Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Büro temizleyerek bir dev yarattı

Babası ortaokul yıllarında vefat etti, ailesine bakmak için liseyi yarıda bıraktı. Kiremit ocağında amelelik, kasap çıraklığı derken kendi işini kurmak için kolları sıvadı. Bir elinde kova ve bir elinde fırça ile kapı kapı gezip ofis temizliği yapmaya başladı. Küçük bir bürosu vardı, ama telefon bağlatacak parası bile yoktu. Şimdi 4 bin çalışanı var! İşte başarının tozunu dumanı attıran bir dipten zirveye yükselme öyküsü…

22 yıl önce elinde kova ve fırça avukat bürolarını temizleyerek sektöre adım atan Cevat Turan, bugün 4 bin çalışanı ile 30 milyon dolar cirosu olan Mis Group’un sahibi. Turan, sektörde standartlaşmanın önemine dikkat çekiyor. Bir hayali gerçeğe dönüştürebilmenin ötesinde bir öykü Cevat Turan’ınki.

Gelin kısa bir süreliğine bundan 22 yıl önceye gidelim ve Çorum’da bir kasap dükkânını hayal edelim. Cevat Turan ise o dükkânda tezgâhtar. 19 yaşında. Askerden yeni dönmüş. Etleri doğruyor, parçalıyor, paketliyor, müşterilere veriyor… Akşamları bir gençlik dergisine yazılar yazıyor. Öykü ve şiir denemeleri, siyasi yazılar… Kafasının içinde ise tek bir ses var: “Bir şeyler yapmalıyım”. Gün geliyor, bir anlaşmazlık yaşanıyor ve işsiz kalıyor. O da birçokları gibi gidip şansını İstanbul’da denemeye karar veriyor. Devamını Turan’ın ağzından dinleyelim…

– Evet. “Taşı toprağı altın” diyerek İstanbul’a geldiniz. Ne yapmayı düşünüyordunuz?

TURAN – Önceden verilmiş bir kararım yoktu. Bir akrabamın yanına gittim önce. Onun eşi ile birlikte bir temizlik firması kurduğunu öğrendim. Kafamda bir şimşek çaktı. Ben de işe oradan başlayabilirdim. Neden olmasındı ki?

– Bu arada yıl kaç?

– Cevat Turan: 1988 ortaları. Elimde sadece küçük bir oda tutabilecek bir para var.

– Peki, ne yaptınız o para ile?

– Cağaloğlu’nda bir yer kiraladım. Tek bir oda.. Eskiciler mahallesine gidip elden düşme bir de elektrik süpürgesi aldım. Kova, fırça ve bezler… Bir de kartvizit bastırdım. Ve bitti param. O odada yatıp kalkıyordum aynı zamanda.

İşe avukatlık ofislerinin kapısını çalarak başladım. Elimde kova ve fırça ile. Kartımı veriyor ve ofis temizliği ihtiyacınız var mı, diye soruyordum. Kartvizitimde sadece adım soyadım ve odamın adresi yazıyordu. Telefon numarası bile yoktu. “İstersek seni nasıl arayacağız” diye soranlara “Ben size sık sık uğrarım” diye yanıt veriyordum. Böylece bir iki derken, avukatlık bürolarını temizlemeye başladım. Ama hayalim sabit bir gelire ulaşmak, bir sekreter alarak işleri biraz daha ilerletmekti. Bu yüzden onları abone yapmak zorundaydım.

’Yarım gün çalışmak isteyenleri örgütledim’

– Sekreter nereden çıktı şimdi?

– Avukatlık büroları işini daha da yaygınlaştırabileceğimi anlamıştım. Bunun için bir telefon ve telefona yanıt verip kayıt alacak birine ihtiyacım olacaktı. “Temizlik işleri yapılır” diye el ilanları bastırıp, Sultanahmet’te her yere astım ve dağıttım. Bir yıl sonra sekreter tuttum. Bir de yanıma çalışacak birini aldım. Artık 3 kişilik bir ekip olmuştuk. Bu arada evlendim. Gelen takıları bozdurarak TEDAŞ’ın temizlik ihalesine katıldım. Ardından Emlak Bank’ın parttime temizlik hizmetlerini aldım.

– Bu arada kadroyu da genişlettiniz herhalde?

– Aslında sabit 3 kişiydik. Ama part time iş olduğu için ek iş yapmak isteyenler ile çalıştım. Örneğin adam memur ya da işçi; mesai bitiminde gelip birkaç saat ofis temizliği işinde çalışıp para kazanıyordu. Öyle çalışmak isteyenleri örgütlemeye başladım. Bu arada İstanbul dışında da bir iş aldım.

– Başka bir kentte temizlik işi. Hızlı ilerliyorsunuz…

– Hızlı ilerlemiyorum. Her yeri tırmalıyorum. Bir tanıdıktan Bodrum Akçabük’te devremülk yönetimiyle çalışan bir tatil sitesinde temizlik hizmeti ihtiyacı olduğunu öğrendim. Devreler başlamadan önce her dönem tek bir günde yapılan bir iş bu. 775 dairenin bir günde temizlenmesi gerek. İstanbul’dan bir araba ve bir şöför ile yola çıktım. Param o kadar kısıtlı ki, şöfor yolda durduğumuzda et ısmarlarken ben çorba, kuru fasulye yiyorum. Neyse işi aldık. Ama bu kez çalışacak adamları bulmak gerek.

Milas’ın Çingene köylerine gitmek gerekiyormuş. Gittim, 50-60 kişi ayarladım. Ama son gün ne olduysa gelmekten vazgeçmişler. 1 gün var ve elimde adam yok. Yeniden aramaya başladım. Meğerse yalnış bir yoldan gitmişim. Böyle çalışacak adam bulmak için Dayıoğlu denilen kişilere önce gitmek lazımmış. Onlardan birine gittim. Kapı kapı dolaşarak birkaç saat içinde 60 kişi topladı bana. Ayarladığım servis aracı ile hepsini taşıdık ve temizliği yaptık.

İstanbul’a dönünce şirketi limited şirket haline getirdik ve daha büyük bir ofise taşındık… Bu arada 1992’de ilaçlama işine girdik ve bu iş için bir şirket açtık. 1994 yılında ise bir güvenlik şirketi kurarak gözetim denetim hizmeti vermeye başladık.

– 1988 yılında sıfırdan başlayarak 6 yıl içinde temizlik, ilaçlama ve güvenlik şirketlerinin sahibi olmak… O dönem nasıl bir duyguydu bu?

– Hırslıydım. Babası ortaokul yıllarında vefat etmiş, ailesine bakmak için liseyi yarıda bırakmak zorunda kalan, kiremit ocaklarında çalışan, kasaplık yapan biriydim.

Dipten gelince sıkı tutunmak zorundasınız. Yoksa hızlı düşersiniz. Bu yüzden bir yandan da temkinli adımlar atmak zoruydaydım. Bu yüzden önceliği kurumsallaşmaya verdim. Hepsi için ayrı şirket kurdum. Hizmet sektöründe kalite ve standart son derece önemli. Onu tutturmaya çalıştım.

’İhtisaslaştık’

– Şu anda 9 şirketin sahibisiniz. Diğerleri hangileri?

– Kamera, monitör gibi alarm sistemleri satan Teknotürk’ü kurduk. Temizlik hizmetlerini kamu ve özel sektöre yönelik olarak ikiye ayırdık. Pozitif Temizlik kamuya hizmet veriyor. Mis Servis Hizmetleri ise özel sektöre. Bu arada alışveriş merkezi, okul ve özel hastane gibi merkezlerde de ciddi bir ihtisaslaşmamız var. Güvenlik personeli yetiştiren ve sertifikalandıran bir eğitim kurumumuz var. İstinye’de 10 bin metrekare arazi üzerinde Türk mutfağı üzerine ihtisaslaşmış bir de restoranımız. Adı Meyyale. 2009 yılı ciromuz 30 milyon dolar oldu.

– O arada sektörünüzde nasıl bir dönüşüm yaşandı?

– Yaklaşık 10 yıl kadar önce benzer işi yapan firmalar bir araya gelerek Temizlik ve Servis Hizmetleri İşadamları Derneği’ni (TESHİAD) kurduk. Ben 9 yıl başkanlığını yaptım. Geçen sene bıraktım. Temizlik sektörü 300 bin kişiye istihdam sağlıyor, ortalama büyüklüğü 3 milyar YTL. Bu sektörün ürettiği vergi, SSK primi ve istihdama faydası düşünülürse, sektör uyuyan bir dev.

Bu uyuyan dev kendi gücünün farkında değil. Kentlerdeki dönüşüm bizim sektörü çok yakından ilgilendiriyor. İnşaat sektöründeki yeni yatırımlar, modern sitelerin kurulmasıyla birlikte temizlik, güvenlik, kamera sistemleri, ilaçlama, bahçe peyzajları gibi birçok alanda elemana ihtiyaç var. Bu yüzden kalite ve standartlaşma son derece önemli.

– Kriz nasıl etkiledi?

– Biz 2007 seçimlerinden sonra rüzgârı hissettik. Piyasada nakit sıkışıklığını fark ettik. 2008 yılı ortalarında müşterilerimiz ile masaya oturduk, ödeme zorluğu çekenlerle yollarımızı ayırdık ve likit kalmaya çok özen gösterdik. Ciromuz yüzde 1.5 azaldı ama kârlılığımız da benzer oranda arttı.

– İşler azalırken kârlılığın artması nasıl oldu?

– Çünkü merkezdeki personelimizle sürekli toplantılar yaptık ve tasarruf tedbirleri geliştirdik. Verimi arttırdık.

– İşten çıkarma yaşandı mı?

– Hayır, sadece merkezde 3 kişi ile yollarımızı ayırdık; o da farklı sebeplerden.

– Şu anda sektörde hangi noktadasınız?

– İlk 5 firma içindeyiz.

’Satın alarak büyümeye devam ediyoruz’

– Yabancı şirketlerin sektöre ilgisi büyük sanıyorum…

– Evet, özellikle Danimarkalı, Alman ve Avusturyalıların ilgisi büyük. Şunu vurgulamalıyım ki biz sektörde yüzde 100 Türk sermayeli tek büyük yerli şirketiz.

– Peki, siz ortaklığa hazır mısınız?

– Neden olmasın ki?.. 22 yıldır eğilip bükülmeden büyümeyi başardık. Yabancı bir ortaklık bizi ileriye taşıyacaksa düşünebiliriz. Bu arada biz de satın alarak büyüyoruz. Geçenlerde otellere house keeping hizmeti veren bir şirketi satın aldık.

– Aynı zamanda şiir kitaplarınız da var…

– Evet. Bundan büyük gurur duyuyorum. Ben başarımda edebiyata ve dünya meselelerine duyduğum ilginin hayli etkisinin olduğunu düşünüyorum. 1984’te kasap dükkânında çalışırken 7 dergi takip ediyordum. “Usuldan Bir Hüzün” ve “Gözlerine Sakla Beni” adlı iki şiir kitabım var.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND