Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir dehanın 15 maddelik anatomisi

Mimarlık tarihimizin en önemli simgesi olan, yaratıcı dehasıyla klasik Osmanlı mimarisinde inşa ettiği eşsiz yapıtlarını hem kültürümüze hem de dünya mimarlık mirasına kazandıran Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden ve hayatından kesitleri derledik.

kişisel gelişim

Mimarlık tarihimizin en önemli simgesi olan, yaratıcı dehasıyla inşa ettiği eşsiz yapıtlarını hem kültürümüze hem de dünya mimarlık mirasına kazandıran Mimar Sinan’ın hayatına daha yakından bakmak ister misiniz? İşte 15 maddede büyük deha Mimar Sinan…

1. Kayseri’nin Ağırnas Köyünde Doğdu

Abdülmennan oğlu Sinan’ın doğum tarihi kimi kaynaklarda 1488, kimilerinde ise 1490 olarak verilir. Ama Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğduğu kesindir. Abdülmennan babasının adı değildir. O da, Osmanlı’da diğer devşirmeler ya da din değiştirip Müslüman olanlar gibi, baba adı olarak Allah’ın kulu anlamına gelen Abdülmennan, Abdullah, Abdurrahman isimlerinden birini alır.

II. Selim’in bir fermanından anlaşıldığı üzere Sinan’ın akrabaları, Osmanlı Devleti’nin egemenliğini kabul etmiş gayrimüslümlerdir. Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülru Necipoğlu, “Sinan, etnik kimliğini hiçbir zaman ortaya koymamış, bu onun için önemli değil, kendisini gerçek bir Osmanlı olarak tanımlıyor” der.

2. Mihri ve Gülruh Adında 2 Eşi, 5 Kızı ve 2 Oğlu Vardır

Devşirme olarak girdiği Yeniçeri Ocağı’nda dülgerlikle işe başlayıp, zekası, yeteneği ile mimarbaşılığa yükselmiş, tüm Osmanlı’daki inşa işlerinden sorumlu olmuştur.

İbrahim Hakkı Konyalı “Bıraktığı vakfiyelere göre Mihri ve Gülruh adında 2 eşi, 5 kızı, 2 oğlu olduğunu söyler.”

3. Osmanlı’da Otobiyografisini Yazdırmış Tek Kişidir

Sinan’ın iç dünyası ve 50 yıl boyunca yürüttüğü baş mimarlık yolculuğuna ait cevapları bulacağımız eser: Sinan’ın kendi anlatımıyla, Sai Mustafa Çelebi’ye kaleme aldırttığı “Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye” (Mimar Sinan’ın Anıları).

4. 48 Yaşında Baş Mimarlığa Atandı

Yeniçeri ocağında katıldığı seferler,  ona çağın önemli kentlerini görmesini, daha sonraki tasarımlarında etkili olur. Sinan’ın dönüm noktası, 1536’daki Karaboğdan Seferi’nde Prut Nehri üzerine yaptığı köprüyle olur. Çünkü bataklık alanda günlerce uğraşılmasına karşın köprü yapılamaz. Kanuni, görevi Sinan’a verir.

Bu başarısının ardından, 17 yıl süren yeniçerililikten sonra, baş mimarlığa atanır. 48 yaşındadır.

5. Baş Mimar Olarak İlk Eseri: Haseki Sultan Camii ve Medresesi

Sinan’ın başmimar olarak yaptığı ilk işi Haseki Sultan Camii ve Medresesidir.

6. Çıraklık Eseri: Şehzade Camii

Bunun ardından Kanuni’nin oğlu Şehzade Mehmet’in genç yaşta ölümü üzerine, Sinan evrensellik yolunda ilk adımını attığı eseri olan Şehzade Camii’ni yapar. Sinan bu eserine çıraklık eserim der.

Sinan ilk büyük eserini şöyle tanımlar:

“Kubbe ile iki minaresi, sanki iç aydınlığına sahip bir yaşlının önünde saygıyla ayağa kalkmış yakışıklı uzun boylu iki gencin, huzurda duruşlarını andırıyor.”

7. Kalfalık Eseri: Süleymaniye Camii

Kanuni, büyük bir padişah olarak muhteşem bir külliye yaptırmak hevesindeydi. Bunun mümkün olup olmadığını Sinan’a sordu. Sinan, “Devletinizde her şey mümkündür” dedi. Sinan, Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük ve daha estetik bir kubbeyi, caminin üstüne kondurmak istiyordu. Ancak, caminin kubbesi Ayasofya’ya yaklaşsa da geçememiştir.

Sinan’ın düşmanları, ki bunların başında Sadrazam Rüstem Paşa da (Mihrimah Sultan’ın eşi) vardı, bu kadar büyük bir kubbenin tutturulmayacağını ve Sinan’ın bu yüzden inşaatı bitirmeyi geciktirdiğini söylüyorlardı.

Prof. Dr. Gülru Necipoğlu bu konuda şöyle diyor:

“Otobiyografik metinlerde Mimar Sinan’la, Sultan Süleyman başrolde. Bu metinlerde Sinan’ın, Süleyman’a aşırı bağlılığı anlatılıyor. O yüzden bu ilişki, Ferhat ve Şirin’in hikayesine benzetiliyor. Ferhat nasıl Şirin için bir dağ kazdıysa Sinan da Sultan Süleyman için Süleymaniye’yi adeta bir dağ gibi İstanbul silüetine yerleştiriyor. Padişahla baş mimarının ilişkisi inişli çıkışlı. Süleyman bazen onu azarlıyor, hatta Süleymaniye’yi vaktinde tamamlaması için tehdit bile ediyor. Sinan bu durumlarda Sultan Süleyman’ı kötülemektense onun etrafındaki gammazları suçluyor. Beni kıskandıkları için padişaha aklımı yitirdiğimi söylediler, kubbeyi tamamlamaya kadir olmadığımı iddia ettiler gibi dedikodulara yer veriyor otobiyografik metinlerde. Ama sonunda tamamen adil bir sultan olduğu için, Sinan da bu iddiaların haksızlığını ortaya koyduğunda onu çok ödüllendiriyor ve caminin açılma merasiminde de anahtarı ona verdiriyor. Sinan hiçbir zaman Kanuni’ye toz kondurmuyor.”

8. Mihrimah Sultan Camii

Edirnekapı ve Üsküdar’da yapılan Mihrimah Sultan Camileri, mimari özelliklerinden çok, Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu kurgusal aşkla anılır oldu.

Rivayete göre, Koca Sinan derin bir tutkuyla aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır ama ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Kimi sanat tarihçilerinin iddialarına göre, Mihrimah Sultan adına yapılan külliyelerin duru, gösterişsiz ve asil duruşuna rağmen içinin alabildiğine aydınlık olmasında da Sinan’ın duygularının izleri sürülebilir. Acaba Sinan Mihrimah Sultan’ın iç güzelliğini bu şekilde mi anlatmaya çalışmıştır? Yine iddialara göre Sinan’ın Mihrimah Sultan’ın eşi Rüstem Paşa için yaptığı caminin çinilerinin ve süslemelerinin tüm ihtişamına rağmen diğer bütün yapılarının aksine daha karanlık olmasının altında da bu aşkın izleri vardır.

Matematik dehası Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan’ın Güneş’le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde (Nisan ve Mayıs aylarında) bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır.

Şairlerle, Baki’yle dost olan bir sanatkarın, bu eserinin böylesi şiirsel anlatımının olması kadar doğal bir şey yoktur. Kaldı ki Sinan’ın tüm eserleri, yazdırdığı otobiyografisinde de şiirsel imgeler mevcuttur. Böyle bir aşk gerçekte yoktur ama dizilerde olabilir.

Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu “Artur Stratton, 1972 yılında Londra’da yayınladığı Mimar Sinan’ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikaye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum” der.

Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu aşkın hiçbir şekilde belgelenemediğini vurgulayarak, “Hikayenin bir fanteziden, efsaneden öteye geçmesi mümkün değil. Kişi Mimar Sinan da olsa imparatorluğun sadrazamının tek eşine böyle duygular beslemesi hayatının sonu anlamına gelir. Camilerin yerleri seçilirken veya mimarisinde, Mihrimah Sultan’a özel hesaplar yapılmış olması da bu aşkın varlığını kanıtlamaya yetmez. Mimar Sinan, hangi eserinde hesap yapmamıştır ki?” diyor.

9. Ustalık Eseri: Selimiye Camii

Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra zengin bir hazineyi miras alan II. Selim, Yemen ve Kıbrıs fetihlerinden sonra büyük bir cami yaptırmaya heveslenir. Mimar Sinan da bu iş için padişahı heveslendirmekte, “Bazı mimar geçinenler, Osmanlılar Ayasofya kubbesi kadar büyük kubbe yapamadılar, üstünlük bizdedir. Şöyle bir kubbe yapıp dillerini kessem. Bunların bu geçersiz iddiaları beni helak eyler ve belki bütün islamları üzer” demektedir.

Bir gün Sinan, cami için İstanbul’da uygun bir arsa ararken Padişah tarafından çağrılır. Padişah, Sinan’a Hazreti Peygamberi rüyasında gördüğünü ve Peygamber’in kendisine caminin Edirne’de inşa edilmesini emrettiğini anlatır. Sinan, Padişah’ın beraberinde Edirne’ye gelir. O sırada Padişah, gördüğü ikinci rüyada yine Hz. Peygamberin kendisine “Camiyi, Kavak Meydanı’na bina eyle!” diye buyurduğunu bildirir. Bunun üzerine yüzlerce kurban kesilip hafızların okudukları Kur’an ve dualarla caminin temeli kazılıp ilk taş konur.

Sinan, Kanuni’den sonra II. Selim için de Edirne’de Selimiye Camisi ve külliyesini inşa etti. Sinan’a göre Selimiye ustalık eseridir. Dünya mimarlık tarihine, büyük kubbeli yapıya, yeni bir kimlik kazandırmıştır. Selimiye’nin kubbesi, 31,5 metre çapında ve mükemmele yakın bir küreselliktedir. Ayasofya’nın kubbesi ise yayvandır, kısa çapı 31 metreden küçük, uzun çapı 33 metredir.

10. Kırkçeşme Su Kemerleri

Kanuni Sultan Süleyman devrinde baş şehir İstanbul’un nüfusunun hızla artması sebebiyle, suları kâfi gelmemiş, su sıkıntısı baş göstermiştir. Bu sebeple, Belgrad Ormanları’ndan su getirilmesine karar verilmiştir.

İstanbul’daki tarihi su yapılarının en mükemmelleri ise elbette Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Maliyeti yüksek olan bu eser, 1554-1563 yılları arasında yapılmış ve  Kırkçeşmeler adıyla bilinir. Günümüzde de çalışmakta, şehrin bir bölümüne su vermektedir.

11. Kılıç Ali Paşa Camii

Kılıç Ali Paşa, 14 yaşında papaz olmak için Napoli’ye giderken Kuzey Afrikalı bir korsana esir düşüyor ve Müslüman oluyor. Adı Ali’ye çevriliyor. Kaptan-ı Derya’lığa kadar yükseliyor.

İstanbul’a bir cami yaptırmak ister. Devrin padişahı II. Selim’e bu isteğini iletir, o da “İstanbul’da cami yapılacak yer yok”diye geri çevirir. Kılıç Ali Paşa bir emirle Tophane Rıhtımı’nı doldurtur. Mimar Sinan’dan yardım ister, proje çizilir ve cami yapılır.

Kılıç Ali Paşa Câmii’nin kubbesinin iki yanında yarım kubbeleri, diğer iki yanında kemerleri ve destek duvarları vardır. Bu haliyle adeta Ayasofya’nın küçük bir benzeridir. Ama ondan daha güzel, daha ferah ve aydınlıktır. Mihraptaki İznik çinileri çok güzeldir.

Garip ama, Don Kişot’un yazarı İspanyol romancı Cervantes de Kılıç Ali Paşa Camii’nin inşaatında çalışmıştır. Ama amele olarak. Mimar Sinan’ın emrinde cami inşaatında çalışanların isimlerinin yazılı olduğu defterler vakıflar arşivinde bulundu ve içinde Cervantes’in de ismine rastlandı. Romancı, Haçlı Donanması’nda askerdi. İnebahtı Savaşı’nda İspanya’ya dönerken 1575’te bindiği kadırga Osmanlı Donanması tarafından kuşatıldı. Cervantes, Kılıç Ali Paşa’ya esir düştü. Birkaç sene İstanbul’da kalıp cami inşaatında da çalıştıktan sonra sahibi tarafından azat edildi. O da İspanya’ya döndü.

12. Piyale Paşa Camii

Sinan, Piyale Paşa Camii’ni ise Kaptan-ı Derya Piyale Paşa için yapıyor.

Piyale Paşa, denizcilik tarihimizin az bilinen şahsiyetlerinden biridir. Macaristan’da bir Hırvat kunduracının oğlu iken Mohaç Seferi’nden sonra devşirilerek saray hizmetine alınan ve Enderun adı verilen saray akademisinde yetiştirilen Piyale Paşa, Kaptan-ı Deryalığa kadar yükseldi. II. Selim’in de damadıdır.

Paşa, Sinan’dan gemiye benzer bir cami yapmasını ister. Camiye belli açılardan bakınca gemi gibi, minaresi de gemi direği gibi görünüyor. Minarenin caminin iç kısmında yer alması pek alışılmış  bir durum değil. Selçuklu’larda kullanılan cami mimarisinin özgün bir yorumu. Mimarisi diğer Sinan camilerinden biraz farklı olması, Sinan gözetiminde başka bir mimar tarafından yapılmış olabileceğini de düşündürüyor.

İlber Ortaylı, bu cami ile ilgili şöyle der:

“Piyale Paşa Camii ilginç bir yapıdır. İlk bakışta bir tersaneyi andıran kayıkhane gözleri üzerinde yükselir. Bu ilginç yapıda imparatorluğun denizaşırı İtalyan komşularından gelen esintiler de göze çarpar. İstanbul’un bu kıyı semtindeki görkemli eser Osmanlı’nın mimarisinin Rönesans dünyasıyla da bütünleştiğini gösteriyordu.”

13. Toplam 356 Eseri Bulunur

Yaşamı boyunca 4 padişah görmüştür: Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat. Ama üçünde, mimarbaşı olarak çalışmıştır. Cami, mescit, türbe, köprü, kervansaray, hastahane, hamam, mahzen, imarethane olmak üzere 356 eseri vardır.

14. Adının Önüne Mütevazı Sıfatlar Eklemiştir

İmzası “El-fakir Sinan sermi’mârân-ı hassa”, Saray baş mimarı garip Sinan’dır. Mührünün ortasında “El fakîr-ül hakîr Sinan” (Zavallı fakir Sinan), alt bölümünde “Pir ser-mimârân habâr müstement” (Aciz mimar başının mührü) ve üst bölümünde “Bende-i miskîn kemîne derdmend” (Çok fakir değersiz dertli) sözleri yer alır.

15. 1588’de 99 Yaşında Vefat Etti

Mimar Sinan uzun bir ömür sürdü. 99 yaşında hayata veda etti.

Süleymaniye Camii, yakınındaki mütevazı türbesinin dua penceresinde hattat Karahisari’nin yazdığı kitabede “Giçdi bu demde cihandan p’ir-i / Mimarân Sinan”  yazar.

 

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND