Ancak, o yıllarda terör büyük sıkıntıydı, üniversite hayatı zordu.

Terör olaylarından dolayı özel sektöre atılarak şirket kurmaya karar verdik. İyi ki de kendi şirketimizi kurmuşuz, terör olayları bizim kendi işimizi kurmamızı sağladı. 1976 yılında proje yaparak işe başladık. Tesisat projeleri, makine fizibiliteleri yaptıktan sonra fabrika montajlarına geçtik. Sonrasında inşaat işleri almaya başladık. İlk günden ana hedefimiz, her işi yapan bir firma olmaktı. Yalnız konut, liman değil, tüm müteahhitlik hizmetlerini verme hedefindeydik. Bu ortaklığa başlarken sadece proje yapmayacağız, her türlü hizmeti veren bir müteahhitlik şirketi olacağız, daha sonra da sadece müteahhitlik ile sınırlı kalmayıp başka sektörlere de gireceğiz gibi bir hayalimiz vardı. Şimdi Limak Şirketler topluluğu olarak inşaat ve çimentonun yanında turizm, enerji, havalimanı işletmeciliği ve gıda alanlarında faaliyet gösteriyoruz. Geçmişe dönüp baktığımızda en büyük şansımızın terör olaylarından dolayı üniversitedeki kariyerimizi bitirip kendi işimizi kurmamız olduğunu söyleyebilirim.”

 
Hocası Girişimci Yaptı

Mustafa Şevki Kavurmacı, yarım milyar dolar cirosu olan Aydınlı Grubunun kurucusu. Bünyesinde U.S Polo, Cacharel gibi güçlü markaları bulunduran grubunun temellerini üniversite yıllarında attı. İstanbul Üniversitesi’nde okurken akademisyen olmayı hayal eden Kavurmacı, hocasının sözü üzerine kendiişini kurup girişimci oldu. Kavurmacı’nm büyük oğlu Ahmet Said Kavurmacı, bu olayı şöyle anlatıyor: “Babam, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nin son sınıfındayken okulda kalıp akademisyen olmayı düşünmüş. Bu isteğini, hocası olan rahmetli Prof. Dr. Sabahattin Zaim Beyefendi ile paylaşmış. Sabahattin Hoca, babamın heyecanlı ve haksızlık karşısında mutlaka doğru bildiğini söyleyen özelliğine atıfta bulunarak kendi işini kurması konusunda tavsiyede bulunmuş ve şöyle demiş: ‘Sevgili Mustafa, bu dönemde ilim yapmak için bu çatı altında bazı haksızlıklar karşısında maalesef doğru bildiğini söyleyemeyip susmak zorunda kalacağın bir dönem. Aynı zamanda senin gibi Anadolu’dan gelip okumak isteyen birçok öğrencinin imkanları da kısıtlı. Onları okutacak işadamlarına da ihtiyaç, en az ilim adamı ihtiyacı kadar yüksek. Senin ticarete yatkınlığın fazla, gel sen bu akademik kariyer işinden vazgeç, ülkeye hizmetini ticaretinle yap.’ Bu konuşmadan sonra da babam yönünü ticarete çeviriyor ve o dönem son sınıfta okurken Fatih’te açtığı 50 metrekarelik dükkan bugün 5 ülkede direkt yatırımı olan 4 bine yakın kişiyi istihdam eden büyük bir gruba dönüşüyor. Sahabattin Zaim’in nasihatı doğrultusunda her yıl bine yakın öğrenciye burs veriyoruz.”

Avantajı Tezgahtarlık

Kiğılı, 210 mağazayla Türkiye’de erkek hazır giyimine yön veren markalardan biri. CEO’su Hilal Sueıdem ise uzun yıllardır perakende sektörünün içinde. Suerdem, iş hayatında en büyük şansının satış danışmanı olarak sektöre adım atması olduğunu söylüyor. Organize perakendenin güçlenmesinin kendisine avantaj sağladığını söyleyen Suerdem, iş hayatında öne geçmesini sağlayan “şansı” için şöyle konuşuyor: “1964’te İstanbul’da doğdum. Ancak ailece Siirtliyiz. İş hayatı, aile kültürümüzde çok önemli yer tutuyor. Bu yüzden hem okudum hem çalıştım. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. İlk iş tecrübemi ise babamın yanında edindim. Babamla birlikte AR-GE laboratuvarların kurulmasına yönelik malzeme satıyorduk. Öğlene kadar okula gidiyordum, öğleden sonra da işte babamın yanındaydım. Yaklaşık 12 yıl bu aile işletmemizde çalıştım. 1991’de ise anne ve babamı trafik kazasında kaybettim. Sonrasında ağabeyimle ticaret işimizi ayırdık.Ağabeyimle ayrılınca Abdullah Kiğılı eksik olmasın, ‘Başarılı, hırslı ve heyecanlı bir insansın, bizimle çalışabilirsin’ dedi. Ben de kendisine, ‘Bu işin en alt seviyesi neresi’ diye sorduğumda o zamanki adıyla tezgahtarlık cevabını verdi. Ben en alt seviyeden başlamak istedim. İlk iş olarak da depodan mağazalara sevkiyat işini yaptım. Sonra Galleria açıldı, ben de oradaki mağazamıza tezgahtar olarak geçtim. Galleria mağazamızda şef, müdür yardımcısı ve müdür oldum.

 
İlerleyen süreçte Anadolu Yakası’nda mağazalar bölge müdürlüğünü üstlendim. Ardından mağazalar koordinatörü oldum. İmalat ve lojistik birimleriyle birlikte genel koordinatörlük yaptım. Daha sonra da CEO oldum. İş hayatımda önümü açan, en büyük şansım perakende dünyasına satış danışmanı olarak başladığım gün oldu. Organize perakendenin güçlenmesi de hızlı büyümemizi sağladığı için en önemli şanslarımdan olarak görüyorum.”

Okulu Kırdı Hayatı Değişti

Ali Abalıoğlu, 1,5 milyar dolar cirosu, 2 bin çalışanı olan Denizli merkezli Abalıoğlu Holding’in yönetim kurulu başkanı. Ailenin ikinci kuşak temsilcisi. İş hayatına, babasının çırçır fabrikasında başladı. Bugün ise tekstil işi yapan aile şirketini bakırdan gıdaya, enerjiden ambalaja kadar 5 farklı alanda faaliyet gösteren büyük bir gruba dönüştürdü. Abalıoğlu’nun hayatındaki en önemli şansı ise lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte okulu kırıp kahvehaneye gitmesi oldu. Abalıoğlu, bu olayı ve neden hayatının şansı olduğunu şöyle anlatıyor:

“Lise çağlarında arkadaşlarla okulu kırar ve henüz öğretmenlerimiz tarafından keşfedilmemiş bir kahvehaneye giderdik. Ancak çok ileri görüşlü, bir o kadar zeki bir kadın olan annemi hafife alıp yakın takibinde olabileceğimi hesaba katmayarak ciddi bir hata yaptım.

Yine okuldan kaçtığım günlerden biriydi. Kağıt oynarken annemi ve babamı bir anda karşımda buldum. Kuş uçmaz, kervan geçmez bu yere babamı ancak annemin azmi ve kararlı tutumu getirebilirdi. Evet, gerçekten basılmıştık. Arabada nasihat dinleyip azarlanmayı beklemek yerine en güzel savunma olarak saldırıyı seçtim. ‘Beni arkadaşlarıma mahcup ettiniz’ dedim ve onları okulu bırakmakla tehdit ettim.

Babam, ‘Aman ne güzel senin gibi bir yardımcıya ihtiyacım var zaten, yarın sabah gel işe başla’ dedi. Annem ise ‘Oğlum zaten sende okuyacak kafa yok’ diyerek acımasızlığını, ‘Sana liseyi mutlaka bitirteceğim’ diyerek de kararlılığını dile getirdi. Bu iki kurt blöfümü yememişti. Kahvehanede anneme ve babama yakalanmam hayatımdaki kararlı ilk hedefimi koymamı sağladı. Bu olaydan sonra önce okumaya sonra iş hayatına atılmaya karar verdim.”

“Mutfaktan Gelmem Şans Getirdi”

İnanç Kabadayı, Batışehir markasıyla ünlenen Ege Yapı’nın yönetim kurulu başkanı. Aynı zamanda İstanbul Genç Girişimciler Derneği’nin (İSGİD) başkanı… 38 yaşında, İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü mezunu. Uzun yıllar, inşaat sektöründe profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra 6 yıl önce kendi şirketini kuran Kabadayı, genç yaşta elde ettiği başarıyı ve şansını şöyle anlatıyor: “Babam harita mühendisi, annem ise ev hanımıydı. Ben de küçüklüğümden itibaren babamla birlikte araziye gider sahada vakit geçirdim. Ortaokulda hedefimi koymuştum. Büyüyünce inşaat mühendisi olacaktım. İTÜ İnşaat Fakültesi’ne girmeyi hedefledim ve üniversite sınavında bu bölümü kazandım.

 
Üniversite birinci sınıfta okurken bir inşaat firmasında staja başladım. Üniversite yıllarımda bir taraftan okumak diğer taraftan çalışmakla geçti. Üniversite 2,3 ve 4’üncü sınıflarda Atlas adındaki bir inşaat şirketinde çalıştım. Bir taraftan da okula devam ettim.

Bu şirkette ilk önce saha müdürü olarak işe başladım. 10 yıl da proje koordinatörlüğe yaptım. 6 yıl önce ise kendimi hazır hissettiğimde şirketimi kurmaya karar verdim. Birçok arkadaşımın aksine, eğitim hayatımın başından itibaren inşaat işinin içinde olmam en büyük şansım oldu. Daha öğrenciyken başladığım iş hayatımda saha mühendisliği ile başlayıp mezun olduktan sonra da koordinatörlüğe kadar birçok departmanda görev aldım. İnşaat sektöründe işin mutfağından geliyorum. Hayatımın bu döneminin, bugün baktığımda en önemli şansım olduğuna inanıyorum. Yaşadığım her bir deneyim, bugün Ege Yapı olarak başarılarımızın temellerini oluşturdu.” 

Bülend Özaydınlı
Migros Yönetim Kurulu Başkanı


“Hayatımı Değiştiren Kritik Konuşma”
Vehbi Koç’la Tanışma
1987 yılında Vehbi Bey’in daveti üzerine ofisine gittim. Yaptığımız ilk tanışma görüşmemizde Türkiye’nin durumu hakkında düşüncelerimi öğrenmek istedi. Yanıtım, “Türkiye’nin durumu aynen benim durumuma benziyor” oldu. Vehbi Bey de “Ne alakası var” diye hayret ile sordu. Ben de “Çocukluğum, gençliğim hep deniz kenarındaki illerde geçti ama iş hayatım Ankara’da başladı ve Ankara’da devam ediyor” diye sözlerime başladım ve şöyle devam ettim:
İlk Sohbet
“Denizi çok seviyorum ve ; öncelikle İstanbul’da yaşamak İstiyorum, İstanbul’da bir yalıda oturup önüne yatımı bağlamak istiyorum. Yeterli birikimim yok ancak borçlanacak İtibarım var, İstanbul’a yerleşir, borçlanarak yalı ve yat alabilirim, Böylece 4-5 yıl boyunca düşlerimi gerçekleştiririm, Ama 5’incl yılın sonunda borçlarımı geriye ödeme zamanı geldiğinde borcumu ödeyemez itibarımı yitiririm. Babamın ailemize verdiği itibarlı soyadı en değerli varlığımızdır, itibarımızı riske atıp, acele edip bu düşümü gerçekleştiremiyor, bir gün bu hedefe ulaşabilmek için işime dört elle sarılıyor, gücüm ölçüsünde tasarruf etmeye çalışıyorum.”
 
Şans Getiren Konuşma
Daha sonra da kendimle Türkiye arasında benzerlik kurdum, Vehbi Bey’e “Türkiye aşırı borçlanarak itibarını tehlikeye sokuyor ve riskli bir kulvarda koşuyor. Türkiye düşlerini risk alarak ve aşırı borçlanarak aceleci gerçekleştirmeye çalışıyor, Olanaklarının üzerinde harcamalar yapıyor, geleceğini risk altına sokuyor, Korkarım bir gün gelecek bu borçları geri ödemede ciddi sorunlarla karşılaşacağız” dedim. Vehbi Bey bu benzetmeme çok güldü ve “Haklısın” dedi, Bu J görüşmemizden kısa bir süre sonra aldığım teklifi takiben yarı kamu sektöründeki görevimden ayrılarak Koç Grubu’na katıldım ve kariyerim tümüyle yepyeni bir yöne girdi, Sonuçta Vehbi Bey’le yapmış olduğum bu ilk konuşma, benim hayatımı değiştiren en önemli şansım oldu.

Nafi Gural
Kütahya Porselen YKB

“Şansım Bana İnanmamaları Oldu”
Ortaklık  Yürümedi
Kütahya Porselen, 1973 yılında kuruldu. Ancak ortaklık yapısının doğal sonucu olarak yürümedi. Şirketin yönetim kurulu başkanı, 1983 seçimlerinde milletvekili oldu. O dönemde ortağımız olan bankalar da beni başkanlık görevine atadı.
Proje Hazırladım
“Şirket nasıl kurtulur”diye projemi hazırlayıp yönetim kuruluna sundum. Aferin beklerken “Bu sözlerin hayal! Madem kendine bu kadar çok güveniyorsun, bankaların hisselerini satın al kendin yap” sözleriyle karşılaştım. Bana inanılmamış olması beni çok üzdü.

Hisseleri Geri Aldım

Özel bankalardan yüzde 74 oranındaki hisseleri geri aldım. Böylece yüzde 2 civarındaki paya sahip ortakların temsilcisiyken şirketin bütününün temsilcisi olarak porselen sektörüne adım atmış oldum. Halbuki hedeflerim arasında kerestecilik işimizden edindiğimiz sevgi ile o tarihlerde yeni bir sektör olan sunta ve MDF işine girmek, madencilik işlerimizi çeşitlendirmek ve büyütmek vardı.
Seramiği Bırakamam
Kendimi kanıtlamak için mi, yoksa “Bu sözlerin hayal” lafı üzerine mi bankaların hissesini satın alıp porselen ve seramik işine girdik, hala anlayabilmiş değilim. Ancak “hayal” sözü benim hayatımın en büyük şansı oldu. Porselen ve seramik emek yoğun, enerji-yoğun, sermaye-yoğun bir sektör. Avrupa bu sektörleri bıraktı. Bizim ise nesiller boyu bırakmaya niyetimiz olmaz .

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND