Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bore out sendromuna teslim olmayın

Ofiste boş boş oturmak… Gün içinde yapacak hemen hemen hiçbir iş bulamamak… Birkaç basit görevle bir haftayı tamamlamak… Sizde ofiste yapacak iş bulamadığınızdan canı sıkılanlar arasındaysanız bure out sendromuyla karşı karşıya demeksiniz demektir…

Ofiste boş boş oturmak… Gün içinde yapacak hemen hemen hiçbir iş bulamamak… Birkaç basit görevle bir haftayı tamamlamak… Sizde ofiste yapacak iş bulamadığınızdan canı sıkılanlar arasındaysanız bure out sendromuyla karşı karşıya demeksiniz demektir…

Ofiste canı sıkılanlar

Bir tarafta işsizler ordusu, bir tarafta işin yoğunluğundan yakınanlar, bir tarafta da işyerinde boş boş oturup yapacak iş bulamadığından canı sıkılanlar, yani bore out olanlar. Sıkılmalarının sebebi, iş olmaması, kişinin kalifikasyonlarının altında bir işte çalışıyor olması veya işin monotonluğu.

Aşırı iş yükü, hedef baskısı kişide tükenmişlik sendromuna (burn out) ve birçok psikolojik, fiziksel hastalığa sebep oluyor. Burn out’un tam zıttında ise hızla büyüyen başka bir sendrom var ki o da bore out sendromu, yani yapacak iş bulamadıklarından işyerinde canı sıkılanlar. Bu kadar işsiz varken, ya da biz bu kadar yoğun çalışırken işyerinde boş boş oturup, maaş alanlar mı var diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ama evet varlar, hem de çok.

Yapacak işleri olmamasının en büyük sebebleri yanlış kadro planlaması ve o görev için fazla kalifiye olmak. Bu kişiler hiç de düşündüğünüz gibi “aman ne güzel bir iş yapmıyorum, maaşımı da alıyorum” demiyor, çünkü bu durum gerçekten canlarını sıkıyor ve köreldiklerini hissediyorlar.

Ha bir de hiç bir işi olmayan, gerçek anlamda hiç bir şey yapmayıp, sizin birkaç katınız maaş alanlar var ki, onların sıkılmak gibi bir derdi de yok zaten, yıllardır çalıştıkları kurumdan ayrıldıklarında hiç bir yerde iş bulamayacaklarını bilirler. Ama konumuz onlar değil.

Tabu olarak kabul ediliyor

Bore out terimini ilk ortaya atanlar, iki İsveçli danışman Peter Werder ve Phillippe Rothlin oldu. Terimi ilk kez 2007’de Diagnose Bore Out kitabında ortaya attılar ve bore out’u işinden sıkılmanın sebep olduğu psikolojik bir problem olarak tanımladılar. 

Jurnal du Net’te yayınlanan bir makalede bir iş sağlığı profesörü bore out’un hafife alınmaması gerektiğini, çünkü çalışma hayatından uzun süreli sıkılmanın depresyona, anksiyete, uykusuzluğa, kalp ve damar hastalıklarına sebep olduğunu söylüyor. 

Bore out günümüzde çok yaygın ama bir tabu olarak kabul edildiği için insanlar itiraf etmekte zorlanıyor. 

Uluslararası psikoloji dergisi Reveu’de yer alan araştırmalarında Christian Bourion ve Stéphane Trebucq, batılı ülkelerde üç çalışandan birini etkileyebilecek bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Bir başka iş doktoru Philippe-Georges Dabon da “Elimde bir rakam yok ama karşıma bir burn out vakası geliyorsa bir de bore out geliyor” diyor. Aynı doktor neden yaygın olduğu halde kimse bahsetmiyor sorusunu şöyle cevaplıyor, “Çünkü bu kadar işsizliğin olduğu ve verimliliğin bu kadar kült olduğu ortamda işyerinde o kadar sıkılıyorum ki hastayım demek kolay değil” diyor. Ne de olsa ‘burn out’ oldum demek daha itibarlı. 

Boş oturmak için para alıyoruz

1 yıldır özel bir şirkette kurumsal iletişim sorumlusu olarak çalışan Seda S. görev tanımının çok dışında işler yaptığı ve bütün gün boş boş oturduğu için mutsuz. Seda S. “Fotokopi çekmekten muhasebenin yapması gereken fatura yazmaya, evrak getir götürden işimle ilgili olmayan toplantılara katılmaya kadar birçok iş bana yıkılmış durumda. Daha çok sekreter gibi çalıştırılıyorum. Toplarsak günde 1 veya 2 saat anca çalışıyorum. Başlarda üzülüyordum, kapasitemin çok altında kaldığımı düşünüyordum. Sonra ‘amaaaan boşver’ moduna geçtim. 1 hafta boyunca hiç çalışmadan vakit geçirdiğim de oldu. Kulağa hoş geliyor aslında ama bir süre sonra insan sıkılıyor. Ben de öğle aralarında şirket yerine dışarıya yemeğe gidiyorum, yolda zaman geçiyor, çay kahve molalarını uzatıyorum, diğer departmanlardaki arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum, önümüzdeki yılın hatta sonraki yılın tatil planlarını yapıyorum… Genelde hepimiz boş boş oturuyoruz. Mesai dolduruyoruz. Aramızda dizi izleyenler, öğlen gelip erken çıkanlar var. Gördüğüm kadarıyla büyük bir kısmımız boş boş oturmak için para alıyor” diyor. 

Seda S. bu sorunu iş arkadaşları ile paylaşmış ama ‘Burası böyle, sen de alış, konuşup da göze batma’ cevabını almış. Kendi şirketlerinde İK’nın da bir isimden ibaret olduğunu söyleyen Seda S. “Burada yıllarımı geçirmeyi düşünmüyorum, çünkü hiçbir şey yapmadan zaman geçirince köreliyorum. CV’de hoş görünecek kadar bir zaman kalsam kafi” diyor. 

Kamuda ve iyi diplomalı kişilerde çok yaygın

Bore out her grup çalışanda görülebiliyor ama kimilerinde daha yaygın. Örneğin memurlarda çok görülüyor. Çoğu yeteneklerinin altında işler için istihdam edildiklerini düşünüyorlar. Gerçekten de bazı bölümlerde o kadar çok ihtiyaçtan fazla personel var ki yapacak iş yok zaten. 

Çok değer verilmeyen işlerde, birbirinden kopuk, aynı işleri yapan monoton ve geleceği belirli olmayan işlerde çalışanlarda da daha sık görülüyor.

Aynı şekilde çok iyi diplomalı insanlar da aynı hisleri taşıyabiliyor. 

28 yaşındaki üniversite mezunu Melek Ç. yöneticisinin ‘ben, ben, ben’ tavrından kaynaklı, tüm önemli işleri kendisinin yaptığını, altında çalışan kişileri ise gereksiz küçük detaylarla meşgul ettiğini söylüyor: “Önemli işleri kendisi yapıyor, uğraşmak istemediği detayları dağıtıyor. Biz de işimiz olmayan bu detaylarla uğraşmak istemediğimiz için mümkün olduğunca yavaş yapıyoruz, becerebilirsek hiç yapmıyoruz veya sorana kadar duymamış gibi davranıyoruz. Hatta ben de birkaç işten bu yollarla kurtuldum. Benden istenenleri bir lise mezunu çok rahat yapabilir. Sorun lise mezununun yapacağı işleri yapmak değil, başta x işini sen yapacaksın deyip sonra benden y işinin istenmesi. Her şey açık açık konuşulsaydı ben de ona göre kabullenir veya vazgeçerdim.”

İş yöneticide bitiyor

Bazı çalışanların boş boş oturması ve istese de yapacak iş bulamaması daha çok organizasyonun yöneticilerinden ve yönetim kültüründen kaynaklanıyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, “Bazı organizasyonlarda kişilerin üretkenliği ve performansı çok önemlidir. Herkesin iş sonuçları takip altındadır. Yöneticiler düzenli olarak delegasyon yapar ve kişileri görevlendirirler. Verdikleri görevlerin de yerine getirilmesini takip ederler. Bazı yöneticiler ise etkin bir görev dağılımı ve delegasyon yerine işin çoğunu kendileri üstlenirler. Oysa yöneticinin işi kendisi yapmak yerine ekibine iş yaptırıyor olması, iş sonuçlarında ekibin katkısına olanak ve alan tanıması gerekir. Bireysel performansın ölçülmediği bir organizasyonda birileri çok çalışıp sürekli üretirken, birileri de çok daha az çalışarak yıllar geçirebilir” diyor. 

Yaratıcı meslekler daha şanslı

Şirket ne kadar büyükse bore out vakaları o kadar artıyor. Küçük şirketlerde herkes her işe el attığı için daha az görülüyor. 
Bore out’a düşme olasılığı en az olan işler ise zannatkarlar, yaratıcı meslekler, yöneticiler veya serbest mesleklerde çalışanlar. Çünkü bu mesleklerde yapılan işlerin sonucu hemen görülüyor.

İşte sıkılmaya inanmazdı ta ki bir oyun oynayana kadar

HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazar Candan Wilson, bir organizasyonda sıkılmanın mümkün olmadığına, insanın proaktif ve inisiyatif alan çalışkan bir birey olduğu sürece her zaman kendine yapacak bir iş bulduğuna inanırdı. Hiçbir iş yapmadan bütün gün masasında oturan insanların tembel olduğunu düşünürdü. Ta ki katıldığı bir eğitimde bir oyun oynayıp işin aslının her zaman düşündüğü gibi olmadığını görene kadar. Wilson, yaşadığı oyun deneyimi şöyle anlatıyor: “Bu oyunda katılımcılar üst yöneticiler, orta yöneticiler ve astlar olarak üç gruba ayrıldı. Rastgele bir seçimle astlar arasında yer aldım. Yaklaşık bir saatlik bir oyun oynadık. 6-10 dakikalık oyun periyotları gerçek hayatta bir aylık süreyi ifade ediyordu. Bizim ekip, sadece oyunun ilk ayında ve son ayında çalıştık. Aradaki üç ay yani üç periyot boyunca boş boş oturduk. Birilerinin gelip bizi ne olup bittiği ile ilgili haberdar etmesini veya yapılacak işler vermesini bekledik ama gelen giden olmadı. Oturduğumuz yerden maaş almaya devam ettik. Geyik yaptık, sohbet ettik, yandakiler ne yapıyor diye baktık vs. Kendi alanımızdan çıkmamız yasak olduğu için, bir türlü orta yöneticimizi yakalayıp yeni görev veya yapılacak iş isteyemedik. Yöneticimiz bize görev vermediği için de, ne yapacağımızı bilmeden sadece bekledik. O oyunda anladım ki, büyük bir organizasyonda istediğiniz kadar çalışkan veya üretken bir birey olun birileri gelip sizi yetkilendirmezse ve yapılacak iş vermezse günlerce, aylarca farkedilmeden boş boş oturabilirsiniz.”

Bore out ile mücadele

Burada en önemli iş şirket yönetimine ve İK’ya düşüyor. İşlerin yeniden tanımlanması, işe alımların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Ve de insanlara işe yaradıkları hissettirilmeli, şirketler en iyi diplomalı kişiyi işe almak için yarışmayı bırakmalı, çünkü bir pozisyona gereğinden fazla kalifiye birisini almak o kişiyi sıkacaktır.  

Hazar Candan Wilson, “İşimizi sıkıcı ve monoton buluyorsak, kesinlikle yeni fırsatlar kovalayıp, işimizi veya şirket içerisindeki pozisyonumuzu değiştirmeliyiz. Bu mümkün değilse, işimizin sıkıcı olmayan yönlerini bulup, onlara odaklanabilir veya bu işi nasıl daha farklı yapabileceğimizi araştırabiliriz. Bir diğer neden ise, organizasyonun iş bölümü noktasında etkin ve kişilerin potansiyellerine uygun bir görev dağılımı yapamamasıdır. Bu durum söz konusu olduğunda, kişiler yapacak iş bulamayabilir veya yapabileceklerinden çok azını yaparak, tam potansiyellerini gerçekleştiremezler” diyor.  

Özetle eğer bore out yaşıyorsanız sorunu yüksek sesle dile getirin, iş arkadaşlarınıza, İK’ya yöneticilerinize anlatın. Size başka görev verebilirler, terfi ettirebilirler. Ayrıca bir kariyer danışmanından da destek alınabilir.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND