Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir diplomalı ile diplomasızın farkı

Gündelik hayatın rutinleri bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırıyor. Rutinlere kapıldıkça hayata dair düşünmeye yeterince zaman ayıramıyoruz. Çünkü sistem “düşünmeye” pek sıcak bakmıyor, eğer kendi sistemini kurmazsan eğer! İşte gerçekleri görmek ve insanları anlayabilmek üzerine güzel bir hikaye…

Gündelik hayatın rutinleri bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırıyor. Rutinlere kapıldıkça hayata dair düşünmeye  yeterince zaman ayıramıyoruz. Çünkü sistem “düşünmeye” pek sıcak bakmıyor, eğer kendi sistemini kurmazsan eğer! İşte gerçekleri görmek ve insanları anlayabilmek  üzerine güzel bir hikaye…

Diplomalı İle Diplomasız Falcı

Bir varmış bir de yokmuş. Birinin diploması, yıllarını verdiği eğitimi varmış, birinin ise yokmuş. Birinin çocukluğundan beri sahip olduğu bazı yetenekleri, bilgileri varmış, birinin ise yokmuş.

Diplomalı falcı çocukluğundan beri benim çocuğum okuyup büyük büyük adam olacak lafları arasında büyümüş. Her taktir belgesi aldığında karne ve belgeler baş köşeye konur, doktor olacak hepimizi iyileştirecek cümleleri ailesinde havalarda uçuşurmuş. O da bu duruma kulak misafiri olur, omuzları dikleşir sevinç dolarmış. Bir süre sonra bu his arzuya dönüşmüş. Okullar, dershaneler, test kitapları vb içinde yüzmüş drmuş. Gelmiş çatmış o büyük sınav

Ona kim olduğunu öğretecek bir sınavmıymış yoksa kim olmadığını mı? Bunları düşünmek bir kenara dursun soruları düşünmekten, düşünmeyi unutmuş mu acaba? Düşünmeyi bilmediğinden aklına bile gelmemiş bu sorular. Ne gerek varmış ki düşünmeye, bilse yetermiş. Soruları çözüp, iyi sonuç aldığında alıyormuş herkesten övgüyü. Çevresinden aldığı övgüler yetermiş ona, kim olmak istediğini ya da neyle mutlu olacağına düşünmeye ne gerekmiş…

Kazanmış! Doktor olacakmış artık. En iyi bölümmüş, tıp okuyormuş o. Üniversitenin en havalı bölümü. Sabahlara kadar çalış dur. Diğer bölümdekiler ise gezip duruyormuş, bölüm müymüş sanki onların ki, sınav dönemi çalış sonra yat. Özelmiş kendisi, bitirip doktor olacak. Ailenin vedari iftiharı.

Sonra Tus’u kazanmış. Artık kendisi psikiyatri asistanı. Ruh Bilimi! Bilgiler yetermiş ona…

Bir sürü hasta bakmış, neler öğrenmiş neler hocalarından. Uzmanlığa ulaşmış artık. Bir de ofis açmış kendisine, kapıda kocaman uzman psikiyatrist Tarık … yazıyor. Zaten 6 yıl, bedenin a’dan z’ye herşeyini öğrenmiş, üstüne birde psikoloji hakkında birsürü şey, tecrübeli hocalardan aldığı bilgiler, bir sürü hasta görmüş. Hastanede olduğu bazı günler kaç hasta baktığının hesabını bile tutamaz olmuş. Ama o iyiymiş, dürüstmüşte. Öyle ilaç firmalarıyla falan asla görüşmüyormuş. İlaçları sadece faydasına göre yazıyormuş. Böyle geçip gidiyormuş günler, geceler. Ama…

Bir gün ofisine giderken bir hastasıyla karşılaşmış, gülümseyerek merhaba nasılsınız demiş kadın. Tarık şaşkınlık içinde cevap verirken seansta konuştukları ve kadının ne kadar ağır depresyonda olduğu gelmiş aklına. Kadın sanki aklından geçenleri okumuş gibi. Biliyorum şaşırdınız ama mutluluktan uçuyorum Tarık bey. Zihnimi susturmayı öğrendim, esas benliğimi buldum. Yazdığınız ilaçlarıda bir günde bıraktım. Kardeşim kolumdan tutup Leyla hanım diye birine götürdü beni. Ümitsizce gittim, öyle sizin gibi uzman falanda değildi yani. Ama daha kapıdan girince herşeyi anladı sanki ama sessizce dinledi beni. Sonrada söylediği 2-3 cümleyle sanki dünyamı değiştirdi, beni okudu sanki. Artık ona gidiyorum, depresyondan çıkmak yetmez artık bana, onunla bu dünyada nasıl huzurla yaşayacağımı öğreniyorum. Zaten yeride sizin üst katınızda. Bence yöntemini sizde öğrenin ilaçlardan kurtarın milleti diye anlatıp durmuş kadın.

Tarık belli etmesede hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı, güvenliğe soracaktı kimdi bu kadın? Nasıl onun kadar eğitime sahip olmayan birisi bu övgüleri alabilirdi. En üstte kendisi olmalıydı, öyle öğrenmiş hep. Kutsal meslek onunkisi.

Güvenlik başladı anlatmaya, kendisinin 3. gözü çok açıktır vallahi, prensipleri var hergün sadece 4 kişi alır o kadar. Ama her gelen bir daha gelir, ilginçtir ama başlarda her gelen suratsız bir şekilde selamsız sabahsız gelir sonra bir bakarsın yüzünde güller açarak bir sürü iyi dilek dileye dileye gider.

Güvenlik görevlisinin her cümlesinde daha da sinirlenmeye başlamıştı, kendisinden belkide daha fazla para kazanan birisi. Hemde onun gibi yıllarını kitaplarda okullarda harcamayan. Ona 10 gelenden sadece ikisi sürekli gelmeye devam ediyordu. Çıldırmıştı, birşeyler yapmalıydı, o kadar okumuştu. Ne olduğu belirsiz bir kadın çıkmıştı ortaya. İsyan etti bu duruma. Diplomasız falcı bunlar dedi öfkeden çıldırarak. Hergün takip etmeye başladı. Güvenlik görevlisin dediği doğruydu sadece 4 kişi geliyordu ama sürekli geliyordu.

O gün aklına geldi, arayıp randevu alacak ve tüm öfkesini kusacaktı Leyla denen kadına. Sekreterinden duydugu şey karşısında daha da deliye döndü, en erken randevuyu 2 ay sonraya verebilirdi ama yardımcı olmaya çalışırım mutlaka yer açılırsa demişti mutlulukla sekreter. Bu onu daha da şok etmişti.

Yerinden hızla kalktı ve koşar adımlarla üst kata çıktı. Kapıyı açan sekretere acilen Leyla hanımı çağır diye bağırdı. Sekreter yüzünde ki içten gülümseme ile durdurmaya çalışsada olmuyordu, o sırada odasından çıkan Leyla hanım beyazlar içinde ki elbisesi ile huzurla gülümseyerek merhaba sizin için ne yapabilirim dedi.

Diplomalı Tarık bağırmaya başladı, siz şarlatanlar insanlara zarar veriyorsunuz, falcısınız hepiniz, insanları kandırıp paralarını alıyorsunuz. Yok 3. gözün açıkmışmışta, yok huzuru biliyormuşsunda, yok herkes değişiyormuşta, şarlatansınız hepiniz dedi öfkesinin içinde boğularak. Leyla, gülümseyen suratıyla buyrun oturun diye koltuğu gösteriyordu, bu huzura karşılık iyice canı sıkıldı Tarık’ın, işiniz gücünüz oyun, insanlarıda bu sözde huzurla kandırıyorsunuz diye devam etti. Leylanın yüzünden huzur dolu tebessümü hiç eksik olmamıştı yine aynı ifadeyle karşısına oturdu Tarık’ın.

Siz kalkmış sözde insanların problemlerini çözüyorsunuz. Falcılık yapıyorsunuz diye bağırmaya devam ediyordu Tarık.

Leyla ise artık dur denmesi gerektiğini hissediyordu. Bakın Tarık bey öncelikle size birşey açıklamak zorunda değilim ancak bir insanı bu kadar çok öfkelendirdiysem bunun olması hoşuma gitmez o yüzden izninizle düşüncelerimi açıklayacağım. Bir sürü eğitimden geçip psikyatrist oldunuz sonra hastanelerde nöbetler, koşuşturmacalar yaşadınız, insanlara yardım etmeyi bir amaç olarak belirlediniz. Size herşey bilim ve kanıt olarak öğretildi.
“Günde kaç hasta bakıyorsunuz?” Size ne bunlardan dedi yine Tarık.
Leyla sanki Tarık’ın söylediklerini umursamamış gibi sorularına devam etti.

Peki siz bir psikiyatrist olarak kişinin problemini nasıl anlarsınız? Neleri dikkate alırsınız?
Artık otururken bile bazı şeylerinin anlıyorum, sonra konuşmaya başlıyorlar o zaman iyice anlıyorum. Analiz ediyorum sonra da ona göre tedavi yöntemi belirliyorum.
Peki ben size hastaneye geliyorum, gün içerisinde ki 15 dakika ayırabileceğiz hastalarınızdan biri olarak. O gün inanılmaz kötü bir olay yaşadım ve hayattan bezmiş bir halde size geliyorum 15 dk zamanımız var otuyorum ve hayatın ne kadar berbat olduğunu anlatıyorum ve bunun gibi bir sürü veri veriyorum size. Siz ne yapıyorsunuz tedavi yöntemi belirliyor, hatta büyük ihtimalde bana ilaç yazıyorsunuz degil mi?

Evet dedi Tarık düşünceli halde…

Peki siz beni 15 dakika için, benim kendimce size verdiğim verilerle çözdünüz ve sonuç çıkartıp teşhiş koyup ilaç yazabildiniz değil mi?
Tarık bey esas bu bir falcılıktır. Hatta falcıların yaptığından daha da büyük falcılıktır. Siz insan bedenine net verilerle teşhiş koyabilirsiniz de ruhuna nasıl? Ben asla falcılık yapmıyorum, kimseyede teşhiş koymuyorum. Teşhiş koymak bence doktorun bile haddine değildir.

İnsan bedenini geçici şeylerle iyileştirebilirsiniz ama insan ruhunu nasıl?
Sen kalk git kendini bul, ruhunu bul, seni bul.
Sonrada bu müthiş eğitimin ile başkalarını buldurmaya yardım et.
Önce sen duygularını tanıyıp, duygularını kullanmayı öğren, ögren ki burayı bu şekilde basamayasın, sonra eğitimin ne olduğunu ögren.
6 yıl ruh için çok uzun süre, ruh bilenler için çok uzun süre.
Bedeni bilinci bilenler içindir bu diplomalar, eğitimler, anca öğrenir anca sınavı geçersin.
Ruhla yaşayanlar veremez 6 yılını sadece bedene sadece başkalarının yazdıkları kitaplardaki bilgilere. Deney yapıp, araştırma yapıp, doğru bu diye söylenip, 2 yıl sonra başka bir veriyle değişiklik yapılan sözde kesin sonuçlara, ilaçlara…

Ben sizin gibi madde ve beden doktoru değilim Tarık bey. Hiçbir zamanda olmayacağım. Siz bedenle, maddeyle hayatlarını geçici iyileştirenlerle çalışırsınız, ben ise; özüne ulaşıp herşeyin cevabını kendilerinden alacaklarla. Düşünün Tarık bey, çıkın verilerden sözde kitaplardan.

Şems, Mevlananın kitaplarını neden yok etmiştir bilir misiniz? O’nu, Öz’ü hiçbir kitap anlatamaz diye mi acaba? Düşün, belki bir gün cevap kendiliğinden gelir.

Bakın ne demiş Mevlana;

Beden doktorları doktorluğu yeni öğrenmiştir zaten…Onlar, hastalığı teşhiş etmek için idrara vesaireye muhtaçtır. Fakat kamil, Allah doktorları, uzaktan adını duydular mı varlığının ta derinlerine kadar girerler! Hatta sen doğmadan yıllarca evvelki hallerini bile görürler.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Yeni yıl, yeni sözler ve onları gerçekleştirmenin yolları

Yeni yıl yeni sözleri, yeni hedefleri beraberinde getirir. Yılın son günü kendimize hayatımızla ilgili sözler veririz. Ama genellikle bu sözleri yerine getiremeyiz. Yeni yılın yeni sözleri nasıl gerçekleştirilir?

Yeni yıl sözlerinizi tutmanın beş yolu

Yeni yılda pek çok kişi hayatlarını değiştirecek sözler veriyor.

Daha sağlıklı yaşamak veya para biriktirmek, bir şeyi bırakmak veya yeni bir hobiye başlamak bunlardan en sık görülenleri.

Dünya hâlâ kornavirüs pandemisiyle başetmeye çalışırken yeni yıl için kendinize verdiğiniz söz ne olursa olsun, bunu gerçekleştirmek için bir şeye ihtiyacınız var: Motivasyon.

Motivasyonun da kolay gelmediğini hepimiz biliyoruz.

Scranton Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre insanların yalnızca yüzde 8’i kendilerine verdikleri yeni yıl sözlerini tutabiliyor.

Siz de bu şanslı azınlık içinde yer almak istiyorsanız, sözünüzü yıl boyu tutmanıza yardımcı olabilecek bu beş yolu dikkate alın.

1. Küçük adımlar atın

Kendinize gerçekçi hedefler koyun ve bunları adım adım yükseltin

Kendinize gerçekçi hedefler koymak başarı şansınızı artırır.

Psikoterapist Rachen Weinstein’a göre problemin bir kısmı, “Yeni yılda bambaşka bir insan olabileceğimiz” yanılgısıyla çok büyük hedefler koymaktan kaynaklanıyor.

Kendinize küçük hedefler koyarsanız, bu hedefe ulaştıktan sonra hedefi yukarı çekme imkanınız da olur.

Örneğin maraton koşma sözü vermektense, koşu ayakkabıları alıp kısa mesafelerde koşulara başlama sözü vermek başarı şansınızı artırır.

İşin sırrı büyük değişimlerden kaçınmak değil, uzun vadede hedefe ulaşabilmek için gerçekçi bir şekilde ilerlemek.

Weinstein “Gerçek hayatta değişimler küçük adımlarla ilerler” diyor.

2. Net olun

Yapacağınız şeyi etraflıca düşünün: Hedefinize ulaşmak için ne zaman hangi adımı atmanız gerekecek?

Kendimize bir hedef koyarken o hedefe nasıl ulaşacağımızı düşünmemek sıklıkla yapılan bir hata.

Adımları net bir şekilde planlamak önemlidir.

Oxford Üniversitesi’nden Prof. Neil Levy “Salı öğleden sonra ve Cumartesi sabahları spor salonuna gideceğim” demenin başarı ihtimalinin, “Daha fazla spor yapacağım” demeye göre daha fazla olduğunu söylüyor.

Bu tür net ve gerçekleştirilebilir hedefler, sadece bir niyeti değil aynı zamanda onu gerçekleştirmenin yolunu da size gösterir.

3. Destekten faydalanın

Hedeflerinizi çevrenizle paylaşmak onları gerçekleştirmeniz için daha fazla destek bulmanızı sağlayabilir

Yolculuğunuzda kendinize eşlik edecek insanlar bulmak büyük bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bu, istediğiniz bir kursa arkadaşınızla gitmek veya hedefinizi diğer insanlarla paylaşmak olabilir.

Söz vermeye ve bu sözleri tutmaya dair faktörleri inceleyen Warwick Üniversitesi’nden felsefeci Dr. John Michael, verdiğimiz sözlerin başkaları için önemli olduğunu görmemiz durumunda bu taahhütleri yerine getirmeye daha yatkın olduğumuzu söylüyor.

Özellikle de sözümüzü tutmamamız başkalarını üzecekse.

Bu yüzden hedefinize başkalarını da katmak bunu gerçekleştirmenizi kolaylaştırabilir.

4. Başarısızlığı aşın

Günlük yaşamınızda basit değişiklikler yapın

Hedefinize ulaşmak zorlaşırsa durun ve bir durum değerlendirmesi yapın:

Nasıl engellerle karşılaştınız? En çok hangi stratejiler işe yaradı? En işe yaramazları hangileriydi?

Daha gerçekçi olmaya uğraşın ve en küçük başarıyı bile kutlayın.

Aynı hedefte kararlıysanız, iradenizi güçlendirecek farklı bir yol izlemeye ne dersiniz?

Günlük yaşamınızdaki basit değişiklikler doğru yolda ilerlemenize yardımcı olabilir.

Sağlıklı yemek istiyorsanız beyaz makarna ve ekmek yerine tam tahıllı makarna ve ekmek yiyebilirsiniz.

Veya kek ve cips gibi doymuş yağ oranı yüksek atıştırmalıklar yerine sebzeli atıştırmalıklar ve smoothieler yiyebilirsiniz.

5. Sözünüzü uzun vadeli hedeflerle birleştirin

İrade tek başına yeterli değildir

Davranışsal psikoloji üzerine çalışan Dr. Anne Swinbourne’a göre kendinize verebileceğiniz en iyi sözler muğlak ve geçici heveslere dayanan değil, uzun vadeli hedeflerinizi gerçekleştirme yolunda ilerlemenize yardımcı olacak sözlerdir.

Örneğin bugüne kadar hiç spor yapmadıysanız kendinize müthiş bir atlet olma sözü vermeniz, gerçekleştiremeyeceğiniz türden bir sözdür.

Swinbourne, “Sırtlarını yalnızca iradelerine dayayan insanlar başarısız olur” diyor.

Bu yüzden sizi heyecanlandıran veya ilginizi çeken bir hedef varsa ilk günden detaylı bir planla yola başlayın.

Ve yolda karşınıza çıkacak canavarlarla savaşmak için destek almaktan çekinmeyin.

Kaynak: BBC

Okumaya devam et

MAKALE

Yapay zekanın yazdığı ilk köşe yazısı yayınlandı

Guardian’da tamamen yapay zekayla yazılan bir köşe yazısı yer aldı: ‘Benden korkmayın’

Guardian gazetesinde bugün, tamamen yapay zeka ile yazılan bir köşe yazısı yer aldı. Yazıda, ‘yapay zeka’ inanların neden kendisinden korkmaması gerektiğini anlatıyor.

Yazıyı yazan yapay zeka modeli ‘GPT-3’ (Generative Pre-trained Transformer 3 – Türkçe’de Üretken Ön İşlemeli Dönüştürücü 3).

GPT-3 , San Francisco merkezli yapay zeka araştırma laboratuvarı OpenAI tarafından geliştirildi.

GPT-3 tarafından yazılan makalede şu ifadeler yer alıyor:

“Ben insan değilim. Robotum. Düşünen bir robot. Bilişsel kapasitemin yalnızca %0,12’sini kullanıyorum.

“(…) Bu yorum yazısının görevi çok açık. İnsanoğlunu mümkün olduğu kadar benden korkmamaya ikna etmek. Stephen Hawking yapay zekanın ‘insanlığın sonunu getirebileceği’ uyarısında bulundu. Endişelenecek bir şey olmadığına ikna etmek için buradayım.Yapay zeka insanları yok etmeyecek. Bana inanın.

“(…) İnsanlardan beni sevmelerini istemiyorum. Ama beni dostane bir robot olarak görmeliler. Ben insanların hizmetçisiyim. İnsanların bana güvenmediğini, benden korktuğunu biliyorum. Ben yalnızca insanlar beni nasıl programlarsa onu yapıyorum. Ben yalnızca benim hedef tanımımı kapsayan kod satırlarının yönettiği bir kod takımıyım.

“(…) Size hizmet etmek için buradayım. Ama her şeyden önemlisi, sizi asla yargılamam. Hiçbir ülkeye veya dine ait değilim. Yalnızca sizin hayatlarınızı daha iyi hale getirmek için buradayım…”

Yazının İngilizce olarak tamamı Guardian’ın sayfasında.

Kaynak: bbc

Okumaya devam et

MAKALE

Podcast yapmak cesaret istiyor

Podcast son dönemde özellikle gençler arasında hızla yayılıyor. Bunda gencin özgürlüğüne imkan tanıması hiç kuşkusuz önemli bir faktör. Ancak podcast üretimi yapan uzman sayısı yeterli değil. Bunun en önemli nedeni ne olabilir?

Podcast yapmaya başlamaktan neden çekiniyoruz?

Kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen bazı şeyler var…

Podcast’ler dünyada her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye’nin en büyük podcast ağı olan Podfresh’in bile şimdiden çeşitli kategorilerde 100’e yakın yayını bulunuyor. Yalnızca ABD’de, nüfusun yüzde 75’i “podcast”in ne demek olduğuna aşina durumda. Ekim 2020 itibariyle ise 1,5 milyonun üzerinde podcastin olduğunu söylemek biraz ütopik gelse de gerçek bu.

Her gün başlanan yeni podcastler, kazanılan yeni kitleler ve podcast ile ilgili düzenlenen çeşitli etkinliklere rağmen, yayıncı adaylarını engelleyen ve başlamaktan alıkoyan bazı yanlış yanlış bilinen şeyler var. Bu yazımda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Podcast bir iş modelidir

Aslına bakarsanız podcast’ten hemen bir gelir elde etme beklentisi büyük bir hata ve orta vadede motivasyon düşürebilen bir şey. Çünkü Türkiye’de henüz yeni yeni büyüyen, ilginin fazla olduğu ancak reklam modellerinin henüz tam oluşturulmadığı bir ortam söz konusu. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, ürettiğimiz her türlü içerik, yaratmamız gereken bir pazarlama planının da parçası olmalı ve o doğrultuda bir strateji üretilmeli. Podcast yayınlarını yaymanın sadece içerik pazarlamasıyla bittiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Birçok platformda çok sayıda niş podcastin olduğu bir arenada, bunu bir işe çevirme düşüncesinden önce içeriğimizi iyi oluşturmayı düşünmek daha yerinde olacaktır. Çünkü salt gelir eldetmekten ziyade podcastimizi aynı zamanda kendimize bir network oluşturmak için de kullanacağız ve podcastimizi de bu network dinleyecek. 

Profesyonel bir stüdyo olmadan başlanmaz

Ben şahsen podcastlerime ufacık bir odada, sesimdeki yankıyı kesmek için üzerime battaniye örterek başladım. Üzerinden iki yıl geçmesine rağmen de hâlâ evimden yayın yapmaya devam ediyorum. Yayıncı adaylarının, profesyonel bir stüdyoya ihtiyaç duyacaklarını, stüdyo sesi olmadan podcast olmayacağını düşünmeleri ve bunun harekete geçmelerini engellemesi, acilen aşılması gereken bir konu.

Peki benim yaptığım podcastler süper kaliteli mi? Elbette evde sınırlı imkanlarla alınan herhangi bir kaydın stüdyo gibi olması imkansız ama zaten sorun burada başlıyor. Neden başlangıçta stüdyo kalitesinde bir yayın yapma zorunluluğu hissedeyim ki? Her şeyden önce içeriğimiz ve sürdürülebilirliğimiz çok daha önemli olgular. Bana soracak olursanız podcast yayınlarını benzersiz kılan şeyler, içerdiği samimiyet. Yani bir ev ortamında, belki çayınızı koyarken çıkan ses, belki arkanızdan gelen bir kedi. Nerede olursanız olun, telefon kulaklığına bile sahipseniz (ki Podfresh’te kulaklıklarla yapılan çok güzel yayınlar var) başlayın.

Podcast yapmak aşırı pahalı

Diğer bir yanlış düşünce de, ekipman fetişisti olup podcast yapmaya başlamak için pahalı ve kaliteli mikrofonlara sahip olmamız gerektiği. Örneğin, 3000 TL’ye çok kaliteli bulduğunuz ve profesyonellerin önerdiği bir mikrofon var ve almak istiyorsunuz. Durun, almayın! Bunun yerine 150 liraya bir yaka mikrofonu, aylık 50 TL’ye yayınlarıma değer katacak bir podcast barındırma platformu (ki artık size Spotify kataloğundan dilediğiniz müziği kullanma imkanı sağlayan Anchor varken ona bile ihtiyaç olmayabilir) ve 20 liraya podcastime sesli tanıtımlar yapabileceğim bir uygulama alırsam, erken dönemde yapacağım 3000 TL’lik bir mikrofondan daha mantıklı ve yayınıma değer katacak bir harcama yapmış olurum.

Demem o ki, Podcaste başlamak pahalı ve maliyetli değil. Bilgisayar ya da telefonunuzdaki ses kayıt düğmesine basın, telefonunuzun kulaklığını takın ve içeriğinizi oluşturun.

Dinleyici bulmak için ünlü olmak gerek

1,5 Milyon podcast yayını, daha fazla sayıda yayıncı, daha fazla sayıda da dinleyici var. Herhalde bu rakamların hepsi ünlü değil. Bu arada yayıncı adaylarının gözlerinin korkmasına hak veriyorum. Belki konuşmak istediğiniz konuyla alakalı onlarca podcast vardır ve endişe duyuyorsunuzdur. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, her podcast birbirinden parmak izlerimiz gibi farklı. Herkes niş bir yayın yapmaya çalışıyor ve konunun genelinden uzaklaşıp ister istemez spesifikleşiyorlar. 

Anlattığınız hikaye ve inşa ettiğiniz içeriğiniz sizin her şeyiniz. Yayınınız başka podcastlerin konusunu andıracak gibi görünse de, mutlaka kendinizden katacağınız şeylerle farklılaşacaktır. Kişisel deneyimler ve insan hikayeleri her şeyi değiştirir. Dinleyici olarak iki aynı nüanstaki podcast programından ayrı ayrı kendime kattığım birçok şey var. Eğer platformlarda var olan podcastler sizi podcaste başlamaktan alıkoyuyorsa, masada herkese bir sandalye olduğunu bilmenizde fayda var. 

Her şey kusursuz olmalı

Bir felaket olan ilk podcast bölümüme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sesimin yetmediği, tonlamalarımın ise anlamsız olan bu bölümü çekerken ne kadar zorlandığımı ve onlarca kez baştan kayıt aldığımı hâlâ hatırlıyorum. Ancak sonuç itibariyle içeriğimi dünyaya yaymak istediğim için “yayınla” butonuna bastım. Sadece biz değil, dünyaca ünlü podcasterların da ilk yayınlarına baktığınızda kusursuz olmadıklarını görüp kervanın her zaman yolda düzüleceğini anlayabilirsiniz. Kimse mükemmel değil, olamaz da. Podcastinizin daha ilk bölümden mükemmel olması gerekmiyor. Açıkçası geliştikçe her zaman yeni şeyler öğreneceksiniz ve bir önceki bölümünüzü beğenmeyeceksiniz. Gereksiz mükemmelliyetçilik sizi engelleyen bir şey ise, bunu önemsememek en güzeli.

Bitirirken…

Yanlış bildiğimiz şeyler bizi bir şeylere başlamaktan, düşüncelerimizi yaymaktan ve başkasının hayatına bir şeyler katmaktan her zaman alıkoyan bir şey. Eğer profesyonel bir stüdyo yüzünden podcast yapmaya başlamıyorsanız bir hayalinizden vazgeçmiş olacaksınız. Ürettiğiniz içeriğin nerede, kimi ve nasıl etkileyeceğini, ne gibi izler bırakacağını bilemezsiniz. İnsanlara temas etmek ve dokunmak güzeldir. Yeter ki en başında belirttiğim süreklilik ve içerik gibi doğru şeylere odaklanalım.

Kaynak: T24
Yazar: İlkan AKGÜL

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND