Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Birol güven türkiyede başarılı olmak üzerine konuştu

Çocuklar Duymasın”ın yapımcısı ve senaristi Birol Güven, Türk insanının başarılı olunca nasıl “şaşırdığını” anlattı…

KİGEM.COM NOT:
Çocuklar Duymasın”ın yapımcısı Birol Güven, Sabah”tan Şirin Sever”e verdiği röportajda dizinin geleceğini ve dizi yazama süreinde aldığı dersleri anlattı.

ŞİRİN SEVER
Sabah

* Önce Pınar Altuğ, şimdi Tamer Karadağlı… Dizi kahramanlarınız gündemi niye bu kadar meşgul ediyor?

Onu ben size sormalıyım. Niye bizim dizi kahramanlarımızla bu kadar ilgileniyorsunuz?

* E skandalları seyredemeyeceğimize göre…

Ben bunun diziden kaynaklandığını zannetmiyorum. Son 3 yıldır çok başarılı bir dizi; böyle olunca kendi starlarını yarattı. Bu tip şeyler sıradan insanların başına gelirse özel hayata girebilir ama starların başına gelince skandal oluyor. Skandal olunca da doğal olarak haber ve magazin değeri oluyor, diziyi etkiliyor. Bu starlıkla ilgili bir şey aslında, olayın kendinde çok ilginç bir şey yok bence. Birçok insanın kaseti varmış aynı çetede ama ilginç olan Tamer”in kasetiymiş!

* 1.5 sene önce yaşanan bu ”ihanet” olayından sizin haberiniz var mıydı?

Asla yoktu, ben bunu internetten öğrendim. Bence basında daha iyi senaristler var, ona inandım! Bir gün araba kullanıyordum, Bir gazeteden aradılar, ”ne diyorsunuz” diye.. Öyle öğrendim. Daha önce hiç haberim yoktu.

* Tamer Karadağlı”ya yardım ettiğiniz, şantajcıları oyaladığınız senaryoları…

Bana bazen acayip güç yüklüyorlar.!

* Neden olmasın? Onunla dostluğunuz vardı…

Bilseydim yardım ederdim. Ne yapabilirdim bilmiyorum, tecrübeli olduğum bir alan değil ama eğer Tamer bu bilgiyi benimle paylaşsaydı yardım ederdim. Tamer benim hâlâ en yakın arkadaşım.

* Siz mi istediniz Tamer Karadağlı”nın diziden ayrılmasını?

Ben olayı duyar duymaz ”yalandır” diye düşündüm. Tamer Fransa”daydı, aradım. ”Gelince daha detaylı konuşuruz” dedi ama olanların doğru olduğunu da ekledi. Doğru olduğunu öğrendiğim an diziye Tamer”le devam edemeyeceğiz fikri oluştu bende. Fakat ani karar vermemek için 3-4 gün bekledim. Tamer geldi, konuştuk. Ama diziyle değil, onun yaşadıklarıyla ilgili konuştuk. Birkaç gün sonra kanalla görüştüm, sonra da Tamer”le birlikte diziye devam etmemesi gerektiği kararını aldık.

* Kanalın Tamer”in ayrılması için talebi oldu mu?

Kimse Tamer”in ayrılması gerektiği yönünde bir talepte bulunmadı. Sadece oturup hep birlikte Tamer”in devam etmemesinin doğru olduğuna karar verdik, buna Tamer de dahil. Ben bu olayı Pınar olayıyla bağdaştırmıyorum, olaya ahlaki açıdan da bakmıyorum. İkisi de dizinin başarısı için aynı derecede zararlı. Benim ahlakçı biri olduğum düşünebilir ama hiç alakası yok. Ben işin başarı tarafındayım.

* Niye oyuncular özel hayatlarında yaşadıkları yüzünden diziden çıkarılmak zorundalar?

Dizideki oyuncuların özel yaşamları eğer dizinin başarısını etkilerse diziye devam edemezler. Starların özel yaşamları olmaz, starların skandalları olur! Özel yaşam dizinin başarısını etkilemez. Bir yapımcının alanı skandallardır, özel yaşamlar değildir. Orada da tek bir kriter var: dizinin başarısını etkiliyor mu, etkilemiyor mu.

* Oyuncuların özel hayatlarında yaşadıkları skandalların bedelini diziden çıkarmış olmuyor musunuz?

Biz çocuk odaklı bir diziyiz, biz bunu çocuklara anlatamayız. Biz bunu Ayşe”yle Furkan”a bile nasıl anlatacağız diye güçlük çekiyoruz. Bütün bunlar manşetlere çıkarken; biz eylül ayında hiçbir şey olmamış gibi diziye devam edemeyiz ki…

* Pınar”ın kocasını aldatması diziyi, yapımcıyı neden enterese ediyor?

Ben aynı fikirde değilim. Biz bu diziyi yaparken ilk günden beri, öyle bir dekor yapalım ki gerçek gibi olsun dedik. Öyle oyuncular bulalım ki, herkes bu aileyi var zannetsin. Biz 3 yıldır bu ailenin gerçek gibi olduğunu seyirciye dikte ettik. Böyle bir aile var dedik. Dizinin başarısının sırrı bu. Çocuklar seyrettiği şeye inanır, ona bürünür. Benim oğlum 5 yaşındaydı; Tamer”lere gittik bir gece. ”Havuç”un odasını görebilir miyim?” dedi. Biz 3 yıl insanlara ”buna inanın” diyeceğiz, 3 yıl sonunda o özel hayat, o başka diyeceğiz. Mümkün mü! Ayrıca ”ben star olayım, starlığın bütün avantajlarını yaşayayım ama sıradan insan gibi özel yaşantımı yaşayayım…” Yok öyle bir şey! Tat alırken insan bir şeyleri de kaybediyor.

* ”Tamer arkadaşım, sahip çıkarım” meselesine ne diyorsunuz?

Bu kesinlikle uydurma. Benim ne dediğim çok net. Beni bir gazeteci aradı, ”ne diyorsunuz?” dedi. Dedim ki, ”ben yeni öğrendim, Tamer gelsin, biz bunu konuşuruz, açıklarız.” Tamer benim çok yakın arkadaşım, şu anda tehdit ediliyor, şantaj var, ben onun yanındayım, arkadaşıyım dedim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Ben onun kötü gününde yanındayım, ama dizide oynayamaz.

* Diziyi bitirmek istediğiniz, olayın bu döneme denk gelmesinin de çok işinize geldiği de söylendi…

Eğer bu doğru olsaydı dizi biterdi!

* Niye hâlâ bitmiyor?

Bu dizi için aşağı yukarı 1-1.5 yıldır ”bitti” diye haberler çıkıyor, böyle bir temenni var. Bu da bana devam etmek için itici güç veriyor. Bu dizi bitmeyecek, çünkü bu dizi bir konsepttir.

* İyi de başlangıçtaki konseptinden eser kalmadı ki!

Olsun…

* Oyuncularıyla fenomen olmuş bir diziydi. Meltemsiz, Haluksuz Çocuklar Duymasın izlenir mi?

Artık önümüze bakmak zorundayız. Dizide 18 karakter vardı. 2 karakter kaybettik ama 16 karakter daha var. Ne yapalım, onları gömelim mi? Daha yanlış olur bitirmek.

* Lokomotif unsurları kaybettikten sonra devam etmek deli cesareti değil mi?
Ben öyle düşünmüyorum, orada bir light erkek-dominant teyze ailesi var. Bugüne kadar diziyi Haluk”un ya da Meltem”in gözüyle anlattık. Sadece bu açı değiştirilerek bile dizi devam ettirilebilir. Ha, izlenir mi bilmem… Ben Çocuklar Duymasın”ı yaparken de izlenir demedim. Çok güzel bir dizi yapacağım dedim; yine öyle diyorum.

* Çocuklar kime kalacak?

Haluk”la Meltem 1 yıllığına işleri nedeniyle Amerika”da kalacaklar. Bu süre içinde çocuklar dede ve anneanneye, Light Selami”ye, Dominant Teyze”ye, herkese emanet. Havuç”un üzerinde çok büyük bir baskı olacak, 18 tane falan velisi olacak. Çok komik öyküler bulduk.

* Sürpriz isimler olacak mı?

Light erkeğin üst katında çok kıskanç bir komşusu varmış, o ortaya çıkacak mesela. Adam paranoyak bir kıskanç. Kurşun Yarası”nda Rıza”yı oynayan Mesut Akusta oynayacak. Karısını Azra Akın oynayabilir. O da kıskanç, sert bir erkek ve Light”la çatışacak.

* Haluk ve Meltem”in yerine yenilerini koymayı düşünmüyorsunuz yani!

Hayır, asla!

* Çocuklar Duymasın biterse siz de biter misiniz?

Hayır.

* Bu kadar yara almanıza rağmen niye bitirmiyorsunuz o zaman?

Bu sene, bu problem olmasaydı Çocuklar Duymasın”ı yazmayı düşünmüyordum. Ekibimiz yazacaktı. 100 bölüm falan yazdım, artık yeni bir beyin gerekiyordu. Belki enerjim de bitmişti. Ama bu olay olunca yeni beyne gerek kalmadı çünkü farklı oldu! Sanki yeni bir dizi yapıyor psikolojisindeyim şu anda. Bir de gerçekten böyle bitmesini istemiyorum; efsane yerlerde sürünmemeli, efsaneler ölmez, sadece şekil değiştirir. Biz şekil değiştiriyoruz şu anda.

Biz Türküz, başarı bizi bozar!

* Pınar Altuğ güzellik yarışmasından çıkmış bir mankendi. Yemek programı yapıyordu. Tamer Karadağlı keza Ferhunde Hanımlar dizisinde oynayan herhangi biriydi. Birdenbire popüler oldular. Şöhret sıradan iki insanın boyunu mu aştı?

Ben olayı Tamer”e ya da Pınar”a indirgemek istemiyorum, daha genel bir şey söyleyebilirim. Biz Türk”üz, başarı bizi bozar! Olayın ahlaki tarafı beni çok ilgilendirmiyor; ben olayın başarı tarafına bakıyorum. Yani biz başarıyı sürdüremiyoruz. Bizim kültürümüzde başarılı olunca ne yapacağımızı söyleyen bir mekanizma yok. Türkiye”de ekip başarıları mutlaka probleme dönüşüyor. Biz de onu yaşadık.

* Şöhreti kaldıramıyoruz yani?

Başarı kültürümüz yok bizim! Başarıda ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bireyselde daha iyiyiz. Mesela haltercilerimiz çok başarılı, çünkü tek başına kaldırıyor halteri. Halteri iki kişi kaldırsa birbirine girer, kaldıramazlar.

* ”Bu kadar başarının sonunda felaket gelebilir, dikkat” diye geçirdiniz mi hiç içinizden?

Bunu daha önce düşünmedim, şimdi düşünüyorum! Şimdi diyorum ki, ”ne oldu böyle?” Belki ”Pınar güzellik yarışmalarından geldi, oyuncu değildi, oyunculuk kültürü yoktu” diye düşünülebilir ama Tamer eğitimli, konservatuvar mezunu bir oyuncu. Onda bunu yaşamasaydık, belki oyunculuk eğitimiyle açıklayabilirdik.

* Tamer”le başka bir projede birlikte olur musunuz?

Çok isterim; Tamer”le de Pınar”la da. Bu illüzyon bozuldu, başka bir illlüzyon yaratırım ama inşallah onu bozmazlar! Bence onlar da ders aldı. Sonuçta bizler, yani kendimiz getiriyoruz bu sonu. Sen evini su bastığında magazincileri ararsan; aldattığında ya da başka bir faciayla karşılaştığında, ”bu benim özel yaşamım” diyemezsin.

Yara alırız ama yıkılmayız

* Olanları dışarıdan biri olarak izlediğinizde, ne düşünüyorsunuz?

Bunlar kişisel imajıma çok zarar verdi. Ben sonuçta bir yazarım. Gazetelerin magazin sayfalarında olmamam gerekiyordu. Tamer olayında daha az zarar gördüm ama Pınar”ın olayında, Pınar-Tony-Birol üçlüsü olduk. Mahzar-Fuat-Özkan gibi algılandık. Halbuki bütün bunlarla ne alakam var? Her iki olaydan da haberim yok ama bir anda olayın parçası haline geliyorum, hatta suçlusu haline geliyorum. Duruşumu değiştirmediğim için suçlu hale geliyorum ama genel algılanma olarak da magazin kahramanı gibi algılanıyorum. Halbuki ben bir yazarım, kitap yazıyorum, senaryolar yazıyorum. Bir gazetede ”kitabı olan ünlüler arasına Birol Güven de katıldı” diye yazıyordu. Sanki ben Ayşe Hatun Önal”ım da kitap da yazdım! Ben yazdığım için ünlüyüm, ünlü olduğum için yazmıyorum ki.

* Nazara inanıyor musunuz?

Nazar değdi bence! Ama Türkiye”de her başarılı şeye nazar değer. İkincilik çok güzel, ikinci olana kimse dokunmuyor.

* Olaylar patladı Tamer gitti, anladım. Zeynep Tokuş niye gitti? Kabak niye onun başına patladı?

Şundan dolayı gitti: Biz 1 yıl önce Pınar”ın yerine Zeynep”i getirmiştik, Tamer”in yerine de başka birini getiremezdik. Bir dizide iki karakter birden değişmez. İki karakter birden ortadan yok olabilir ama… Ben şunu da demiyorum, biz buradan yara almadan çıkacağız. Hayır, dizi buradan yara alır. Daha mütevazı, daha küçük bir dizi olabiliriz ama hayat devam eder. Birinci olmayız belki de üçüncü, beşinci oluruz. Kanal istediği sürece, tabii ki reklam gelirleriyle alakalı; bu dizi devam eder. Zeynep”le hiç alakası olmayan bir problemden dolayı, Zeynep de ayrılmak zorunda kaldı.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND