Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir dehanın 15 maddelik anatomisi

Mimarlık tarihimizin en önemli simgesi olan, yaratıcı dehasıyla klasik Osmanlı mimarisinde inşa ettiği eşsiz yapıtlarını hem kültürümüze hem de dünya mimarlık mirasına kazandıran Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden ve hayatından kesitleri derledik.

Mimarlık tarihimizin en önemli simgesi olan, yaratıcı dehasıyla inşa ettiği eşsiz yapıtlarını hem kültürümüze hem de dünya mimarlık mirasına kazandıran Mimar Sinan’ın hayatına daha yakından bakmak ister misiniz? İşte 15 maddede büyük deha Mimar Sinan…

1. Kayseri’nin Ağırnas Köyünde Doğdu

Abdülmennan oğlu Sinan’ın doğum tarihi kimi kaynaklarda 1488, kimilerinde ise 1490 olarak verilir. Ama Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğduğu kesindir. Abdülmennan babasının adı değildir. O da, Osmanlı’da diğer devşirmeler ya da din değiştirip Müslüman olanlar gibi, baba adı olarak Allah’ın kulu anlamına gelen Abdülmennan, Abdullah, Abdurrahman isimlerinden birini alır.

II. Selim’in bir fermanından anlaşıldığı üzere Sinan’ın akrabaları, Osmanlı Devleti’nin egemenliğini kabul etmiş gayrimüslümlerdir. Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, “Sinan, etnik kimliğini hiçbir zaman ortaya koymamış, bu onun için önemli değil, kendisini gerçek bir Osmanlı olarak tanımlıyor” der.

2. Mihri ve Gülruh Adında 2 Eşi, 5 Kızı ve 2 Oğlu Vardır

Devşirme olarak girdiği Yeniçeri Ocağı’nda dülgerlikle işe başlayıp, zekası, yeteneği ile mimarbaşılığa yükselmiş, tüm Osmanlı’daki inşa işlerinden sorumlu olmuştur.

İbrahim Hakkı Konyalı “Bıraktığı vakfiyelere göre Mihri ve Gülruh adında 2 eşi, 5 kızı, 2 oğlu olduğunu söyler.”

3. Osmanlı’da Otobiyografisini Yazdırmış Tek Kişidir

Sinan’ın iç dünyası ve 50 yıl boyunca yürüttüğü baş mimarlık yolculuğuna ait cevapları bulacağımız eser: Sinan’ın kendi anlatımıyla, Sai Mustafa Çelebi’ye kaleme aldırttığı “Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye” (Mimar Sinan’ın Anıları).

4. 48 Yaşında Baş Mimarlığa Atandı

Yeniçeri ocağında katıldığı seferler,  ona çağın önemli kentlerini görmesini, daha sonraki tasarımlarında etkili olur. Sinan’ın dönüm noktası, 1536’daki Karaboğdan Seferi’nde Prut Nehri üzerine yaptığı köprüyle olur. Çünkü bataklık alanda günlerce uğraşılmasına karşın köprü yapılamaz. Kanuni, görevi Sinan’a verir.

Bu başarısının ardından, 17 yıl süren yeniçerililikten sonra, baş mimarlığa atanır. 48 yaşındadır.

5. Baş Mimar Olarak İlk Eseri: Haseki Sultan Camii ve Medresesi

Sinan’ın başmimar olarak yaptığı ilk işi Haseki Sultan Camii ve Medresesidir.

6. Çıraklık Eseri: Şehzade Camii

Bunun ardından Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmet’in genç yaşta ölümü üzerine, Sinan evrensellik yolunda ilk adımını attığı eseri olan Şehzade Camii’ni yapar. Sinan bu eserine çıraklık eserim der.

Sinan ilk büyük eserini şöyle tanımlar:

“Kubbe ile iki minaresi, sanki iç aydınlığına sahip bir yaşlının önünde saygıyla ayağa kalkmış yakışıklı uzun boylu iki gencin, huzurda duruşlarını andırıyor.”

7. Kalfalık Eseri: Süleymaniye Camii

Kanuni, büyük bir padişah olarak muhteşem bir külliye yaptırmak hevesindeydi. Bunun mümkün olup olmadığını Sinan’a sordu. Sinan, “Devletinizde her şey mümkündür” dedi. Sinan, Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük ve daha estetik bir kubbeyi, caminin üstüne kondurmak istiyordu. Ancak, caminin kubbesi Ayasofya’ya yaklaşsa da geçememiştir.

Sinan’ın düşmanları, ki bunların başında Sadrazam Rüstem Paşa da (Mihrimah Sultan’ın eşi) vardı, bu kadar büyük bir kubbenin tutturulmayacağını ve Sinan’ın bu yüzden inşaatı bitirmeyi geciktirdiğini söylüyorlardı.

Prof. Dr. Gülru Necipoğlu bu konuda şöyle diyor:

“Otobiyografik metinlerde Mimar Sinan’la, Sultan Süleyman başrolde. Bu metinlerde Sinan’ın, Süleyman’a aşırı bağlılığı anlatılıyor. O yüzden bu ilişki, Ferhat ve Şirin’in hikayesine benzetiliyor. Ferhat nasıl Şirin için bir dağ kazdıysa Sinan da Sultan Süleyman için Süleymaniye’yi adeta bir dağ gibi İstanbul silüetine yerleştiriyor. Padişahla baş mimarının ilişkisi inişli çıkışlı. Süleyman bazen onu azarlıyor, hatta Süleymaniye’yi vaktinde tamamlaması için tehdit bile ediyor. Sinan bu durumlarda Sultan Süleyman’ı kötülemektense onun etrafındaki gammazları suçluyor. Beni kıskandıkları için padişaha aklımı yitirdiğimi söylediler, kubbeyi tamamlamaya kadir olmadığımı iddia ettiler gibi dedikodulara yer veriyor otobiyografik metinlerde. Ama sonunda tamamen adil bir sultan olduğu için, Sinan da bu iddiaların haksızlığını ortaya koyduğunda onu çok ödüllendiriyor ve caminin açılma merasiminde de anahtarı ona verdiriyor. Sinan hiçbir zaman Kanuni’ye toz kondurmuyor.”

8. Mihrimah Sultan Camii

Edirnekapı ve Üsküdar’da yapılan Mihrimah Sultan Camileri, mimari özelliklerinden çok, Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu kurgusal aşkla anılır oldu.

Rivayete göre, Koca Sinan derin bir tutkuyla aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır ama ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Kimi sanat tarihçilerinin iddialarına göre, Mihrimah Sultan adına yapılan külliyelerin duru, gösterişsiz ve asil duruşuna rağmen içinin alabildiğine aydınlık olmasında da Sinan’ın duygularının izleri sürülebilir. Acaba Sinan Mihrimah Sultan’ın iç güzelliğini bu şekilde mi anlatmaya çalışmıştır? Yine iddialara göre Sinan’ın Mihrimah Sultan’ın eşi Rüstem Paşa için yaptığı caminin çinilerinin ve süslemelerinin tüm ihtişamına rağmen diğer bütün yapılarının aksine daha karanlık olmasının altında da bu aşkın izleri vardır.

Matematik dehası Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan’ın Güneş’le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır.

Şairlerle, Baki’yle dost olan bir sanatkarın, bu eserinin böylesi şiirsel anlatımının olması kadar doğal bir şey yoktur. Kaldı ki Sinan’ın tüm eserleri, yazdırdığı otobiyografisinde de şiirsel imgeler mevcuttur. Böyle bir aşk gerçekte yoktur ama dizilerde olabilir.

Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu “Artur Stratton, 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikaye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum” der.

Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu aşkın hiçbir şekilde belgelenemediğini vurgulayarak, “Hikayenin bir fanteziden, efsaneden öteye geçmesi mümkün değil. Kişi Mimar Sinan da olsa imparatorluğun sadrazamının tek eşine böyle duygular beslemesi hayatının sonu anlamına gelir. Camilerin yerleri seçilirken veya mimarisinde, Mihrimah Sultan’a özel hesaplar yapılmış olması da bu aşkın varlığını kanıtlamaya yetmez. Mimar Sinan, hangi eserinde hesap yapmamıştır ki?” diyor.

9. Ustalık Eseri: Selimiye Camii

Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra zengin bir hazineyi miras alan II. Selim, Yemen ve Kıbrıs fetihlerinden sonra büyük bir cami yaptırmaya heveslenir. Mimar Sinan da bu iş için padişahı heveslendirmekte, “Bazı mimar geçinenler, Osmanlılar Ayasofya kubbesi kadar büyük kubbe yapamadılar, üstünlük bizdedir. Şöyle bir kubbe yapıp dillerini kessem. Bunların bu geçersiz iddiaları beni helak eyler ve belki bütün islamları üzer” demektedir.

Bir gün Sinan, cami için İstanbul’da uygun bir arsa ararken Padişah tarafından çağrılır. Padişah, Sinan’a Hazreti Peygamberi rüyasında gördüğünü ve Peygamber’in kendisine caminin Edirne’de inşa edilmesini emrettiğini anlatır. Sinan, Padişah’ın beraberinde Edirne’ye gelir. O sırada Padişah, gördüğü ikinci rüyada yine Hz. Peygamberin kendisine “Camiyi, Kavak Meydanı’na bina eyle!” diye buyurduğunu bildirir. Bunun üzerine yüzlerce kurban kesilip hafızların okudukları Kur’an ve dualarla caminin temeli kazılıp ilk taş konur.

Sinan, Kanuni’den sonra II. Selim için de Edirne’de Selimiye Camisi ve külliyesini inşa etti. Sinan’a göre Selimiye ustalık eseridir. Dünya mimarlık tarihine, büyük kubbeli yapıya, yeni bir kimlik kazandırmıştır. Selimiye’nin kubbesi, 31,5 metre çapında ve mükemmele yakın bir küreselliktedir. Ayasofya’nın kubbesi ise yayvandır, kısa çapı 31 metreden küçük, uzun çapı 33 metredir.

10. Kırkçeşme Su Kemerleri

Kanuni Sultan Süleyman devrinde baş şehir İstanbul’un nüfusunun hızla artması sebebiyle, suları kâfi gelmemiş, su sıkıntısı baş göstermiştir. Bu sebeple, Belgrad Ormanları’ndan su getirilmesine karar verilmiştir.

İstanbul’daki tarihi su yapılarının en mükemmelleri ise elbette Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Maliyeti yüksek olan bu eser, 1554-1563 yılları arasında yapılmış ve  Kırkçeşmeler adıyla bilinir. Günümüzde de çalışmakta, şehrin bir bölümüne su vermektedir.

11. Kılıç Ali Paşa Camii

Kılıç Ali Paşa, 14 yaşında papaz olmak için Napoli’ye giderken Kuzey Afrikalı bir korsana esir düşüyor ve Müslüman oluyor. Adı Ali’ye çevriliyor. Kaptan-ı Derya’lığa kadar yükseliyor.

İstanbul’a bir cami yaptırmak ister. Devrin padişahı II. Selim’e bu isteğini iletir, o da “İstanbul’da cami yapılacak yer yok”diye geri çevirir. Kılıç Ali Paşa bir emirle Tophane Rıhtımı’nı doldurtur. Mimar Sinan’dan yardım ister, proje çizilir ve cami yapılır.

Kılıç Ali Paşa Câmii’nin kubbesinin iki yanında yarım kubbeleri, diğer iki yanında kemerleri ve destek duvarları vardır. Bu haliyle adeta Ayasofya’nın küçük bir benzeridir. Ama ondan daha güzel, daha ferah ve aydınlıktır. Mihraptaki İznik çinileri çok güzeldir.

Garip ama, Don Kişot’un yazarı İspanyol romancı Cervantes de Kılıç Ali Paşa Camii’nin inşaatında çalışmıştır. Ama amele olarak. Mimar Sinan’ın emrinde cami inşaatında çalışanların isimlerinin yazılı olduğu defterler vakıflar arşivinde bulundu ve içinde Cervantes’in de ismine rastlandı. Romancı, Haçlı Donanması’nda askerdi. İnebahtı Savaşı’nda İspanya’ya dönerken 1575’te bindiği kadırga Osmanlı Donanması tarafından kuşatıldı. Cervantes, Kılıç Ali Paşa’ya esir düştü. Birkaç sene İstanbul’da kalıp cami inşaatında da çalıştıktan sonra sahibi tarafından azat edildi. O da İspanya’ya döndü.

12. Piyale Paşa Camii

Sinan, Piyale Paşa Camii’ni ise Kaptan-ı Derya Piyale Paşa için yapıyor.

Piyale Paşa, denizcilik tarihimizin az bilinen şahsiyetlerinden biridir. Macaristan’da bir Hırvat kunduracının oğlu iken Mohaç Seferi’nden sonra devşirilerek saray hizmetine alınan ve Enderun adı verilen saray akademisinde yetiştirilen Piyale Paşa, Kaptan-ı Deryalığa kadar yükseldi. II. Selim’in de damadıdır.

Paşa, Sinan’dan gemiye benzer bir cami yapmasını ister. Camiye belli açılardan bakınca gemi gibi, minaresi de gemi direği gibi görünüyor. Minarenin caminin iç kısmında yer alması pek alışılmış  bir durum değil. Selçuklu’larda kullanılan cami mimarisinin özgün bir yorumu. Mimarisi diğer Sinan camilerinden biraz farklı olması, Sinan gözetiminde başka bir mimar tarafından yapılmış olabileceğini de düşündürüyor.

İlber Ortaylı, bu cami ile ilgili şöyle der:

“Piyale Paşa Camii ilginç bir yapıdır. İlk bakışta bir tersaneyi andıran kayıkhane gözleri üzerinde yükselir. Bu ilginç yapıda imparatorluğun denizaşırı İtalyan komşularından gelen esintiler de göze çarpar. İstanbul’un bu kıyı semtindeki görkemli eser Osmanlı’nın mimarisinin Rönesans dünyasıyla da bütünleştiğini gösteriyordu.”

13. Toplam 356 Eseri Bulunur

Yaşamı boyunca 4 padişah görmüştür: Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat. Ama üçünde, mimarbaşı olarak çalışmıştır. Cami, mescit, türbe, köprü, kervansaray, hastahane, hamam, mahzen, imarethane olmak üzere 356 eseri vardır.

14. Adının Önüne Mütevazı Sıfatlar Eklemiştir

İmzası “El-fakir Sinan sermi’mârân-ı hassa”, Saray baş mimarı garip Sinan’dır. Mührünün ortasında “El fakîr-ül hakîr Sinan” (Zavallı fakir Sinan), alt bölümünde “Pir ser-mimârân habâr müstement” (Aciz mimar başının mührü) ve üst bölümünde “Bende-i miskîn kemîne derdmend” (Çok fakir değersiz dertli) sözleri yer alır.

15. 1588’de 99 Yaşında Vefat Etti

Mimar Sinan uzun bir ömür sürdü. 99 yaşında hayata veda etti.

Süleymaniye Camii, yakınındaki mütevazı türbesinin dua penceresinde hattat Karahisari’nin yazdığı kitabede “Giçdi bu demde cihandan p’ir-i / Mimarân Sinan”  yazar.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Hafızadaki yüzler resme döküldü

Kanada’nın Toronto Scarborough Üniversitesi’ndeki nörologlar, elektroensefalografi (EEG) verilerine otomatik öğrenme (machine learning) tekniği uygulayarak “hafızadaki yüzleri resme dökmeyi” başardı.

Araştırmayı yöneten Prof. Dr. Adrian Nestor, “Bu çalışmadaki yenilik, EEG verileri ve otomatik öğrenme tekniğini kullanarak katılımcının görsel deneyiminin tahmini bir temsilini yeniden yaratmak” dedi.

Nestor, gönüllü katılımcının kafasına yerleştirilen EEG’nin verilerine ışık tutulduğunu belirtirken, “İnsan yüzü gibi zihinsel temsilleri algıladığımız biçimiyle yeniden oluşturmaya çalıştık” diye konuştu.

Scarborough Üniversitesi’nde EEG verileri üzerine araştırmalar yapan Dr. Dan Nemrodov ise ilk başta bu teknikle hafızadaki yüzlerin resme döküleceğine” ihtimal vermediğini anlattı, “Nestor bana geldiğinde ona bunun zor olacağını ama deneyebileceğimizi söyledim. Sonuçta o kazandı, ben kaybettim. Teknik gayet iyi çalışıyor” dedi.

Yapılan araştırmanın videosu aşağıdadır:

Kaynak: bbc türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Çinli Şirket az adım atan çalışana para cezası veriyor

Çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesen şirket eleştirildi.

Çin’de ayda 180 bin adımdan az atan çalışanlarına para cezası veren şirket eleştirilerin hedefinde. Information Times gazetesine göre Guangzhou’da bir emlakçı, çalışanlarına eksik attıkları her adım için 0,01 yuan (0,0078 TL) ceza kesiyor.

Gazeteye konuşan şirketin çalışanlarından biri, sürekli fazla mesaiye kalmaları gerektiği için çalışma saatleri dışında 6 saat atma imkanlarının olmadığını söylüyor:

“Şirketin daha fazla egzersiz yapmamızı istemesini anlıyorum ama şimdi adım hedefini tutturmak için yürümekten uyumaya yeterli vakit ayıramıyorum.”

Yerel bir hukuk firmasında çalışan Liu Fengmao, şirketin çalışanların attıkları adımı bir performans göstergesi olarak takip etmesinin yasal bir temeli olmadığını ve bu kuralın ilerde işveren için sorun çıkarabileceğini belirtiyor.

Liu’ya göre işçiler mesai saatleri dışında yürümeleri gerektiğinde bunun fazla mesai olduğunu söyleyebilir veya yürüyüş sırasında sakatlık yaşadıklarında bunu çalışma sırasında yaşanan bir iş kazası olarak gösterebilir.

Information Times’a göre Guangzhou’daki emlakçı çalışanlarına bu tip bir kural getiren ilk şirket değil.

Ocak 2017’de teknoloji şirketi Congqing çalışanlarının günde 10 bin adım atmasını talep etmişti. Chongqing Evening Post gazetesi şirketin bu kriteri bir performans ölçütü olarak kullandığını yazmıştı.

“Şirket, maaşlardan kesinti yapmak için bahane arıyor”

Sosyal medya sitesi Sina Weibo’da da kullanıcılar Guangzhou’daki emlakçının bu uygulamasını şaşkınlıkla karşıladı. Bir kullanıcı “Şirket çalışanlarının maaşlarından kesinti yapmak için bahane arıyor” ifadelerini kullandı.

Bazı kullanıcılar ise kararı “Bu uygulama çalışanları sağlıklı kılar” ifadeleriyle destekledi.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya devam et

MAKALE

Bağlanma korkusu: Neden bazıları “ıssız insan” olmayı seçer?

İnsanın sosyal etkileşimi, temel bir ihtiyaç. Peki neden bazı insanlar, başka insanlardan kaçar? Bağlanma korkusunun mekanizması nasıl çalışır? Bağlanamayanları anlamak için yararlı bir yazı…

Flörtleşme döneminde bir çoğumuzun başına gelmiştir: biriyle görüşüyorsunuz, beraber vakit geçirmeyi seviyorsunuz ve birbiriniz tanımaya çalışıyorsunuz. Aranızdaki ilişki doğru yönde gidiyor gibi duruyor, ancak bu ilişkinin adını koymak istediğinizi belirttiğiniz anda durum birden değişiyor. Görüştüğünüz kişi sorularınıza daha kaçamak cevaplar vermeye başlıyor ve mesajlarınıza daha az geri dönüş yapıyor. Gelecek ile ilgili bir plan yaptığınızda konuyu değiştirmeye çalışıyor.

Karşılıklı oturduğunuzda ve “neler oluyor?” diye sorduğunuzda büyük ihtimalle “bağlanmaktan korkuyorum” veya buna benzer bir cevap alacaksınız.

Bazıları için bu konuşma daha geç de gerçekleşebilir. Artık bir ilişki içindesinizdir, ancak ilişkiniz daha da ciddileşmeye başlayınca partneriniz sizden uzaklaşabilir. Bunun üzerine kendinizi “ne oldu öyle” diye düşünürken bulabilirsiniz.

“Bağlanmaktan korkmak teriminin sık sık kullanıldığını duyarız ama aslında bu ne anlama geliyor? Huffington Post’tan Kelsey Borresan bu sorunun cevabını öğrenmek için uzmanlarla görüştü.

Eğer biri size “bağlanma sorunlarından” bahsediyorsa yakınlık kurmaktan ve ilişkinizin çok hızlı ilerlemesinden rahatsız oluyordur.

“Sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir”

Psikolog Samantha Rodman bu konu ile ilgili olarak “ Sizi seviyor olabilir, hatta size aşık bile olabilir ancak sizin ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi karşılayamamaktan korkuyor olabilir” diyor.

“Bağlanma sorununun” kökleri korkulara, inançlara hatta kişinin aile hayatında veya daha önceki ilişkilerinde yaşadığı kötü tecrübelere dayanıyor olabilir. (Örneğin çocukluğunda anne ile babasının kavgalı bir boşanma yaşamasına tanık olmuş olabilir)

Unutmamak gereken bir başka detay ise her insanın nihai amacının uzun bir ilişki olmadığı.

“Bir ilişkinin içinde sıkışıp kalmaktan korkuyor veya büyük kararlar vermekte zorlanıyor olabilirler” diyor psikolog Ryan Howes ve ekliyor; “ Belki de geçmişte kendileri ile uyumlu olmayan insanlarla ilişki yaşamışlardır veya ilişkileri beklemedikleri bir şekilde aniden bitmiş, bu yüzden de kendilerini reddedilmiş hissetmişlerdir”. Howes bu konu hakkındaki düşüncelerini “Tipik olarak bağlanmakta korkan insanlarda geçmişten gelen bir korku vardır ve bu korku genel olarak ilişkilerinin bitmesine sebep olur” diyerek özetliyor.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız”

Bir başka olasılık ise karşınızdaki kişinin size karşı olan ilgisini kaybettiği ve “bağlanma sorunlarını” ilişkinizi sonlandırmak için kullanıyor olması. Bu gerekçe gerçek olsa da olmasa da bunu görüştüğünüz kişinin artık sizinle bir ilişki yaşamak istemediğine dair bir sinyal olarak algılamalısınız.

“Eğer biri bağlanma sorunları olduğunu söylüyorsa ona inanmalısınız. Bazı insanlar bunu ciddiye almıyor ve bir süre sonra karşılarındaki kişinin istediğinin evlilik veya beraber yaşamak olmadığını fark edince hayal kırıklığına uğruyor” diyor Rodman.

Bağlanmaktan korkan insanlar bazen size karışık sinyaller verebilirler. İlişkinizin bir sonraki adımının ne olduğunu konuştuğunuzda farklı cevaplar verdiğini hissedebilirsiniz. Tahminen sizinle bir sene sonrası için tatil planı yapmayacaklardır. Bazen arkadaşları etrafında geçirdiğiniz zamanı bile kısıtlayabilirler ki ilişkiniz biterse arkadaşlarına çok bağlanmış olmayın.

“Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir

Howes bağlanma sorunu olan insanların kavgadan kaçınmak için sorunların kendi kendisini çözmesini beklediğini, fakat aynı zamanda da bağlanmaktan korktukları için ilişkiyi bitirmeye hazır olduklarını ifade ediyor. “İçlerinde sürekli çatışıyorlar” diyor Howes.

Rodman ise “Bağlanma sorunu olan insanlar bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetmeyi iyi öğrenmiştir. Bu sebepten dolayı partnerlerine açılmaları zor olabilir.” diyor.

Kaynak: t24

Okumaya devam et
Advertisement

TREND