Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir diplomalı ile diplomasızın farkı

Gündelik hayatın rutinleri bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırıyor. Rutinlere kapıldıkça hayata dair düşünmeye yeterince zaman ayıramıyoruz. Çünkü sistem “düşünmeye” pek sıcak bakmıyor, eğer kendi sistemini kurmazsan eğer! İşte gerçekleri görmek ve insanları anlayabilmek üzerine güzel bir hikaye…

kişisel gelişim
Gündelik hayatın rutinleri bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırıyor. Rutinlere kapıldıkça hayata dair düşünmeye  yeterince zaman ayıramıyoruz. Çünkü sistem “düşünmeye” pek sıcak bakmıyor, eğer kendi sistemini kurmazsan eğer! İşte gerçekleri görmek ve insanları anlayabilmek  üzerine güzel bir hikaye…

Diplomalı İle Diplomasız Falcı

Bir varmış bir de yokmuş. Birinin diploması, yıllarını verdiği eğitimi varmış, birinin ise yokmuş. Birinin çocukluğundan beri sahip olduğu bazı yetenekleri, bilgileri varmış, birinin ise yokmuş.

Diplomalı falcı çocukluğundan beri benim çocuğum okuyup büyük büyük adam olacak lafları arasında büyümüş. Her taktir belgesi aldığında karne ve belgeler baş köşeye konur, doktor olacak hepimizi iyileştirecek cümleleri ailesinde havalarda uçuşurmuş. O da bu duruma kulak misafiri olur, omuzları dikleşir sevinç dolarmış. Bir süre sonra bu his arzuya dönüşmüş. Okullar, dershaneler, test kitapları vb içinde yüzmüş drmuş. Gelmiş çatmış o büyük sınav

Ona kim olduğunu öğretecek bir sınavmıymış yoksa kim olmadığını mı? Bunları düşünmek bir kenara dursun soruları düşünmekten, düşünmeyi unutmuş mu acaba? Düşünmeyi bilmediğinden aklına bile gelmemiş bu sorular. Ne gerek varmış ki düşünmeye, bilse yetermiş. Soruları çözüp, iyi sonuç aldığında alıyormuş herkesten övgüyü. Çevresinden aldığı övgüler yetermiş ona, kim olmak istediğini ya da neyle mutlu olacağına düşünmeye ne gerekmiş…

Kazanmış! Doktor olacakmış artık. En iyi bölümmüş, tıp okuyormuş o. Üniversitenin en havalı bölümü. Sabahlara kadar çalış dur. Diğer bölümdekiler ise gezip duruyormuş, bölüm müymüş sanki onların ki, sınav dönemi çalış sonra yat. Özelmiş kendisi, bitirip doktor olacak. Ailenin vedari iftiharı.

Sonra Tus’u kazanmış. Artık kendisi psikiyatri asistanı. Ruh Bilimi! Bilgiler yetermiş ona…

Bir sürü hasta bakmış, neler öğrenmiş neler hocalarından. Uzmanlığa ulaşmış artık. Bir de ofis açmış kendisine, kapıda kocaman uzman psikiyatrist Tarık … yazıyor. Zaten 6 yıl, bedenin a’dan z’ye herşeyini öğrenmiş, üstüne birde psikoloji hakkında birsürü şey, tecrübeli hocalardan aldığı bilgiler, bir sürü hasta görmüş. Hastanede olduğu bazı günler kaç hasta baktığının hesabını bile tutamaz olmuş. Ama o iyiymiş, dürüstmüşte. Öyle ilaç firmalarıyla falan asla görüşmüyormuş. İlaçları sadece faydasına göre yazıyormuş. Böyle geçip gidiyormuş günler, geceler. Ama…

Bir gün ofisine giderken bir hastasıyla karşılaşmış, gülümseyerek merhaba nasılsınız demiş kadın. Tarık şaşkınlık içinde cevap verirken seansta konuştukları ve kadının ne kadar ağır depresyonda olduğu gelmiş aklına. Kadın sanki aklından geçenleri okumuş gibi. Biliyorum şaşırdınız ama mutluluktan uçuyorum Tarık bey. Zihnimi susturmayı öğrendim, esas benliğimi buldum. Yazdığınız ilaçlarıda bir günde bıraktım. Kardeşim kolumdan tutup Leyla hanım diye birine götürdü beni. Ümitsizce gittim, öyle sizin gibi uzman falanda değildi yani. Ama daha kapıdan girince herşeyi anladı sanki ama sessizce dinledi beni. Sonrada söylediği 2-3 cümleyle sanki dünyamı değiştirdi, beni okudu sanki. Artık ona gidiyorum, depresyondan çıkmak yetmez artık bana, onunla bu dünyada nasıl huzurla yaşayacağımı öğreniyorum. Zaten yeride sizin üst katınızda. Bence yöntemini sizde öğrenin ilaçlardan kurtarın milleti diye anlatıp durmuş kadın.

Tarık belli etmesede hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı, güvenliğe soracaktı kimdi bu kadın? Nasıl onun kadar eğitime sahip olmayan birisi bu övgüleri alabilirdi. En üstte kendisi olmalıydı, öyle öğrenmiş hep. Kutsal meslek onunkisi.

Güvenlik başladı anlatmaya, kendisinin 3. gözü çok açıktır vallahi, prensipleri var hergün sadece 4 kişi alır o kadar. Ama her gelen bir daha gelir, ilginçtir ama başlarda her gelen suratsız bir şekilde selamsız sabahsız gelir sonra bir bakarsın yüzünde güller açarak bir sürü iyi dilek dileye dileye gider.

Güvenlik görevlisinin her cümlesinde daha da sinirlenmeye başlamıştı, kendisinden belkide daha fazla para kazanan birisi. Hemde onun gibi yıllarını kitaplarda okullarda harcamayan. Ona 10 gelenden sadece ikisi sürekli gelmeye devam ediyordu. Çıldırmıştı, birşeyler yapmalıydı, o kadar okumuştu. Ne olduğu belirsiz bir kadın çıkmıştı ortaya. İsyan etti bu duruma. Diplomasız falcı bunlar dedi öfkeden çıldırarak. Hergün takip etmeye başladı. Güvenlik görevlisin dediği doğruydu sadece 4 kişi geliyordu ama sürekli geliyordu.

O gün aklına geldi, arayıp randevu alacak ve tüm öfkesini kusacaktı Leyla denen kadına. Sekreterinden duydugu şey karşısında daha da deliye döndü, en erken randevuyu 2 ay sonraya verebilirdi ama yardımcı olmaya çalışırım mutlaka yer açılırsa demişti mutlulukla sekreter. Bu onu daha da şok etmişti.

Yerinden hızla kalktı ve koşar adımlarla üst kata çıktı. Kapıyı açan sekretere acilen Leyla hanımı çağır diye bağırdı. Sekreter yüzünde ki içten gülümseme ile durdurmaya çalışsada olmuyordu, o sırada odasından çıkan Leyla hanım beyazlar içinde ki elbisesi ile huzurla gülümseyerek merhaba sizin için ne yapabilirim dedi.

Diplomalı Tarık bağırmaya başladı, siz şarlatanlar insanlara zarar veriyorsunuz, falcısınız hepiniz, insanları kandırıp paralarını alıyorsunuz. Yok 3. gözün açıkmışmışta, yok huzuru biliyormuşsunda, yok herkes değişiyormuşta, şarlatansınız hepiniz dedi öfkesinin içinde boğularak. Leyla, gülümseyen suratıyla buyrun oturun diye koltuğu gösteriyordu, bu huzura karşılık iyice canı sıkıldı Tarık’ın, işiniz gücünüz oyun, insanlarıda bu sözde huzurla kandırıyorsunuz diye devam etti. Leylanın yüzünden huzur dolu tebessümü hiç eksik olmamıştı yine aynı ifadeyle karşısına oturdu Tarık’ın.

Siz kalkmış sözde insanların problemlerini çözüyorsunuz. Falcılık yapıyorsunuz diye bağırmaya devam ediyordu Tarık.

Leyla ise artık dur denmesi gerektiğini hissediyordu. Bakın Tarık bey öncelikle size birşey açıklamak zorunda değilim ancak bir insanı bu kadar çok öfkelendirdiysem bunun olması hoşuma gitmez o yüzden izninizle düşüncelerimi açıklayacağım. Bir sürü eğitimden geçip psikyatrist oldunuz sonra hastanelerde nöbetler, koşuşturmacalar yaşadınız, insanlara yardım etmeyi bir amaç olarak belirlediniz. Size herşey bilim ve kanıt olarak öğretildi.
“Günde kaç hasta bakıyorsunuz?” Size ne bunlardan dedi yine Tarık.
Leyla sanki Tarık’ın söylediklerini umursamamış gibi sorularına devam etti.

Peki siz bir psikiyatrist olarak kişinin problemini nasıl anlarsınız? Neleri dikkate alırsınız?
Artık otururken bile bazı şeylerinin anlıyorum, sonra konuşmaya başlıyorlar o zaman iyice anlıyorum. Analiz ediyorum sonra da ona göre tedavi yöntemi belirliyorum.
Peki ben size hastaneye geliyorum, gün içerisinde ki 15 dakika ayırabileceğiz hastalarınızdan biri olarak. O gün inanılmaz kötü bir olay yaşadım ve hayattan bezmiş bir halde size geliyorum 15 dk zamanımız var otuyorum ve hayatın ne kadar berbat olduğunu anlatıyorum ve bunun gibi bir sürü veri veriyorum size. Siz ne yapıyorsunuz tedavi yöntemi belirliyor, hatta büyük ihtimalde bana ilaç yazıyorsunuz degil mi?

Evet dedi Tarık düşünceli halde…

Peki siz beni 15 dakika için, benim kendimce size verdiğim verilerle çözdünüz ve sonuç çıkartıp teşhiş koyup ilaç yazabildiniz değil mi?
Tarık bey esas bu bir falcılıktır. Hatta falcıların yaptığından daha da büyük falcılıktır. Siz insan bedenine net verilerle teşhiş koyabilirsiniz de ruhuna nasıl? Ben asla falcılık yapmıyorum, kimseyede teşhiş koymuyorum. Teşhiş koymak bence doktorun bile haddine değildir.

İnsan bedenini geçici şeylerle iyileştirebilirsiniz ama insan ruhunu nasıl?
Sen kalk git kendini bul, ruhunu bul, seni bul.
Sonrada bu müthiş eğitimin ile başkalarını buldurmaya yardım et.
Önce sen duygularını tanıyıp, duygularını kullanmayı öğren, ögren ki burayı bu şekilde basamayasın, sonra eğitimin ne olduğunu ögren.
6 yıl ruh için çok uzun süre, ruh bilenler için çok uzun süre.
Bedeni bilinci bilenler içindir bu diplomalar, eğitimler, anca öğrenir anca sınavı geçersin.
Ruhla yaşayanlar veremez 6 yılını sadece bedene sadece başkalarının yazdıkları kitaplardaki bilgilere. Deney yapıp, araştırma yapıp, doğru bu diye söylenip, 2 yıl sonra başka bir veriyle değişiklik yapılan sözde kesin sonuçlara, ilaçlara…

Ben sizin gibi madde ve beden doktoru değilim Tarık bey. Hiçbir zamanda olmayacağım. Siz bedenle, maddeyle hayatlarını geçici iyileştirenlerle çalışırsınız, ben ise; özüne ulaşıp herşeyin cevabını kendilerinden alacaklarla. Düşünün Tarık bey, çıkın verilerden sözde kitaplardan.

Şems, Mevlananın kitaplarını neden yok etmiştir bilir misiniz? O’nu, Öz’ü hiçbir kitap anlatamaz diye mi acaba? Düşün, belki bir gün cevap kendiliğinden gelir.

Bakın ne demiş Mevlana;

Beden doktorları doktorluğu yeni öğrenmiştir zaten…Onlar, hastalığı teşhiş etmek için idrara vesaireye muhtaçtır. Fakat kamil, Allah doktorları, uzaktan adını duydular mı varlığının ta derinlerine kadar girerler! Hatta sen doğmadan yıllarca evvelki hallerini bile görürler.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND