Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir sen, bir ben, bir de terapist!

Bir insanı sevmekle başlıyor her şey. Ama sevgi her zaman bir ilişkiyi yürütmeye yetmiyor. Kıskançlık, ilgisizlik, duyarsızlık ya da iletişimsizlik… İlişkileri günden güne eriten bu sorunlarla tek başına yüzleşmek her zaman kolay değil…

İlişkiler ilk günlerde günlük güneşlik olsa da, ilerleyen günlerle birlikte güneş gider, etrafı kara bulutlar sarmaya başlar ve sonu ya yağmur olur ya da her şeyi alıp, süpüren bir sel… Eğer ilişkinizdeki problemleri yağmurla atlatmak ve sele kapılmak istemiyorsanız, çaresiz değilsiniz. Son yıllarda, birlikteliklerdeki sorunların çözümlerinde önemli rol oynayan ilişki terapileri oldukça etkili sonuçlar veriyor. Birlikte yaşamla birlikte sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor ve problem çözme yeteneği her zaman yeterli olmuyor. Artık çift tıkanmaya, ilişkileriyse iyi gitmemeye başlıyor. Bu noktada ilişki terapisi devreye giriyor. İlişki terapisi konusunda uzman, Psikolog Şeyma Çavuşoğlu, ilişkilerin bozulmasındaki genel nedenin iletişim problemi olduğunu söylüyor ve “Derine indiğimizde, aslında genel sorunun çiftlerin beklentilerden kaynaklandığını görüyoruz. ’Bana istediğim gibi davranmıyor, beni dinlemiyor’ gibi şikâyetlerle geliyorlar. Aslında farkında olmasalar da, en başta nasılsa öyle davranıyorlar; fakat beklentileri olduğu için mutlu olamıyorlar” diyor.

Kadınlar daha kolay kabul ediyor
Çiftler, ilişkilerindeki sorunlar için çözüm yolu bulamadıklarında yani artık son noktaya geldiklerinde terapiye başvurmayı tercih ediyor. Yapılan araştırmalar, kadınların terapiye daha sıcak baktığını gösteriyor. Bireysel olarak da kadınlar terapiyi daha çabuk kabul ediyor ve çoğu zaman ilk başvuru kadından geliyor. Kadın kabul ettikten sonra eşini de ikna ediyor.

Terapi süreci
Psikolog Şeyma Çavuşoğlu şöyle devam ediyor: “Terapilerde önce problemi iki taraf açısından dinlemek gerekiyor. Kadın açısından da, erkek açısından da sorunları dinliyoruz. Çünkü gelen çiftler, ortak bir problemle geliyorlar. ’İletişim sorunumuz var’ diyorlar. Fakat kadının anlattığı farklı bir şey, erkeğin anlattığı farklı bir şey oluyor. Problem tanımını ikisinden de alıyoruz. Sonra baş etme yöntemlerine bakıyoruz, bazen baş etme yöntemlerinin yeterli olmadığını görüyoruz ve bununla ilgili çalışmamız gerekiyor. Problem çözme becerilerinde eksiklik varsa bu konunun üzerinde duruyoruz. Sonraki süreçte ise çiftle birlikte bir hedef belirliyoruz, o hedefler için aşama aşama yeni çözümler geliştiriyoruz. Terapiler çok uzun sürmüyor. Ortalama altı-sekiz seans arasında çiftlerde değişim görülebiliyor.”

Altıncı yıl çok önemli
Psikolog Şeyma Çavuşoğlu, ilişkilerde özellikle İlk altı yılın çok önemli olduğunu söylüyor. En fazla boşanma ise evliliğin yedinci yılında oluyor. ilişki terapilerinin amacı ise her zaman çiftin birleşmesi yönünde olmuyor. Şeyma Çavuşoğlu, “İlişki terapisi denilince, akla ilk olarak çiftin arasında bir sorun var ve bu sorunun iyileştirilmesi gerektiği geliyor. Fakat bu, çiftin birlikte devam etmesi gerektiği gibi algılanabiliyor. Ama ilişki danışmanlığında şunu söylüyoruz; evet çift gelebilir, ilişki devam da edebilir ama çift boşanmaya da karar verebilir. Aslında birlikte, o çift İçin en doğrusu hangisi ise ona karar veriyoruz” diyor.

Evlilik öncesi danışmanlık
Yurt dışında yaygın olan ve Türkiye’de de daha yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan evlilik öncesi danışmanlık da çok önemli. Bu danışmanlıkta, çiftler evlenmeden önce ilişkileri için terapi alıyorlar. Çünkü, İki tarafın da evlilikten farklı beklentileri var. Bunlar önceden konuşulduğunda ileride daha büyük sorunlara neden olmayabiliyor.

Mutlu çiftlerin bir sırrı var!
Mutlu ilişkilerdeki iletişim biçimlerine bakıldığında birkaç özellik sıralanıyor. Mutlu ilişkileri olan kişiler tartışmaları çok büyütmüyor. Onlar, sorunlarını konuşuyor, tartışıyor ama bunu kavgaya dönüştürmüyor. Daha esnek oluyorlar. Bu çiftlerin katı kuralları olmuyor. İki taraf da birbirini daha iyi dinliyor. Karşı tarafın ne demek istediğini anlamaya çalışıyor. En önemli şeyse birlikte daha fazla vakit geçiriyorlar.

Cinsel sorunlar çok önemli

Cinsellikle ilgili yaşanan bir sıkıntı, çiftlerin iletişimine de yansıyor. Kadının cinsel isteği azsa, erkek için problem oluyor ve kendini çekiyor. Bu durumda iletişim azalıyor. Ya da çiftlerde “Beni istemiyor çünkü beni sevmiyor” gibi düşünceler oluşabiliyor. Bunlar dolaylı olarak iletişimi engelliyor. Çiftler doyum yaşamadığında arayışa girebiliyorlar. Evlilikle ilgili yapılan araştırmalar, evliliklerin çok büyük bir kısmının, özellikle ilk yıllarda, aldatma ile bitebildiğim gösteriyor. Aldatma, ilişkide uzaklaşma ve daha az vakit geçirmeye neden oluyor. Kıskançlık da aynı şekilde etki yapıyor. Çiftlerin biri karşı tarafın hayatını engelleyecek şekilde kıskandığında durum kötüye gidiyor, Sırf kıskançlık nedeniyle ilişki terapisine gidenler de var.

İLİŞKİ TERAPİSİNE KATILANLAR ANLATIYOR
Kıskançlığı delirtiyordu
Dilek E.
“Erkek arkadaşımla yaklaşık üç yıldır birlikteyiz, ikimiz. de yoğun çalışan kişileriz. Fakat ben işim gereği sürekli sosyal ortamlara girmek durumunda olan biriyim. Fakat erkek arkadaşımın, başlarda eğlenceli gibi görünen kıskançlıkları, sonrasında hayatımı bir kâbusa çevirmeye başladı. Her gün eve geldiğimde telefonumu kontrol ediyor, saat saat ne yaptığımı bilmek istiyordu. İş yerindeki tüm erkeklerden kıskanıyor, normal arkadaşlarımla görüşmemi bile sorun ediyordu. Bu durum yavaş yavaş hayatımı kısıtlamaya başladı. Ona bunları söylediğimde bunun böyle gitmeyeceğine karar verdik. Ayrılmak istemediğimiz için bir ilişki terapistine başvurduk, Erkek arkadaşım da durumun farkındaydı ve bu sorundan kurtulmak istiyordu. Terapiler sayesinde durumun aslında erkek arkadaşımın eski ilişkisinden kaynaklandığını ve önceki ilişkisinde aldatıldığı için güven sorunu yaşadığını gördük. Terapiler çok işe yaradı. Şimdi çok ufak kıskançlıklar yaşasak da, eskisi gibi sorunlar yaşamıyoruz.”

Romantizm bitmişti
Duygu G.
“Eşimle artık ilişkimizin eskisi gibi olmadığının farkındaydık. Ben de, o da çok yoğun çalışıyorduk. Bu nedenle birbirimize vakit ayıramıyorduk. Fakat boşanmak da istemiyorduk; çünkü bir çocuğumuz var ve onun mutsuz olmasını istemiyorduk, İlişki terapisine gitmeye karar verdik. Terapistimizle yaptığımız görüşmelerde, terapistimiz bize, çocuğumuzun mutsuz bir ortamda büyümesindense boşanmanın da bir seçenek olabileceğini söyledi. Terapiler başladıkça aslında sorunun birbirimize eskiden yaptığımız jestlerin artık olmamasından kaynaklandığını gördük. Çünkü eşim çok romantik bir erkektir ve flört ederken bana hep küçük sürprizler yapardı, birlikte çok zaman geçirir ve çok eğlenirdik. Terapide bu gerçeği gördük ve eşim eskisi gibi bana küçük jestler yapmaya başladı. Ben de aynı şekilde ona sürprizler yapmaya başladım. Birlikte yemeğe çıkmaya, eskisi gibi daha çok vakit geçirmeye başladıkça aslında birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi hatırladık. Terapiden sonraki bir yılımızı doldurduk ve şimdilik her şey yolunda gidiyor. Umarım birlikteliğimiz hiç bozulmaz.”

Romantizm bitmişti
Duygu G.
“Eşimle artık ilişkimizin eskisi gibi olmadığının farkındaydık. Ben de, o da çok yoğun çalışıyorduk. Bu nedenle birbirimize vakit ayıramıyorduk. Fakat boşanmak da istemiyorduk; çünkü bir çocuğumuz var ve onun mutsuz olmasını istemiyorduk, İlişki terapisine gitmeye karar verdik. Terapistimizle yaptığımız görüşmelerde, terapistimiz bize, çocuğumuzun mutsuz bir ortamda büyümesindense boşanmanın da bir seçenek olabileceğini söyledi. Terapiler başladıkça aslında sorunun birbirimize eskiden yaptığımız jestlerin artık olmamasından kaynaklandığını gördük. Çünkü eşim çok romantik bir erkektir ve flört ederken bana hep küçük sürprizler yapardı, birlikte çok zaman geçirir ve çok eğlenirdik. Terapide bu gerçeği gördük ve eşim eskisi gibi bana küçük jestler yapmaya başladı. Ben de aynı şekilde ona sürprizler yapmaya başladım. Birlikte yemeğe çıkmaya, eskisi gibi daha çok vakit geçirmeye başladıkça aslında birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi hatırladık. Terapiden sonraki bir yılımızı doldurduk ve şimdilik her şey yolunda gidiyor. Umarım birlikteliğimiz hiç bozulmaz.”

Teknoloji aramıza girdi
Derya S.
“Eşimle on yıllık evliliğimizden iki tane kızımız var. ilk yıllar her çift gibi biz de sorunsuz bir yaşam sürüyorduk. Fakat yıllar geçmeye başlayınca ve çocuklar büyüyünce her şey yavaş yavaş değişmeye başladı. Aslında bende değil ama eşimde gözle görülür ilgisizlikler belirdi. Örneğin, akşam eve geldiğinde hiç konuşmuyor, yemekten hemen sonra bilgisayarın karşısına geçiyordu, İlk başlarda iş yapıyor diye bu durumun çok fazla üstünde durmadım fakat sonrasında ben odaya girince bilgisayar ekranını kapatmaya başlayınca dikkatimi çekmeye başladı. Bir gün eşim evde yokken bilgisayardan anlayan erkek kardeşimi eve çağırdım. Ona bazı şüphelerim olduğunu söyledim. Eşimin internette yaptığı konuşmaların dökümlerini çıkardık. Şüphelerimde yanılmamıştım, bir kadın değil birçok kadınla internette konuştuğunu gördüm. Konuşmalar genelde flört eden iki kişinin birbirine yazdığı şeylerden ibaretti. Önce ne yapacağımı bilemedim. Bu bir aldatma sayılır mıydı? Eşime de bir şey söyleyemiyordum fakat ilişkimizin böyle devam edemeyeceğini de biliyordum. Eşime ayrılmak istediğimi söyledim. İlk önce çok şaşırdı. Sonrasında ayrılmak istemediğini ve bir terapiste gidebileceğimizi söyledi. Terapilerimizde aslında artık birbirimize karşı bir şeyler hissetmediğimizi ve zorunlu bir evlilik yürüttüğümüzü anladık. Bunu anlamak için terapi gerekli mi diye düşünebilirsiniz fakat gerekliydi. Çünkü olayların içindeyken tam olarak ne yaşadığınızı anlayamıyorsunuz. Sonuç olarak; eşimle ayrılmaya karar verdik. Şimdi çok daha mutlu olduğumu hissediyorum ve pişman olmayacağımı biliyorum.”

Yataktaki heyecanı kaybettik
Aydan G.”Eşimle evlenmeden üç yıl flört ettik. İlişkimiz her yönüyle çok uyumluydu. Özellikle yataktaki uyumumuz herkese örnek olacak nitelikteydi. Birbirimizi çok iyi anlıyor ve ne istediğimizi gayet iyi biliyorduk. Her konudan konuşabiliyorduk, Hatta öyle günler vardı ki o gecenin bizim için önemli olması için günler öncesinden plan yapıyor, fantezilerimizi bir gün değişik yerlerde birlikte olarak, bir gün seksi bir iç çamaşırlarıyla gerçekleştiriyorduk. Fakat bu mutluluğumuz evliliğimizle birlikte ilk önce azalmaya, sonra da giderek değişmeye başladı, Artık bizim de diğer çiftlerden bir farkımız kalmamıştı. Kötü giden cinsel hayatımız, gündelik yaşamımıza da yansıyordu. Eskiden bana karşı çok ilgili olan eşimin giderek bende uzaklaştığını görüyordum fakat yine de cinsel yönden onu arzulamıyordum. Sonunda bir gün eşimin başkalarından hoşlanmaya başladığını fark ettim. Bunu açık bir şekilde yakalamadım fakat bir yere gittiğimizde bakışlarının etrafa kaydığını hissediyordum. Onu kaybetmek istemiyordum ve sonunda eşimle konuşarak bir terapistten yardım almaya karar verdik. Terapilerimizde, sorunun evlendikten sonra birbirimizi kaybetme korkumuzun kalmaması ve artık cinselliğin ikinci planda olmasından kaynaklandığını anladık. Başka arayışlara girdiğimizi fark ettik. Terapistimiz bize biraz daha heyecana ihtiyacımız olduğunu söyledi. Belki bazılarına göre yanlış diye kabul görse de, bir süreliğine evden ayrıldım ve eşimle eskisi gibi kaçamak buluşmaya başladık. Önce romantik bir yemek yiyor sonrasında onun evine gidiyormuş gibi birlikte yaşadığımız eve gidiyorduk. Eski heyecan yeniden geldiğinde ise tekrar aynı eve yerleştik. Şimdi çok daha dikkatliyiz. Gün içinde birbirimize romantik mesajlar atıyor, hafta sonlarında farklı planlar yaparak birlikte güzel ve kaliteli zaman geçirmeye özen gösteriyoruz.”

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND