Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bu defa ödevler ailelere

aile ödev

Okul yaşamında genellikle çocukların en çok şikayet ettiği şeylerin başında gelir ödevler. Peki, ödevler gerçekten önemli midir ve verilmeli midir? Bu konuda çok fazla tartışma yaşanırken biz bu yazımızda farklı bir konuya değiniyoruz; ailelere verilebilecek ödevlere…

Bugüne kadar birçok öğretmen anne ve babalara şu soruyu sormuştur, “Çocuğunuzu seviyor musunuz?” Eminim hiç kimse cevabı verirken tereddüt etmiyordur. Hemen arkasından bir soru daha soralım ailelere, “Çocuklarınızın sağlıklı gelişmesi için neler yapıyorsunuz?” Bu soruya anne babaların cevapları değişse de ortak noktalarda buluşuluyor.

İşte bu yazıda anne ve babalara verebileceğimiz bazı ödevlere değineceğim.

Eğer çocuklarımızı seviyorsak ve onların iyi bir şekilde gelişmelerini istiyorsak, onlara oyun oynamaları için daha fazla zaman ve fırsat vermeliyiz. Bu nedenle önereceğim ödevler genellikle oyun odaklı olacak.

Oyuna daha fazla vakit ayırmalıyız…

Çocuğunuzla konuşmanın, oynamanın ve öğrenmenin çok etkili bir yolunu anlatacağım. Çocuğunuz ile birlikteyken kaliteli zaman geçirmenin ilişkinize nasıl yansıdığını da göreceksiniz. Sadece lise düzeyinde değil artık ilkokul düzeyinde bile çocukların test çözmeleri ve akademik olarak yüksek notlar almaları aileler için önemli hale gelmiş durumda. Anaokulunda bile teneffüsler kısıtlanıyor, çocuklar kendi başlarına oyun oynayamıyor. Bu çağda özellikle çocukların yüksek akademik başarısı için çabalamanın mantıklı olduğunu düşünüp, çocukların oyun oynamadan da başarılı olabileceklerini düşünüyorsak yanılıyoruz çünkü hangi çağda olursak olalım, insanların yapabildiği ancak makinelerin veya robotların yapamayacağı bir şey var “ yaratıcılık ve takım çalışması”. Bu beceriler ise oyun aracılığı ile gelişiyor.

Çocuklar İle Kaliteli Zaman Geçirmek İçin Ailelere 10 Öneri

1. Çocuklar Kitap Okumuyor, Ebeveynler Okuyor mu?

Kitap Okumayı Teşvik Etmek

Evde kitap okumayı destekleyin ve bunu bir aile alışkanlığına dönüştürün. Çocuklar kitap okumayı bir görev olarak algılamamalıdır, kitap okumak için istekli olmak çok önemlidir. Kitap okumak sadece çocukların yapması gereken bir durum olarak görülmemeli, hangi yaştan olursa olsun herkesin okuyor olması çocukların bu konuda istekli olmalarını sağlayacaktır.  Çocuklarımıza kitap okumayı sevdirmemiz, iyi kitapları onların hayatlarının bir parçası haline getirmelerini sağlamamız onlara bırakacağımız en büyük miraslardan olmalı. Özellikle çocukların yaş ve gelişim düzeylerine göre kitap okumayı eğlenceli hale getirmek gerekir. Yaratıcı okuma etkinlikleri ile kitaplar sadece okunup bırakılmayacak, okuyucu için bir yaşam alanına dönüşüp; canlandırmalar, materyal, aksesuar, nesne veya kuklalar ile kitaptaki olay ve kişiler yeniden ele alınıp, bir bölümünü resimlemek, kahramanı çizmek, bir olayı resmetmek, kitaba kapak çizmek, kitap ile ilgili kolaj çalışması yapmak gibi sanat faaliyetleri sayesinde kitap farklı bir göz ile elden geçirilmiş olacaktır.

2. Sanal İlişkilerimiz Gerçeğin Yerini Alamaz!

Yüz yüze iletişim kurmak yerine akıllı telefonlar ve sosyal medya ile yetişen bu nesil ile ilgili birçok araştırma yapılıyor ve en özet şekli ile söyleyecek olursak bu sanal ortamdaki kalabalık arkadaş listesi sizi ve çocuğunuzu yalnızlıktan kurtarmıyor, bir diğer nokta da bu durum insanları sanıldığı gibi mutlu etmiyor. Telefonu elinizden bırakıp, bilgisayarı kapatarak başlayabilirsiniz. İçinde ekran olmayan herhangi bir şey yapmak, birlikte bir arada bulunmak aslında ne kadar keyifli bunu yeniden hatırlamak gerekiyor. Ne yaparsanız yapın inanın daha sağlıklı vakit geçirmiş olacaksınız, bunun yanında sevdiğiniz insanlar ile birlikte bir şeyler yapmak da sizi mutlu edecektir. Birkaç önerim olacak; ailece sohbet edebilirsiniz, tabu, monopoly, cranium, jenga, koridor, mangala, satranç gibi oyunları oynayabilirsiniz.

3. Hareket Etmek İçin Doğayla Buluşun

Seksenli yıllarda sokaklarımızda olan serbest oyunun şimdilerde nesli tükenmekte, son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların serbest ve yapılandırılmamış oyun zamanlarının istikrarlı bir şekilde azaldığını söylüyor. Evde yeteri kadar hareket edemeyen çocukların fiziksel gelişimleri ve hareket etme istekleri onları hiperaktif olarak ele almamıza yol açabiliyor. Hareket etmek giderek artan çocuk obezitesine, hiperaktivite gibi birçok soruna karşı mücadelede önemli yer tutmaktadır. DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) olan çocuklar açık hava aktivitelerinden sonra dikkatlerini daha iyi odaklayabilmektedirler. Bu nedenle çocukların özellikle doğada bulunmaları, açık alanda serbest oyun oynamaları önemlidir. Açık havada vakit geçiren çocuklar; hayal güçlerini, yaratıcılık ve keşfetme becerilerini daha fazla kullanıyorlar. Birçok araştırma gösteriyor ki ister bahçede çalışmak ister çukur kazmak ya da çamurla oynamak gibi toprakla temasta bulunmak olsun bu vb. faaliyetler çocuğun duygu durumunu olumlu etkilemekte, stres ve kaygılarını azaltmaktadır. Açık hava aktiviteleri iç mekan aktivitelerine kıyasla çocuk gelişiminin her alanını daha olumlu etkilemektedir. Samsun açık alan anlamında çok zengin bir coğrafyada yer alıyor. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir. Ailece doğada vakit geçirmek çocuklarınız için yapacağınız en eğlenceli faaliyetlerden olacaktır. Doğa sadece çocuklarınız için değil sizin için de rahatlatıcı bir etkiye sahip olacaktır.

4. Yazıyor Yazıyor!

Bu şekilde birinin bağırdığını artık duymuyoruz, belki hatırlayanımız da azdır. Eski bir filmde bu sahneyi bulmak kolay. Eskiden gazete en önemli haber alma aracıydı. Halen önemini korusa da dijital gazetelere dönüşüyor. Çocukların okuma alışkanlığını geliştirmek için gazete okunması önemli bir araç olabilir.

Sizlere önereceğim bu aktivite evde kendi gazetemizi hazırlamamız olacak. Bunu yaparken eski gazete ve dergileri kullanabiliriz. Konu olarak çocuğunuzun veya sizin merak ettiğiniz durumları, okulda işlenen bir konuyu veya belirli günlerden birini belirleyebilirsiniz. Örneğin; çocuk hakları, hayvan sevgisi, engelliler, doğa, deprem, uzay, sanat, meslekler ile ilgili olabilir.  Belirlediğiniz konu ile ilgili resimler ve yazılar bularak kendi gazetenizi yapabilirsiniz, ekleme yapmak isterseniz kendi yazınızı da yazabilir veya resminizi de çizebilirsiniz. Ne de olsa editörü sizsiniz. Hazırladığınız gazeteyi ailece okuyarak sohbet edebilirsiniz, çocuğunuzun hazırladığı gazeteyi sınıfında sunmasını teşvik edebilirsiniz.

5. Şifre Çözücü

Bilimin ve iletişimin en temel iki öğesi matematik ve dil. İkisi arasında bir benzerlik var. İkisi de şifreli bir dil, harfler ve rakamlar, belli bir kural ile bir araya gelerek anlamlı bir bütün oluşturuyorlar. Aslında hepsi örüntüsel ve ilişkisel bir bağ kuruyor ve bu bağın anlamını çözmek de bilimin en temel uğraşılarından oluyor. Gelin hep birlikte çocuklarımız ile bu kadar temel bir beceriyi destekleyecek oyunlar oynayalım. Harfler ile ilgili olarak kendi aranızda belirleyeceğiniz kurallar ile birbirinize notlar yazabilirsiniz. Şifre oluştururken önce kolay şifreler belirleyebilirsiniz, ilerledikçe daha zor şifreler oluşturabilirsiniz. Örneğin; sesli harfleri şu şekilde yer değiştirerek kullanarak başlayabilirsiniz, A = E, I = İ, O = Ö, U = Ü yerine kullanılarak kelime ve cümle kurulacak, “Sanı Savıyörüm”,“San Düyerli Bır Çöcüksün”, gibi olabilir. Biraz daha zorlaştıralım. Şimdi şifremiz de sessiz harfleri de kullanalım, B = D, C = Ç,  F = H, G = Ğ, K = L, M = N, P = R, S = Ş, T = V, Y = Z ve son kalan harfimiz J’yi de olduğu gibi kullanacağız, “Şamı Şazızöpün” , “Şam Büzepki Dıp Cöçülşüm” bu iki cümle de aynı aslında şifreyi çözmüşsünüzdür. Çocuğunuz ile bu oyunu oynarken kripto denilen gizli iletişimin veya ülkelerin istihbarat birimlerinin buna benzer bir uygulama ile iletişim kurduklarını söyleyerek onların merakını uyandırabilirsiniz. İlk çağlardan beri insanlar bu yöntemi birçok alanda kullanmaktadır, günümüzde de oyun dili ya da programlama dili denilen kodlama çalışmalarında da benzer bir algoritmik dizilim söz konusu. Bu oyunu rakamlar ve sayılar ile de yapabilirsiniz.

6. Birkaç Deney Yapalım!

Çocukların deney yapmaları, fiziksel olayların nasıl olduğunu anlamaları için somut ve açıklayıcı oluyor. Deney yapmak çocukların merak duygusunu perçinlerken, yeni sorular sormasını da sağlayacaktır. Öğrenmenin temelinde yer alan merak ve soru sorma becerisi gelişen çocukların akademik olarak da gelişmeleri desteklenmiş olacaktır. Şimdi evde yapabileceğiniz iki basit deneyi anlatalım, daha fazlası için araştırma yapmak da sizin ödeviniz olsun.

Yanmaz Balon

Malzemeler: 2 balon, bir mum, kibrit, su.

Deney: İlk balonu havayla doldurun ve yanan bir mumun üzerinde tutun. Burada amaç, alevin balonu patlatacağını çocuklara göstermek. Sonra ikinci balonu suyla doldurun, mumu yakın ve bir kez daha balonu üzerinde tutun. Bu kez balonun alevin sıcaklığına dayanabileceğini göreceksiniz.

Açıklaması: Balonun içindeki su, mum tarafından dışarı verilen sıcaklığı emer. Böylece balonun kendi malzemesi yanmaz ve sonra da patlamaz.

      Yüzen Yumurta

Malzemeler: 2 yumurta, 2 bardak su, biraz tuz.

Deney: Bir bardak saf suyun içine bir adet yumurtayı dikkatle yerleştirin. Eğer yumurta bozuk değilse, bardağın dibine düşmesi gerekiyor. Ardından ikinci bardağın içine biraz sıcak su doldurun ve içinde 4-5 yemek kaşığı tuz eritin. Eğer su soğuyana kadar beklerseniz deney daha iyi olacaktır. Şimdi ikinci yumurtayı bardağın içine bırakın. Yumurta, suyun dibine düşmek yerine suyun yüzeyinde yüzecektir.

Açıklama: Buradaki anahtar, hem suyu hem de yumurtayı oluşturan moleküllerin yoğunluğudur. Bir yumurtanın ortalama yoğunluğu, saf sudan çok daha fazladır. Bu yüzden aşağı doğru çekilir. Tuzlu suyun yoğunluğu ise yumurtanınkinden daha yüksektir ve bu yüzden ikinci yumurta dibe düşemez.

7. Nefes Almak Yaşamaktır!

Özellikle 7 ile 10 yaş arasındaki çocuklarımız için nefes alma egzersizleri çok önemli, akciğer ve diyaframlarının gelişmesi için üfleme ve pipet ile bir şey çekmek çok yararlı. Bunu oyunlaştırarak yapmak hem çocuklarımız için geliştirici olacaktır, hem de bizim için eğlenceli bir aktivite olacaktır. Birkaç oyun önerim olacak, sizler buna benzer oyunları artırabilir farklı oyunlar üretebilirsiniz.

5×5 lik kağıt parçalarını pipetlerle bir masadan bir masaya çekerek taşıyın,

Bir karton parçasına ip ile yollar çizerek o yoldan bir pinpon topunu üfleyerek ilerletin,

Balon ile plastik bardak taşıyın,

Kağıt havlu rulolarının üstüne pinpon topu konularak belli bir mesafeden üfleyerek düşürmeye çalışın.

Masanın üstüne plastik veya kağıt bardakları ters bir şekilde bırakarak pipetler ile üfleyerek masanın diğer ucuna götürmeye çalışın.

8. Müzikli Balonlar

İstediğiniz kadar balon ve asetat kalemi ile oynayabileceğiniz bir oyun. İstediğiniz kadar balonu şişirin. Balon şişirme konusunda çocuğunuzdan da yardım alabilirsiniz. Balonların üzerine konuşmak istediğiniz konuya uygun kelimeler yazabilirsiniz. Benim vereceğim örnek değerler üzerine olacak. Balonların üzerine sorumluluk, saygı, sevgi, adil olmak, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma, dürüstlük gibi değerler yazabilirsiniz. Hareketli bir müzik de kullanabilirsiniz. Müzik başladığında tüm balonları havaya atıp yere düşmemesini sağlayacaksınız, müzik durduğunda herkes bir balonu alarak üstünde yazan değeri okuyup, onunla ilgili bir cümle kuracak, ya da bir durum anlatacak. Bunu birkaç değer üzerine konuşana kadar devam ettirebilirsiniz. Bu oyunu Matematik, Türkçe veya İngilizce dersleri için de kullanılabilirsiniz.

9. Tangram

Tangram, 7 geometrik parçayı kullanarak çeşitli şekiller yapmaya dayalı bir oyundur. Tangram, bütün aile bireylerinin birlikte oynayabileceği eğlenceli bir oyundur. Bu oyun, için el becerileri gerekmez. Sadece sabır, zaman ve her şeyden önemlisi hayal gücü yeterlidir.

Tangramı oluşturan yedi parça ile insan ve hayvan figürleri, geometrik şekiller yapabilirsiniz. Tangramın en önemli kuralı, yedi parçanın her figürde kullanılması ve parçaların üst üste gelmemesidir.

10. Q – bitz Oynayalım

Altı yüzeyinde farklı şekiller olan küplerin bir araya getirilerek, istenen şekillerin oluşturulmaya çalışıldığı eğlenceli bir oyundur. Q-bitz akıl yürütme becerilerini destekleyen, farklı düşünme becerilerini geliştiren bir oyun olarak zeka oyunları arasında sayılır. Hem çocuğunuzun oynayabileceği hem de ailece oynayabileceğiniz bu eğlenceli oyunla kaliteli vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

Yazar: Gazi Aydeniz

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Başarı nedir? Nasıl başarılı olunur?

size göre başarı nedir, Manşet, başarının sırları, başarı nedir ne değildir, başarı

Çoğumuz başarılı olmak istiyoruz. Peki, başarının gereklerini ne kadar yerine getiriyoruz? Başarı nedir, nasıl başarılı olunur konusu üzerine ne kadar düşünüyoruz? İşte alanında zirveye ulaşmış isimlerin başarı sırları ve tavsiyeleri…

Başarı basamağını tırmanmak için ihtiyacınız olan: Sabır ve azim

Bazılarını yakından tanıyorsunuz, birkaçının ise ismini duymamış olabilirsiniz. Ancak hepsi de, kendi alanlarında yaptıkları başarılı çalışmaları nedeniyle dünyaca biliniyor. Peki bu başarıyı nasıl elde ettiler? Bilim insanı, müzisyen, oyuncu, Türkiye’nin başarılı isimleri, bunun sırrını anlatıyor. Size bazı tavsiyeleri de var.

Mesele enstrüman çalmak değil, müzik yapmak

Fazıl Say Müzisyen

Başarısını dünyaya kanıtlamış bir piyanist, Fazıl Say. New York Filarmoni, St. Petersburg Filarmoni, Amsterdam Concertgebouw gibi ünlü orkestralar eşliğinde konserler verdi. Uluslararası birçok ödülün sahibi. Eserleri, günümüzün en tanınmış yayıncılarından Schott of Mainz tarafından dünyaya dağıtılıyor. Genç müzisyenlere tavsiyeleri şöyle: “Her zaman açık zihinle çalışılmalı, bulanık/dertli/ gergin halde çalışmanın yararı olmaz. Hatta daha sonraki günler için hesapta olmayan zorluklar çıkarır, mesela ‘hata ezberleriz’, ‘hata oturturuz’. Bunu temizlemesi yeni bir şeyi öğrenmekten zordur. O yüzden iyi anlarda müzik yapmak için çalışılmalı. Bizler; enstrüman çalanlar, birer aktarıcıyız, bestecinin eserindeki duygu ve düşünceleri, ses, müzik olarak aktaranlar, dinletenleriz. Kendi vücudumuzun dertleri mühim değil. Dertlerle barışık olunmalı. Bu başka boyut anlayışı getirir. ‘Dertlere rağmen’ sergisini sunabilmeli o başka boyut anlayışı. Aslında, ‘ben ve müzik’ diye basit bir diyalektikte düşünmeliyiz çalışırken, ellerimizi unutmalıyız. Bakın, Kant ‘El beynin uzantısıdır’ der. Ellere bir şey yaptırmak için uğraşılmamalı, eller zaten beyin ne düşünürse beraberinde yapar. El yoktur, düşünce vardır. Bu nedenle düşüncelere; onların temizliğine yoğunlaşmalı insan. Çalınan parçaları hep analiz etmeli. Analiz düşünsel dünyadır, müzik ve matematik ilişkisinin salt halidir. İyi anlaşılmamış bir eseri ellerimize, nefesimize sağlam çaldıramayız. Analizi derin ve yavaş yapmalı. Her sesin ait olduğu yeri iyi anlamalı; armoni, form, motif yapısı… Bir enstrümanı çalmak değil mesele, mesele müzik yapmak, bir parçadaki tüm duygu ve düşünceleri aktarabilmek. Enstrüman çalmak ikinci konu.”

Farklı olabilmek çok önemli

Yard. Doç. Dr. G. Çiğdem Yalçın İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Çiğdem Yalçın’ın Nobel ödüllü fizikçi Prof. Murray Gell-Mann ile hazırladığı makale, Amerika Ulusal Bilimler Akademisi dergisi PNAS’ta yayımlandı. Onu fiziğin peşine düşüren, lisede bu dersten sınıfça kalmaları olmuş. Bundan sonra kendisini fizik dünyasının içinde bulduğunu söyleyen Yard. Doç. Dr. Yalçın, bakın gençlere nasıl tavsiyelerde bulunuyor: “Fizik eğitiminin nam saldığı zorluğu karşısında, öğrencilerimin ders sırasında ‘Günlük hayatımızda bunlar ne işe yarayacak ki hocam’ dedikleri birçok şey, aslında doğanın kanunlarının gizemini yansıtırken, diğer yandan da karşılaşılan problemleri çözmede ve alternatif yol yaratmada fark etmeden zengin bir yetenek kazandırıyor. Bu alanı seçmek isteyenler, öncelikle iyi bir fizik eğitimi almanın yollarını aramalı. Bu da köklü ve aktif şekilde bilimsel çalışmaların yapıldığı fizik bölümlerini, bu bölümlerin kadrolarını ve yapılan tezleri araştırmakla olur. Akademik kariyer yaparken ise, ‘başarılı’nın yanında ‘farklı’ olabilmek çok önemli. Bunun için yeni konularda çalışmayı göze almalı, tezlerde riske girmekten korkmamalılar. Tabii ki bunun da yolu yeni arayışlar içinde olan bilim insanlarıyla çalışmayı hedeflemekten, bunu gerçekleştirmekten geçiyor.”

Bilim, sabır ister

Prof. Dr. Ali Polat Windsor Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri Bölümü

Prof. Dr. Ali Polat, yer bilimi üzerine yaptığı çalışmalarla alanında ismini dünyaya duyurmuş ve ödüller almış bir bilim insanı. Kanada’nın Ontario Eyalet Hükümeti tarafından verilen üstün yetenekli genç bilim insanı ödülü, Kanada Jeoloji Kurumu’nun ‘W.W. Hutchison Madalyası’ ve Çin Hükümeti’nin bütün bilim dallarını kapsayan ‘Chang Jiang Ödülü’ başarısının özeti. Polat, yer bilimci olmak isteyen gençlere şunları öneriyor:

“Yer bilimci olmak büyük bir ayrıcalık. Çünkü milyarlarca yıllık doğa tarihini incelemek ve doğanın sırlarına ortak olmak çok zevkli. Bu meslek insana, doğaya karşı çok geniş bir bakış açısı kazandırıyor. Bilim yapmak ciddiyet, sabır, özveri isteyen bir iş. Çok yönlü, evrensel ve eleştirisel düşünmeyi gerektiren bir uğraş. Yer bilimci olmak isteyen gençlerin bunlara hazır olması gerekiyor. Ayrıca, onlara çok iyi derecede İngilizce öğrenmelerini, çok okumalarını, mesleklerini sevmelerini, üç boyutlu düşünmeyi, çok iyi gözlem, analiz ve çizim yapmayı bilmelerini öneriyorum.”

Olmak istediğiniz şeyi iyi bilin

Can Bonomo Müzisyen

İlk albümünü 2011’de çıkaran genç müzisyen Can Bonomo, uluslararası müzik yarışması Eurovision’da 2012 yılında Türkiye’yi temsil etti. Söz ve müziğini kendi yazdığı ‘Love Me Back’ şarkısıyla yarışmada 7’nci oldu. Bonomo’nun gençlere önerileri net: “Görece genç bir müzisyen olarak pek haddime değil ama kendimden yola çıkarak örnekleme yapabilirim. Bu sadece müzisyenlik için geçerli değil, herhangi bir şey olmak istiyorsanız, öncelikle onun ne olduğunu çok iyi bilmelisiniz. Sizi dönüştüreceği kişiye çok hakim olmalı ve onu özümseyebilmelisiniz. Prensipli ve düzenli bir biçimde mesai harcar, çalışırsanız başarılı olabilirsiniz. Başarılı kalabilmek için ise bir önceki cümleyi hayatınız boyunca tekrar etmeniz yeterli.”

İşinizi aşkla sevin ve ibadetmiş gibi saygı duyun

Hülya Koçyiğit Oyuncu

O, Yeşilçam’ın en iyi oyuncularından. İlk başrolünü oynadığı, Metin Erksan’ın yönettiği ‘Susuz Yaz’,1964’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı alarak, uluslararası ödül kazanan ilk filmimiz oldu. İşte Koçyiğit’in tavsiyeleri: “Günümüzde birçok üniversitenin sinema bölümü olduğundan bu alanı meslek olarak seçen gençler şanslı. Eğitimin yanında işlerini aşkla, tutkuyla sevsinler, adeta ibadet ediyor gibi mesleklerine saygı duysunlar. Bence başarı için bunların yanı sıra, kendini sürekli geliştirmek, dünya trendlerini yakalamak için araştırmacı olmak, ama her şeyden önce kültürünü tanımak ve yaşatmak için çabalamak, daha iyisi için çok daha fazla çalışmak ve tevazu sahibi olmak gerekiyor.”

Bir alanda uzmanlaşın

Murad Sezer Foto Muhabiri

Türkiye’de tek Pulitzer Ödülü almış foto-muhabiri. 2004’te, ABD’li deniz piyadelerinin, Felluce’de direnişçi ateşinde ölen arkadaşları için dua etmelerini çektiği fotoğrafıyla, Columbia Üniversitesi tarafından gazetecilik, edebiyat ve müzik gibi alanlarda verdiği Pulitzer’i kazandı. Reuters Haber Ajansı’nda fotoğraf editörü olarak çalışan Sezer, foto-muhabiri olmak isteyen gençlere şunları öneriyor: “En az bir hatta iki yabancı dil bilmek, fotoğraf makinesini verimli kullanabilmek için ekipmanın özelliklerine hakimiyet, uzmanlaşmak istediği haber dalında bilgi ve genel kültür sahibi olmak öncelikli hedefleri arasında yer almalı. Başarılı bir haber fotoğrafçısı olabilmek için sadece iyi fotoğraf çekmek yeterli değil, iyi haberci olmak da gerekiyor. Yabancı dil çok önemli. Çünkü yenilikleri yakından izleyebilmek için dünyadaki gelişmeleri takip etmeliler. Günümüzdeki fotoğraf makineleri adeta birer bilgisayar. Verimli kullanıldığı taktirde kötü fotoğraf çekmek mümkün değil. Kişiye sadece doğru çerçeve yapmak kalıyor. En önemli tavsiyem de, uzmanlaşmak. Nasıl haber, dış haberler, spor, ekonomi muhabirliği varsa, foto-muhabirliğinde de başlangıçta bir alan seçip onda uzmanlaşmak çok daha iyi olur. Böylelikle örneğin kişi, spor foto-muhabiri olacaksa kendisini ve ekipmanını bu branşın gerekleri doğrultusunda hazırlar.”

İnatçı olun, peşini bırakmayın

Ahmet Ümit Yazar

Türkiye’de polisiye roman denince akla ilk gelen isimlerden, Ahmet Ümit. ‘İstanbul Hatırası’, ‘Sultanı Öldürmek’, ‘Beyoğlu Rapsodisi’ en bilinen eserlerden birkaçı. Yazar olmak isteyen gençlere önerileri ise şöyle: “Roman, şiir, öykü, deneme yazarı olmak isteyen arkadaşlar, önce şuna karar vermeli: Bu işi mutluluk, zevk için mi, yoksa para kazanmak için mi yapmayı düşünüyorlar? Para kazanmak için düşünüyorlarsa, vazgeçsinler. Çünkü yazarlık böyle bir şey değil. Yazınca mutlu oluyorum diyorlarsa, o zaman yapmaları gereken ilk şey, Türk edebiyatının önemli yazarlarını okumak. Kendilerine yakın buldukları yazarların bütün eserlerini okumaları gerekir. Yazarların enstrümanı, dildir. O nedenle dile hakim olmalılar. Dili doğru bir şekilde kullanabilmeleri için de Türk yazarlarını bilmeliler. Yabancı yazarları da elbette okuyacaklar. Ben kutsal kitapları okumalarını da öneririm. Hem Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı hem de Pagan kültürünün kutsal kitaplarını. Çünkü bunlarda insanlığa dair izler bulacaklar. İnsan nedir? İnsan hakikatine dair durumları, olguları kavrayabilecekler. Yazar olmak isteyen arkadaşlarımızın mutlaka felsefe bilmesi gerekiyor. Çünkü felsefe insanlarla, onların yazacağı karakterlerle, yaşadıkları toplum ve yaşadıkları çağ ile bağlantı kurmalarını sağlıyor. Elbette psikoloji de bilmeleri lazım. Sonuçta biz insanların ruhunu anlatmaya çalışıyoruz. Bütün bunlardan sonra bir şart daha var: İnatçı olmak. Çünkü onlara ‘Olmamış, becerememişsin’ diyecekler. Ama onlar inatla kendi yazdıklarına inanacaklar, ‘Ben yazar olacağım. Benim yazdıklarım da iyi’ diyecekler. Ancak o zaman, iyi bir yazar olunabilir.”

Asla merakınızı kaybetmeyin

Dr. Gözde Durmuş Stanford Üniversitesi Gen Teknolojileri Merkezi

Gözde Durmuş, bir biyomühendis. ABD Stanford Üniversitesi Gen Teknolojileri Merkezi’nde hücre konusunda çalışıyor. Hücrelerin fiziksel yapısını tanılayan bir cihazla dünyada adından söz ettirdi. Cihaz, kanserde zahmetli ve pahalı teşhisleri sadece bir saatte yapabiliyor. Bu yıl, dünyanın en iyi üniversitelerinden Massachusetts Teknoloji Enstitüsü tarafından hazırlanan MIT Technology Review dergisi’nin, ‘35 Yaş Altı 35 Yenilikçi’ listesinde yer aldı. Durmuş’un gençlere bazı tavsiyeleri var: “Başta başarılı olmayı istemek ve çok çalışmak gerekiyor. O yüzden genç arkadaşlar, tutkuyla çalışmak istedikleri konuları iyi belirlesinler. Gelecek için kısa ve uzun vadede hedeflerini seçtikten sonra, onlara odaklanıp pes etmeden çalışsınlar. Kariyer çok uzun bir maraton, insanı farklı yerlere götürebilir. Kendi kariyerime baktığımda, yaptığımız araştırmaların birçok değişik alanlarda bilgi sahibi olmayı gerektirdiğini görüyorum. Büyük buluşlar, değişik konularda çalışmış kişilerin, zor sorulara farklı bakış açısı getirmesiyle mümkün oluyor. Gençler çok okusun, asla meraklarını kaybetmesinler. Sadece dallarıyla sınırlı kalmasınlar. Ayrıca örnek aldıkları başarılı kişilerin hikâyelerine göz atsınlar. Bence başarılı insanları, diğerlerinden ayıran en büyük ve önemli özellik, zorlukların üstesinden gelme azmi. Başarılı insanlar pes etmez, pozitif olup hedeflerine odaklanarak bu engelleri fırsata dönüştürürler. Gençler de başarıya giden yolda engeller karşısında her zaman sabırlı ve ısrarcı olsun. Kafalarında ‘Ben yapamam’ gibi limitleri olmasın, ufuklarını geniş tutsunlar.”

İyi gözlemleyin, çok çalışın

Erdem Taylan Animasyon tasarımcısı

Hollywood firmaları Pixar ve Dreamworks’te çalışan ilk Türk. Çalıştığı filmlerden ‘Shrek’, ‘Finding Nemo’ ve ‘The Incredibles’ Animasyon Filmi Oscarı’nı aldı. Cars’taki görsel efekt çalışmaları ile animasyon filmlerinin Oscar’ı sayılan Annie Awards’da ‘Görsel Efekt Dalında Üstün Kişisel Başarı Ödülü’ne aday gösterildi. Çalışmalarına Türkiye’de yönetmen ve görsel efekt süpervisörü olarak devam eden Taylan’ın önerileri şöyle: “Her şeyden önce bu konuda çok istekli olun. Araştırma, gözlem ve çalışkanlık  diğer olmazsa olmazlar. İşinsanatsal tarafını da unutmadan, kendinizi hem teknik hem de sanatsal anlamda geliştirin. Animatör olacak biri canlıları gözlemlemeli, hareketlerini incelemeli. Dünya çapında iş yapabilmek için grup çalışmasına önem vermek, paylaşımcı ve disiplinli olmak çok önemli. İşimiz birçok disiplinden insanın katkı sağladığı bir alan olduğu için ekip oyuncusu olmak, başka fikirlere ve düşüncelere açıklık, başarı için gerekli. Dünyada bu alandaki gelişmeleri izlemek, eğilimleri, işin nereye gidebileceğini anlamaya çalışmak da faydalı. Mutlaka dillerini geliştirsinler çünkü bu alandaki bilgiler ne yazık ki İngilizce. Yine de bence en önemlisi, kendilerine dürüst olmaları. Hayat zaten zor, hiç sevmedikleri bir işi yapmaya çalışmanın anlamı yok. Kolay bir yol olmasa da sevdikleri işi yapsınlar, başarı beraberinde gelir.”

Yazar: Esra Ülkar
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Sosyal medya tüm hayatımızı etkiliyor

sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor, sosyal medya, Manşet, iletişim, boşanma, bağımlılık, araştırma, aile yapısı

Gün içinde zamanımızın önemli bir kısmını sosyal medyada geçiriyoruz. Çevremizdeki insanlarla yüz yüze iletişimden çok Facebook, Twitter, Instagram gibi platformlar üzerinden iletişim kuruyoruz. Peki, hiç düşündünüz mü, sosyal medya ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Sosyal medya ilişkileri nasıl etkiliyor?

“İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı en az %51 olarak görülüyor

Üsküdar Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre; yeni medya teknolojileri, sosyal medya ve cep telefonu gibi faktörler, boşanmaları artırıyor.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından gerçekleştirilen “Son Beş Yılda Türkiye’de Boşanmalara Etki Eden Bir Faktör Olarak Yeni Medya Teknolojileri ve Sosyal Medya” araştırmasına göre sosyal medya kullanımı, ailelerin dağılmasındaki önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. 

Sosyal medya boşanma sebepleri arasında

36 boşanma avukatı ile yapılan görüşme ve internet üzerinden 278 kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, yeni medya teknolojileri ve sosyal medya, boşanma nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Yeni medya teknolojilerinin yaygınlaşmasının aldatmayı kolaylaştığının belirtildiği araştırmaya göre; insanlar ailesine ayıracağı vakti sosyal medyada geçiriyor. Başka hayatlara imrenen kullanıcılar, farklı arayışlara başlıyor. Ayrıca sosyal medya paylaşımları, kıskançlıklara da sebep oluyor.

“İnternette çok zaman geçirmek aile yapısını bozuyor”

İnternet üzerinden gerçekleştirilen 278 kişinin cevapladığı ankete göre çalışma grubunun % 59.1’i sevgilisinin/eşinin internette neler yaptığını kontrol ediyor, %70.9’u sevgilisinin eşinin internette eski sevgilisi/eşiyle görüşmesini olumlu karşılamıyor ve en az %48’i internetin boşanma ve aldatmaları artırdığını düşünüyor. “İnternet insanların sevgililerini/eşlerini aldatmalarına ortam hazırlar” diye düşünenlerin oranı ise en az %51 olarak görülüyor. Verilen bilgilerde, sosyal medyanın aile yapısına olumsuz etkide bulunmasının sebeplerinden biri de internette çok zaman geçirilmesi olarak belirtiliyor.

“Eşim Facebook bağımlısı”

İnternette çok vakit geçirilmesi nedeniyle ebeveynler tarafından çocuklara yeterli ilgi gösterilmemesi, eşe yeterli vakit ayrılmaması ve ev işlerinin yerine getirilmemesi vb. davranışlar, boşanma davası açılması durumunda boşanma nedeni olarak öne sürülebiliyor.

İnternet bağımlılığı nedeniyle açılan boşanma davası örnekleri incelendiğinde, genellikle eşler “Karım internetin başından kalkmıyor”, “Kocam sürekli bilgisayar başında…”, “Eşim Facebook bağımlısı”, “Eşim internet bağımlısı…”, “İnternet yüzünden eşim çocuklarla ilgilenmiyor”, “Eşim ev işlerini yapmak yerine internete giriyor” gibi şikayetlerde bulunulduğu görülüyor.

Boşanma davalarında sıkça görülen bir durum: Uygunsuz mesaj yakalama

Facebook, WhatsApp ve bunun gibi platformlardaki bazı içerikler boşanma davalarında artan bir şekilde delil olarak kullanılıyor. Görüşme yapılan avukatlara göre, eşin bir başkasına gönderdiği ya da bir başkasından aldığı uygunsuz mesajları yakalamak, boşanma davalarında sıklıkla görülen bir durum olmaya başladı.

Araştırmanın yürütücüsü İletişim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Gül Esra Atalay, sosyal medyanın toplumsal etkilerinin bir süredir güçlü bir şekilde hissedildiğini, özellikle ikili ilişkilerde ve evliliklerde sosyal medya kullanımın yarattığı çeşitli sorunların günlük yaşamda sıkça duyduğumuz bir durum haline geldiğine dikkat çekti. Atalay şu değerlendirmelerde bulundu: “Buradan hareketle bu etkiyi bilimsel olarak doğrulamak istedik. Boşanma avukatları ile yaptığımız derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın evliliklere olumsuz etkilerinin, öngördüğümüzün çok ötesinde olduğunu gösterdi.”

Kaynak:  www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

D vitamini takviyesi gerekli mi?

Manşet, D vitamini takviyesi, d vitamini ilaçları, d vitamini içeren meyveler, d vitamini eksikliği nedir, D vitamini

D vitamin nedir? D vitamini eksikliği hangi hastalıklara yol açar? Sağlıklı yetişkinlerin de D vitamini takviyesi alması gerekir mi? İşte tüm bu sorulara yanıt olabilecek nitelikte bir makale…

D vitamini takviyesinin yararı var mı?

D vitamininin yorgunluğa, depresyona, hatta kansere bile iyi geldiği söyleniyor. Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal kişilerin takviye almasını doğru bulmuyor.

Kuzey yarıkürede günler kısalıp güneş ışığı azalırken D vitamini eksikliği konusundaki kaygılar artıyor. Çoğu insan bunu gidermek için D vitamini takviyesine başvuruyor.

D2 ve D3 vitaminleri reçetesiz alınabiliyor. Bunların bağışıklık sistemini güçlendirdiği, yorgunluğa, kas zayıflığına, kemik ağrısına ve depresyona iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca kanserden ve yaşlanma kaynaklı sorunlardan korunmayı sağladığı ifade ediliyor.

İngiltere’de vitamin takviyesi alanların üçte biri bunlar arasında D vitaminini de sayıyor.

Ancak tüm yetişkinlerin D vitamini takviyesi almasıyla ilgili öneriler tartışmalı.

D vitamininin vücuttaki kalsiyum ve fosfatı dengeleyerek kemik sağlığı üzerindeki etkisi tartışmasız. Bu nedenle D vitamini eksik olanların bu sorunu gidermesi tavsiye ediliyor. İngiltere’de nüfusun beşte birinde D vitaminini eksiği olduğu sanılıyor.

Ancak bazı uzmanlar vitamin seviyesi normal olanların ekstra D vitamini takviyesi almasının hastalıkları önleyici bir rolü olmadığını söylüyor. Peki doğrusu nedir?

ABD, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde bazı gıda ürünlerine D vitamini takviyesi yapılıyor.

Temel bilgiler

Adı öyle olsa da D vitamini aslında vitamin değil; vücutta kalsiyum emilimini kolaylaştıran bir hormon. Yağlı balık gibi bazı gıdalar dışında D vitamini ihtiyacını ortalama bir diyetle gidermesi zor. Ama derimiz ‘mor ötesi B’ (UVB) ışınlarına maruz kaldığında ihtiyacı olan vitamini kolesterolden üretebiliyor.

D vitamininin iki türü var: D3, balık da dahil olmak üzere hayvanlarda bulunuyor ve güneş ışığına temas halinde derinin ürettiği bu tür. D2 ise mantar gibi bitkisel gıdalarda var. D3 daha etkili olduğundan vitamin takviyelerinde bu tür tercih ediliyor.

İngiltere’de kamu sağlığı kurumu, sonbahar ve kış aylarında yetişkinlere 10 mikrogram D vitamini takviyesi almalarını öneriyor. Bu aylarda güneş ışınlarının dünyaya yatay vurması UVB ışınlarının atmosferden geçip bize ulaşmasını engelliyor. D vitamini seviyesi düşük olanlar ile koyu tenli olanların ise sürekli D vitamini takviyesi alması tavsiye ediliyor.

Diğer ülkelerde de benzer tavsiyeler geçerli. Kanada ve ABD’de yetişkinlerin günde 15 mikrogram D vitamini alması önerilirken, süt, yoğurt, kahvaltılık gevrek, margarin, portakal suyu gibi bazı gıdalara zorunlu D vitamini takviyesi yapılıyor.

Bu tavsiyeler, 20. yüzyılda raşitizm gibi kemik hastalıklarına karşı mücadele kapsamında gündeme gelmişti. D vitamini seviyesi düşük olduğunda vücuttaki kalsiyum da azalıyor ve kemik yoğunluğu düştüğünden özellikle bebek ve çocuklarda raşitizme yol açıyor.

Ayrıca D vitamini azlığı kaslarda da zayıflığa ve yorgunluğa neden olur. D vitamini bakterileri temizleyerek bağışıklık sisteminin güçlenmesini de sağlar.

Bazı uzmanlar bazı sağlık sorunu olanlarda D vitamini eksikliğinin gün ışığına çıkmamaktan kaynaklandığına, yani bu hastalıkların vitamin eksikliğine dayanmadığına inanıyor.

Kemiklerde kırılma

D vitamininin önemli olması, bu vitamin seviyesi normal olan kişilerin takviye almasının yararlı olacağı anlamına gelmiyor. D vitamini takviyesinin temel nedenlerinden biri kemiklerin korunması.

Batıda ne kadar D vitamini almak gerektiğine dair resmi tavsiyeler için, bakım evlerinde yaşayan, güneşe çıkma olanağı fazla olmayan ve kemik erimesi ve kırık riski olan yaşlıların ihtiyaçları temel alınıyor.

Birçok araştırmayı değerlendiren analizlerde, genel nüfus açısından D vitamini takviyesinin sağlıklı insanlarda kemik kırılması riskini azaltmasının veya kemik yoğunluğunu artırmasının söz konusu olmadığı belirtiliyor, tavsiyelerin bunu yansıtacak şekilde değiştirilmesi öneriliyordu.

Ancak bazı uzmanlar da yeterli güneş görmediği için risk grubunda olanlara D vitamini takviyesi yapılması gerektiğine inanıyor. Mart-Ekim ayları arasında, güneş kremi sürmeden eller ve kollar açık bir halde birkaç dakika güneşte kalarak yeterli D vitamini alınabileceği belirtiliyor.

Bazı araştırmalar ise bugün alınan dozlarda tek başına D vitamininin kemiklerde kırılmayı önleyemeyeceğini gösteriyor. Hatta yüksek dozda alındığında yaşlılarda düşme ve kırık vakalarının yüzde 20-30 artabileceğini gösteren bulgular da var.

D vitamini ile diğer hastalıklar, hatta yaşlanma arasındaki ilişki konusunda da çelişkili araştırmalar var.

İddialardan biri D vitamini takviyesinin bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönünde. Bir araştırmada bu vitaminin solunum yolları enfeksiyonu riskini azaltıcı rol oynadığı görüldü.

D vitamini ile ömür uzunluğu arasındaki bağlantıyı inceleyen bir araştırmada D3 türünün hücrelerdeki protein düzenlemesini olumlu yönde etkilediği görüldü. Buradan yola çıkarak D vitamininin yaşlanmayı geciktirici etkide bulunabileceği ileri sürülüyor.

Vitamin takviyesi D vitaminini güneşten almak kadar etkili görülmüyor.

Hastalıklarla bağlantı

Ancak diğer araştırmalarda bu konuda kesin sonuca varılamadı. Ayrıca D vitamini ile kalp ve damar hastalıkları arasında da bir bağlantı olduğu, D vitamini eksikliğinin bu hastalıklara yol açmasından ziyade, bu hastalıkların D vitamini seviyesinde düşüşe neden olduğu tespit edildi.

D vitamini eksikliği ile hastalıklar arasında bağlantı kuran diğer çoğu araştırmada da aslında durum bundan ibaret.

Herhangi bir hastalık halinde insanların dışarı çıkıp yeterince güneş görme şansı azaldığından D vitamini eksikliği oluşabiliyor.

Araştırmalar D vitamini seviyesinin yüksek olması ile kalın bağırsak kanseri riskinin azalması arasında da bir bağlantı olduğunu gösteriyor. D vitamini yeni kılcal damarların oluşmasını ve hücreler arasında daha iyi etkileşimi mümkün kılıyor. Ayrıca kalın bağırsaktaki kalsiyum seviyesinin normal olmasını sağlayarak kanser riski taşıyan hücre büyümelerini yavaşlatır.

D vitamini ile karaciğer, meme ve prostat kanseri arasındaki bağlantıları inceleyen araştırmalarda, D vitamini eksikliğinin kanserli hücrelerin yayılmasında belli bir rol oynadığına dair bulgulara rastlandı. Bundan yola çıkarak bazıları vitamin takviyesi almanın kanser riskini azaltacağı sonucunu çıkarsa da, bunu kanıtlayan veriler bulunamadı.

Ruh sağlığı

Gün ışığı ile mevsimsel ruh hali değişimi arasındaki bağlantı eskiden beri biliniyor; ama bunun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığını kanıtlamak zor.

D vitamini, ruh halini düzenlemede etkili serotonin hormonu ile uykuyu düzenleyen melatonin hormonu seviyesini etkiliyor. Bu hormonların seviyesinde düşüş, ruh hali değişimine etkide bulunabilir. Ancak bu etkinin kanıtlanması gerekiyor.

Araştırmalar D vitamininin ruh sağlığından beyin gelişimine kadar geniş bir rol oynadığını gösteriyor.

Ayrıca D vitamini eksikliği ile depresyon arasında da bir bağlantı olduğu, ancak bunun, depresyonun D vitamini eksikliğinden kaynaklandığı anlamına gelmediği belirtiliyor.

Güneş etkisi

D vitamininin etkisi konusunda araştırmaların kesin sonuca varamaması, bu çalışmalarda güneş ışığı yerine vitamin takviyelerine bakılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Bazı uzmanlar D vitaminini vitamin takviyesi ile almanın güneş yoluyla almak kadar etkili olmadığını söylüyor. Bu konuda araştırmalar sürüyor.

Buna rağmen, vitamin takviyesinin bile D vitamini çok düşük seviyedeki kişilere yarayacağına inanılıyor.

Ancak kişinin D vitamini rezervi ve kışın ihtiyaç duyacağı miktar cilt tonunun yanı sıra dışarıda ne kadar zaman geçirdiğine, vücuttaki yağ miktarına ve vücuttaki kemik yenilenmesinin hızına da bağlı.

Bu nedenle, D vitamini eksikliğinin sadece semptomlara bakarak değil kan tahlili ile belirlenmesi gerekir.

Takviye miktarı

Peki D vitamini eksikliği varsa ne kadar takviye almak gerekir? Günde 25 nanomol D vitamini takviyesi eczaneden reçetesiz alınıp kullanılabilir.

Bunun üzerindeki dozlar ender durumlarda bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Henüz kesin sonuca varılmış olmasa da aşırı D vitamininin kalp ve damar hastalıklarına yol açabileceği yönünde iddialar da var.

Tersine, daha yüksek dozda D vitamini takviyesine ihtiyaç olduğunu savunan uzmanlar da var. Örneğin İngiltere’de D vitamini eksikliği çekenlerin sayısı fazla olduğundan, risk grubundakilere vitamin takviyesi yapılması gerektiğine inanılıyor.

Böylesi zıt veriler yüzünden, vitamin takviyesinin yararları konusunda uzmanlar arasında bile bu kadar çelişkili görüşlerin olması şaşırtıcı değil. Hatta bazıları D vitamini takviyesini savunanların milyar dolarlık vitamin sektörü ile bağları olabileceğini bile ileri sürüyor.

Bu bakımdan, Harvard Tıp Fakültesi’ne bağlı bir kadın hastanesinde 25 bin kişi ile yapılan araştırmanın sonuçları merakla bekleniyor. Burada D vitamini ve omega 3 takviyesinin kanser, inme ve kalp hastalıkları üzerinde herhangi bir etkisi olup olmadığına bakılıyor.

Bu yıl sonunda yayınlanması beklenen sonuçların bu tartışmayı sonuçlandırması bekleniyor. O zamana kadar ise kışın D vitamini takviyesi almak isteyenler açısından en kötü sonuç biraz para kaybı olacaktır.

Yazar:  Jessica Brown 
Kaynak:  www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER5 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER11 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER12 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND