Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bir bilimsel makale nasıl okunmalı?

Manşet, makale nasıl okunur?, makale

Bilimsel bir makale, okuyan kişiye metottan yararlanma, bilimsel sonuçları ve gözlemleri değerlendirme olanağı sağlar. Peki, bilimsel bir makale nasıl okunmalıdır? Daha verimli okumanın bir yöntemi var mıdır? İşte www.medium.com sitesinden adım adım ipuçları…

Bir makaleyi nasıl okumalı?

Araştırma yapmaya başladığım ilk dönemde yaşadığım sorunlardan birisi ‘Nasıl makale okunur?’ idi. Başlarda varolan sırayla okunacağını düşünmüştüm. Yani, makaleler başlık, özet, giriş, … diye devam ediyordu ben de aynı şekilde kitap okur gibi okuyacağım zannettim. Sonradan yok bu iş böyle olmaz bir tekniği olmalı diye bu konu üzerine araştırma yapma ihtiyacı duydum. O dönem bana ilaç gibi gelen bir kaynak pek kıymetli İsmail Arı tarafından Türkçe’ye de çevrilen S. Keshav’ın “How to Read a Paper” yazısı oldu. Srinivasan Keshav hocaya ve İsmail Arı’ya sonsuz teşekkürler. Bu vesile ile İsmail Arı’yı da sevgiyle anıyorum.

Bu yazı S. Keshav’ın “How to Read a Paper” isimli çalışmasının İsmail Arı tarafından Türkçe’ye çevirisinin aynı haliyle buraya aktarılmasıdır. Daha fazla insana ulaşması ümidiyle.

Özetçe

Araştırmacılar, makale okumaya çok fazla zaman harcarlar. Lakin, bu beceri nadiren öğretilir, ve onca çaba boşa harcanır. Bu yazı, kullanışlı ve verimli bir üç-geçişli makale okuma yönteminin anahatlarını vermektedir. Yazıda, bu yöntemin literatür taraması yapmak için nasıl kullanılacağı da anlatılmaktadır.

Anahtar sözcükler: Bilimsel makale okuma, akademik makale okuma, verimli okuma.

Giriş

Araştırmacılar çeşitli sebeplerle makale okurlar: Bir konferans veya ders için onları değerlendirmek, alanlarında güncel kalmak veya yeni bir alanın literatür taramasını yapmak. Tipik bir araştırmacı makale okumaya her yıl yüzlerce saat harcar. Makaleyi verimli bir biçimde okumak kritik öneme sahip bir beceridir, fakat nadiren öğretilir. Dolayısıyla, yeni başlayan lisansüstü öğrencileri bunu kendi kendilerine deneye yanıla öğrenmek durumunda kalır. Öğrenciler bu süreçte çok zaman harcarlar ve sıklıkla boşuna uğraşmış olurlar. Verimli bir biçimde makale okumak için yılardır basit bir yöntem kullanıyorum. Bu yazı, ‘üç-geçişli’ yaklaşımı ve onun literatür taramadaki kullanımını anlatmaktadır.

Üç-Geçişli Yaklaşım

Kilit fikir şu: Makaleyi baştan sona bir geçişte detaylıca okumak yerine üç geçişte okumalısınız. Her geçiş belli hedefleri tamamlar ve bir öncekinin üstüne inşa edilir. İlk geçiş makale hakkında genel bir fikir verir. İkinci geçiş makalenin içeriğini kavramanıza yardımcı olur, fakat ayrıntıları içermez. Üçüncü geçiş makaleyi derinlemesine anlamanızı sağlar.

İlk Geçiş

İlk geçiş makalenin kuşbakışıyla hızlıca bir taranmasıdır. Sonraki geçişleri yapıp yapmaya da karar verebilirsiniz. Geçiş yaklaşık beş-on dakika kadar almalıdır ve şu adımları içerir:

Başlığı, özetçeyi ve girişi dikkatle okuyun

Kısım ve alt-kısım başlıklarını okuyun, fakat diğer her şeyi göz ardı edin

(Eğer varsa) matematiksel içeriğe altta yatan teorik temelleri belirlemek için kabaca göz atın

Vargıları okuyun

Kaynakçaya kabaca göz atın, daha önceden okuduklarınızı aklınızdan işaretleyin

İlk geçişin sonunda beş C’ye cevap verebilir durumda olmalısınız:

Kategori (Category): Bu makalenin türü nedir? Ölçüm makalesi mi? Mevcut bir sistemin analizi mi? Bir araştırma prototipinin açıklaması mı?

Bağlam (Context): Diğer hangi çalışmalarla bağlantılı? Problemin analizi için hangi teorik temeller kullanılmış?

Doğruluk (Correctness): Varsayımlar geçerli görünüyor mu?

Katkılar (Contributions): Makalenin ana katkıları neler?

Anlaşılırlık (Clarity): Makale iyi yazılmış mı?

Bu bilgiyi kullanarak daha fazla okumamayı seçebilirsiniz (ve boşuna çıktı almayarak ağaçları kurtarabilirsiniz). Bunun sebepleri makalenin ilginizi çekmemesi, makaleyi anlayabilmek için ilgili alanda yeterli bilgiye sahip olmamanız veya yazarların geçersiz varsayımlar yapmış olması olabilir. Araştırma alanınızda olmayan makaleler için ilk geçiş yeterlidir, fakat ileride bir gün ilginizi çekebilir. Bu arada, bir makale yazarken çoğu hakemin (veya okurun) makaleniz üzerinde bir geçiş yapacağını bekleyebilirsiniz. Kolayca anlaşılır ve uyumlu kısım ve alt-kısım başlıkları kullanmaya özen gösterin, kısa ve kapsamlı özetçeler yazın. Eğer bir hakem ilk geçişte makalenin anafikrini alamazsa, makaleniz büyük ihtimalle reddedilecektir; eğer bir okur makalenizin önemli noktalarını beş dakika sonunda anlayamamışsa makaleniz büyük ihtimalle hiç okunmayacaktır.

İkinci Geçiş

İkinci geçişte makaleyi büyük bir özenle okuyun, fakat ispat gibi ayrıntıları göz ardı edin. Okurken kilit noktaların altını çizmek veya kenar boşluklarına notlar almak yardımcı olacaktır. Özellikle, Augsburg Üniversitesi’nden Dominik Grusemann’ın dediği gibi “anlamadığınız terimleri veya yazara sormak isteyeceğiniz soruları not etmek isteyebilirsiniz”.

Makaledeki şekillere, diagramlara ve çizimlere dikkatlice bakın. Grafiklere özel dikkat ayırın. Eksenler uygun olarak isimlendirilmiş mi? Sonuçlar hata çubukları ile gösterilmiş mi, dolayısıyla sonuçlar istatistikî olarak önemli mi? Bu tür yaygın hatalar aceleye getirilmiş, baştan savma çalışmaları gerçekten dört dörtlük olanlardan ayıracaktır.

Önceden okumadığınız kaynakları daha sonra okumak üzere işaretlemek hatırınızda bulunsun (bu, makalenin arkaplanını daha iyi öğrenmek için iyi bir yoldur).

İkinci geçiş bir saat kadar alabilir. Bu geçişin ardından makalenin içeriğini kavramış olmalısınız. Makalenin asıl atılımını -destekleyici bulgularla- bir başkasına özetleyebilmelisiniz. Bu ayrıntı seviyesi uzmanlık alanınızda olmayıp da ilgi duyduğunuz bir makale için uygundur.

Bir makaleyi bazen ikinci geçişin sonunda dahi anlayamayacaksınız. Bunun sebebi, aşina olmadığınız terimler ve kısaltmalar yüzünden konuda yeni olmanız olabilir. Ya da yazarlar anlamadığınız bir ispat veya deneysel yöntem kullanmış olabilirler, böylece makale toptan anlaşılmaz. Makale doğrulanmamış varsayımlar ve sayısız göndermelerle kötü yazılmış olabilir. Veya sadece gecenin geç vakti olmuştur ve yorgunsunuzdur. Şu anda üç seçeneğiniz var: (a) kariyerinizde başarılı olmak için bu makaleyi anlamanız gerekmeyeceğini ümit ederek makaleyi bir kenara bırakın, (b) -belki de arkaplan bilgisini edindikten sonra- makaleye ileride tekrar dönün veya © azmedin ve üçüncü geçişe devam edin.

Üçüncü geçiş

Bir makaleyi tümüyle anlamak için -özellikle hakemseniz- üçüncü bir geçiş gerekir. Üçüncü geçişin temeli makaleyi adeta sanal olarak yeniden gerçeklemektir. Yani, yazarların varsayımlarını yaparak çalışmayı yeniden üretmektir. Bu yeniden üretimi asıl çalışma ile karşılaştırarak makalenin yeniliklerini kolayca görmekle kalmaz, gizli kalmış eksikliklerini ve varsayımlarını da tespit edebilirsiniz.

Bu geçiş ayrıntılara büyük dikkat gerektirir. Her açıklamadaki her varsayımı saptayıp sorgulamalısınız. Üstelik, belirli bir fikri kendinizin nasıl sunacağı hakkında düşünmelisiniz. Gerçekteki ile yapılan bu karşılaştırma makaledeki kanıtlara ve sunum tekniklerine keskin bir kavrayış sağlar ve çok büyük ihtimalle araç repertuarınıza bu çalışmayı da ekleyebilirsiniz. Bu geçiş esnasında, gelecek çalışmalar için aklınıza gelen fikirleri de not etmelisiniz.

Yeni başlayanlar için bu geçiş dört ya da beş saat kadar, deneyimli bir okur için ise bir saat kadar sürer. Bu geçişin sonunda makalenin tüm yapısını ezberden yapabilmeli, güçlü ve zayıf yanlarını tespit edebilmelisiniz. Özellikle üstü kapalı varsayımları, ilgili çalışmalara olan eksik kaynakları, deneysel ve analitik yöntemlerdeki sorunları saptayabilmelisiniz.

Geçişler arası zamanlama

Queen Mary Üniversitesi’nden Andrew Simpson’ın yazdığına göre: “Süreç en iyi şekilde her aşama arasında yeterli zaman bırakıldığında işler. Örneğin, ben genellikle yüksek sayılarda makaleyi toplarım, okurum (10 dakikalık hızlı ilk okuma) ve sonra belki haftalar sonra ikinci okuma için dönerim. Son olarak, birkaç hafta ya da aylar sonra yeniden döner ve önceden yapmadığım son yararlı kavrayışı yapabileceğimi bulurum.”

Bu yaklaşımla hemfikirim. Tabii, makale değerlendirme son günü yakınken çok da yararlı olmayabilir!

Literatür Taraması Yapmak

Makale okuma becerisi literatür taraması yaparken test edilir. Belki de size yabancı olan bir alanda onlarca makale okumanız gerekir. Hangi makaleleri okumalısınız? Yardımcı olması için üç-geçişli yaklaşımı nasıl kullanabileceğinize bakalım.

Öncelikle Google Akademik veya CiteSeer gibi akademik arama motorlarını kullanın ve iyi seçilmiş anahtar sözcüklerle üç-beş arası makale bulun. Çalışma hakkında bir his edinmek için her makale üstünden bir kez geçin ve ardından makalelerdeki ilgili çalışmalar bölümünü okuyun. Yakın zamanda yapılan çalışmalar hakkında özet bilgi elde edeceksiniz, şanslıysanız belki de yakın zamanlı bir inceleme (survey) makalesi bulursunuz. İncelemeyi okuyun ve şansınızdan dolayı kendinizi tebrik edin.

Aksi halde, ikinci adımda, ortak atıfları ve kaynakçada tekrarlanan yazar adlarını tespit edin. Bunlar o alandaki anahtar makaleler ve araştırmacılardır. Anahtar makaleleri indirin ve bir yana koyun. Sonra anahtar araştırmacıların İnternet sitelerine gidin ve en son çalışmalarını nerede yayınladıklarına bir göz atın. Bu sayede o alandaki en gözde konferansları öğrenebilirsiniz, çünkü en iyi araştırmacılar genellikle en gözde konferansları seçer.

Üçüncü adım bu gözde konferansların İnternet sitelerine gidip son makalelerin üstünden geçmek olacak. Hızlı bir tarama genellikle yakın zamanda yapılmış yüksek kaliteli ilgili makaleleri ortaya koyar. Bu makaleler, kenara koyduğunuz önceki makalelerle birlikte incelemenizin ilk sürümünü oluşturur. Bu makaleler üstünde iki geçiş yapın. Hepsinin atıfta bulunduğu anahtar makale varsa onu okuyun. Gerektikçe bu şekilde ilerleyin.

Yararları

Bu yaklaşımı geçtiğimiz 22 yıl boyunca konferans bildirilerini okurken, değerlendirme yazısı yazarken, arkaplan araştırması yaparken ve tartışma öncesi makaleleri hızlıca değerlendirirken kullandım. Bu disiplinli yaklaşım beni öncelikli yapılan bir kuşbakışı ile detaylar içinde kaybolmaktan alıkoyuyor. Birtakım makaleleri ne kadar sürede okuyacağımı tahmin etmemi sağlıyor. Ek olarak, makaleyi ne kadar derinlemesine değerlendireceğimi ihtiyacıma ve mevcut zamanıma göre ayarlayabiliyorum.

İlgili Çalışmalar

Değerlendirme amacıyla bir makale okuyorsanız Timothy Roscoe’nun “Writing reviews for systems conferences” isimli makalesini de okumalısınız [3]. Teknik bir makale yazmayı düşünüyorsanız Henning Schulzrinne kapsamlı İnternet sitesine [4] ve George Whitesides’ın tanıttığı sürecin mükemmel akışına [5] başvurabilirsiniz. Son olarak, Simon Peyton Jones’ın araştırma becerileri ile ilgili tüm spektrumu kapsayan sitesine bakabilirsiniz [2].

Psychology Inc’ten Iain H. McLean, deneysel psikoloji alanındaki makaleler için üç-geçişli yaklaşım kullanmayı kolaylaştıran indirilebilir bir “değerlendirme matrisi“ sunmaktadır [1]. Başka alanlar için de küçük değişikliklerle uygulanabilir.

Bir Rica

Gelen yorumlara göre güncelleyerek bu dokümanı yaşayan bir doküman olarak tutmak istiyorum. Bir dakikanızı ayırıp bana her türlü yorum veya önerilerizi gönderirseniz çok sevinirim.

Teşekkür

Bu dokümanın ilk taslağı öğrencilerim Hossein Falaki, Earl Oliver ve Sumair Ur Rahman tarafından hazırlandı. Kendilerine çok teşekkür ederim. Ayrıca Christophe Diot’un zekice yorumlarından ve Nicole Keshav’ın kartal-gözlü düzeltilerinden çok yararlandım.

Yıllar içinde teşvik edici geri bildirimlerini esirgemeyen birçok kişiye teşekkür ederim.

Bu çalışma National Science and Engineering Council of Canada, the Canada Research Chair Program, Nortel Networks, Microsoft, Intel Corporation ve Sprint Corporation tarafından desteklenmektedir.

Kaynak:  www.medium.com

Advertisement

MAKALE

Renklerin anlamları ve psikolojik etkileri

renklerin anlamları ve kullanım alanları, renklerin anlamı, renkler, renk

Farklı renklerin insan vücudunu ve zihnini etkilediğine dair iddiaları sıklıkla duyarsınız. Peki, bu iddiaları destekleyen bir bilimsel delil ya da veri var mıdır? İşte yanıtı…

Renklerin İnsan Vücudu ve Zihninde Farklı Etkileri

Renkler bir cisim tarafından yansıtılan, yayılan ya da geçirilen ışığın dalga boyunun, gözdeki ışığı algılayabilen yapılar tarafından algılanmasıyla görülür.

Renklerin insan vücudu ve zihninde farklı etkileri olduğunu çoğu zaman hissedebiliriz.

Peki, bu iddiayı destekleyen veri veya bilimsel bir araştırma var mı?

Leeds Üniversitesindeki bir grup araştırmacı renk deneyimi üzerine olan araştırmalarında, ışığın insan davranışı ve psikolojisi üzerindeki etkilerini anlamak için bir çalışma yaparlar.

Deneyim Tasarımı adını verdikleri bu sistemde bir oda herhangi bir dalga boyunda olan renkli bir ışıkla doldurulur.

Bu grup yaptığı son araştırmalarda renkli ışığın kalp atışı ve tansiyon üzerine küçük bir etkiye sahip olduğunu bulmuştur. Kırmızı ışığın az da olsa kalp atışını hızlandırdığını, mavi ışığın ise kalp hızını yavaşlattığını göstermiştir. 

Aynı üniversiteden Nicholas Ciccone tarafından yürütülen bir araştırma, renkli ışığın kişilerin psikolojisi üzerindeki etkisine dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da buna benzer çalışmalar renklerin yaratıcılık, öğrencilerin sınıf içinde anlatılanları daha iyi öğrenebilmesi ve uyku kalitesini artırabilmek üzerine devam etmektedir.

Işık, özellikle renkler, bizleri normal bir görmenin de ötesine taşıyabilir.

Anlamları ve hayatımıza olan etkileri nelerdir?

Beyaz: Saflığı, temizliği ve sürekliliği, yani istikrarı simgeliyor. Kullanıldığı alanda konsantrasyon düzeyini arttırıyor. Aynı zamanda beraber kullanıldığı diğer renklerin etkilerini arttırıyor.

Siyah: Gücü, tutkuyu, esrarengizliği ve birçok ülkede yası simgeliyor. Işığı absorbe etmesinden dolayı dikkati dağıtabilecek etkenleri aza indiriyor.

Mavi: Sonsuzluk ve özgürlük simgesi olarak görülüyor. Konsantrasyon arttırıcı, zihinsel arınmaya ve dinlenmeye yardımcı, huzur verici… Güven ve sadakati de simgeliyor. Yapılan bazı araştırmalarda mavi odada çalışmanın verimi arttırdığı da kanıtlanmış. Ayrıca mavi renk sakinleştirici bir etkiye de sahip.

Yeşil: Doğanın ve huzurun rengidir. Psikolojik ve bedensel olarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Kırmızı: Canlılığın, hareketin ve fiziksel gücün rengidir. Azim ve kararlılığı simgeliyor. Hareketi ve canlılığı çağrıştırdığı için mutfak, çocuk odaları ve topluma açık alanlarda tercih edilebilir.

Sarı: En parlak ve dikkat çekici renk olmakla birlikte neşeyi, zekâyı, inceliği ve pratikliği simgeliyor. Vurgulanması ve dikkat çekmesi istenen yerlerde kullanılabilir. Ayrıca alçakgönüllülüğü, bilgiyi ve bilgeliği de simgeliyor.

Mor: Asalet, lüks ve itibarın rengidir. Kendine güveni simgeler. Mor renk ayrıca zekâ, bilinç ve içgörü düzeyiyle paralellik taşır.

Pembe: Neşeyi ve rahatlığı simgeliyor.

Turuncu: Heyecan verici bir renktir. Canlılık, yaratıcılık ve iletişimin temsilcisidir. Aynı zamanda mutluluk vericidir. Dışa dönük, cana yakın, mutlu ve çocuksu bir algı yaratır.

Lacivert: Sonsuzluk, otorite ve verimliliği simgeliyor. Ciddi bir renktir ve emin olma hissi verir.

Kahverengi: Toprağın ve doğallığın rengidir. Kişide güvenlik duygusunu pekiştirir. Sosyal dengeyi ve toplum içinde rahatlığı sağlar.

Gri: Alçak gönüllülüğü ve dengeyi ifade eder.

Renklerin Reklamlarda ve Pazarlamada Kullanılması

Renklerin bilinçaltımıza olan etkilerini kullanan firmalar, bizlerin hangi ürünleri almamıza, hangi giysileri giymemize ve hangi yemekleri yediğimize kadar karar vermemizde etkili oluyorlar.

Beyaz: Çocuk ve sağlık ürünlerinde sıkça kullanılır. Gözün algıladığı en parlak renk olduğundan, işaretlerde, paketlerde ve satış noktalarında zıtlık oluşturarak dikkati çekmek için kullanılır.

Siyah: Esrarengiz, güçlü, prestijli, klasik ve şık bir renk olarak algılanır. Bazı markalar ürünlerinde siyahı bilinçli olarak o ürünün elit bir ürün olduğu ve ucuz bir ürün olmadığı algısı yaratmak için kullanırlar.

Mavi: Bilinçaltında sağlam ve kendinden emin bir duygu yarattığı için sosyal medya sitelerinin çoğunlukla bu rengi kullandığını görebiliriz.

Yeşil: Tazeliği ve şifayı çağrıştırdığı için organik ürünlerin pazarlanmasında bu renge rastlayabiliriz. Koyu yeşil ise para ve itibar rengidir. Bu yüzden bazı bankaların renklerinde bu rengi ve tonlarını görebiliriz.

Kırmızı: Kırmızı satışın rengidir. Bilinçaltını en fazla uyaran, seksi, hareketli, tutkulu ve dikkat çekici bir renktir. Özellikle dikkat çekmesi istenilen satış noktalarında ve iştah açtığı için gıda sektöründe çok sık kullanılır.

Sarı: Altının, zenginliğin ve lüksün sembolüdür. Kırmızıyla birlikte gıda sektöründe kullanılabilir.

Mor: Asalet, imparatorluk ve kraliyet rengi olduğu için şıklığı ve zenginliği hatırlatır. Duygulara hitap edici ürünlerde bu renk kullanılabilir.

Turuncu: Mutlu ve çocuksu bir algı yarattığından dolayı hedef kitlesi çocuklar ve gençlerin olduğu iş kollarında tercih edilebilir.

Lacivert: Polis ve pilot üniformalarında güvenilir, sağlam, emin izlenimini verir. Ayrıca banka ve finans sektörlerinde de tercih edilmektedir.

Kahverengi: Toprağın rengi olan kahverengi ev ve yemek sektörü için önemli bir renktir. Sağlıklı, doğal ve organik ürünleri çağrıştırır, bu yüzden bu sektörde tercih edilebilir.

Renklerle ilgili yapılan bir araştırmaya daha değinip yazımızı sonlandıralım.

Kansas Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada sanat müzesindeki halının altına donatılan bir sistemle duvarın rengini beyaz ve kahverengi olarak değiştiriyorlar. Beyaz renk duvar arka planda olunca insanlar müzede yavaş hareket ediyorlar ve daha uzun süre kalıyorlar. Kahverengi duvar arka planda iken ise müzede hızlı hareket ediyorlar ve daha az süre kalıp, kısa sürede müzeyi terk ediyorlar.

Bu nedenle fast food restoranlarının hepsinin sandalyeleri ve masa rengi kahverengi iken, duvar boyaları ise kahverengi ile pembe ve şampanya renklerinin karışımından oluşur.

Bu restoranlar, gelen diğer müşterilere daha çabuk yer açılması için bizlerin bir an önce yemelerini ve orayı terk etmemizi isterler.

Aldığımız kararlarda başkalarının bizi istedikleri şekilde yönlendirmelerinden bir nebze de olsa kurtulabilmek için renkleri tanıyalım ve onların farkında olalım.

Unutmayalım ki manipüle edilmekten kurtulmamız, manipüle edildiğimizi anlamamızdan geçer.

Kaynak: www.matematiksel.org

Okumaya devam et

MAKALE

Zihni çok çalıştırmak ömrü kısaltıyor

zihin, nöron, nöral faaliyetler, Manşet, insan beyni, daha uzun yaşamanın anahtarları, beyin, araştırmalar

Yıllardır yapılan araştırmalar, fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyordu. Peki, ya tam tersi doğruysa? Daha uzun yaşamanın sırrı daha az nöral faaliyetleri olan bir beyin olabilir mi? İşte yanıtı…

‘Aşırı’ Beyin Faaliyeti, Ömrün Daha Kısa Olmasıyla Bağlantılandı

Olağandışı ölçüde uzun yaşayan insanlardan ölüm sonrasında alınan beyin dokularının incelendiği ve bu insanlar ile 60’larında ve 70’lerinde ölen kişilerin arasında ne gibi farklar olduğuna dair ipuçlarının arandığı yeni bir çalışmaya göre; içerisinde çok fazla nöral faaliyet olmayıp daha sessiz olan bir beyin, daha uzun yaşamanın anahtarlarından biri olabilir.

“Kullanmazsan kaybedersin” görüşü, beyni yaşlanmaktan koruma konusunda baskın bir düşünce olmuştu. Yapılan geniş ölçekli araştırmalar da, insanlar yaşlandıkça fiziksel ve zihinsel olarak faal kalmanın birçok faydası olduğunu gösteriyor.

Ancak Nature bülteninde yayınlanan bu çalışma, daha fazlasının her zaman daha iyi olmadığını öne sürüyor. Haddinden fazla faaliyet (en azından beyin hücreleri seviyesinde), zararlı olabilir.

Lieber Beyin Gelişimi Enstitüsü’nde sinirbilimci olan ve bu çalışmada yer almayan Michael McConnell şöyle söylüyor: “Bu yeni makalede insanı düpedüz şok eden ve kafa karıştıran şey … sizi algısal yönden normal halde tutan şeyin, beyin faaliyeti olduğunu düşünmeniz. Hayatınızın sonraki dönemlerinde beyninizi faal tutmak istediğinize yönelik böyle bir görüş mevcut”

“En beklenmedik şey ise … sinirsel faaliyeti sınırlandırmanın, sağlıklı yaşlanma bakımından iyi bir şey oluşu. Bu çok mantıksız.”

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar, yaşları 60 ve 70’lerden başlayıp 100 veya daha ötesine uzanan asırlık insanlara kadar, değişik yaş gruplarındaki kişilerin, insan beyin bankalarına bağışladığı beyin dokularını analiz etmiş.

80’li yaşların ortalarından önce ölen insanların beyinlerinde, REST adı verilen ve beyin faaliyetini ateşlemekle ilişkili genleri bastıran bir proteninin; en yaşlı insanlarla kıyaslandığında, daha düşük seviyelerde bulunduğunu keşfetmişler. Daha önce ise REST’in, Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.

Fakat araştırmacılar, REST’in insanları bir şekilde ölümden koruduğunu mu yoksa bunun sadece, ileri yaşlanmanın bir işareti mi olduğunu kesin olarak bilmiyorlarmış.

Yaşayan insanların beyinlerindeki REST’i ölçmek şu an mümkün olmadığından; bilim insanları, bunun yaşam süresinde bir rol oynayıp oynamadığını görmek amacıyla yuvarlak kurtlar ve fareler üzerinde deney yapmaya başlamışlar.

Araştırmacılar, REST’in kurtlarda bulunan versiyonundaki faaliyeti artırdıklarında, kurtların beyin faaliyeti azalmış ve daha uzun süre yaşamışlar. REST benzeri gen, çok uzun yaşam sürelerine sahip “ihtiyar” yuvarlak kurtlarda devre dışı bırakıldığı zaman ise bunun tersi meydana gelmiş; kurtların sinirsel faaliyeti artmış ve ömürleri önemli miktarda kısalmış.

Ayrıca, REST’ten yoksun olan farelerin, daha meşgul beyinlere sahip olması (nöbet benzeri faaliyet patlamaları da dahil) daha muhtemelmiş.

Calico Laboratuvarları’nda yaşlanma araştırması bölümünün başkan yardımcısı olan Cynthia Kenyon şöyle söylüyor: “Bence bu bir aşırı çalışma, kontrolden çıkmış uyarım durumu; beyin için iyi bir şey değil. Nöronların aktif olmasını, nerede ve ne zaman aktif olmalarını istersiniz; sadece genel yönden ateşleniyor olmalarını değil.” Kenyon, çalışmanın tasarımını beğeniyor fakat sinir sisteminin, ömür miktarı üzerinde etkisi olan pek çok dokudan sadece biri olduğunu düşünüyor.

Hücre seviyesindeki beyin faaliyetinde görülen bu farklılıkların, insanlardaki algı veya davranış farklılıklarına nasıl tercüme edilebileceği henüz belli değil.

Harvard Tıp Fakültesi’nde genetik ve sinirbilim profesörü olan ve çalışmaya liderlik eden Bruce Yankner, kendi laboratuvarının hali hazırda yeni bir çalışma hazırladığını ve bu çalışmada; ilaçlar ile REST’i hedef almanın, nörodejeneratif hastalıkları veya yaşlanmanın kendisini tedavi etmede yeni yollar sunup sunmayacağının araştırılacağını söylüyor.

Yankner’in söylediğine göre bu araştırma hattı, sinirsel ritimleri etkileyen meditasyon gibi alternatif müdahalelerin, erken bellek kaybı konusunda nasıl işe yarayacağını anlamaya çalışmak bakımından da ilginç olabilir.

“Bence bizim çalışmamızın anlattığı şey şu: Yaşlanmayla birlikte, bazı anormal ve zararlı sinirsel faaliyetler de oluyor ve bunlar hem beynin verimini azaltıyor, hem de kişinin veya hayvanın fizyolojisine zarar vererek; bunun sonucunda ömür süresini kısaltıyor.”

Bağış yapılan ve araştırmacıların üzerinde çalıştığı beyinler, çeşitli sebeplerle ölen insanlardan gelmiş. Bu durum, REST’teki farklılığın, ölüm olasılığıyla ilişkili olup olmadığını bilmeyi imkansız hale getiriyor.

Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Angela Gutchess, insanlar yaşlandığında ve beyin tarayıcılarında test edildiklerinde; prefrontal kortekste (Harvard araştırmacılarının REST üzerinde çalışma yaptığı beyin bölgesi) pek çok değişim olduğunu söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre bazı durumlarda, yapılan çalışmalar; genç insanlara kıyasla yaşlı yetişkinlerin, bir işi yaparken daha fazla beyin devresini faaliyete geçirdiklerini göstermiş. Fakat bu değişikliğin ne anlama geldiği belli değil: Bu faaliyete geçirme kalıpları, yaşlı insanlarda daha verimsiz olan bir beynin veya telafi girişimlerinin bir işareti olabilir.

‘CRUNCH’ adı verilen bir model, beyinde faaliyete geçirilen yer kalıplarında yaşlanmayla birlikte görülen değişimleri açıklamaya çalışıyor. Bu modele göre, insanlar gitgide daha zor işler yapmaya çalıştıklarında, beyinlerinde daha fazla bölge faaliyete geçiyor; ta ki, zihinsel kaynakların tükendiği bir çıkmaza ulaşana kadar. Yaşlı insanlardaki çıkmaz noktası daha yakın ve bu kişiler, gençlerde olduğu kadar fazla bölgeyi faaliyete geçiremiyorlar.

‘STAC’ adı verilen bir diğer model ise; yaşlı insanlarda, doğal bilişsel kaynaklardan oluşan temel iskelede doğal bir değişim gerçekleştiğini ve bu değişimlerin, insanlar zor işlerle karşılaştıklarında daha fazla sinirsel bölgeyi çalıştırıp çalıştıramayacaklarını ve bunları nasıl çalıştıracaklarını etkilediğini söylüyor.

Gutchess, bu yeni çalışmanın ilgi çekici olduğunu ve yaşlanan beyni gerçekten anlamak için; insan davranışından beyin görüntülemeye, bireysel hücrelerin çalışmasına kadar çok farklı ölçeklere odaklanan bilimsel laboratuvarların sunduğu gözlemler ile modeller arasındaki noktaları birleştirmenin gerekeceğini söylüyor.

“Farklı seviyelerdeki uzmanlık alanları arasında köprü kurmamız gerekiyor” diyor Gutchess.

Yazar: Carolyn Y. Johnson
Kaynak: www.popsci.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Bu davranışlar kişiliğimizi ele veriyor!

psikoloji, Manşet, kişilik özellikleri, kişilik, davranış

Günlük hayatta fark etmeden yaptığımız birçok şey kişiliğimiz hakkında ipucu veriyor. İşte günlük davranışlarımızın farklı kişilik özellikleri ile bağlantısını anlamamıza yardımcı olabilecek bir makale…

Kişiliğimizi açığa vuran gündelik davranışlar

Yapılan araştırmalar, baharatlı yemek sevmek, banyo yaparken şarkı söylemek gibi önemsiz görünen davranışların, insanın kişilik özelliği hakkında önemli verileri içerdiğini gösteriyor.

Psikolojide kişilik, nasıl bir hayat süreceğimize dair ipuçları sunduğu için önemli bir konudur. Örneğin özenli bir insansanız, fiziksel sağlığınızın iyi olması ve daha uyumlu ilişkiler içinde olma olasılığınız daha yüksektir; dışadönük insanlar daha mutludur; fazla sinirli insanlarda daha fazla ruh sağlığı sorunları ortaya çıkabilir; açık fikirli insanlar daha çok para kazanabilir; daha ‘uyumlu’ insanların daha çok arkadaşı olur.

Ancak kişilik özelliklerimiz sadece uzun vadeli başarılarımızda değil, gündelik küçük alışkanlık ve davranışlarımızda da kendisini gösterebilir. Personality and Individual Differences (Kişilik ve Bireysel Farklıklar) adlı dergide yayımlanan yeni bir araştırma, beş temel kişilik özelliğine özgü davranışları ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Ve sonuçlar oldukça şaşırtıcı.

Örneğin, dışadönük insanlar daha çok partilere giderken, sorumluluk özelliği ağır basan insanlarda işlerini geciktirme ihtimali daha azdır. Ama dışadönüklerin aynı zamanda sıcak su dolu küvette keyif yapmayı sevdiğini, ya da sorumlu insanların daha az kitap okuduğunu tahmin edemezdiniz herhalde.

Araştırmacılar, ABD’nin Oregon bölgesinden çoğunluğu beyaz ve yaş ortalaması 51 olan 800 kişiyle görüştü. Yapılan kişilik testinde, kişilik özellikleri ile ilgili 100 farklı sıfatın (çekingen, nazik, düzenli, rahat, zeki, sanatçı ruhlu vb.) kendilerini ne ölçüde doğru tanımladığı soruluyordu.

Daha sonra bu testin sonuçları, aynı kişilerle dört yıl önce yapılan ve son bir yılda 400 farklı aktiviteyi (kitap okumaktan banyoda şarkı söylemeye kadar) ne kadar yaptıklarına ilişkin yanıtlarıyla karşılaştırıldı.

Dışadönüklerin sıcak su dolu küvette yatmaktan tutun da, partiler planlama, barlarda içki içme, para kazanma yollarına dair tartışmalar yürütme, araba kullanırken telefonda konuşma, dekorasyon, bronzlaşmaya çalışma gibi etkinlikler için daha fazla zaman harcadığı görüldü.

Daha fazla sorumluluk duygusu olan insanların ise tersine, kitap okuma, küfretme ve kalem ucu çiğneme gibi kendi halinde yapılan bazı aktivitelerden kaçınmaları dikkat çekiyordu.

Yumuşak başlı ve uyumlu insanlar ise ütü yapma, çocuklarla oynama, bulaşık yıkama gibi işlerle daha fazla meşgul oluyor ve bunu muhtemelen başkalarını mutlu etme güdüsüyle yapıyor, evde sorun çıkmasındansa iş yapmayı tercih ediyorlardı. Daha şaşırtıcı olanı ise arabada ya da banyo yaparken daha fazla şarkı söylemeleriydi.

Psikolojide beş kişilik özelliği kategorisi:

dışadönüklük – içedönüklük

yumuşak başlılık/ uyumluluk – uyumsuzluk/ antagonizm

güvenilirlik/ sorumluluk – sorumsuzluk

duygusal dengelilik – nevrotiklik

deneyime açıklık – tutuculuk

Çabuk sinirlenen nörotik insanlar ise sakinleştirici ya da anti-depresan alma gibi ruh sağlığını iyileştirecek türden aktivitelere daha çok zaman ayırmıştı. Fakat aynı zamanda çabuk parlama, başkalarıyla alay etme gibi anti-sosyal davranışlarda bulunduklarını da (muhtemelen kendi duygularını kontrol edemedikleri için) kabul ediyorlardı.

Açık fikirli ve yeniye açık insanlar şiir okuma, operaya gitme, esrar içme, sanat eserleri üretme, kahvaltıda baharatlı yiyecekler yeme, ev içinde çıplak dolaşma gibi etkinliklerde bulunuyordu. Bunların bir spor takımını tutma ihtimali de azdı.

Araştırdığı çok sayıda ki aktiviteden dolayı bu araştırma oldukça etkileyici. Fakat aynı kişilik-davranış bağlantısının farklı kültürlerde de görülüp görülmeyeceği önemli. Aynı zamanda, bir kısmına önceki araştırmalarda yer verilmiş olsa da, hala bakılması gereken binlerce farklı gündelik davranış bulunuyor. Bunların da kişilik özelliklerine göre dağılımı incelenebilir.

Daha önceki bazı araştırmalarda, ‘Karanlık Üçlü’ olarak bilinen kişilik özellikleri Narsistlik, Makyavelcilik (amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazır) ve Psikopatlık üzerinde durulmuştu. Örneğin, psikopat özellikleri ağır basanlar yalnızca şiddet ve saldırganlık içeren davranışlara daha açık olmakla kalmadığı, aynı zamanda normalden çok daha uzun süreli göz temasında bulundukları, internette daha fazla troll faaliyetlerinde bulundukları görüldü.

Karanlık Üçlü kategorisinden herhangi birine giren insanların çoğu, sabah erken kalkmayı değil, gece geç yatmayı tercih ediyordu. Narsistler daha fazla ‘selfie’ çekip paylaşıyor, Makyavelci özellikleri ağır basan heteroseksüel kadınlar eşleriyle ilişkilerinde orgazm taklidine daha çok başvuruyordu.

Bu tür araştırmalarda, zararlı ve sağlıksız günlük davranışların farklı kişilik özellikleri ile bağlantısının kurulması, daha spesifik sağlık kampanyaları ve müdahaleleri olanaklı kılabilir.

Bu araştırmalar, kişilerin kendileri hakkında açık ve dürüst cevap vermelerine bağlıdır. Bu yolla insanlara gündelik davranışlarıyla ilgili sorular sorarak onlar fark etmeden kişiliklerini açığa vuracak sonuçlar çıkarılabilir.

Yazar:  Christian Jarrett 
Kaynak: www.bbc.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER2 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER8 ay önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER9 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER10 ay önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND