Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bırakın çocuğunuz işini kendisi yapsın!

Bir çocuğun içindeki liderlik güdüsü nasıl öldürülür hiç düşündünüz mü? Mesela çocuğunuzun yemeğini hala siz mi yediriyorsunuz? Ebeveynler her ne kadar çocuklarına iyilik yaptıklarını düşünseler de onların bazı davranışları çocuklarının geleceğini etkileyen kalıcı zararlar verebiliyor. Peki gelişim çağındaki çocuklara nasıl davranılmalı?

Bir çocuğun içindeki liderlik güdüsü nasıl öldürülür hiç düşündünüz mü? Mesela çocuğunuzun yemeğini hala siz mi yediriyorsunuz? Ebeveynler her ne kadar çocuklarına iyilik yaptıklarını düşünseler de onların bazı davranışları çocuklarının geleceğini etkileyen kalıcı zararlar verebiliyor. Peki gelişim çağındaki çocuklara nasıl davranılmalı?

Mete neden bir lider olamaz? İyi bir anne çocuğunun lider olarak gelişmesini nasıl engelliyor?

 

Geçenlerde havaalanında eşim Esra ile uçağın kalkış saatini beklemek üzere bir restoranda bir şeyler atıştırıyorduk. Bağıran bir annenin sesiyle irkildim ve o tarafa baktım.

Bizim oturduğumuz yerden on metre kadar ötede “Mete, Mete! Mete diyorum sana gitmeyeceksin oraya, yanıma gel, gitme kaybolursun!” diye bağırıyordu anne çocuğuna “sana kımıldama diyorum, kımıldama! Kaybolacaksın!” diyordu. Ben annenin yüzünü görebiliyordum. Gözler fal taşı gibi açılmış, elinin işaret parmağını sertçe çocuğun yüzüne sallıyordu. Mete sanırım 3-4 yaşlarındaydı ve sırtı bana dönüktü. Mete olduğu yerde durdu, anne eşyalarını toparlamaya çalışırken, annesinin yanından fırladı ve bizim bulunduğumuz restoranın içine doğru koşmaya başladı. Buzdolabının vitrinine kadar geldi. Vitrindeki yiyeceklere merakla bakıyordu. O sırada anne de yavaşça onun bulunduğu yere doğru (ama aralarında hala on metre kadar var) yürüyordu. Gene sertçe, ama deminkinden daha az bağırarak, “gel yanıma, yanımda dur, kaybolacaksın” dedi. Mete annesinin yanına gitti.

Sonra birlikte yürümeye başladılar. Henüz iki metre gitmişlerdi ki Mete aniden annesinin yanından fırladı ve restoranın önündeki paravanın arasından geçmek üzere yere eğildi. Tam paravanın oradan geçerken annesine döndü baktı. Annesi “İyi sen öyle yap, ben de gideyim de gör. Öyle kalırsın burada” dedi. Mete yine de paravandan geçme hamlesini yapmaya yöneldi. Tam geçecekken tekrar annesine baktı. Annesi el sallayarak “Hadi ben gidiyorum. Sen kal burada. Ben görürüm ananenleri” dedi ve öteye doğru yürümeye başladı. Mete baktı ki annesi terk ediyor, birden paravanı bırakarak annesine doğru koştu. Annesi sesin yükselterek “Gelme, gelme ben tek başıma gideceğim” dedi. Mete önüne geçip, annesinin gidişine engel olmaya çabaladı, anne yüz vermeksizin Mete’yi hafifçe kenara iter gibi yaptı ve yoluna devam etti. Mete ağlamaya başladı. Annesinin elini tutmaya çabaladı, anne elini itekledi. Mete bu sefer daha yüksek sesle ağlamaya başladı. Acı çektiği her halinden belli oluyordu. Anne biraz sonra Mete’nin elini tuttu. Mete sıkı sıkıya yapıştı annesinin eline, birlikte yürümeye başladılar.

Hepsi iki – üç dakika içinde olmuştu. Ben bir sosyologum, son yazdığım kitabım (Mümkün) bir özgüven ve liderlik kitabı. O kitabı yazarken sekiz yıl bu konuyu inceledim ve şunu gördüm:

1- Bütün çocuklar liderce bir tutum içerisindeler, hemen hemen her çocuk, hedefini koyuyor ve o hedefe ulaşmak için çaba sarfediyor (Mete, restoranın içine girme hedefini koymuştu, ona ulaşmak için koşmuş, paravan engelini aşmaya çabalıyordu).

2- Bütün çocuklar istisnasız çok yüksek bir özgüvene sahipler (Mete, hedefini gerçekleştirmek için korkusuzca tanımadığı bir ortamda –havaalanı- tanımadığı bir mekâna –restoran- giriyor, tanımadığı insanlarla ve görevlilerle dolu olmasına rağmen çekinmeden keşfini gerçekleştirmeye girişiyor).

3- Bu durumun farkına varan aileler, çocuklarına olumlu biçimde destek olduklarında her çocuk hem sağlıklı bir kişilik geliştiriyor hem de liderce bir yaşam sürdürüyor.

4- Bu durumun farkında olmayan aileler, çocuklarının özgüvenlerini kırıyor ve liderlik potansiyellerini düşürüyorlar.

Tam burada, anne için de bir iki söz etmem lazım: Anne yaptıklarını kötü niyetle yapmıyor. O hem çocuğunun kaybolmasından  korkan hem de  isteyen, bir an önce uçağın kalkış kapısına varmak isteyen biri. Bu nedenle yapıyor yaptıklarını. Ancak, anne çocuk üzerindeki etkisinin farkında değil.

Şimdi Mete’nin ve Mete gibi bu türden olaylara sık sık maruz kalan çocukların neler öğrendiklerine bakalım:

1- Ben öyle kendi başıma hedefler koymamalıyım, kaybolurum.

2- Benim kendi seçimlerim, arzuladıklarım önemli değil, o nedenle kendi seçimlerimi yapmamam, hedef koymamam daha iyi.

3- Kendi başıma bir şeyler yapmaya, kendi seçimlerimi gerçekleştirmeye çabaladığımda, başta yakın çevrem, buna karşı çıkarlar.

4- Benim yaptıklarımı yakın çevrem dahil kimse desteklemez ve dahası beni terk edip gidebilirler. Hayatta yapayalnızım, desteğim yok, güvenebileceğim kimse yok. Her an terk edilebilirim. En iyisi onların istediği gibi biri olmam, kendi seçimlerimden vazgeçmem, sıkı sıkıya onlara yapışmam.

Bunların sonucunda, Mete, özgüveni düşük, seçimlerini yapmaktan çekinen ve başkalarının dediklerini benimseme eğiliminde olan biri olarak yetişecektir. Bu da onun öğrenciliğini, arkadaşlık ilişkilerini, eşiyle ve çocuğuyla ilişkilerini, iş yerindeki tutumlarını, vatandaş olarak tavırlarını etkileyecektir.

Peki, anne ne yapabilirdi? Örneğin, Mete’nin tüm bu davranışları neden yaptığını anlamaya çalışabilirdi. Mesela Mete’ye “Metecim gel bakalım yanıma bir şey soracağım sana, o restoranın içine koştun ya az önce, neden koşuyorsun, anlat da ben de bileyim bakayım?” diye sorabilirdi. Mete bir şeyler derdi, belki “orada o yiyecekler var ya, onlara bakmaya gittim” diyecektir. Bu durumda anne derdi ki “haaa, onları merak ettin, aferin oğlum, merak etmek iyidir. Hadi gel beraber bakalım.” Beraber baksalar ve anne çocuğunu teşvik etse, “Öğrenmek istediğin bir şey var mı?” dese… Mete, “Var” derse, anne dese ki “E hadi bakalım o zaman sor şuradaki amcalara…” diye ona merak etmenin ve bunları ilgililere sormanın normal olduğunu anlatsa. Bu arada saati kontrol etse ve “Metecim şimdi uçağımıza gitmemiz gerekiyor, yoksa kaçırırız, ananenleri merakta bırakırız, bu doğru değil, hadi bakalım düş önüme bana yolu göster, al bakalım çantanı da kendin taşı,” dese…

Çocukların tamamı özgüven ile doğuyor, keşfetme arzusu ile yanıyor, ne istediklerini çok iyi biliyorlar ve bunları gerçekleştirmek için üzerlerine düşeni yapma konusunda çok istekliler. Bu noktalarda onları biraz doğru yönlendirirsek hem sağlıklı insanlarımız olacak hem de çocuklarımızla gurur duyacağız.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND