Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Boş kulübe sendromu tehdit ediyor

Uzmanlar aile şirketlerini bekleyen tehlike konusunda uyarıyor. Çünkü pek çoğunda yönetimdeki kuşak ile sonraki nesil arasında büyük bir yaş farkı var. İşte boş kulübe sendromu konusunda bilinmesi gerekenler…

Uzmanlar aile şirketlerini bekleyen tehlike konusunda uyarıyor. Çünkü pek çoğunda yönetimdeki kuşak ile sonraki nesil arasında büyük bir yaş farkı var. İşte boş kulübe sendromu konusunda bilinmesi gerekenler…

Türkiye’deki aile şirketlerini bekleyen yeni tehlike…

Türkiye’de aile şirketleri büyük bir riskle karşı karşıya. Çünkü pek çoğunda yönetimdeki kuşak ile sonraki nesil arasında büyük bir yaş farkı var. Koç, Doğuş, Kale, Çelebi gibi büyük gruplarda fark 30 yıl ve üstüne ulaştı. İki kuşak arasındaki bu boşluk, şirketlerin geleceğini tehlikeye sokuyor. Uzmanlara göre bir devir planı hazırlamak şart. Küçük veliahtları yetiştirecek bir mentor takımı kurulması da öneriler arasında. Ancak en iyisi 14 yaşından itibaren yeni jenerasyonu işe hazırlamak. Erzum, Türkiye’de küçük ev aletleri kategorisinde önemli oyunculardan biri. Bugün şirketi yöneten Murat Kolbaşı, 24 yıl önce 22 yaşındayken göreve geldi. Bayrağı bir zorunluluktan genç yaşta devralmak durumunda kalmıştı. Murat Kolbaşı, her aile şirketi için önemli mesajlar içeren o dönemi şöyle anlatıyor: “Babamla aramda 44 yaş fark vardı. Kendisi 66 yaşında aniden vefat edince, 22 yaşında ABD’deki eğitimimi apar topar yanda kesip Türkiye’ye döndüm ve aile işimizin başına geçtim. Önceleri bu süreç hiç de kolay olmadı, Ailenin en küçüğü olmak dezavantaj gibi gözükse de amcalarımın yardımıyla bu zor dönemin üstesinden gelebildim.” Bugün, 46 yaşında olan Kolbaşı, kendisinden büyük aile üyelerinin yardımı olmasaydı bu zorlukların üstesinden gelebilir miydi? Kolbaşı, “Amcalarımın işin içinde olması, yaz tatillerinde aile şirketinde çalışmış olmam zor dönemi atlatmamı sağladı” diyerek konuya açıklık getiriyor. Babasıyla arasındaki kuşak farkı o dönem Murat Kolbaşı’nın erken yaşta hazır olmadığı sorumluluklar almasına neden oldu. Yaşadığı bu süreçten ders çıkaran işadamı, bir aile anayasası hazırlatarak kendisinden sonraki kuşağın işe katılma sürecini belirledi. “Arzum’un daha uzun yıllar yaşaması için bizden sonraki 3’üncü kuşağın kesinlikle aile şirketinde çalışmasını istemiyoruz. Bu konuyu aile anayasamıza da koyduk. 3’üncü kuşak aile bireyleri sadece hissedar olacak ve şirketi profesyoneller yönetecek” diyor. Birçok aile bireyi Murat Kolbaşı kadar şanslı değil. Uzmanlara göre kuşaklar arasındaki yaş farkının artması, devir planı da hazır değilse ve kurumsallaşmış bir yapı da yoksa birçok sorun yaratabiliyor. Çoğu zaman da şirket, bir sonraki kuşağa geçemeden yok olup gidiyor.

FARK AÇILIYOR MU?
McKinsey’nin araştırmasına göre 10 aile şirketinden sadece 3’ü ikinci kuşağa geçiyor. 2’nci kuşaktan 3’üncü kuşağa geçenlerin oranı ise yüzde 14’de kalıyor… Uzmanlara göre geçişin başarılı olması için kuşaklar arasındaki yaş farkı önemli bir kriter. Çünkü aradaki yaş farkı açıldıkça, yönetimin devri konusunda sıkıntılar çıkabiliyor. Bu konuda en büyük risklerden biri de Murat Kolbaşı örneğinde olduğu gibi kurucu ile ikinci kuşak arasındaki yaş farkının 35’in üzerinde olduğu durumlar. Kuşaklar arasındaki yaş farkının açıldığı bu durumlarda, mevcut kuşak 65 yaşında emekli olmayı planlarken yeni kuşak daha yeni eğitimini tamamlamış oluyor. Dünyaca ünlü aile şirketleri uzmanı David Bork da kuşaklar arasındaki yaş farkının büyük olduğu şirketlerde ileride sorun yaşanabileceği konusunda uyarıyor.

Bork, “Özellikle şirketi yöneten mevcut kuşak, 3540 yaşında çocuk sahibi olmuşsa ve genellikle bunların 60 ila 70 yaş arasında emekliliğe ayrıldığı düşünülürse kendilerinden sonra gelecek yeni kuşakla çalışma süresi ciddi biçimde kısalıyor” diyor ve ekliyor: “Bu durum yedek kulübesindeki boşluğu artırıyor.”

TEHLİKE ÇOK BÜYÜK MÜ?
Türkiye’deki birçok büyük aile şirketi de Bork’un dikkat çektiği bu tehditle karşı karşıya. Örneğin Kıraça Holding’in yönetim kurulu başkanı İnan Kıraç ile kızı İpek Kıraç arasında tam 47 yaş fark bulunuyor. Geçtiğimiz nisan ayında holdinge bağlı Sirena Marine’in CEO’su olarak atanan İpek Kıraç, eğitimini bitirir bitirmez aile şirketinde çalışmaya başladı. Babası İnan Kıraç’ın kendisine çok büyük destek verdiğini söyleyen İpek Kıraç, “Babam çok deneyimli ve uzun yılların tecrübesine sahip. Vakti oldukça sorabildiğim her şeyi babama soruyorum. Çünkü, o deneyimi, o bilgiyi öğrenebileceğim başka bir yer yok” diyor. Kale Grubu’nda da yönetim kurulu başkanı Zeynep Bodur Okyay ile oğlu İbrahim Bodur Okyay arasında 43 yaş fark bulunuyor. Eğitim ve staj dönemiyle birlikte yeni kuşağın şirkette çalışmaya başlama yaşının 30’a yükseldiği düşünülürse 25 yıl sonra Zeynep Bodur 73 yaşına geldiğinde, oğlu İbrahim Bodur Okyay kendisiyle birlikte ancak çalışmaya başlayacak,
Sadece bizde değil dünyada da kuşaklar arasındaki yaş farkı artıyor. Örneğin Microsoft’un kurucusu Bill Gates ile en büyük kızı Jennifer Katharine Gates arasında tam 41 yaş fark var.

GEÇ DEVİR SENDROMU
Aile şirketlerinde kuşaklar arasındaki yaş farkının artmasının nedenlerinin başında sırasıyla eğitim yaşının uzaması, geç çocuk sahibi olma ve başka şirketlerde deneyim kazanma kuralı geliyor. Egon Zehnder Yönetici Ortağı Murat Yeşildere, yeni jenerasyonun yönetime geçme yaşının eğitim ve başka şirketlerde çalışma kuralıyla uzadığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Bu durum birinci kuşakla ikinci kuşak arasındaki usta çırak ilişkisini azaltıyor. 22-25 yaş arasında üniversiteden yeni mezun olmuş ailenin genç üyesinin master yapmak istemesi, ardından da başka işlerde deneyim kazanması yönetime geçiş süresini geciktiriyor.” Amrop Türkiye’nin aile şirketleri danışmanı Engin Kes-kinel de günümüzde geç çocuk sahip olma eğiliminin aile şirketlerinde kuşaktan kuşağa geçiş aşamasında riski artırdığı görüşünde. Keskinel, “Geç çocuk sahibi olma eğilimi, işi kuran ilk neslin yeni kuşağa yatırım yapamadan, birikimlerini devredemeden, onları yetiştiremeden ve en önemlisi de bir sistematik kuramadan şirketi bir sonraki kuşağa devretmesine neden oluyor” diyor. Aile şirketleri danışmanı Dr. İlhami Fındıkçı da yeni kuşağın birkaç yıl aile şirketi dışında çalışıp deneyim kazanmasının işe başlama yaşını en az 5 yıl daha uzattığını söylüyor.

B PLANI YAPMAK LAZIM
Aile şirketleri uzmanı Dr. Haluk Alacaklıoğlu, Türkiye’deki büyük aile şirketlerinin yüzde 90’ının bir sonraki kuşağa devir konusunda hiçbir planının olmadığına dikkat çekiyor. İkinci kuşağa geçemeyen şirketlerin yüzde 60’ının devir planını başarılı yapmadığı için yok olup gittiğine dikkat çeken Alacaklıoğlu, “Yaş farkı ile birlikte aile şirketlerinde devir planının olmaması önümüzdeki dönemde büyük sıkıntı yaratacak” diyor. Çelebi Holding de kurucunun vefatından sonra devir planı olmamasından dolayı belli bir dönem sıkıntı yaşayan gruplardan biri. Çelebi Holding Yönetim Kurulu Başkanı Can Çelebioğlu, 1982 yılında babası Ali Cavit Çelebioğlu’nun vefatı ile birlikte devir planı olmadan ani bir şekilde işin başına geçmek zorunda kaldığını söylüyor. Çelebioğlu, “Holdingin başına geçtiğimde ben 19, kardeşim Canan 16 yaşındaydı” diyor ve ekliyor: “O dönemki zorluklar ve sonraki süreçte kamudan gelen aşırı baskılar karşısında, devretmek belki de çok kolay bir yoldu. Ancak biz zoru seçtik. Zorluklar, baskılar karşısında adeta savaştık.

Hatta o dönemde kız kardeşimle eğitimimizi nöbetleşe tamamlayabildik.” Uzmanlar, yaşça küçük erkek çocuklarının işin başına getirilmesinin şirketin sürekliliğini riske soktuğunu söylüyor. Yönetim danışmanı Inotec Grup Genel Müdürü Hayati Çağlar, “Türkiye’deki çok sayıda patron ilerleyen yaşına rağmen işi devretmek için yaşça küçük olsa bile erkek çocuğunu tercih ediyor. Kız çocuklarına sorumluluk vermiyor” diyor.

İŞE HAZIRLIK GEREKİYOR
Aile şirketlerinde gittikçe büyüyen yaş farkına karşın mutlaka aile anayasasının yazılıp devir planının hazırlanması gerekiyor. Devir planını hazırlamak, kuşak değişiminden sonra lider olacak kişinin eğitimi ve yeterli deneyimi kazanması için de kritik önem taşıyor. Bundan sonraki aşama ise yeni kuşağın yetkinliklerinin belirlenmesi oluyor. Alacaklıoğlu, yeni jenerasyonun yetkinliklerinin ve kişilik özelliklerinin 14 yaşından itibaren belirlenebileceğini söylüyor. Örneğin Orka Grup’ta ikinci kuşağın yaz tatillerinde şirkette çalışmasına önem veriliyor. Eroğlu, Söktaş gibi büyük aile şirketlerinde ise ikinci kuşak yetkinliklerine göre özel olarak eğitiliyor. Bunların şirket içinde alacakları görevler de yıllar öncesinden belirleniyor. En küçük kızıyla arasında 56 yaş fark olan Orka Grup Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu da şirket içinde ikinci kuşağı yaz tatillerinde mümkün olduğu kadar işle tanıştırmaya dikkat ettiklerini söylüyor. Orakçıoğlu, ileride şirketi kim hak ederse onun yöneteceğini söylüyor ve şöyle konuşuyor: “Bizde işi, en büyük erkek çocuğa bırakma gibi bir kural yok. Yaz tatillerinde oğullarım mutlaka gelip bir süre grupta çalışıyor. Bu şekilde onların küçük yaştan itibaren işi öğrenmelerini amaçlıyoruz. Onları kesinlikle işimizi devam ettirmeleri için zorlamıyoruz.”

PROFESYONEL MENTORLAR
Kuşaklar arası geçiş döneminde güvenilir profesyonellerden ve danışmanlardan yararlanmak da önemli. İşi devralacak jenerasyon küçükse güvenilir profesyonellere şirketten hisse verilerek devire kadar şirketi yönetmelerini sağlamak da kullanılan yöntemlerden biri. Hayati Çağlar, “Devralacak jenerasyonun yetiştirilmesinde mentorluk yapacak profesyonellerin kurumda varlığı çok önemli” diyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND