Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir konuda en iyi siz olun, söyleyecek sözünüz olsun!

Almanya’da gettolarda büyümüş bir çocuktu. O teknik lisede okuyup karnını doyurma derdindeyken, öğretmeni ona inandı ve onu daha “büyük düşünmeye” teşvik etti. Sonunda, Almanyadan Harvarda uzanan bir yolculuk başladı. Son zamanlarda keşifleriyle saygın uluslar arası bilim dergilerine konuk olan Murat Digiçaylıoğlu arkadaşlık öyküleriyle bezeli başarı öyküsünü kigem.com’a anlattı. Başak Gürsoy yazdı.

Almanya’da gettolarda büyümüş bir çocuktu. O teknik lisede okuyup karnını doyurma derdindeyken, öğretmeni ona inandı ve onu daha “büyük düşünmeye” teşvik etti. Sonunda, Almanyadan Harvarda uzanan bir yolculuk başladı. Son zamanlarda keşifleriyle saygın uluslar arası bilim dergilerine konuk olan Murat Digiçaylıoğlu arkadaşlık öyküleriyle bezeli başarı öyküsünü kigem.com’a anlattı.

Digiçaylioğlu özetle şöyle diyor:
“Amacınız USA ya gelip verilen işi yapmak ve hazıra konmak olmamalı. Amacınız çok çalışıp yeni ve yaratıcı fikirlerle proje üretip, sonra o projeyi geliştirmek olmalı. Siz eğer bir konuda gerçekten iyiyseniz ve yaptığınız şeye inanıyorsanız, söyleyecek sözünüz ve yaratıcı fikirlerinizde varsa, yolunuza devam edin.Fırsatçı değil, işini iyi yapanlardan olun. Kapılar zaten size ardına kadar açılacaktır… Ve unutmayın, hepimiz yaptıklarımızla Türkiye’yi temsil ediyoruz. Para ve ün için nereden geldiğinizi sakın unutmayın.”

BAŞAK GÜRSOY ABD’de Murat Digiçaylıoğlu ile görüşüp öyküsünü Kigem ziyaretçileri için yazdı.

ALMANYADAN AMERİKAYA BİLİM YOLUNDA İLERLEYİŞ…

Amerikan Nature Dergisinin “ beyin kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşu” ile 9 sayfa yer ayırdığı, değerli bilim adamımız Dr.Murat Digiçaylıoğlu`nun başarı hikayesini sizlerle paylaşacağız.

1962 yılında Türkiyeden Almanyaya göç eden bir isçi ailenin, zor koşullara rağmen okumuş üç çocuğundan biri Dr. Digiçaylıoğlu.

Henüz ne yapacağını bilemeyen ve “bir meslek edinip, biraz para kazanırım belki” diye teknik liseye gitmeyi düşünen küçük Murat’a öğretmeni “senin yerin oralar değil, çok yüksek yerlerde okuyacaksın sen” der. Onu Gymnasium a yazdırır.

Gymnasium eğitimi Almanya’da Üniversite için ön koşuldur ve bunun bitiminde yapılan sınav sonuçlarına göre branş ya da üniversite seçilir.
Murat gettoda büyümüştür ama “oğlum çok çalışıp çok başarılı olacaksın, başka şansın yok senin” diyen annesi Mine hanim ile babası Ali beyin yüzünü kara çıkarmayarak başarıyla tamamlar eğitimini.

ÇOCUKLUK HAYALİ PİLOT OLMAKTI

Hala üniversiteye gidip gitmeyeceğine karar verememiştir. İdeali pilot olmaktır. Bir gün ideallerinin peşine düşüp Luftansa’nın Hannoverdeki pilotluk kursuna yazılır. İmtihanları başarıyla verir ve lisansını alır. Alır almasına fakat sonradan idealinin pilot olmak olmadığını anlar ve ailesini ziyarete gider. Hayat böyledir işte, neyi gerçekten istediğinizi bilmenin yolu, bir süre istediğinizle olmaktır.

Bu ziyaret sırasında, babasına gazete almaya giderken yolda çocukluk arkadaşı Doğanla karşılaşır. Arkadaşça bir sohbetten sonra Doğan ona “ ya sen doktor ol, doktorluk yakışır sana. Tıp fakültesine başvur” diye baskı yapar. O da tıp fakültesine başvurmaya karar verir.

Nasıl başvurulacağından bile haberi yoktur. Evde bulduğu çizgili parşomen kağıda el yazısıyla “Ben Murat Digiçaylioğlu, tıp okumak istiyorum” diye bir dilekçe yazar ve Türkiye’deki Yök e benzeyen kuruma (ZVS=Zentrale Verteilungs Stelle) bu dilekçesini diğer belgeleriyle beraber yollar ve Türkiye ye tatile gider.

İKİ ÜNİVERSİTEYİ AYNI ANDA BİTİRDİ

Döndüğünde nerede olduğunu bile bilmediği Almanyanın Bochum kentindeki Ruhr üniversitesinin hem biyoloji hem de tıp bölümüne kabul edilmiştir. Evraklarını alır, okula gider, tıp fakültesine değil de biyoloji bölümüne kayıt yaptırmak istediğini söyler.

Etraftaki herkes şaşırır, bir çok öğrencinin hayali olan , sınırlı sayıda öğrenci alan tıp fakültesinde okuma fırsatını nasıl teptiğini anlamakta zorlanırlar. Konuşup ikna etmeye çalışırlar ama biyoloji okumakta kararlıdır. Biyoloji bölümüne başlar.

Okurken bu bölümün de kendine ve yeteneklerine uygun olmadığını anlayıp tekrar tıp fakültesine başvurur ve yine kabul edilir. Bazı derslerin ortak olmasını fırsat bilerek, biraz da sıkı çalışarak hem tıp eğitimi alırken, hem de biyoloji bölümüne devam eder.

TURŞU İMALATINDAN TELEVİZYON TAMİRİNE, PEK ÇOK İŞTE ÇALIŞIP ÜNİVERSİTE HARÇLIĞINI ÇIKARDI.

Bu güne kadar bunu üniversitede yapan pek yoktur, ama iki okulu da başarıyla bitirir. Tıp ve biyoloji diplomasını alır. Ailesinin kısıtlı maddi imkanlarından dolayı eğitim hayatı boyunca Alman Hükümetinden burs almış, bahçıvanlık yapmış, turşu fabrikasında calışmış ,televizyon ve araba tamir edip satarak kendi okul harçlığını çıkarmıştır.

1989 yılında asistan olarak çalışmaya başlar.1990 yılında dünyanın çeşitli yerlerinde dönüşümlü olarak staj yapmaya baslar. Bu ona çok fazla tecrübe kazandırır.

1989 kışında bir arkadaşıyla otururken, arkadaşı ona Die Zeit gazetesinde bir ilanı göstererek “Murat sizin memleketten Dr. Gazi Yaşargil assistan arıyormuş başvursana” der. Gazeteye şöyle bir göz atar, arkadaşının ısrarıyla bu ilana başvurusunu yapar.

EFSANEVİ DOKTOR GAZİ YAŞARGİ İLE ÇALIŞTI

Dr. Yaşargilden kendisinie mektup gelir. Isvicredeki Zurih üniversitesinde görüşmeye çağrılmıstır. Oturduğu yerden 800 km uzakta olan ve daha önce hiç gitmediği Zurihe nasil gideceğini düsünmeye başlar. Ne doğru dürüst bi arabası, ne de cebinde parası vardır. Kazandığı asistan maaşı çok azdır.
İki arkadaş ceplerindeki parayı birleştirirek biriktirdikleri 150 mark ve altlarında 1972 model arabayla, yanlarına yiyeceklerini de alıp yola çıkarlar. Eski okulundan bir profesorü, Prof. Amrhein, çok ucuza kalacak yer ayarlamıstır.

Bir türlü bitmek bilmeyen uzunca bir yolculuktan sonra Isvicreye gelirler.Ekonomisi çok gelişmiş olan bu kent iki arkadaşı da büyüler. Trafikteki tek eski araba onlarındır. Etraflarında gördükleri her şeye hayran kalırlar.

Yolculuk sonunda Dr. Yasargil ve assistani Dr. Greeff ile tanışır. İki hafta icinde Zürihe yerleşerek, 1990ın Subat ayinda yanında calışmaya başlar.
Bir gün şefi ve birkaç arkadaşıyla beraber Türk restoranına yemeğe giderler, arkadaşlarından biri “Amerikan Havayollarında ucuza biletler var, hep beraber Amerikaya gidelim” der, New Orleans a gitmeye karar verirler.

HEM HARWARDDAN HEM YALE DEN DAVET ALDI!

Dr. Digiçaylıoğlu’nun şefi “gitmene izin veririm ama Bostona uğrayıp Harvard ve Yale üniversitelerindeki doktor arakadaşlarımla görüşüp benden selam götüreceksin” der, Dr. Digiçaylıoğlu şefinin bu ricasını kırmaz ve Boston’a gider.

Harvard ta Dr. Franklin Bunn ile görüşmesi vardır, ama görüşemezler. Baska bir arkadaşı olan Dr.Lipton a yönlendirilir. Sohbetleri sırasında Dr.Lipton’a doktora çalışmalarından bahseder.

Tez konusu olan böbrekte salgılanan Erythropoietin adlı hormonun beyin hücrelerini koruduğunu gösteren çalisma Dr.Liptonun çok ilgisini çeker, çünkü bu konu dünyada bir ilktir. Hemen Harvard a asistan olarak davet edilir.
Ertesi gün Yale de Lübnan asıllı doktor Gabriel Haddad’la bi randevusu vardır. Aynı teklif Yale’den de gelir.

Zurihe geri dönen Murat beyi evde Yale’den ve Harvard’dan gelen davet mektubu ve vize belgeleri beklemektedir. Fakat o Zurihte kalmayı tercih eder. Dr. Yasargil emekli olunca ve PhD si (fen doktorasını) bitirince Murat Bey ve eşi Harvard a gelmeye karar verirler.

1997 yılının şubat ayında Harvard’da çalışmaya başlar. Bir sure sonra yanına Türkiye’den çok başarılı, akıllı, ufku geniş, gerçekten bilimsel araştırma yapmak isteyen ve yaratıcı fikirleri olan ama maddi imkanları olmayan Türk gençlerini almaya başlar.

HAYAL ETTİĞİNİ HAYATINDA GÖRDÜ!
Los Angeles ta katıldığı sinir bilimleri kongresi sırasında, Amerıkanın en güzel şehirlerinden biri olan San Diego ya gezmeye gider ve bu şehri çok beğenir. İçinden “tam yaşanacak yermiş” diye aklından geçirir ve 6 ay sonra bu hayali de gerçeğe dönüşür.

Harvardaki tüm ekiple beraber Boston’dan San Diego ya gelirler. Burada da çok başarılı işlere imza atarlar. Ekip olarak ABD Sağlık bakanlığından 2004 yılında 1,5 milyon dolar para alırlar.

2006 da Amerikanın önde gelen üniversitelerinden UCSD ye transfer olur ve Nisan 2007 den beri San Antonio , Texas ta bulunan Texas Üniversitesi sağlık bilimleri bünyesinde Norosirurji ve Fizyoloji depatmanında görev yapmakta ve kendi laboratuvarında araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.

BULUŞU İLE JOHNSON&JOHNSON İLGİLENİYOR.

Şu anda gündemde iki tane yeni makalesi bulunuyor. Bunlardan bir tanesi koruyucu ilaçların beyine ulaşması ile ilgili. Buluşlarını şöyle anlatıyor Digicaylioğlu; “Beyinle ilgili herhangi bir durumda, burundan ilaç vermeyi deniyoruz, çünkü burundan vermek en kısa yol. Bu buluşun patentini almış durumdayız ve dünya devi Johnson & Johnson la görüşmelerimiz devam ediyor. En kısa zamanda uygulamaya geçilmesini bekliyoruz.”

GENÇLERE ÖNERİLERİNİ ANLATTI

Dr. Murat Digiçaylioğlu`nun başarısında anne babasının katkısının yanı sıra, eşi Ilknur hanımın sonsuz desteği ve yaşama sevinci dolu küçük kızı Perin’in payı büyük.

Dr. Digiçaylıoğlu nun gençlere önerilerini de aldım. Ona göre başarının temel koşulu tabii ki çok çalışmak. Günümüzde çalışkan insan olmak gerekli ama yeterli değil, sizi diğerlerinden farklı kılacak fırsatları kaçırmamak, hayallerinin peşinden gitmek de gerekiyor. Bir de hiç bir okulu, makamı ya da ülkeyi gözünüzde çok fazla büyütmemeyi öneriyor. Tedbirli fakat gözü açık olmak, cesur olmak ve mutlaka denemek…

“Amacınız USA ya gelip verilen işi yapmak ve hazıra konmak olmamalı. Amacınız çok çalısıp yeni ve yaratcı fikirlerle proje üretip, o projeyi geliştirmek olmalı. Siz eğer bir konuda gerçekten iyiyseniz ve yaptığınız şeye inanıyorsanız, söyleyecek sözünüz ve yaratıcı fikirlerinizde varsa, yolunuza devam edin.Fırsatçı değil, işini iyi yapanlardan olun. Kapılar zaten size ardına kadar açılacaktır…Ve unutmayın, hepimiz yaptıklarımızla Türkiye’yi temsil ediyoruz. Para ve ün için nereden geldiğinizi sakın unutmayın.”
Yaratıcı fikri olan, proje üreten ve planlayan, çalışkan, başarılı ve cesur Türk gençlerine sonuna kadar destek veriyor Dr. Digiçaylioğlu.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Kişiliğin Değişmesinde Yaşlılık Nasıl Rol Oynuyor?

“Yaşlandıkça çok değiştin.” cümlesini duymayan yoktur. Peki bunun gerçeklik payı var mı? İnsanin kişiliği yaşlandıkça neden değişir?

Yaşlandıkça insanların karakterleri nasıl değişiyor?

Gazeteci Henry Trewhitt, gözlerini Başkan Ronald Reagan’a kararlıkla dikti ve “Sayın Başkan, birkaç haftadır düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmek ve bunu da özellikle ulusal güvenlik açısından yapmak istiyorum” dedi.

Takvimler, 1984 yılının Ekim ayını gösteriyordu. Bir dört yıl daha başkanlık görevini sürdürmek için kampanyasına devam eden Reagan, rakibiyle canlı tartışma programında karşı karşıya gelmişti.

Birkaç hafta önce yapılan bir önceki canlı tartışmada kötü bir performans sergilemişti.

73 yaşında başkanlık için çok yaşlı olduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Reagan, o dönem başkanlık koltuğunda oturan en yalı siyasetçiydi. Bu rekor, önce 74 yaşındaki Donald Trump tarafından, onun rekoru da 77 yaşındaki Joe Biden tarafından kırıldı.

Zor soruya zeki yanıt

Trewhitt, aslında Regan’ın stres altında çalışmaya devam edip edemeyeceğini anlamak istiyordu.

“Hiç de değil, Bay Trehwitt” diye cevapladı, Reagan gülümsemesini geri tutarak:

“Ve yaş meselesini bu kampanyanın gündemine getirmeyeceğimi ve siyasi kazanım adına rakibimin gençliğini ve deneyimsizliğini kullanmayacağımı bilmenizi isterim.”

Verdiği bu yanıt, seyircilerden kahkaha ve alkış aldı. Birkaç hafta sonra yapılan seçimlerden de ezici bir galibiyetle çıktı.

Oysa Reagan’ın yaptığı espride sandığından daha çok gerçeklik payı vardı.

Sadece deneyim değil, aynı zamanda “olgun kişilik” faktörü de Başkan’ın yanındaydı.

Gizemli bir değişim

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel dönüşümlere hepimiz aşinayız: Cilt esnekliğini kaybeder, diş etleri çekilir, burun uzar, saçlar tuhaf yerlerde çıkmaya, başka yerlerden ise dökülmeye başlar ve hatta boy da kısalır.

Bilim insanları, yaşlanmanın etkileri üzerine onlarca yıl süren araştırmaların ardından artık daha gizemli başka bir değişikliği daha ortaya çıkardı.

Edinburgh Üniversitesi’nden psikolog René Mõttus, “Bu araştırmadan elde ettiğimiz net sonuçlara göre, hayatımız boyunca aynı insan olmayız” diyor.

Çoğumuz kişiliğimizin hayatımız boyunca nispeten aynı olduğunu düşünmek isteriz. Ancak araştırmalar durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

Karakter özelliklerimiz sürekli değişiyor ve 70 ile 80’li yaşlara gelindiğinde ise insanlar önemli bir dönüşüm geçirmiş oluyor..

Kişiliklerimizin kademeli olarak değişmesinin bazı olumlu yanları da var.

Daha vicdanlı, daha hoş ve daha az nevrotik olabiliyoruz.

Makyavelist yaklaşımlar, narsisizm ve psikopatiyi içeren ve “Karanlık Üçlü” olarak tanımlanan kişilik özellikleri, azalma eğilime girer ve böylece suç işleme ya da madde bağımlılığı gibi zararlı davranışlara bulaşma riski de azalır.

Araştırmalar, daha fedakar ve güven duygusu yüksek bireylere dönüştüğümüzü ortaya koyuyor. Yaşla birlikte irade gücünün arttığı ve mizah anlayışının da geliştiği görülüyor.

Ayrıca, ilerleyen yaşlarda insanlar duyguları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmaya başlıyor.

Bu araştırmanın sonuçları aslında yaşlıların daha huysuz ve geçimsiz olduğu klişesinin de değişmesi gerektiğine işaret ediyor.

Daha değişken ve uysal kişilikler

Uzmanların yıllardır düşündüğünün aksine, insanların kişilik özelliklerinin çocuklukta ya da 30’lu yaşlarda sabitlenmek yerine, daha akıcı ve şekillenebilir olduğu anlaşılıyor.

Mõttus, “İnsanlar daha iyi ve sosyal olarak daha uyumlu hale geliyor. Yaşamla ilgili beklentileri ile toplumun talepleri arasında giderek daha iyi bir denge kurmaya başlıyor” diyor.

Psikologlar, yaşlandıkça meydana gelen değişim sürecini “kişilik olgunlaşması” olarak adlandırıyor.

Bu, gençlik dönemlerinde başlayan ve en azından 80’li yaşlara devam eden kademeli ve fark edilmesi güç bir değişim.

İlginç bir şekilde bu evrensel bir süre. Bu eğilim, Guatemala’dan Hindistan’a kadar tüm kültürlerde görülüyor.

Houston Üniversitesi’nde sosyal psikolog Rodica Damian, “Bu kişilik değişikliklerine değer yargıları koymak genellikle tartışmalı bir durum. Ancak bunun faydalı olduklarına dair bulgular mevcut” diyor.

Örneğin duygusal istikrarın düşük olması akıl sağlığı sorunları, yüksek ölüm oranları ve boşanma gibi olaylarla ilişkilendiriliyor.

Diğer yandan Damian, vicdanlı birinin bulaşıkları yıkamak gibi işlere yardımcı olma ya da aldatma eğiliminin düşük olmasından dolayı hayat arkadaşının daha mutlu olasılığının yüksek olduğunu belirtiyor.

Kişiliklerimizin daha istikrarlı yanı

Yaşlandıkça kişiliklerimiz belirli bir yöne doğru evrilirken, aynı yaş grubundaki insanlarla kıyaslandığında belli bir istikrar olduğu da gözlemleniyor.

Örneğin, yaşlandıkça bir kişinin nevrotiklik düzeyinin azalması beklenir. Bununla birlikte 11 yaşındayken yaşıtlarına göre daha nevrotik olan bir kişi, 80 yaşına geldiğinde de yine kendi yaş grubundaki en nevrotiklerden biri olabilir.

Damian, “Özümüz belli düzeyde aynı kaldığı için yaşıtlarımızla kıyaslandığında sıralamamızda fazla bir değişim olmaması normal. Ancak kendimize göre, kişiliklerimiz kesin değil, değiştirilebilir şeyler” diyor.

Kişilik değişiklikleri nasıl gelişir?

Kişilik olgunlaşması evrensel bir olgu olduğundan bazı bilim insanları kişilik değişiminin genetik etkenlerden ya da evrimsel güçlerden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan başka uzmanlar ise kişiliklerimizin kısmen genetik unsurlar tarafından şekillendirildiğine ancak yaşamımız boyunca sosyal baskılarla dönüştürüldüğüne inanıyor.

Örneğin, California Üniversitesi’nden psikolog Wiebke Bleidorn’un araştırması, insanların evlenmek, çalışma hayatına atılmak ve yetişkin sorumluluklarına üstlenmek gibi daha hızlı büyümelerinin beklendiği toplumlarda kişiliklerinin de daha genç yaşta olgunlaşma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Damian, “İnsanlar davranışlarını değiştirmeye ve zamanla daha sorumlu olmaya zorlanıyorlar. Kişiliklerimiz hayatın zorluklarıyla başa çıkmamıza yardımcı olmak için değişiyor” diyor.

Peki ama çok yaşlandığımızda neler olur?

Yaşam süremiz boyunca nasıl değiştiğimizi incelemenin iki olası yolu var.

Birincisi, farklı yaş gruplarına mensup çok sayıda insanı ele almak ve kişilikleri arasındaki farkları incelemek.

Bu yöntemin sorunlarından birisi, belirli bir dönemin kültürü tarafından şekillendirilmiş kuşak özelliklerinin yanlışlıkla yaşlandıkça meydana gelen değişimlerle karıştırmanın kolay olması.

Uzun süreli bir çalışma

Bunun ikinci yolu ise bir grup insanının hayatları boyunca büyümelerini takip etmek.

İskoçya’da böyle bir çalışma yapıldı. Mõttus, Edinburgh Üniversitesi’ndeki meslektaşları ile birlikte yıllar boyunca yüzlerce kişinin kişilik dönüşümlerini izledi.

Mõttus, “İki farklı insan grubumuz olduğu ve her ikisi de aynı ölçümlere tabi tutulduğu için, her iki stratejiyi de aynı anda kullanabildik” diyor.

Bu araştırmada iki nesil arasında ciddi farklar olduğu anlaşıldı.

Genç gruptakilerin kişilikleri genel olarak aşağı yukarı aynı kalırken, yaşlılarda ise kişilik özelliklerinin değişmeye başladığı, daha az dışa dönük oldukları ve daha huysuzlaştıkları görüldü.

Mõttus, “Bence bu mantıklı, çünkü yaşlılıkta insanların başına gelenler de hızlanmaya başlıyor” diyor ve yaş ilerledikçe sağlığın bozulduğunu, hayatlarında önemli insanları kaybetmeye başladıklarına dikkat çekiyor.

Kişiliklerimizin hayatımız boyunca değiştiğini bilmek bunları takip edebilmek için de önem taşıyor.

Damian, “İnsanlar uzun süre böyle olmadığını düşündü. Artık kişiliklerimizin uyum sağlayabildiğini görüyoruz ve bu, hayatın bize getirdiği zorluklarla başa çıkmamıza yardımcı oluyor” diyor.

Yazar: Zaria Gorvett
Kaynak: BBC Future

Okumaya devam et

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND