Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bitkisel tüydükücülerle,

Dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi icat eden Cihat Dündar, 10 ay içinde hem markalaştı hem de 3 milyon dolarlık ciroya ulaştı. işte Cihat Dündar’ın 4 yıl boyunca varını yoğunu Ar-Ge’ye harcayarak ulaştığı başarı…

BİTKİSEL TÜYDÜKÜCÜLERLE, “TEREYAĞINDAN KIL ÇEKER GİBİ” BAŞARDI!

Kaynak: Patentdünyası.com /METİN CAN

Dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi icat eden Cihat Dündar, 10 ay içinde hem markalaştı hem de 3 milyon dolarlık ciroya ulaştı. işte Cihat Dündar’ın 4 yıl boyunca varını yoğunu Ar-Ge’ye harcayarak ulaştığı başarı…

Dünyada ilk defa tüyleri kökünden yok eden bitkisel kremi (Bio-Der) üretmeyi başardınız, bu süreçten bahseder misiniz? Nasıl doğdu Bio-Der fikri?

Almanya’da lise eğitimime devam ederken, bazı sorunlardan dolayı okulu bırakmak zorunda kaldım. Doğal olarak bu süreç beni hayata karşı aktif hale getirdi. Küçük yaşta olmama rağmen ticaretle uğraşmaya başladım. Bu süreç uzun yıllar devam etti. Daha sonra askerlik için Türkiye’ye geldim ve bir daha geri dönmedim. Burada kendi şirketimi kurarak ticaret yapmaya karar verdim. Öncelikle inşaat ve mobilya sektöründe şansımı denedim. Belli bir ölçü de başarı da yakaladım aslında. Ama benin asıl hedefim dünya çapında bir Türk şirketi yaratabilmekti. Bunun için de dünya da üretilmeyen ya da henüz keşfedilmemiş bir ürün icat etmek gerekiyordu, bu hedefime de inşaat ya da mobilya sektörü ile ulaşmanın zor olduğunu biliyordum.

Bu düşünceler beni, aynı zamanda özel ilgi alanıma giren ‘tıbbi kozmetik’ sektörüne yöneltti ve evrensel bir sorun olan vücuttaki tüyleri yok eden bir kremi, bitkisel yollarla icat etmekti hedefledim ve 1998 yılında Dündar Kimya’yı kurdum. Tabi böyle bir hedefin ciddi bir Ar-Ge bütçesi olacağını biliyordum. Bu yüzden diğer iki şirketimin gelirini buradaki Ar-Ge çalımlarına yönlendirmeye başladım ve dört yıl sürecek Ar-Ge çalışmalarımız da böylece başlamış oldu.

Ar-ge sürecinden biraz daha bahseder misiniz, araştırmalarınızı nasıl bir strateji izleyerek yaptınız?

Tam dört yıl bitkiler üzerine araştırma yaptık. Bu çalışmalarda bir çok bilim adamı görev aldı Binlerce bitki laboratuar ortamında denendi. Daha sonra bunlar krem haline getirildi ve gözlem olarak tüylerde bir azalma olup olmadığı denendi. Bu şekilde en az 30-40 kere ayrı ayrı kremler oluşturulup gözlemler yapıldı. Defalarca olumsuz sorunlarla karşılaştık. Gerçekten çok zahmetli bir araştırma dönemi geçirdik.

Tabi bu arada, tüm mal varlığım da buradaki Ar-Ge çalışmalarında erimeye başladı. Araştırmayla geçen 4 yılın, bana maliyeti 1 milyon doları geçti. Sonunda da cebimde beş kuruş kalmadığı gibi çevreme de borçlandım. Ama tam tükenmek üzereyken başarıya ulaştık ve dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi bulduk. Bulduğumuz bu krem, 5 ay içersinde çapta ve sayıda tüyleri yüzde 80 oranında yok ettiğini gördük. Ayrıca bu tüyleri vücut artık üretemiyordu. Yani bu sorunu kökünden çözmeyi başarmış olduk

Peki bu buluşunuzu bağımsız kuruluşlara da onaylattınız mı?

Tabi ki kendi gözlemlerimiz yeterli değildi ve bağımsız kurumların onayını almamız gerekiyordu. Bu yüzden, Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne ve Çapa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı’na ürünlerimizi etkinlik ve emniyet testi için götürdük. Yine çevremden aldığım borç ile üniversitelere araştırma ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla beklemeye başladım. Çünkü araştırmanın negatif çıkması durumunda benim ticari hayatımın sonu olacaktı. Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2 üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp tarihine geçecek bir buluş’

Neden bitkisel ürünler üzerine yoğunlaştınız?

Öncelikle tüyler, insanlığın varoluşundan bu güne kadar süregelen bir sorunudur. Özellikle kadınlar için yaşam boyu bir çileye dönüşebilir. Benim kafamdan hep bu sorundan, insanoğlunu kurtarabilir miyim diye geçerdi. Belli bir sermaye birikimini de ulaşınca denemeye karar verdim. Niye bitkisel ürünler sorusuna gelince, ’17-18 yaşlarımdayken yüzümde çok fazla sivilce çıkıyordu. O yıllarda denemediğim ilaç kalmadı diyebilirim. Ama hiç birinde de başarılı sonuçlar alamadım. Aksine kimyasal karışımlı bu ilaçlar yüzümü daha fazla tahriş etmeye başladı.

Daha sonraları bir aile dostumuz bana bal ile yoğurt karıştırıp gün aşırı uygulamamı söyledi. Ve ben bu mucizevi formül sayesinde yüzümdeki sorunlardan kısa sürede kurtuldum.’ Tıbbi kozmetiğe olan merakım böyle başladı. Uzun yıllar kendi çabalarımla araştırmalar yaptım ve şuan inandım. Bitkileri kullanarak ölüm ve yaşlanma hariç her şeye çözüm bulunabilir. Bugün dünya diğer adı da alternatif tıp olarak biline bu alan kayıyor. Avrupa’da bile insanlar artık modern tıbba olan inancını kaybetmeye başladı.

Peki bu ürünü tanıtmayı nasıl başardınız? Çünkü maddi anlamda büyük sıkıntı içine düştüğünüzü söylüyorsunuz?

Tabi dediğiniz doğru, sıfırı tükettiğimiz için ürünü piyasaya tanıtacak maddi gücümüz yoktu. Ama bu kadar emek harcadığımız bir ürün mutlaka tanıtılmalıydı. Bir kaç gazeteye çek karşılığı kartvizit büyüklüğünde ilanlar verdim. Bu ilanları verirken de yine çok büyük risk aldım, çünkü ilan hedefe ulaşmazsa gazetelere ödeyebilecek tek kuruşum yoktu. Ama korktuğum başıma gelmedi. Ciddi bir taleple karşılaştık. Gelen talep karşısında hemen pazarlama yapımızı oluşturduk. 3 ay içersinde de bütün borçlarımı ödedim. Önceleri 20 metrekarelik bir büroda iken, 6 ay sonra 5 katlı bir binaya geçtik. Özellikle ürünü piyasaya sürdükten 6 ay sonra daha da rahatladık. Çünkü ürün işe yarıyordu ve kulaktan kulağa hızla yayıldı. Bugün ise Türkiye çapındaki 20 bin eczanede ürünlerimiz satılıyor.

Özellikle Avrupa’da kozmetik sektöründe çok güçlü şirketler var ve bunların Ar-Ge yapılarının da çok güçlü olduğu biliniyor. Bu devlerden önce bu kremi üretmeyi nasıl başardınız?

Türkiye, bulunduğu coğrafi konum olarak çok şanlı bir konumda yer alıyor. Ülkemizde 9 bin’in üzerinde bitki var. Bu Avrupa’daki toplam bitki oranından çok fazla. Avrupalılar bizdeki bitkilerin daha adını bile bilmiyorlar. Ayrıca bitkilerle tedavi yöntemi bizde çok daha ilerlemiş durumda. Aynı zamanda bitkilerle tedavi yöntemi, şark toplumlarında tarihsel bir gelenek olduğunu da biliyoruz. Bugün, İbn-i Sina, Farabi ve Lokman Hekim’in kitaplarını Avrupa halen inceliyor. Bu yüzden Avrupa bizim kadar bitkilere hakim değil. Bence en önemli farkımız bu oldu. Avrupalı şirketler daha çok kimyasal içerikli buluşlar üzerine eğiliyorlar.

Peki bu ürününüz pazarda nasıl bir etki yarattı, biraz da bu pazardan bahseder misiniz?

Pazarın yapısında devler var; Loreal, vichy gibi…Ama bu firmaların ürünleri bizim alanımıza girmiyor. Onlar sadece Tüy dökücü kimyasal içerikli kremler üretiyor. Bizim ürünümüz, hem bitkisel içerikli hem de tüyleri yok edici özellikte. Bu anlamda lazerle tedavi yöntemlerini saymazsak kendi yarattığımız pazarın lideriyiz.

Yurtdışına da açılacaksınız sanırım?

Tabi ki hedefimiz o. Zaten Bio-Der markasını dünya çapında bir ürün haline getirmek istiyoruz. Ancak daha Türkiye pazarında bile 10 aylık bir geçmişimiz var. Önce kendi evimizde güçlü olmak istiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki, yurt dışından korkunç talep var. Örneğin geçende yurtdışında bir Pazar araştırması yaptırdık ve hemen üretimimizi arttırmak için 2 bin metrekare kapalı alandan oluşan yeni bir üretim tesisi için kolları sıvadık.

Peki bu arada Ar-ge çalışmalarınız devam ediyor mu, ya da farklı alanlarda yeni buluş hedefleriniz var mı?

Şimdi saçları çıkartacak bir formül üzerinde çalışıyoruz. Bazı önemli verilere ulaştık, örneğin saç hücrelerine ‘üret’ emrini verecek birkaç bitki olduğunu sanıyoruz. Bunlar üzerine çalışmalarımız devam ediyor.

KUTU

BİODER NEDİR?
Bio-Der, tamamen bitkisel özlerden yapılan ve hiçbir yan etkisi olmayan bir krem. Kullanıldığı bölgedeki tüylerde, 6 içersinde çapta ve sayıda yüzde 80’lere varan bir oranda azalma sağlıyor. En önemli özelliği ise kullanılan bölgede bir daha tüylenme olmuyor.

KUTU

Cihat Dündar, Bio-Der’i yaratabilmek için 4 yıl boyunca 1 milyon dolar harcadı. İflasın eşiğine gelen Dündar bu süre sonunda istediği kremi üretince 10 ayda 3 milyon dolar kazandı.

KUTU

“Yine çevremden aldığım borç ile üniversitelere araştırma ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla beklemeye başladım. Çünkü araştırmanın negatif çıkması, benim ticari hayatımın sonu demekti. Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2 üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp tarihine geçecek bir buluş’”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND