Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir zamanlar tezgahtardı…

Öğretmenlerinin ’bu çocukta iş var’ dedikleri grupta olmadı. Üç üniversite değiştirdi. 24 yaşında uzutmalı bir üniversite öğrencisiyken ilk kitabıyla dikkatleri üzerine çekti. Ancak bu hayatını kazanmaya yetmedi, 6 yıl mücevherat tezgahtarlığı yaptı. İşte edebiyatın kötü çocuğu Hakan Günday’ın başarı öyküsü…

2000 yılında henüz 24 yaşındayken ‘Kinyas ve Kayra’ romanını yayınladığında, hikayenin olağanüstülüğünden dolayı “Bu çocuk da kim?” dedirtti. Kullandığı dil, hayatın aydınlık değil karanlık yüzünü anlatması hiç de cici bir çocuk olmadığına delaletti. Bilboardlarda afili fotoğraflar eşliğinde reklam kampanyası yapmadı, medya maydonozu olmadı. Her türlü reklam malzemesini kullananlar imza gününde sinek avlarken, o sadece yazdıklarıyla okurlarını fethetti ve önünde kuyruklar oluştu. Edebiyatın ‘kötü’ çocuğu Hakan Günday (34), 12 Nisan’da Doğan Kitap’tan çıkacak yedinci romanı ‘Az’ ile gün sayan meraklılarının hasretine son veriyorİnsan merak ediyor; bu yazı işinde hep mi iyiydiniz ki, bir Hakan Günday cemaati oluştu? Edebiyat öğretmenin gururla sırtına vurduğu öğrencilerden miydiniz?

– Üçüncü üniversitemdeydim ve sürükleniyordum. Önce Hacettepe Üniversitesi Fransızca mütercim, sonra Brüksel’de Siyasal Bilgiler ve oradan da Ankara Üniversitesi Kamu Yönetimi. Orada, beş yıl okuyup hâlâ ikinci sınıfta olunca “Ben bu işi bırakayım artık” dedim. Ama bir iş yapmam gerekiyordu. Kampüsün karşısında kıraathaneler vardı. Hemen yanında da kırtasiyeler. Kırtasiyeden bir defter ve kalem aldım. Kıraathaneye gidip oturdum ve iki ayda ilk romanım ‘Kinyas ve Kayra’yı yazdım. Ama bunu ailemden gizli yapıyor, okula gidiyor gibi çıkıyordum evden.

İyi de o kıraathanede niye pişpirik oynamadınız da yazıya başladınız? Daha önce bir merakınız mı vardı?
– Yoktu. Günlük bile yazmamış biriydim. Ama çok okurdum. Kitaplar, durdukları rafta beni etkilemek için bekleyen nesnelerdi. Özellikle de bir kitap beni öyle etkiledi ki, ben hayatı o kitapla algıladım. Louis Ferdinand’ın, ‘Gecenin Sonuna Yolculuk’ kitabı. O roman beni öylesine etkilemişti ki yıllar sürdü. Ama daha önce hiçbir şey yazmamıştım.

Bazıları kitabını yayınlatmak için ömür tüketirken sizinki şıp diye yayınlandı. Niye?
– Yayınevleriyle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Bir kitapçıya girdim, farklı kitapları karıştırdım ve yayınevlerinin künyelerine baktım. O kitaplardan birinin adresini alırken, bir kitap bana şunu hissettirmişti; eğer böyle bir kitabı yayınlıyorlarsa, bir ihtimal benim kitabımla da ilgilenirler. O kitap Bret Easton Ellis’in ‘Amerikan Sapığı’ kitabıydı. O sırada Ankara’da oturuyordum ve bütün yayınevleri İstanbul’daydı. Bastım İstanbul’a geldim ve hepsine kitap taslağımı elden teslim ettim. Beklemeye başladım. Bir ay sonra OM Yayınevi’nden Nevzat Çelik beni aradı ve kitap yayınlandı. Nevzat Çelik gibi bir editörün kitabımı okuması ve beni anlaması benim en büyük şansımdı.

‘Kinyas ve Kayra’dan sonra, “Acaba ben bir sıkımlık atış mıyım, bu işin devamını getirebilir miyim” diye düşündüğünüz oldu mu?
– Çok edebi bir hassasiyet içinde yazmadığım için, hiçbir zaman, biter ve bunun sonu gelir diye düşünmedim. Baktım ki, yaptığım şey kabul görüyor, ondan da öte Nevzat Çelik gibi edebiyat dünyasında yeri olan biri bana “Tamam” diyor, cesaretlendim. Sonra baktım ki, bunu yaparken kendimi çok iyi hissediyorum, devam ettim. Hikaye anlatmaktan hoşlandığımı fark ettim. Eğer bundan hoşlanıyorsanız, bu zaten geçecek bir duygu değil. Hikaye arıyorsanız da zaten içine doğmuşsunuz. “Hayat” diyoruz ona.

Hayatınızı sadece yazı yazarak mı kazanıyorsunuz?
– 2-3 yıldır öyle.

Daha önce ne yapıyordunuz?
– Antalya’da mücevher tezgahtarlığı.

İnsanın hayatını sadece yazarak kazanması nasıl bir duygu?
– İşte, bir gün tezgahtarlık sonrasında anlatmasını sağlayan bir şey. Yazarlıktan hayat kazanması bırakın, hayatta kalmak bile iyi. Özellikle de, çok sayıda insanın ilgisini çeken şeyler yazmıyorsanız.

Çiçek böcek romanları değil sizinkiler. Gerçeğin yüze çarptığı daha karanlık romanlar. Depresif olmak sizin kişiliğinizin de bir parçası mı?
– Bunu anlamak için yazıyorum zaten. İnsanın kendisine seçtiği yollar neden olur? Neden bazı insanlar gün ışığının olduğu hikayelerden hoşlanır da, diğerleri daha çok gece hikayelerini sever? İnsanın, kendine bakıp da, “Neden böyle işlerle uğraşıyorum” cevabını vermesi çok zor. Ama şimdi dönüp bakıyorum ki, daima rahatsıza meyilim olmuş. Çünkü mevcut halinden rahatsız olanın, daha çok soru sorduğunu görünce, bir ihtimal belki daha çok cevap bulurum diye düşünmüşümdür. Ama yıllar sonra, o cevapların hiç gelmediğini anladım; o da ayrı bir konu. Soru nüfusu, cevap nüfusundan hep fazla kaldı. En azından sorular çoğalırsa, cevapların da çoğalma ihtimali vardır.

UZUN SÜRE TAVANA BAKARIM SONRA OTURUR İKİ AYDA YAZARIM

Nerede büyüdünüz?
– Babam diplomat olduğu için Rodos’ta doğdum. Ama oradan çok erken ayrılmışız, hiç hatırlamıyorum. Sonra Brüksel’de ortaokul dönemim var, sonra da Ankara. Hep yolculuk var yani.

Nasıl yazarsınız?
– Yazı yazmaya kıraathaneden başlayan biriyim. Ortam aramam. Her yerde, her şekilde yazarım. Ama bu, herhangi bir disipline sahip olmamı da engelliyor. Çok arzulamama rağmen, her gün kalkıp bin kelime yazayım diyenlerden olamadım. Genellikle uzun bir süre tavana ya da açıksa gökyüzüne bakarım. Sonra da oturup iki ayda yazarım.

Yazmadığınız zamanlarda ne yaparsınız?
– Dedim ya, tavana bakarım. Okurum. Etkilendiğim kitap sayısı kadar albüm ve film var. Iron Maiden’dan başlayıp, Tanju Okan’a kadar giden uzun bir müzik yolum var.

Romanlarınızı okuyanların, “Bu bir Hakan Günday romanı” diyeceği bir alamet-i farikanız var mı?
– Hayatının o güne kadar en mutluluk verici cümlesini okuduğunu düşünürken, bir saniye sonra tam tersi olduğunu fark ediyorsa, ağzının kenarındaki tebessüm donuyorsa, o ben olabilirim.

ROMANIMIN ADI ‘AZ’ ÇÜNKÜ İKİ HARF KOCA ALFABEYİ YIKIP BİRARAYA GELDİ

Yeni romanınızın adı ‘Az’ ama koruculuk, itirafçılık, sado mazo seks ilişkileri, tarikatçılık, uyuşturucu mafyalığı, yok yok. Bu kadar çokken adı niye ‘Az’?
– Bu romanın isminin ‘Az’ olmasının nedeni, iki harfin aralarındaki alfabeyi yıkıp, bir araya gelmesiyle ilgili. Bu sadece Türkçe’de olan bir şey olduğu için güzel.

Peki aradaki alfabeyi niye yıkmak istediniz?
– Çünkü bazen hiç biraraya gelemeyeceğinizi düşündüğünüz bir olay veya kişiyle engelleri aşa aşa bir araya gelebilirsiniz.

Onun için mi bu romanı akıl almaz tesadüflerle kurguladınız?
– Ben tesadüfe değil, tesadüflere insanların verdiğini anlamı önemsiyorum. Bu tesadüflerin bir iradesi var mı, yok mu? Bunu bilmek mümkün değil. Başımıza gelen, iyi ya da kötü herhangi bir işin neden geldiğini, şöyle dönüp baktığınız zaman, eğer hepsi kaydedilebiliyor olsaydı, muhtemelen ağzımızdan çıkacak kelime, “Yok artık” olurdu. Tesadüf olayını bir kurgu olarak düşünmüyorum. Bu tamamen çarpışmalar, biraraya gelmeler ve uzaklaşmalardan oluşan kaotik bir yapı.

Kitapta, sizin pek çok romanınızda öne çıkan asilik yine var. Toplumda bir işe yarama zaruriyetine, yetişkin uysallığına itiraz ediyorsunuz.
– Bir makine var ve o makinenin bir sürü parçaya ihtiyacı var. Ve biz o makineye hiç uygun doğmuyoruz. Ama sonrasında yeterince çekiç darbelerinden sonra, o makineye uygun bir hale geliyoruz ve buna “Büyümek” deniyor.

Sizin kendinizin büyüdüğünüzü hissettiğiniz bir an var mı?
– Sorumluluk hissettiğim anların yarısı o anlardandır. Muhtarlığa kayıt olduğum gün, “Bir şey yanlış gidiyor ama ne acaba” dediğim gündür.

‘Az’da karaçarşafı bir fetiş unsuru yapmışsınız. Tarikatın eve kapattığı ve her gün dayak yiyen karaçarşaflı, romanın baş kahramanı Derda, İngilizce bilmeden resimlerle karşı komşusu gay bir İngiliz’den yardım istiyor. Resimde dayak ve bir kadın bir erkek gören İngiliz, bunu yanlış anlıyor ve kadının kendisinden sado mado bir ilişki istediğini sanıyor. Böyle şeyler biraz tabudur ya, tedirgin olmadınız mı?
– E, yok çünkü bu sadece bir hikaye. Tabu da bir kelime, üstelik Türkçe bile değil. Demek ki bizimle ilgisi yok. Eğer siz, farklı kültürlerin, kendince çok emin olduğu bir duruşu ya da kavramı, karşı kültüre gösterdiği zaman, onun bambaşka türlü algılanabildiğine bir örnek vermek istiyorsanız, bunları yazmak zorundasınız. İki farklı kültürde yetişmiş kişilerin, yan yana geldiğinde birbirini ne kadar yanlış anlayabileceğine bir örnek vermek gerekiyorsa, bu romandaki hikayeleri anlatmak gerekiyor.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND