Sosyal Medya Hesaplarımız

MAKALE

Bill gates isen okulu bırak!

”Yapılan işin ciddiye alınması. Öğrenci okurken, yetişkin çalışırken en iyiyi yapmaya çalışmalı. Öğrencilere de söylerim. Bill Gates olduğunuzdan eminseniz okumayı bırakın.” diyor Bülent Eczacıbaşı ama sonra da ekliyor ”Ama milyonda bir olur.”

Avrupalı işadamlarının Türkiye”nin Avrupa Birliği”ne katacaklarını ön planda tuttuğunu belirten Bülent Eczacıbaşı, ”Her genişleme sürecinin AB”ye bir katkısı var. Türkiye büyük bir ülke olduğu için önemli bir adım olacak” dedi

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent Eczacıbaşı TÜSİAD”da en üst görevlerde bulunmuş bir işadamı. Uluslararası vizyonuyla Türk iş dünyasının yurtdışındaki yüzü olan ve beyefendi tarzıyla tanınan değerli bir isim. Röportajı Levent”teki Holding Binası”nda gerçekleştirdik. Çalışma odasında geçmişten günümüze seramik ve sanat eserlerine rastlıyoruz. Çocuklarının ve eşi Oya Hanım”ın güzellik kraliçelerini andıran çok hoş bir resmi baş köşede duruyor. Bülent Bey”in yüzündeki tebessüm söyleşimiz boyunca hiç eksilmedi. Bülent Eczacıbaşı her zamanki net ve diplomatik üslubuyla ekonomiden siyasete, sanattan kendi grubunun gelecek planlarına kadar pek çok konudaki düşüncelerini paylaştı.

İLAÇ SEKTÖRÜ PARLAK

Uzmanlaştıkları sektörlerin dışına çıkmak istemediklerinden özelleştirmelerde yer almadıklarını belirten Bülent Eczacıbaşı, yurtdışı yatırımlarına hız verdiklerini söylüyor. Eczacıbaşı”nın yoğun olarak çalıştığı projelerin başında Rusya”da hayata geçirilecek yeni seramik sağlık gereçleri ve karo seramik fabrikaları bulunuyor. Ekonominin son 50 yıldır olmadığı kadar iyi bir noktada olduğunu da söyleyen Eczacıbaşı, ”Ekonomide son 50 yıldır gelmediğimiz bir noktadayız ancak hala bazı sorunlar var. Faizler yüksek seyrediyor. Türkiye ile ilgili hala bir risk algılaması var” diyor.

Siz çok şapkalı bir işadamısınız, çeşitli sivil toplum kuruluşlarında üst düzey görev alıyorsunuz. Ama ilaç sizin için her şeyden daha önemli. Aynı zamanda İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Başkanı”sınız. Türkiye, gelecek açısından ilaç üreticileri için cazip bir pazar mı?

Nüfusu ve giderek artan alım gücü ile Türkiye ilaç firmaları için kesinlikle cazip bir pazar. İlaç firmaları ya kendileri ürünlerini üreterek veya başka kuruluşlara ürettirerek ya da ithalat yoluyla Türkiye pazarına giriyor. Türkiye pazarı da gelişiyor.

İlaç sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlaç sektörünün geleceği parlak ama bu sorunsuz olduğu anlamına gelmiyor. İlaç sektörünün bağlı olduğu koşullardaki değişim nedeniyle ilaç sektörü de bir değişim geçiriyor. Örneğin kamu alımlarında tasarruf önlemleri ciddi biçimde yürürlüğe konuyor. Bu da ilaç fiyatlarını ve geri ödeme sistemlerini etkiliyor. İlaçta geçen yıl ciddi fiyat düşüşleri yaşandı. Bu sektörde alışılmış bir şey değil. Sağlık Bakanlığı”mız fiyatların belirlenmesini kökünden değiştirerek yeni bir sistem getirdi. Avrupa”da pazarlanan emsallerine göre en ucuz ilaçların Türkiye”de satılmasını sağlayacak bir sistem bu. Bazı eksikleri olmakla birlikte çok doğru bir sistem olduğunu söyleyebilirim. İlaca erişimin giderek kolaylaşması ve yeni pazarlanan ürünler nedeniyle ilaç sektörü büyümesini yüksek oranlarda sürdürecek.

Ekonominin gidişatından memnun musunuz?

Ekonominin hiç sorunsuz olduğu bir dönem yoktur. Bugün de ekonomide bazı sorunlarımız var. Ancak, olumlu noktalar çok ağır basıyor. Son 50 yıldır gelmediğimiz bir noktadayız. Çok uzun bir süre kriz korkusu ile yaşadık. Bu korku hepimize zarar verdi. Türkiye hep enflasyonla yaşadı. Hatta ”Türkiye dünyada enflasyon liderliğini hep elinde tutar, kamu açıkları Türkiye”nin değişmez bir kaderidir, Türkiye özelleştirme yapamaz” gibi konuları neredeyse değişmez gerçek olarak kabul ettik. Ama son dönemde bunun böyle olmadığını gördük. Ekonomide yaşanan gelişmeler, yatırım iştahımızı ve ileriye dönük bakışımızı çok olumlu etkiledi. İstikrarlı bir ortamda ileriye çok daha güvenle bakıyoruz.

Kırılganlık söz konusu mu?

Ekonomide bazı dengelerin tam sağlanamamış olduğunu görüyoruz. Faizler yüksek seyrediyor. Türkiye ile ilgili hala bir risk algılaması var. Faizlerden döviz kurlarına yansıyor. Bugün döviz kurları sadece ihracatımızı etkilemiyor. Ekonominin tümünde ciddi bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Fakat istikrar arttıkça faizlerin inmesiyle bu sorun aşılır. İstihdamda sorunlar devam ediyor. Yatırımlara ve inşaat sektöründeki canlanmaya paralel istihdamda bir iyileşme bekliyorum.

Özelleştirme süreci başarılı

1980”den beri özelleştirme konuşuyoruz. 20 yıl bir mesafe alınamadı. 2000”den sonra özelleştirmeler hız kazandı. Son dönemde de kararlı bir şekilde yapılıyor. Bu uygulamayı başarılı buluyorum. Bizim yatırım planlarımızda kendi alanlarımızın yatırım ihtiyaçları çok ağır basıyor. Özelleştirmelerdeki kuruluşların yatırımlarımızla yakından ilgisi olmadığından biz yer almadık.

Rusya”da yeni fabrikalar yolda

Eczacıbaşı Holding”in yeni yatırım planlarından bahsedelim. Uzun vadede mutlaka vardır, ama kısa vadede yeni bir proje var mı? Yurtdışında girişimleriniz?

Çeşitli yatırımların içindeyiz. Bir kısmı sürmekte olan, bir kısmı da çok yakında başlayacağımız yatırımlar. Mevcut kuruluşlarımızın genişleme projeleri bu yatırımlar içerisinde çok önemli yer tutuyor. İstisnamız Kanyon projemiz. Bozöyük”te hem karo fayans hem de sağlık gereçleri alanında seramik üretim tesisleri inşaatı devam ediyor. Askaynak tesisimizin yeni fabrika inşaatı da sürüyor. Yurtdışı girişimlerimiz hız kazanıyor. Rusya”da iki seramik fabrikası için girişimlerimiz ileri bir aşamaya vardı. Yatırıma başlamak üzereyiz.

Yabancı ortaklıklara bakışınız nasıl?

Topluluğumuzda çeşitli yabancı ortaklıklarımız var. Yabancı ortaklıklara hep olumlu baktık. Yabancı ortaklıkta bizim açımızdan önemli olan, finansman katkısının ötesinde mutlaka yeni bir şey getirmesidir. Bizi dünyaya açacak pazarlama gücüne veya ürün know-how”una bakarız. Tüm ortaklıklarımızı yarı yarıya pay sahibi oranlarında dengeli yaptık. Hayal kırıklığıyla biten bir ortaklığımız hiç olmadı.

Avrupalı işadamları hep destek oldu

l3 Ekim”de Türk Hükümeti”ni kararlı ve soğukkanlı tutumundan ötürü kutlamıştınız. Bu noktada diplomasinin öneminden bahseder misiniz?

En kritik noktalar o anlarda diplomatlarımızın, siyasetçimizin becerilerine odaklanıyor. Çok kısıtlı sürelerde çok kritik kararlar almak gerekiyor. Söylenen her kelimenin anlamı çok büyük. Diplomasinin önemi tartışılamaz. 3 Ekim”de de başarılı bir performans gösterildi.

AB bir çağdaşlık projesi demiştiniz. Halkın uyumu nasıl olacak? Sokaktaki insan biliyor mu?

Türkiye”de AB üyeliğine geniş destek olduğu doğru. Bu böyle devam eder mi o ayrı konu. Müzakere sürecinde herkesin çalışma şartlarını etkileyecek konular birer birer önümüze geldikçe belki bu tutumda farklılıklar olabilir. Birçok AB ülkesinde de bu böyle olmuştur. Türk insanının AB”den farklı beklentileri var. Bazısı gerçekçi, bazısı değil. Elde edilen başarıda halkın olumlu tutumunun büyük etkisi var.

Yabancı ve özellikle Avrupalı işadamlarının Türk işadamlarına bakışları nasıl?

Avrupa”daki iş aleminden hep destek aldık. Ülkelere göre farklılıklar oldu tabi. Bazı ülkelerde TÜSİAD benzeri örgütler bu konularda kendi hükümetlerini yönlendirmekte daha aktif olabildiler. Bazı ülkelerde ise tam tersine onlar politikacılarının etkileri altında olabiliyorlar. Fransa bunun bir örneği. Onlar daha pasif ve sessiz yaklaştılar. Fakat genelde Avrupalı işadamları ve iş örgütlerinin bize destek verdiklerini gördük.

Avrupalı işadamları temelde Türkiye”nin üyeliğini neden istiyorlar?Kültürel ve dini fark olmasına karşın.

Temelinde aslında basit bir neden var. Ekonomik görüş açıları ağır basıyor. Siyasi düşünceleri bir kenara itmek konusunda daha özgür olabiliyorlar. Türkiye”nin Avrupa Birliği”ne katacaklarını ön planda tutuyorlar. Her genişleme sürecinin AB”ye bir katkısı var. Türkiye büyük bir ülke olduğu için önemli bir adım olacak.

Siz hangi ülkenin işadamları ile çalışmayı tercih edersiniz?

Böyle bir ayırım yapmak zor. Son 20 yıldır çeşitli ülkelerden kuruluşlar ile ortaklıklarımız var. Hepsi ile çok rahat çalışıyoruz, sorunlu bir ortaklık yaşamadık. Bunların tümü ABD ve Batı Avrupa”dan. Örneğin Uzak doğu”dan bugüne kadar bir ortağımız olmadı. Ama kuruluşlar arasındaki kültür farkı önemli oluyor. Aynı ülkenin bir A kuruluşu ile çalışmak kolay olurken B şirketi ile çalışmak zor olabiliyor. Kurum kültürünün birbine uyması gerekiyor. İş yaşamı ve etik kurallar benzer olduğu için köklü düzgün kuruluşların ülkelere göre çok farkları yok.

İş hayatında insan seçmekte zorlandım

Sizce başarılı olmanın kriteri nedir?

Yapılan işin ciddiye alınması. Öğrenci okurken, yetişkin çalışırken en iyiyi yapmaya çalışmalı. Öğrencilere de söylerim. Bill Gates olduğunuzdan eminseniz okumayı bırakın. Ama milyonda bir olur. O yüzden eğitim önemli. İş hayatına girerken şirketler, CV”nizdeki başarılara bakacak.

Yaşadıklarınızdan öğrendiğiniz bir şey var mı?

İş hayatında insan seçmenin ne kadar zor olduğunu gördüm. Hepimiz hatalar yaparız. Yanlış insan seçilmesine bağlı hatalar yapmışımdır.

Hem İngiltere”de hem de ABD”de okudunuz. Hangi eğitim sistemini daha beğendiniz?

İngiltere”de kendimi lisenin devamında gibi buldum. Devam zorunluluğu ve ağır çalışma gerektiren bir sistem var. ABD”de master yaptığım için tam karşılaştırma yapmam zor. Ama ikisi de Avrupa üniversitelerinin yaşadığı problemleri yaşamıyor.

İstanbul Alman Lisesi”ni bitirdikten sonra hiçbir öğrenci başarı rekorunuzu kıramamış.

Kara geçmişimden bahsetmeyelim (gülüyor). Takip etmiyorum ama okul müdürü beni öyle takdim etmişti.

Ekşi Sözlük”te sizin için ”günde 2 saat uyuyan değerli insan” demişler.

Bu sakın benim toplantılarda uyuduğum süre olmasın. (gülüyor)

Uyku saatlerime dikkat ederim. Günde 7 saatin altına inmemeli.

İstanbul Modern ile gurur duyuyorum

Türkiye”de aile şirketleri yeterince kurumsallaşabiliyorlar mı?

Kurumsallaşma için o ülkede bunu teşvik eden koşullar olmalı. Rekabet olmazsa kurumsallaşma ihtiyacı olmuyor. Geçmişte aile şirketleri profesyonel yönetici istemiyordu. Bugün yatırımcı ile yönetici ayrılabiliyor. Kurumsallaşma olursa şeffaflaşma yaşanıyor. Siyaset dünyası ile iş dünyasının ilişkileri daha sağlam bir zemine oturuyor.

Eczacıbaşı ailesinin sanata ilgisini hepimiz biliriz. İstanbul Modern”in Yönetim Kurulu Başkanı da eşiniz Oya Eczacıbaşı. Siz neler hissediyorsunuz?

İstanbul Modern ile gurur duyuyorum. Bizim burada öncülük rolümüz var. Ancak başta Hedef Allianz ve Avea olmak üzere pek çok kuruluşun işbirliği ile ortaya çıkmış bir yer. İstanbul Modern”e, yurtdışından da çok olumlu tepkiler geliyor.

Bir oğlunuz ve bir kızınız var. Hangisi sanatla daha ilgili? Çocuklarınıza özellikle ne önerirsiniz?

İkisi de çok ilgili. Annelerini izliyorlar. Çocuklarımıza özel reçeteler önermiyoruz. Onlarla birlikte olayları yaşamayı ve birlikte değerlendirmeyi tercih ediyoruz. Onları bir kenara çekip nasihat vermiyorum.

Kigem.com Kişisel Gelişim Merkezi’nin kısaltmasıdır. Türkçedeki ilk kişisel gelişim ve sosyal başarı portalıdır. Yazar Mümin Sekman tarafından yayın hayatına sunulmuştur. 2000 yılında yayına başlayan site, 19 yıldır kesintisiz bir şekilde geliştirici yayınlarına devam etmektedir. Sitenin yıllık ziyaretçi sayısı 5.000.000 kişiyi aşmaktadır. İçeriği uzman bir ekip tarafından özenle hazırlanmaktadır.

Advertisement

MAKALE

Spor Dünyasından Resimli Şampiyon Sözleri

spor dünyası sözleri, şampiyonluk, şampiyon sözleri mümin sekman, şampiyon sözleri kitap, şampiyon sözleri, şampiyon

Şampiyon Sözleri Mümin Sekman tarafından yazıldı. Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesinin bulunduğu Şampiyon Sözleri kitabından sizler için en güzel ve motivasyon sağlayıcı sözleri seçtik.

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

ŞAMPİYON SÖZLERİ ARKA KAPAK YAZISI

Zorlu Zamanlarda Motivasyonu Arttıran Fikirler!..

SPOR DÜNYASINDA BAŞARILI OLMAK

Pes etmeyi bir kez öğrendin mi alışkanlığa dönüşür.

Vince Lombardi

Kan, ter ve saygı. İlk ikisini verir, sonuncuyu kazanırsın.

Dwayne Johnson

Yapmadığın atışları asla sayıya çeviremezsin.

Larry Bird

Zayıf olana herkes acır, “kıskanılmak” ise çabayla kazanılır.

Arnold Schwarzenegger

Olduğun yerden başla. Elindekini kullan. Yapabildiğini yap.

Arthur Ashe

Bir olimpiyat şampiyonu, size birebir başarı koçluğu yapsa ne kazanırdınız? 

Lazer gibi odak, çelikten bir irade ve ateşli motivasyon! 

Dünya şampiyonlarının hayat ve sporda başarı üzerine 1250 tavsiyesi bu kitapta. Şampiyonlar şöhret, servet, kudret, marifet, zafer ve hezimet üzerine hayat dersleri veriyor. Hayatın zorlu “unvan maçları”na çıkarken, mücadele gücünüzü artıracaklar. 

Bu kitap şampiyon sporcular kadar, işinin şampiyonu olanlar için. Hayatın olimpik mücadelesinde yarışan CEO’lar, TUS adayı doktorlar, genç girişimciler veya üniversite adayları “zorlu zamanlarda güçlendiren fikirler” bulacak.

“Yetenek yoksulun servetidir,” der John Wooden. Yeteneği şöhrete, şöhreti servete, serveti kudrete, kudreti de daha büyük başarıya çevirmenin sistemini keşfedeceksiniz. 

Şampiyonluk bir zihin durumudur. Kazanmak için oynamak bir dünya görüşüdür. İnsan kendi hayatının şampiyonu olabilir. İçinde ve işinde “şampiyon zihniyeti inşa etmek” isteyenlere en kapsamlı kaynak…

Kitapta Muhammed Ali’den Pele’ye, Tiger Woods’tan Michael Jordan’a, Katarina Witt’ten Bruce Lee’ye, Roger Federer’den Ronaldo’ya alanın en iyileri kişisel sırlarını ve profesyonel sistemlerini anlatıyor. Çoğu kazanma taktiği Türkçeye ilk kez çevrildi. Türkiye’nin “başarı yazarı” Mümin Sekman da efsanelerin başarı sistemini analiz etti.

Hayatı bir şampiyon gibi yaşamak isteyenler ve şampiyonluktan başka bir hayat düşünemeyenler için… Daha ileriye, daha yükseğe, daha güçlü ve daha hızlı!

Okumaya devam et

MAKALE

Evlat edinilen çocuklar ve güvenli bağlanma süreci

yakın ilişkiler, evlat edinme, evlat edinilen çocuklar, çocuk, bağlanma

Evlat edinilen çocuklar, diğer çocukların uğraşmak zorunda kalmayacağı deneyimler yaşıyorlar. Bu deneyimler, evlat edinilen çocuklarda kaygı veren davranışlara yol açabilir. Peki, bu durumu nasıl baş edebiliriz? İşte yanıtı…

Evlat Edinilen Çocuklarda Bağlanma

Bağlanma teorisini ortaya atan John Bowlby’e göre bir çocuğun birine bağlanması; korktuğu, yorgun ya da hasta olduğu durumlarda özel olarak o kişinin yakınında ve o kişiyle iletişim içinde olmak istemesi anlamına geliyor1. Çocukların bağlanma stilleri güvenli, güvensiz (kaygılı veya kaçınmacı) ve düzensiz-güvensiz olmak üzere üçe ayrılıyor1. Ebeveynlerine güvenli bağlanan çocuklar, hem etraflarındaki dünya üzerinde bir etkileri olduğuna dair kendilerine hem de kişilerarası ilişkilerinde ebeveynlerine güveniyorlar1. Bu sayede problem çözme yeteneklerine daha fazla güvenen çocuklar, daha özgür bir biçimde dünyayı keşfedebiliyorlar1. Buna karşılık güvensiz bağlanan çocuklar gelişimleri boyunca bu keşif süreçlerini güvenle gerçekleştiremedikleri için daha fazla sorun yaşayabiliyorlar. Özellikle düzensiz-güvensiz bağlanan çocuklarda davranış bozuklukları ve psikopatoloji görülme olasılığı daha yüksek oluyor1.

Yapılan araştırmalarda evlatlık çocuklarda daha sık güvensiz ve düzensiz-güvensiz bağlanma stilleri, ideal olmayan çocuk-ebeveyn ilişkileri, tepkisel bağlanma bozukluğu ve rastgele arkadaşlık davranışları olduğu görülüyor1, 3, 4, 5. Evlat edinilmiş çocukların arasında güvensiz-düzensiz bağlananların fazla olmasına aslında bu grupta yetimhanede yetişmiş çocukların sayısının daha çok olması sebep oluyor. Çünkü yetimhanelerden çıkmış evlatlık çocuklar, çok küçük yaşta biyolojik ebeveynlerinden ve yetimhanede karşılaştıkları bakıcılardan sürekli ve sık sık ayrılmak zorunda kalıyorlar1, 4. Temel ebeveyn bakımından yoksun kalmanın getirdiği stres, çocukların beyinlerinin stresle baş etmeyi sağlayan bölümünün diğer çocuklarınkine göre daha farklı çalışmasına ve strese uygun tepki verilmesini sağlayan kortizol hormonunun daha az salgılanmasına sebep oluyor8. Bu işlevsel farklılıklar, çocuklarda zihinsel hastalıklar görülmesine ya da strese yeterince uygun tepki veremedikleri için gençliklerinde daha riskli davranışlar sergilemelerine yol açabiliyor8.

Yetimhaneden çıkıp evlat edinilen çocuklarda yeni ebeveynlerle bağlanmanın oluşabilmesi ve çocukların işlevselliklerinde buna bağlı olumlu gelişmeler görülebilmesi için çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkinin çocuğun önceki bakıcılarıyla olan ilişkisinden farklı olarak stabil, tutarlı ve kaliteli olması gerekiyor. Yapılan bir araştırmada hayatlarının ilk yıllarını yetimhanede sık sık bakıcı değiştirerek geçirmiş çocukların -en uzunu dokuz ayda olmak üzere- %40’ının ilk 3 ay içinde yeni ebeveynlerine bağlandıkları görülüyor5. Ancak çocuklarda bu şekilde bağlanma davranışlarının gözlenmesi, bağlanma stillerinin kesin olarak güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Romanya’daki yetimhanelerde yetiştikten sonra evlat edinilmiş çocuklarla yapılan bir araştırmada, Kanadalı çocuklar ve dört aylıktan önce evlat edinilmiş çocuklara kıyasla araştırılan grubun belirgin bir kısmının yeni ebeveynlerine daha güvensiz bağlandıkları ortaya çıkıyor6. Bu durum elbette çocukların evlat edinilmeden önce karşılaştıkları, bakıcılar tarafından ihmal edilmek gibi kötü deneyimlere oldukça bağlı.

Yetimhanedeki koşullardan ötürü güvensiz bağlanmaya yatkın olan bu çocukların yeni ebeveynleriyle güvenli bir bağ kurmaları zor görünüyor ancak imkansız değil. Bowlby’ye göre çocukların hayatlarındaki ilk beş yılda karşı karşıya kaldıkları ebeveynlik davranışlarının hassasiyetindeki değişimler, çocukların bağlanma stillerinde ve dünyaya bakış açılarında iyi yönde bir değişim sağlayabiliyor4. Yapılan araştırmalarda bir yaşından önce evlat edinilen çocukların biyolojik ebeveynleriyle yetişen çocuklarla aralarında bağlanma stilleri açısından kayda değer bir fark olmadığı görülüyor4, 6. Genel olarak, evlat edinilme yaşı ile bağlanma stilinin iyi yönde değişmesinin zorluk seviyesinin paralel gittiği düşünülüyor2. Bu duruma sebep olarak bir yaşından küçük çocukların yetimhanelerin kötü şartlarına uzun süre maruz kalmadan ve henüz bağlanma sistemleri gelişmekteyken yeni ebeveynleri tarafından bakım görmeye başlamaları görülüyor6. Ancak aynı paralellik düzensiz-güvensiz bağlanma stiliyle evlat edinilme yaşı arasında bulunmuyor, yaştan bağımsız olarak düzensiz-güvensiz bağlanma stili genellikle yoğun bir şekilde kötü muameleye maruz kalma sonucu oluştuğu için değişmesi de daha zor oluyor4.

Bu istisna göz ardı edildiğinde, evlatlık edinilen çocukların, biyolojik ebeveynleri tarafından yetiştirilen çocuklar gibi bağlanma stillerinin onları evlat edinen anneleriyle oldukça benzer olduğu görülüyor7. Yapılan uzun soluklu bir çalışma da erken ve orta çocukluk dönemlerinde annelerin çocuklarına gösterdiği hassas davranışların çocukların erken yetişkinliklerindeki bağlanma algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyuyor3. Bunun yanı sıra aslında ebeveynlerden en az birinin bile güvenli bir dünya görüşüne (state of mind) sahip olması, çocukların evlat edinilmeden önce yaşadığı travma ve mahrum kalmışlığa karşı koruma görevi görebiliyor7. Yani her ne kadar bağlanma stillerinin güvenliye dönmesi zor gibi görünse de geç evlat edinilen çocukların bile kurumların bakımı altından çıkıp sabit, korumacı ve ilgi gösteren bir aile tarafından bakım görmeleri sosyal ilişkilerinden bilişsel kapasitelerine ve zihinsel sağlıklarına kadar hayatlarının birçok alanındaki gelişimlerinde olumlu etkiler yaratıyor.

Yazan: Rengim Lal Kılavuz
Düzenleyen: Dr. Gizem Sürenkök
Kaynak: www.yakiniliskiler.com

Okumaya devam et

MAKALE

Müşteri memnuniyeti için öneriler

satın alma deneyimi, satın alma, pazarlama, müşteri, marka

Markalar müşterilerine iyi bir satın alma deneyimi yaşatmayı hedefler. Fakat maalesef bu konuda başarılı olan pek az şirket var. Peki, bu durum tam tersine nasıl çevrilir? İşte yanıtı…

İyi Müşteri Deneyimi Yaşatmak Neden Çok Zor?

İnsanın bir markayla ilişkisi sadece o ürünü kullandığı zaman yaşadıklarından ibaret değildir. Bilgi edinmek için internetten yaptığı araştırmalarla başlayan süreç; çağrı merkezi görevlileriyle konuşmalar, satın alma sırasında satıcıların tavırları ve satın alma yolculuğu sonunda yaşadıklarının toplamından oluşan bir marka deneyimidir.

Kısacası müşteri ve marka arasındaki ilişki bu “gerçeklik anlarında” yaşanan tüm adımları içerir.

Rekabetin gerisinde kalmamak için şirketlerin bu gerçeklik anlarının her birini incelemesi ve satın alma yolculuğunun her aşamasını müşteri için kolaylaştırması gerekir. Bunun için insanların motivasyonlarını, yapmak istediklerini anlayıp sonra da markayla ilişkiye girdiklerinde yaşadıkları zorlukları giderecek çözümler üretmesi lazımdır.

Bugün -maalesef- büyük şirketlerin birincil sorunu müşterilerin gerçekten ne istediklerini anlayamamalarıdır. Satın alma deneyimini iyileştirmek için bir araya gelen yöneticiler, çoğu zaman empati güçlerini kaybederler. Tüketicilerin de kendileri gibi insan olduğunu unuturlar. Çamaşır makinesi üreten bir şirket yöneticisi müşteri deneyimine odaklanmak yerine satış noktalarında yaşanan şirket sorunlarına odaklanır. Oysa her marka yöneticisi, günlük hayatta bir başka markanın tüketicisidir. Özel hayatında; o da yaptığı alışverişten şikâyet eden, aldığı ürünün fiyatından yakınan, gereğinde memnun kalmadığı ürünü iade eden olağan bir müşteridir. Fakat yönetici şapkasını giyip kurumsal bir kimliğe büründüğünde düşünceleri ve davranışları değişir. Müşterilerinin çamaşır yıkamakla ilgili gerçek sorunlarını çözmek yerine sosyal projeler üretmeye, toplumsal konulara duyarlılık kisvesi altında konu dışı alanlara kafa yormaya başlar. Tüketicinin bugünkü ihtiyaçlarını çözmek yerine ilgisiz konulara öncelik verir. Kendi kişisel hedeflerine veya kendi departmanının önceliklerine odaklanır.

Benzer şekilde müşteri deneyimini iyileştirmek için uluslararası danışmanlık şirketlerine büyük projeler yaptıran şirketler bile çoğu zaman kendi tüketicilerinin (müşterilerinin) ihtiyaçlarına yalın çözümler üretmek yerine mevcut sorunları daha da karmaşıklaştırırlar.

Oysa tüketiciler markaların vaat ettiklerini hakkıyla yerine getirmesini beklerler.

Dijitalleşmeyle, bugün pazarlama disiplini bir evrim geçiriyor. Satın alacağı ürünü internetten iyice araştıran, tüketici yorumlarını didik didik okuyan yeni nesil müşteriler markaların önüne farklı taleplerle gelmekte. Bütün şirketlerin bu talepleri iyi anlamaları, analiz etmeleri ve bunlara çözüm üretmeleri şart. Aksi takdirde bugünün insanına zorla iteleyerek ürün veya hizmet satmak mümkün değil.

Son yıllarda hayatımıza giren Inbound Pazarlama, modern insanın beklentilerine karşılık veren bir felsefeyi benimser. Yaklaşımı, dijital ortamda edindiği bilgi ile güçlenen modern müşterinin (tüketicinin) yapmak istediğini anlamak ve ona yol göstermektir. Inbound Marketing felsefesi eski usul yöntemler kullanarak, ısrarla bir ürün veya hizmeti zorla satmaya çalışan pazarlama anlayışının tam tersidir.

Inbound Marketing’in hedefi, markayı insanlara itelemek yerine onları markaya çekmek ve gönüllü bir şekilde markadan alışveriş yapmalarını sağlamaktır.

Inbound Pazarlama yöntemini uygulamak isteyen yöneticilere önerilerim şunlardır:

  • Markanın odağına insanı koy. Onun ne yapmak istediğini, amacını anla. Tüketicilerini veya müşterilerini “persona”lar ile tanımlayabilir, onları segmentlere ayırabilirsin ama unutma ki her biri senin benim gibi gerçek birer insandır. Dolayısıyla markanın müşterisinin önce insan sonra tüketici olduğu hatırla.
  • İnsanlar her gün kendilerine zorla bir şeyler satmaya çalışan yapışkan satıcılardan bıktı. Bu nedenle Web sitene ya da mağazana gelen insana hemen satış yapmaya çalışma. Onun ihtiyaçlarını anlayabilmek için sorman gereken bütün soruları sor. Ona bilgi vermekte cömert ol. Kendini bir satıcı gibi değil, o insana yardım etmek için görevlendirilmiş bir yetkili gibi gör.
  • Alışveriş yapan her insanı tedirgin eden birçok konu vardır. Yanlış ürüne veya hizmete para harcamak, verdiği karardan dönememek, satın aldıktan sonra markanın ilgisiz kalacağından endişe etmek… Bunlar insanların “acı noktalarıdır”. Her sektörde insanların markalardan alışveriş yaparken karşı karşıya kaldıkları sayısız acı noktası vardır. Kendi markan için bunların hepsini listele ve bunlara çözüm üret. Bugün Amazon, insanların bütün acı noktalarını çözdüğü için dünyada 1 numara olmuştur.
  • Eğer böyle davranırsan insanlar senin markana güven duyacak ve alışveriş yapmaya gönüllü olacaklardır. Markanı kendilerine zorla satış yapmaya çalışan diğer markalardan ayrı bir yere konumlayacaklardır.
  • Satın alma yaptıktan sonra senin markanla ilişkiye devam edecekler, kendi çevrelerine markanı tavsiye edeceklerdir.
  • Bütün bunları hayata geçirmek ve insanlara iyi bir alışveriş deneyimi yaşatmak için dijital teknolojileri hakkıyla kullan.

Dijital çağda istediği bilgiyi edinebilen, önünde sayısız seçenek olan, istediği markadan alışveriş yapabilen modern insana hitap edebilmek, onu markana çekebilmek, onun aklını ve gönlünü kazanabilmek, onun senin markandan can-ı gönülden alışveriş yapmasını sağlamak için gerekli dijital dönüşümü gerçekleştir.

Bu dijital dönüşümü gerçekleştirmeyen markaların bugünün dünyasında iyi bir alışverişçi deneyimi yaşatmaları ve ayakta kalmaları mümkün değil.

Yazar: Temel Aksoy
Kaynak: www.temelaksoy.com

Okumaya devam et
Advertisement

EĞİTMENLER

MEHTAP TOZCU MEHTAP TOZCU
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Mehtap Tozcu

Mehtap Tozcu Adana’da doğdu.  Çukurova Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı bölümünden mezun oldu.  Ahi Evran Üniversitesinde pedagojik formasyon eğitimini tamamladı. Özel...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Başak Koç
EĞİTMENLER1 sene önce

Her Şey Seninle Başlar Eğitmeni: Başak Koç

Milli voleybolcu Başak Koç, 1993 yılında Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde spor kariyerine başladı. Galatasaray, Fenerbahçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Işıkspor’da forma giydi.  Aktif...

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Her Şey Seninle Başlar eğitmeni:
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Batuhan Kürkçü

1987 yılı Ankara doğumlu olan Batuhan Kürkçü, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun oldu. Askerlik sonrasında Türk Hava Kurumu Uçuş Akademisi’nde...

Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Ümit Sedat Bayram, Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Ümit Sedat Bayram

ÜMİT SEDAT BAYRAM KİMDİR? Ümit Sedat Bayram 1977 yılında Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde mühendislik eğitimi aldı. Ulusal bir ilaç firmasında...

Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı Manşet, Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Harun Kılcı
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Harun Kilci

Harun Kilci Kariyer ve Yönetim Danışmanı Eğitmen 1999 yılında Kara Harp Okulundan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu, 2005 yılında işletme...

Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri, Manşet, Kübra Yalçın
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Kübra Yalçın

Kübra Yalçın İK Yöneticisi, Eğitmen Adana’da dünyaya gelen Kübra Yalçın birincilikle girdiği Doğu Akdeniz Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden ‘Şeref Öğrencisi’...

Meltem Can Karabay Meltem Can Karabay
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Meltem Can Karabay

Meltem Can Karabay Yaşam Koçu ve Eğitmen İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Kişisel gelişim alanına duyduğu...

Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri Lisanslı Her Şey Seninle Başlar eğitmenleri
EĞİTMENLER2 sene önce

Her Şey Seninle Başlar eğitmeni: Özlem Baydar

Geçen yıl Her Şey Seninle Başlar eğitmen eğitimi açılmıştı. Seçilen eğitmen adaylarına Mümin Sekman tarafından eğitimler verildi ve artık göreve...

TREND