Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bill gates isen okulu bırak!

”Yapılan işin ciddiye alınması. Öğrenci okurken, yetişkin çalışırken en iyiyi yapmaya çalışmalı. Öğrencilere de söylerim. Bill Gates olduğunuzdan eminseniz okumayı bırakın.” diyor Bülent Eczacıbaşı ama sonra da ekliyor ”Ama milyonda bir olur.”

Avrupalı işadamlarının Türkiye”nin Avrupa Birliği”ne katacaklarını ön planda tuttuğunu belirten Bülent Eczacıbaşı, ”Her genişleme sürecinin AB”ye bir katkısı var. Türkiye büyük bir ülke olduğu için önemli bir adım olacak” dedi

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent Eczacıbaşı TÜSİAD”da en üst görevlerde bulunmuş bir işadamı. Uluslararası vizyonuyla Türk iş dünyasının yurtdışındaki yüzü olan ve beyefendi tarzıyla tanınan değerli bir isim. Röportajı Levent”teki Holding Binası”nda gerçekleştirdik. Çalışma odasında geçmişten günümüze seramik ve sanat eserlerine rastlıyoruz. Çocuklarının ve eşi Oya Hanım”ın güzellik kraliçelerini andıran çok hoş bir resmi baş köşede duruyor. Bülent Bey”in yüzündeki tebessüm söyleşimiz boyunca hiç eksilmedi. Bülent Eczacıbaşı her zamanki net ve diplomatik üslubuyla ekonomiden siyasete, sanattan kendi grubunun gelecek planlarına kadar pek çok konudaki düşüncelerini paylaştı.

İLAÇ SEKTÖRÜ PARLAK

Uzmanlaştıkları sektörlerin dışına çıkmak istemediklerinden özelleştirmelerde yer almadıklarını belirten Bülent Eczacıbaşı, yurtdışı yatırımlarına hız verdiklerini söylüyor. Eczacıbaşı”nın yoğun olarak çalıştığı projelerin başında Rusya”da hayata geçirilecek yeni seramik sağlık gereçleri ve karo seramik fabrikaları bulunuyor. Ekonominin son 50 yıldır olmadığı kadar iyi bir noktada olduğunu da söyleyen Eczacıbaşı, ”Ekonomide son 50 yıldır gelmediğimiz bir noktadayız ancak hala bazı sorunlar var. Faizler yüksek seyrediyor. Türkiye ile ilgili hala bir risk algılaması var” diyor.

Siz çok şapkalı bir işadamısınız, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üst düzey görev alıyorsunuz. Ama ilaç sizin için her şeyden daha önemli. Aynı zamanda İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkanı”sınız. Türkiye, gelecek açısından ilaç üreticileri için cazip bir pazar mı?

Nüfusu ve giderek artan alım gücü ile Türkiye ilaç firmaları için kesinlikle cazip bir pazar. İlaç firmaları ya kendileri ürünlerini üreterek veya başka kuruluşlara ürettirerek ya da ithalat yoluyla Türkiye pazarına giriyor. Türkiye pazarı da gelişiyor.

İlaç sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlaç sektörünün geleceği parlak ama bu sorunsuz olduğu anlamına gelmiyor. İlaç sektörünün bağlı olduğu koşullardaki değişim nedeniyle ilaç sektörü de bir değişim geçiriyor. Örneğin kamu alımlarında tasarruf önlemleri ciddi biçimde yürürlüğe konuyor. Bu da ilaç fiyatlarını ve geri ödeme sistemlerini etkiliyor. İlaçta geçen yıl ciddi fiyat düşüşleri yaşandı. Bu sektörde alışılmış bir şey değil. Sağlık Bakanlığı”mız fiyatların belirlenmesini kökünden değiştirerek yeni bir sistem getirdi. Avrupa”da pazarlanan emsallerine göre en ucuz ilaçların Türkiye”de satılmasını sağlayacak bir sistem bu. Bazı eksikleri olmakla birlikte çok doğru bir sistem olduğunu söyleyebilirim. İlaca erişimin giderek kolaylaşması ve yeni pazarlanan ürünler nedeniyle ilaç sektörü büyümesini yüksek oranlarda sürdürecek.

Ekonominin gidişatından memnun musunuz?

Ekonominin hiç sorunsuz olduğu bir dönem yoktur. Bugün de ekonomide bazı sorunlarımız var. Ancak, olumlu noktalar çok ağır basıyor. Son 50 yıldır gelmediğimiz bir noktadayız. Çok uzun bir süre kriz korkusu ile yaşadık. Bu korku hepimize zarar verdi. Türkiye hep enflasyonla yaşadı. Hatta ”Türkiye dünyada enflasyon liderliğini hep elinde tutar, kamu açıkları Türkiye”nin değişmez bir kaderidir, Türkiye özelleştirme yapamaz” gibi konuları neredeyse değişmez gerçek olarak kabul ettik. Ama son dönemde bunun böyle olmadığını gördük. Ekonomide yaşanan gelişmeler, yatırım iştahımızı ve ileriye dönük bakışımızı çok olumlu etkiledi. İstikrarlı bir ortamda ileriye çok daha güvenle bakıyoruz.

Kırılganlık söz konusu mu?

Ekonomide bazı dengelerin tam sağlanamamış olduğunu görüyoruz. Faizler yüksek seyrediyor. Türkiye ile ilgili hala bir risk algılaması var. Faizlerden döviz kurlarına yansıyor. Bugün döviz kurları sadece ihracatımızı etkilemiyor. Ekonominin tümünde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Fakat istikrar arttıkça faizlerin inmesiyle bu sorun aşılır. İstihdamda sorunlar devam ediyor. Yatırımlara ve inşaat sektöründeki canlanmaya paralel istihdamda bir iyileşme bekliyorum.

Özelleştirme süreci başarılı

1980”den beri özelleştirme konuşuyoruz. 20 yıl bir mesafe alınamadı. 2000”den sonra özelleştirmeler hız kazandı. Son dönemde de kararlı bir şekilde yapılıyor. Bu uygulamayı başarılı buluyorum. Bizim yatırım planlarımızda kendi alanlarımızın yatırım ihtiyaçları çok ağır basıyor. Özelleştirmelerdeki kuruluşların yatırımlarımızla yakından ilgisi olmadığından biz yer almadık.

Rusya”da yeni fabrikalar yolda

Eczacıbaşı Holding”in yeni yatırım planlarından bahsedelim. Uzun vadede mutlaka vardır, ama kısa vadede yeni bir proje var mı? Yurtdışında girişimleriniz?

Çeşitli yatırımların içindeyiz. Bir kısmı sürmekte olan, bir kısmı da çok yakında başlayacağımız yatırımlar. Mevcut kuruluşlarımızın genişleme projeleri bu yatırımlar içerisinde çok önemli yer tutuyor. İstisnamız Kanyon projemiz. Bozöyük”te hem karo fayans hem de sağlık gereçleri alanında seramik üretim tesisleri inşaatı devam ediyor. Askaynak tesisimizin yeni fabrika inşaatı da sürüyor. Yurtdışı girişimlerimiz hız kazanıyor. Rusya”da iki seramik fabrikası için girişimlerimiz ileri bir aşamaya vardı. Yatırıma başlamak üzereyiz.

Yabancı ortaklıklara bakışınız nasıl?

Topluluğumuzda çeşitli yabancı ortaklıklarımız var. Yabancı ortaklıklara hep olumlu baktık. Yabancı ortaklıkta bizim açımızdan önemli olan, finansman katkısının ötesinde mutlaka yeni bir şey getirmesidir. Bizi dünyaya açacak pazarlama gücüne veya ürün know-how”una bakarız. Tüm ortaklıklarımızı yarı yarıya pay sahibi oranlarında dengeli yaptık. Hayal kırıklığıyla biten bir ortaklığımız hiç olmadı.

Avrupalı işadamları hep destek oldu

l3 Ekim”de Türk Hükümeti”ni kararlı ve soğukkanlı tutumundan ötürü kutlamıştınız. Bu noktada diplomasinin öneminden bahseder misiniz?

En kritik noktalar o anlarda diplomatlarımızın, siyasetçimizin becerilerine odaklanıyor. Çok kısıtlı sürelerde çok kritik kararlar almak gerekiyor. Söylenen her kelimenin anlamı çok büyük. Diplomasinin önemi tartışılamaz. 3 Ekim”de de başarılı bir performans gösterildi.

AB bir çağdaşlık projesi demiştiniz. Halkın uyumu nasıl olacak? Sokaktaki insan biliyor mu?

Türkiye”de AB üyeliğine geniş destek olduğu doğru. Bu böyle devam eder mi o ayrı konu. Müzakere sürecinde herkesin çalışma şartlarını etkileyecek konular birer birer önümüze geldikçe belki bu tutumda farklılıklar olabilir. Birçok AB ülkesinde de bu böyle olmuştur. Türk insanının AB”den farklı beklentileri var. Bazısı gerçekçi, bazısı değil. Elde edilen başarıda halkın olumlu tutumunun büyük etkisi var.

Yabancı ve özellikle Avrupalı işadamlarının Türk işadamlarına bakışları nasıl?

Avrupa”daki iş aleminden hep destek aldık. Ülkelere göre farklılıklar oldu tabi. Bazı ülkelerde TÜSİAD benzeri örgütler bu konularda kendi hükümetlerini yönlendirmekte daha aktif olabildiler. Bazı ülkelerde ise tam tersine onlar politikacılarının etkileri altında olabiliyorlar. Fransa bunun bir örneği. Onlar daha pasif ve sessiz yaklaştılar. Fakat genelde Avrupalı işadamları ve iş örgütlerinin bize destek verdiklerini gördük.

Avrupalı işadamları temelde Türkiye”nin üyeliğini neden istiyorlar?Kültürel ve dini fark olmasına karşın.

Temelinde aslında basit bir neden var. Ekonomik görüş açıları ağır basıyor. Siyasi düşünceleri bir kenara itmek konusunda daha özgür olabiliyorlar. Türkiye”nin Avrupa Birliği”ne katacaklarını ön planda tutuyorlar. Her genişleme sürecinin AB”ye bir katkısı var. Türkiye büyük bir ülke olduğu için önemli bir adım olacak.

Siz hangi ülkenin işadamları ile çalışmayı tercih edersiniz?

Böyle bir ayırım yapmak zor. Son 20 yıldır çeşitli ülkelerden kuruluşlar ile ortaklıklarımız var. Hepsi ile çok rahat çalışıyoruz, sorunlu bir ortaklık yaşamadık. Bunların tümü ABD ve Batı Avrupa”dan. Örneğin Uzak doğu”dan bugüne kadar bir ortağımız olmadı. Ama kuruluşlar arasındaki kültür farkı önemli oluyor. Aynı ülkenin bir A kuruluşu ile çalışmak kolay olurken B şirketi ile çalışmak zor olabiliyor. Kurum kültürünün birbine uyması gerekiyor. İş yaşamı ve etik kurallar benzer olduğu için köklü düzgün kuruluşların ülkelere göre çok farkları yok.

İş hayatında insan seçmekte zorlandım

Sizce başarılı olmanın kriteri nedir?

Yapılan işin ciddiye alınması. Öğrenci okurken, yetişkin çalışırken en iyiyi yapmaya çalışmalı. Öğrencilere de söylerim. Bill Gates olduğunuzdan eminseniz okumayı bırakın. Ama milyonda bir olur. O yüzden eğitim önemli. İş hayatına girerken şirketler, CV”nizdeki başarılara bakacak.

Yaşadıklarınızdan öğrendiğiniz bir şey var mı?

İş hayatında insan seçmenin ne kadar zor olduğunu gördüm. Hepimiz hatalar yaparız. Yanlış insan seçilmesine bağlı hatalar yapmışımdır.

Hem İngiltere”de hem de ABD”de okudunuz. Hangi eğitim sistemini daha beğendiniz?

İngiltere”de kendimi lisenin devamında gibi buldum. Devam zorunluluğu ve ağır çalışma gerektiren bir sistem var. ABD”de master yaptığım için tam karşılaştırma yapmam zor. Ama ikisi de Avrupa üniversitelerinin yaşadığı problemleri yaşamıyor.

İstanbul Alman Lisesi”ni bitirdikten sonra hiçbir öğrenci başarı rekorunuzu kıramamış.

Kara geçmişimden bahsetmeyelim (gülüyor). Takip etmiyorum ama okul müdürü beni öyle takdim etmişti.

Ekşi Sözlük”te sizin için ”günde 2 saat uyuyan değerli insan” demişler.

Bu sakın benim toplantılarda uyuduğum süre olmasın. (gülüyor)

Uyku saatlerime dikkat ederim. Günde 7 saatin altına inmemeli.

İstanbul Modern ile gurur duyuyorum

Türkiye”de aile şirketleri yeterince kurumsallaşabiliyorlar mı?

Kurumsallaşma için o ülkede bunu teşvik eden koşullar olmalı. Rekabet olmazsa kurumsallaşma ihtiyacı olmuyor. Geçmişte aile şirketleri profesyonel yönetici istemiyordu. Bugün yatırımcı ile yönetici ayrılabiliyor. Kurumsallaşma olursa şeffaflaşma yaşanıyor. Siyaset dünyası ile iş dünyasının ilişkileri daha sağlam bir zemine oturuyor.

Eczacıbaşı ailesinin sanata ilgisini hepimiz biliriz. İstanbul Modern”in Yönetim Kurulu Başkanı da eşiniz Oya Eczacıbaşı. Siz neler hissediyorsunuz?

İstanbul Modern ile gurur duyuyorum. Bizim burada öncülük rolümüz var. Ancak başta Hedef Allianz ve Avea olmak üzere pek çok kuruluşun işbirliği ile ortaya çıkmış bir yer. İstanbul Modern”e, yurtdışından da çok olumlu tepkiler geliyor.

Bir oğlunuz ve bir kızınız var. Hangisi sanatla daha ilgili? Çocuklarınıza özellikle ne önerirsiniz?

İkisi de çok ilgili. Annelerini izliyorlar. Çocuklarımıza özel reçeteler önermiyoruz. Onlarla birlikte olayları yaşamayı ve birlikte değerlendirmeyi tercih ediyoruz. Onları bir kenara çekip nasihat vermiyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Mutlu olma korkusu: Çerofobi nedir?

mutluluk korkusu, Manşet, çerofobi nedir, çerofobi belirtileri

Mutlu olmayı hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz? Eğer mutlu olursanız bunun olumsuz sonuçlar doğuracağına mı inanıyorsunuz? O zaman siz de mutluluk fobisine sahip olabilirsiniz. İşte çerofobi olarak da bilinen mutluluk korkusu hakkında her şey…

Mutluluktan korkmanın diğer adı: Çerofobi

Çerofobi, hakkında pek konuşulmasa da oldukça yaygın olduğu düşünülen bir sorun. Mutluluk korkusu diye bilinen bu kaygı türü, insan hayatını çekilmez bir hale getirebiliyor. Tedaviye başlamak için, önce geçmişinizi eşelemeniz gerekiyor.

Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durum şüpheli mi görünüyor?

Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.

Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.

Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.

Çerofobi yaygın biçimde kullanılmıyor ya da iyi tanımlanmamış bir terim ve ruh sağlığı durumlarının teşhisinde temel kaynak olan (ABD’de kullanılan) ‘Zihinsel Bozukluklar Tanısal ve Sayısal Kılavuzu’nun  (DSM-5) son baskısında mevcut değil.

Ancak Healthline adlı siteye göre, kimi tıp uzmanları Çerofobi’yi bir kaygı biçimi olarak sınıflandırıyor.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Büyük ihtimalle çerofobisi olan biri her an için üzüntü yaşamıyor, yalnızca mutluluk yaşatabilecek olaylardan ve etkinliklerden kaçınıyor.

Healthline’ın aktardığına göre, bozukluğun kimi işaretleri şunlar:

– Bir sosyal buluşmaya davet edildiğinde endişe hissi.

– Kötü bir şeyin gerçekleşeceği korkusundan dolayı olumlu yaşamsal değişimler sağlayabilecek fırsatları görmezden gelme.

– “Eğlenceli” etkinliklere katılmayı reddetmek.

– Mutluluğu düşünmenin kişiyi kötü veya fena birisi yapacağı düşüncesi

– Mutluluğu düşünmenin kötü bir olayın gerçekleşeceği anlamına geldiğine inanmak

– Mutluluğu göstermenin, sizin ya da aileniz veya arkadaşlarınız için kötü olduğuna inanmak.

– Mutlu olmaya çabalamanın zaman ve enerji kaybı olduğunu düşünmek.

Psikiyatrist Carrie Barron, ‘Psychology Today’ adlı sitede yayınlanan bir blog yazısında, “zevk alma korkusu” biçiminde tanımlanan “Hedonofobi” ya da Çerofobi yaşayan insanlarla ilgili olası sebepleri ele alıyor.

“Bugünlerde, mutluluk arayışını konu alan birçok konuşma var,” diye yazmış.

“Bir insanın bu pozitif duygudan korkması olağandışı görünebilir. Şayet çocukluk dönemine dayanan bir mutluluk/ceza ilişkisinden kaynaklanıyorsa, düşündüğümüzden çok daha yaygın olabilir.”

SEBEBİ OLUMSUZ DENEYİMLER OLABİLİR

Örneğin, sevdiğiniz bir insanla veya belirli bir olayla ilişkilendirdiğiniz olumsuz bir deneyim ile çatışma yaşama korkusundan kaynaklanıyor olabilir. Mutluluk verici bir olayın hemen ardından kötü şeyler yaşamışsanız, buna karşı bir direnç geliştirebilirsiniz.

Barron, “Eğer zevk almaktan hoşlanmıyorsanız, bunun sebebi yol üzerinde bir yerde öfke, ceza, aşağılama ya da hırsızlığın -zevki siz hak etseniz de onlar ele geçirmiş ve- sevincinizi öldürmüş olması mümkün,” diye ekliyor. “Artık bunu hissetmekten korkuyorsunuz; zira, ardından bir hayal kırıklığı geliyor.”

Metro haber sitesinin gerçekleştirdiği bir söyleşide, blog yazarı Stephanie Yeboah, kendi deneyiminden çerofobi ile yaşamanın neye benzediğini anlatıyor:

“Bu, mutluluğun uzun sürmeyeceğini hissetmeniz nedeniyle tam anlamıyla bir ümitsizlik hissi yaşatıyor; bu ise, bir şeye dâhil olmaktan veya aktif biçimde bir şeyler yapmaktan kaygı duymanıza neden oluyor.

“Mutluluk korkusu, bir kişinin aralıksız olarak mutsuzluk içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Benim durumumda, çerofobi, travmatik olaylar nedeniyle daha da kötüleşti ve tetiklendi. Kazanılan bir kampanyayı kutlamak, zor bir görevi tamamlamak ya da bir müşteriyi kazanmak gibi şeyler bile huzursuz hissettiriyor.

Yeboah’ın çok da faydalı olmadığını ifade ettiği çerofobi tedavisi, kimi durumlarda depresyon sorununu tedavi etmekle karıştırılabiliyor.

“Çerofobi hakkında çok fazla kaynak olmadığı için yapabileceğim pek bir şey yok, bu yüzden sadece onunla yaşamaya devam ediyorum ve mümkün olduğu kadar onu düşünmekten kaçınıyorum.”

GEÇMİŞLE HESAPLAŞMAK GEREKİYOR

Barron, geçmişinizi eşelemenin başlangıç için iyi bir yer olduğunu, bu sayede olumsuz sonuçlardan korkmaksızın, keyfince zaman geçirmeye, eğlenmeye ve mutluluğa karşı tolerans göstermeyi deneyebileceğinizi söylüyor.

Bilhassa, iç-görü odaklı psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapiler gibi tedavilerin, insanların sebepleri idrak etmede, ayrıca zevk ve acı arasında kurdukları olumsuz bağlantıları çözme noktasında yararlı olduğunu söylüyor.

Çerofobi ile uğraşmak, her şeyden öte, düşünme biçiminizi değiştiriyor. Şayet aynı sorunu yaşadığınızı düşünüyorsanız, büyük ihtimalle, geçmişte yaşanan bir çatışma ya da travma sebebiyle ortaya çıkan bir savunma mekanizmasıdır.

Sorunlarınız üzerinde çalışmak zaman alır; fakat tedavi ile bunu geçmişte bırakacak, mutluluğun tadını çıkaracak ve işte o anda yaşamaya başlayabileceksiniz.

Yazar: Lindsay Dodgson
Çeviren: Tarkan Tufan
Kaynak: www.gazeteduvar.com

Okumaya devam et

MAKALE

2019’un rengi belli oldu!

renk trendleri, pantone 2019, canlı mercan rengi, 2019 yılının rengi

Bu renk insana yaşama sevinci aşılıyor. Her bakışta farklı algılanan rengin sırrı ise denizin derinliklerinde gizli… Yeni yılda bu rengi sıkça görmeye hazır olun! İşte 2019’un rengi …

Pantone, 2019’un rengini açıkladı: Yaşama sevinci aşılıyor

Pantone Renk Enstitüsü her sene seçtiği yılın rengiyle pek çok sektörde kullanılan renk trendlerine ilham oluyor.

Pantone Renk Ensititüsü,  2019 yılının renginin, PANTONE 16-1546 Living Coral, yani  “canlı mercan” olduğunu açıkladı. Her bakışta farklı algılandığı söylenen “canlı mercan” renginin bakıldığı zaman insana yaşama sevinci aşıladığı düşünülüyor. Enstititü, her yıl renk belirlerken, topluma umut aşılayacak ve iç açacak renkler seçmeye özen gösterdiğini belirtti.

Son 20 yıldır insanların satın alma eğilimlerini, moda, mimarlık, dekorasyon ve ürün geliştirme stratejilerini yönlendiren renk trendlerini belirleyen Pantone Renk Enstitüsü, 2019 yılında canlı mercan renginin pek çok alanda karşımıza çıkacağını belirtiyor.

“Canlı mercan” hakkında yapılan yorumlardan biri de bu rengin her an karşılaşılabilecek bir renk olmayışı. Genel olarak denizin derinliklerinde yaşayan ıstakoz, karides, yengeç gibi hayvanlarda görülebiliyor. Bu sebeple insanlarda merak uyandırdığı ifade ediliyor.

Kaynak: www.t24.com.tr

Okumaya devam et

MAKALE

Beyninize format atmak ister misiniz?

zihni boşaltma yolları, zihin detoksu ve olumlu düşüncenin gücü, beyin detoksu

Vücudumuzdaki fazlalıklardan kurtulmak için detoks yapıyoruz. Peki, zihnimizdeki fazlalıklardan nasıl kurtulacağız? İşte kendimizi yenilemek için 10 adımda zihinsel detoks…

10 ADIMDA ZİHİNSEL DETOKS!

Toprakla uğraşan insanlar bilirler, onu çer çöpten arındırmadan temizlemeden yeni bir tohum ekemezsiniz. Ancak toprak hazır olduğunda onu ekip verim alabilirsiniz. Zihnimiz de tıpkı toprak gibidir. Onu da hatadan yanlıştan arındıralım ki yeni yaratımlar yapabilelim.

Peki bu arınma nasıl yapılacak? Elbette zihinsel detoksla!

Bu süreçte aynı fiziksel detoksta dışarıdan aldıklarımıza nasıl dikkat ediyorsak, zihnimize kabul ettiklerimize ve dışardan bizi etkileyen olumsuz uyarıcılara da dikkat etmeliyiz.

İşte bunun çözümü aşağıdaki 10 maddede:

1- Enerjinizi olumsuz, negatif insanlara harcamaktan vazgeçin.

2- Geçmiş ilişkilerinizden özgürleşin. Sizi üzmüş akraba, arkadaş, eski sevgili kim varsa hepsini affedin. Ayrıca onlardan kalan hediye, fotoğraf, eşya, mesaj gibi şeylerin tümünden kurtulun.

3- Yaşam alanı detoksu… Öncelikle yakın çevreniz ve evinizden başlamakta fayda var. Evinizin sade, temiz ve karmaşadan uzak olması çok önemli. Hayatınızdaki karmaşa en başta evinizdeki karmaşadan kaynaklanıyor olabilir mi? Bu noktada evde kurumuş çiçekler varsa önce onlardan kurtulun çünkü bunlar düşük enerjilerdir. Cansız hayvanlar, böcekler aynı şekilde temizlenmeli. Ağır tablolar, heykel, maskeler ne varsa hepsinden özgürleşin. Daha hayat enerjisi çağrıştıran ağaç, çiçek, aile tablosu, dünyanın güzel yerleri gibi seçenekleri tercih edin. Baş ucunuza astığınız yalnız kadın tablosu aslında sizi de yalnızlaştırabilir!

4- Yaşamın her boyutuyla barışın. Ayrılıklar, hastalıklar, ölümler yüzünden elbette insanlar çok derin acılar çekiyor fakat yas bittikten bir süre sonra bu durumu kabullenmek gerekir. Aksi halde bu birçok olumsuz sonuca yol açıyor.

5- Enerjisi yüksek müzikler tercih edin. Söylediğimiz şarkılar somut bir şekilde hayatımızda açığa çıkabiliyor. Ayrıca olumsuz şarkı sözlerine sahip şarkılar beynimizi, duygularımızı ve ruh halimizi etkiliyor.

6- Kullandığınız kelimelere, cümlelere dikkat edin. ‘’Her şey kötüye gidiyor.’’ gibi cümleler kullanmak her şeyin kötüye gitmesine neden olur. Çevrenizdeki olayların %10 unu kontrol edemezsiniz fakat %90 ı sizin ona verdiğiniz tepkilerdir. Tutum ve tavırınızı değiştirmeye çalışın. Bu noktada odanızın bir köşesine yapıştıracağınız olumlama notları muhteşem bir etki yaratabilir. (Olumlama notlarından farklı bir yazımda daha bahsedeceğim.)

7- Her şeyin bir bilinci var. Evinizdeki eşyalar bile hayatınızda çok önemli bir fark yaratabilir. Eski, ağır enerjiler taşıyan eşyalardan kurtulun. İkinci el alınan eşyalara çok dikkat etmek lazım. Size iyi hissettirdiğinden emin olun. Evinizin bir köşesine mutlu anılarınızdan oluşan bir fotoğraf köşesi yapabilirsiniz. Ayrıca güzel battaniyeler, doğal kokular, minik ışıklandırmalarla evinizin enerjisini yükseltebilirsiniz.

8- Telefon ekranınızdaki görsellere dikkat! Sürekli gördüğümüz bu fotoğrafların bilinçaltımızı olumlu etkilemesi çok önemli. Başarılı hissettiğiniz bir anın fotoğrafını veya sizi motive eden güzel bir görseli tercih edebilirsiniz. Bilgisayar ekranlarını da unutmamak lazım.

9- Renklerin gücüne inanın. Hayatınızda aşk, cinsellik ihtiyacı varsa kırmızı, huzur, iletişim ise mavi veya tükenmişlik varsa ve rahatlamak istiyorsanız daha çok beyazı tercih etmelisiniz. Bir rahatsızlığınız varsa yeşil şifa rengidir. Pembe ise sizi ciddi anlamda rahatlatan sevgiye açan bir renktir.

10- Hayattaki hedeflerinizi görselleştirin, hayal kurun. Beyniniz inandığı bir şeyi gerçekleştirmeye programlıdır. Özellikle sabah ilk uyanıldığında ve gece uyumadan hemen önceki anlar çok değerli. Sizi mutlu eden şeyleri, hayallerinizi düşünün ve zihninizde yaşayın. Sabır ve azimle birlikte bir süre sonra bunları hayatınıza çektiğinizi fark edeceksiniz.

Yazar: Selin Demiröz
Kaynak: www.medium.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

TREND